KOMİSYON KONUŞMASI

AHMET HALUK KOÇ (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben bu konuya geçmeden önce, daha önceki toplantıda Sayın Büyükelçi Faruk Kaymakcı'ya yönelttiğimiz bir soruya verilen yazılı yanıt var. Bütün üyelere dağıtıldı. Bu, İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde Türkçenin de tıpkı İngilizce, Fransızca, Arapça gibi resmî diller statüsüne geçip geçmemesi konusunda Bakanlığın bir çalışması, girişimi olup olmadığı konusuna dönüktü. Bu, basınında da bazı noktalarda ilgisini çekmişti o toplantıdan sonra.

Şimdi, verilen bir cevap var, bu cevapta beni tabii üzen bir bölüm var, bunu paylaşmak istedim: "Burada İslam İşbirliği Teşkilatının resmî dilleri arasına Türkçenin de dâhil edilmesi yönündeki talebimizin Arap ülkelerinin direnişiyle karşılaşması tahmin edilebilecek bir husustur." Yani burada hem Arap ülkeleriyle geleneksel bir yakınlık zemini her zaman söylenegelmektedir hem de böylesi, bir tek İslam ülkelerini ilgilendiren bir platformda dahi Arap ülkelerinin Türkiye'ye karşı hasmane tutumu bir ön tavır olarak algılanabilmektedir. Bu, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tablodur. Bu, resmî bir yanıttır. Resmî yanıtta bunun ifade edilmesi bir ikrardır. O zaman, Türkiye'nin dış politikasında Arap ülkelerine yönelik tehdit unsuru mu var? Bu Arap ülkelerinin -bizden gelebilecek olan veya işte buradaki konu Türkçe- böyle bir talebe karşı, Türkiye'ye baştan ön yargılı bir tavır sergileyecekleri hususu resmî bir görüş olarak alınıyor. Burada ülke olarak bence Arap ülkeleri politikamızı da diğer politikalar gibi çok ciddi bir şekilde ele almak durumundayız. Bu cümleden yola çıkarak söylüyorum çünkü bozulma tek bir alanda değil. Bunu bir muhalefet milletvekili olarak söylüyorum, bunu siyasi partiler yarışmasına konu olabilecek bir tez olarak ileri sürmüyorum; bunu hepimizin ortak vatanı, gözümüzün, canımızın titrediği bu ülkenin dış politika alanında şu ana kadar attığı yanlış adımlar varsa tartışılabilmesi, düzeltilebilmesi adına ifade etmek istiyorum. Gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken... Bilmiyorum, sizi incitti mi, incitmedi mi o kelime, o cümle? Bakarsanız, Arap ülkelerinin direnişiyle karşılaşabileceğinin ön kabulü. Bu çok acıdır. Onun için Türkiye'nin gerek Irak gerek İran gerek Suriye gerek Mısır gerekse inanç eksenleri dışında, alt inanç grupları eksenleri dışında Arap ülkeleriyle sürdürdüğü politikanın cidden ülkemizin millî menfaatlerine uygun şekilde yeniden değerlendirilmesi ve bir yerde bir şekilde bir toparlama sağlanacaksa bunun da bir millî birlik etrafında... Herhâlde en üstteki yetkili Sayın Cumhurbaşkanının "Türkiye ittifakı" olarak dile getirdiği tespit mevcut İstanbul seçimlerinin yenilenmesine yönelik birtakım beklentiler değil, bu olsa gerektir diye anlamak istiyorum. Çünkü işte Türkiye ittifakı bu, böyle olmalı. Yani burada ne demek "Arap ülkelerinin direnişiyle karşılaşacağız." ön algısı? Ne yaptık biz? Böyle bir ön yargıyla karşılaşacağımız ön kabulümüz. O zaman bunu sadece Arap ülkelerinin bulunduğu, bir tek İslam ülkelerinin bulunduğu platformlardan dışarıya çıkartalım. Bütün Avrupa, Akdeniz asamblelerinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yani tüm boyutlara taşımamız lazım. Çok acı bir tablo bu. Bu hususta bir ortak duyarlılık oluşabilmesi için bir milletvekili olarak -partimin adının önemi yok- duyarlılığımı ifade etmek istedim müsaadelerinizle.

Çok teşekkür ediyorum.

Söz konusu anlaşmaya gelince, 27'nci Dönemde de Nijer ve Filistin'le imzalanmış ve Cumhuriyet Halk Partisinin o dönemde de muhalefet şerhi koyduğu benzer anlaşmalar var. Burada "TİKA'nın -belirttiler sayın bürokratlar- 72 yataklı hastanenin işletimi iki ülkenin Sağlık Bakanlıkları tarafından üç yıl boyunca ortak olarak yürütüldükten sonra Kırgız makamlarına devredilecek. Devirden sonra da üç yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı koordinasyon, gözlem faaliyeti yapacak ve bir de 20 kadar Kırgız doktor da Türkiye'de uzmanlık eğitimi alacaklar." şeklinde.

