KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, bir düzeltme yapmak istiyorum. İşveren Sendikası yetkililerimizden bir arkadaşımızın sendikaların 2009 istatistikleri ile 2012 istatistikleri arasında pek bir ilerleme olmadığı, onun için buna gerek olmadığı şeklinde bir yaklaşımı oldu. 2009 Temmuz istatistiklerine göre DERİTEKS Sendikasının 1.800 üyesi vardı, daha sonra bu 3.760'a çıkmış durumda. Yine SOSYAL-İŞ Sendikamızda da üye sayısı 1,5 kat artmıştır. Yani bu konuda bir gayret ve çaba açıkça ortadadır.

Sayın Başkan, Türkiye toplu iş sözleşmesi kapsamı ve sendikalaşma bakımından OECD sonuncusu bir ülkedir. Yine, geçtiğimiz yıl Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu verilerine göre, Türkiye olarak işçi sendikal hak ihlallerine göre ise dünyanın en kötü 10 ülkesi içerisindeyiz. İşçilerimizin yüzde 90'ı sendikasız sevgili Komisyon üyeleri. Yani 16 milyon 250 bin kayıtlı işçimizin 14 milyon 400 bini herhangi bir sendikaya üye değildir. Fiilî sendikalaşma oranı da şu anda yüzde 11 dolayıdır, kayıt dışı da dâhil olmak üzere.

Şimdi, demokrasimizin olmazsa olmazı yani örgütlü toplumun şartlarından birisidir sendikalı olmak. Yani bir insan vücudu düşünelim, akciğer ne işlev görüyor ise demokratik toplumlarda da sendika aynı işlevi görmektedir. Sendikaları kaldırdığınız zaman nefes alamazsınız yani demokrasiyi yok edersiniz. Baskı grubu olması itibarıyla da üyelerin hak ve menfaatlerini koruması itibarıyla da adaleti, paylaşımı öne çıkardığımızda daha adaleti savunan bir ülkeyi görebilirsiniz.

Şimdi, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda düzenlenen yetki sistemi sorunludur aslında. Bugün ülkemizde sendikal örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden birisi de yetki mekanizması olmaktadır. Sendikaların toplu iş sözleşmesi yetki tespitini almasını müteakiben işveren veya ehliyete sahip diğer sendikalar tarafından yetki tespitine ve yetki işlemlerine itiraz edilmekte ve açılan yetki tespiti davaları süreci kesintiye uğratmaktadır. Ben şöyle bir örnek vermek istiyorum: Bir madende örgütlendiniz diyelim, önce iş kolu barajını aşmanız lazım, sonra işletmeyse o işletmenin yüzde 40'ını, iş yeriyse yüzde 50+1'ini örgütlemeniz lazım. Bunu da kabul edelim, örgütlendiğinizi kabul edelim, bir tespit yaptırırsınız, sonra tespit olumlu gelir, yetki alırsınız, toplu sözleşmeye başlayacak olursunuz ama işverenin bir itirazıyla en az iki yıl üç yıl süren bir mahkeme süreci. Bu mahkeme süreci devam ederken de işverenlerin yani örgütlülüğe itiraz eden işverenlerin baskısıyla, yetkiyi alıp toplu sözleşmeyi imzalamış olsanız bile o iş yerinde toplu sözleşmeyi uygulayabilecek bir işçi dahi bulamazsınız. Dolayısıyla işveren ve işçi arasında bir uzlaşma kültürünün mutlaka olması gerekmektedir. Bir iş yerinde işçinin yüzde 100'ünü dahi örgütlemiş olsanız bile, sadece tek bir itiraz edilse mahkeme en az iki yıl sürmektedir, üç yıl sürmektedir. Bu konu sorunludur, mutlaka düzeltilmelidir çünkü yetki itirazı hakkı istismar edilmekte ve örgütlenmeyi yok etmek için kullanılmaktadır.

Anayasal bir hak olan sendikalaşma hakkı, özellikle özel sektörde örgütlenmeye başlanıldığı ve yetki aşamasında yaygınlaşan işten çıkarmalar sonucu kullanılmaz hâle gelmekte, iş mahkemelerinde görülen işe iade davaları ağırlıklı olarak sendikal örgütlenme nedeniyledir. Bu nedenle, Çalışma Bakanlığınca yapılan yetki tespiti işlemine karşı yargı yoluna gidilmesi yetki işlemini etkilememeli ve durdurmamalıdır.

Çalışma ve yaşam hakkının, bunun korunması için örgütlenme hakkının ihlal edildiği, işçilerin birlik olmaması için her türlü ayrımcılığın mübah sayıldığı bir konjonktürde, var olan demokratik zeminlerin bile nasıl tahrip olduğuna hep beraber tanık olmaktayız. Özellikle AKP iktidarı döneminde sendikalaştığı için işten atılan on binlerce işçiye tanık olmaktayız. En son, Muğla'da, TÜVTÜRK işçileri sendikalı oldukları için işten atılmışlar ve iki yüz yetmiş günden beri işbaşı yapamamaktadırlar.

Ben, Çalışma Bakanımıza, burada, Plan ve Bütçe Komisyon görüşmelerinde sormuştum. Üzerinde "çalışma" yazan bir bakanımızın, "Benim çalışan işçilerimin hakları ne aşamadadır? Anayasal haklarını kullandılar diye işten atılan işçilerin durumları nedir?" diye bir iş yerine gidip gitmediğini sorduğumda bir cevap alamadım.

Öncelikle mantığı değiştirmemiz lazım. Demokrasiye inanıyorsak, demokrasinin güçlenmesine ve gelişmesine inanıyorsak, sendikal hakların, sendikal örgütlenmelerin önündeki engellerin mutlaka ve mutlaka kaldırılması gerekir diyorum.

Sanırım, konfederasyonlarımızdan bir yetkili yarın Çalışma Bakan Yardımcısıyla bir görüşme yapacaklarını söylediler. Onların talebi yüzde 1'lik barajın yüzde 0,5'e çekilmesiyle ilgili.

Tabii, bu konuda bizim önerimiz konsensüs sağlanması ve ona göre bu adımların atılması ama eğer bu noktada bir yıllık süre uzatımı az geliyorsa, sorunun geçici olarak çözülmesine yarayacak olan üç yıllık süre uzatımının uygun görülmesini ben Komisyondan rica ediyorum.