Şimdi, daha önce, geçen dönemde -bizim muhalefet şerhi koyduğumuz- Nijer ve Filistin'le yapılan anlaşmalarda şu cümle yer alıyordu: "Türkiye'de uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın uygun bileşenlerinin aktarılması." Çok başarılı bir program uyguladık biz sağlıkta, bütün ülke bileşenlerinin halkımızın sağlığa eşit ve sağlık ihtiyacı olduğu zaman ücretsiz ona ulaşabileceği her türlü sağlık politikasını devreye soktuk ve bunu bir dönüşüm olarak adlandırdık ve bunu oraya aktaracağız şeklindeydi. Fakat burada herhâlde eleştirilerden sonra veya başarısızlığın bir şekilde ön kabulü "Kırgız kamu sağlık kurumlarının yönetiminde ve finansmanında yeni prensip ve programların aktarılması amacı" diye değiştiriliyor.

Yani özet: Daha önceki anlaşmalarda "Türkiye'de uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın uygun bileşenlerinin aktarılması" ifadesi yerine -uygun olabilecek, aktarılacak hiçbir şey kalmadı, o anlaşılıyor- bu arada "Kırgız kamu sağlık kurumlarının yönetiminde ve finansmanında yeni prensip ve programların aktarılması..." Bunu da bir ikrar olarak değerlendirmek istiyorum.

5'inci maddede tarafların hak ve yükümlülükleri var. Burada benzer anlaşmalarda, Kırgızistan'daki hastanelerin farklı alanlardaki hizmet alımları Türk tarafınca yönetilecek, yürütülecek. Burada birinci, ikinci ve alt bölümlerde bunlar yer alıyor. Belirtilen üç yıllık ortak işletme maliyeti 19 milyon Amerika Birleşik Devletleri doları, hastaneyi TİKA'nın yaptığı yazılı. Türkiye'nin bu hastanenin yapımı için harcadığı gerçek, reel rakam ne kadardır sayın bürokratlar?

Bir başka konu: Bu 7'nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca mal ve hizmet alımları satın alma prosedürlerini belirleyecek olan bir komite kuruluyor, İdari ve Mali İşler Komitesi. Burada, 5 kişilik komitede başhekim var, idari ve mali işler müdürü, TİKA Bişkek koordinatörü; bunların hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Yani böyle bir ayrıcalık burada ortaya konmuş.

Son olarak Sayın Büyükelçinin takdiminde belirttiği, Kırgız Cumhuriyeti'nin FETÖ terör örgütüne dönük korumacı tavrının devam ettiğini diplomatik üzüntü içeren kelimelerle ifade etmesi, ki son, Sayın Büyükelçimizin, Kırgızistan'da verilen bir iftarda, o ülkedeki bu örgütün elebaşlarının orada resmî davetli olarak bulunmasına gösterdiği tepkiyle iftar programını terk ettiğini hepimiz gördük.

Kırgızistan bir Kore değil, Kırgızistan bir Japonya da değil. Amerika Birleşik Devletleri'ne doğrudan bağlı, dış politikasını Amerika Birleşik Devletleri ekseninde yürüten, oranın dışına çıkması muhtemel dışı, kabul edilebilecek bir ülke değil. Kırgızistan bir Türkî Cumhuriyet, bağımsız devletler topluluğunun bir üyesi, eski Sovyetler Birliği'nin bir üyesi.

Şimdi, Kırgızistan'la bizim yakınlığımız var, zaman zaman inişler çıkışlar gösteriyor fakat şöyle: Buradan da ilk başta yaptığım, bu Arap ülkelerinin Türkçe teklifi karşısındaki dirençlerinin ön kabulü olarak alınması gibi... Yani biz bu insanları, bu örgütleri oraya empoze ettik zamanında. Diyeceksiniz "Bunlar çok tartışıldı." Burada, Türkiye daha net bir öz eleştiri yapamadı Sayın Başkanım. Yani devletin her kademesi, Kırgızistan ve benzeri ülkelerle olan her türlü ilişkimizde bu insanları devlet olarak biz refere ettik oraya. Hastanesine refere ettik, dış politikasına refere ettik, militer, askerî yapılanmasına, Emniyet teşkilatı yapılanmasına refere ettik, eğitim kurumlarında refere ettik ve şimdi, biz, 15 Temmuz sonrası birdenbire, gece gündüz farkı gibi, refere ettiğimiz bu kadroları "Bunlar sizin için de güvenlik unsuru oluşturuyor, aman dikkat." dediğiniz zaman, herhâlde bunları inandırmakta daha epey bir zaman kaybedeceğiz gibi gözüküyor.

Önümüzde dünyadaki bütün haritaya baktığımız zaman, sadece Kırgızistan'da değil, birçok ülkede buna benzer özel, münhasır koruma alanları oluşturduklarını görüyoruz ve şimdi, biz, Türkiye, sağlık alanında bu kadar büyük, epey bir yatırım yapıyor, bir katkı sağlıyor -bir kardeş cumhuriyettir, şudur, budur- ama en haklı olduğumuz davada dahi inandırıcılığımızı Kırgızistan'a kabul ettiremiyoruz. Burada da bilemiyorum, bu tür anlaşmalar boyutunda birtakım başka adımlar da diplomatik olarak atılabilir mi? Bunu da dile getirmek istedim.

Muhalefet şerhimizde ilişkili olan bölümü de zamanı içerisinde teslim edeceğiz.

Vaktinizi aldım, çok teşekkür ediyorum, arkadaşlarımıza da başarılar diliyorum. Sağ olun.