KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Başkan.

Sayın Komisyon üyeleri, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili artmakta olan enerji ihtiyacının çevreye en az zararlı şekilde karşılanması amacıyla, bu 29'uncu maddeyle ilgili değerlendirme dün yapmıştık ancak 30'uncu maddenin özel kişiler mi veyahut da bir hedef kitle amaçlı mı olduğu tereddütlerimizi iletmiştik ve ben özellikle şunu söylemek istemiştim: Enerji konusu konuşulur iken, Komisyon üyeleri de burada iken, bürokratlarımız da burada iken Türkiye'deki yaşadığım olaylardan yola çıkarak enerji politikaları hakkında birkaç cümle etmek istiyorum.

Şimdi, uzun yıllar Muğla Yatağan'da, sendikada görev almış birisiyim, termik santral, kömür ocaklarında ve o bölgeyi biliyorum, o bölgeyi size anlatmak istiyorum özellikle ve özelleştirmeyi.

Şimdi, yıl 1979, tabii, konunun uzmanları burada, eğer eksik bir ifade kullanırsam affola. Ecevit'in havza madenciliğine geçmesinden sonra, sonra 1974 Kıbrıs Harbi, petrol krizi, enerji ihtiyacı ve dışarıya muhtaç olmama mantığıyla bölgemizde ve Türkiye'de havza madenciliğine geçildi ve Polonya teknolojisiyle Yatağan, Yeniköy, Kemerköy'de termik santralleri kuruldu ve o bölgede de Türkiye Kömür İşletmelerine ait havza madenlerimiz var.

Şimdi, 1983'te Yatağan, 1984'te Milas, 1993'te de Ören yani Gökova dediğimiz termik santralleri kuruldu. Şimdi, Yatağan santralinin kurulduğu bölge tütün tarlasıydı ve geceleri yanan lambaların ışıklarından dolayı şehir gibiydi. İnsanlar, termik santral kurulsun, kurulmasın tartışmalarının yaşandığı bir ortamda tabii, ele muhtaç olmayalım, enerjinin güvenli olması lazım, sürekli olması lazım, ucuz olması lazım ve millî olması lazım, eyvallah ve insanlar zehir soluma pahasına, santralin yeri konusunda mücadele ettiler ama santral yer seçimi bakımından çok yanlış bir yere kuruldu. Sonra ne oldu? 9 tane köy Milas'ta, 6 tane köy Yatağan'da istimlâk edildi. İnsanlar yerlerinden, yurtlarından oldular. Hatta Yatağan'daki bir Eskihisar köyü Gökçeada'ya kadar geldi. Zaman içerisinde Yatağan'ın nüfusu -3 bindi- oldu 20 bin. Yıllardır zehir soludu insanlar. Baca gazı arıtma tesisi takılması için sendikalar, odalar, dernekler, yerel yönetimler, çevreciler, basın hep beraber bunun mücadelesi verildi ve baca gazı arıtma tesisleri takıldı. Enerji bakanıyla görüştüğümüzde dedi ki: "Bu baca gazı arıtma sistemlerini takın." Sonra bir de özelleştirme hikâyeleri çıkınca, gelinlik çağa gelen kızını insan kötüler mi, bakana olayı bu şekilde anlattık. Bölge halkı bu santralleri ve kömür ocaklarını gelinlik çağa gelmiş bir kızı olarak görmekte, sahiplenmekte ancak eksiklerinin de giderilmesi için mücadele etmekte. "Bu kavgayı doğru algılayın." dedik. Sonra 2006 yılında özel sektör firmaları şalter indirdi Bakanlıktan istediği zammı alamayınca ve şalter indirildiği zaman, Enerji Bakanımız Hilmi Güler'di o zaman, geldiğinde, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin devreye girmesiyle bu kriz çözüldü, "İyi ki kamu santralleri elimizde var." dedi. Daha sonraki süreçte özelleştirme uygulamaları başladı. Yöre halkı, işçiler, köylüler, göz bebeği gibi baktıkları bu santrallerin özelleştirilmemesi için yıllardır mücadele etti orada. Defalarca bakanlarla görüştük. 450 gün Türkiye çapında işçiler orada direniş gerçekleştirdi. Sonra dönemin Başbakanı, şimdiki Sayın Cumhurbaşkanı'yla Muğla'ya geldiğinde heyetler hâlinde birçok görüşme yaptık. Kendisine dedik ki: "Bir aidiyet var, bu özelleştirme politikalarından vazgeçin. Bizler özel sektöre karşı değiliz, özelleştirmeye karşıyız. Enerji güvenliği bakımından, enerji arzı bakımından, enerjinin bir kamusal hak olduğunu da düşündüğümüzde özelleşince enerji ucuzlamayacak. Yapmayın, etmeyin, tutmayın." dedik. Sonuçta Sayın Cumhurbaşkanı bize demişti ki: "Bizim politikamız budur. Değerinde teklif verilmez ise erteleriz ancak ihaleleri yapacağız." Ve işçinin yediği gaz, dayak bir kenara, yöre insanını sahiplenmesi bir kenara, 16,5 milyar dolarlık -bizim araştırmalarımıza göre- mali değeri olan 3 santral ve kömür ocakları Kemerköy'deki liman da dâhil olmak üzere 3,5 milyar dolara satıldı. Ha, 16 milyar dolara satılsaydı iyi mi olacaktı? Asla. Bizler özelleştirmenin cumhuriyet ekonomisine saplanan bir hançer olduğunu, 80 milyonun bu santrallerde hakkı olduğunu ve bu haktan dolayı santrallerin özelleştirilmesinin yanlışlığından öne çıkarak mücadele yürüttük fakat sonuçta satıldı. Şimdi sormak lazım: Elektrik mi ucuzladı? Yılda 300 milyon dolar hazinenin kasasına 3 santral ve kömür ocağı destek sağlıyordu, yılda 300 milyon dolar, ne oldu bu? Devletin elinden kaydı gitti. Elin gazına çuvallar dolusu para ödüyoruz, doğal gazdan üretilen enerjiyi kastediyorum. Vanayı kıstığı zaman...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Komisyon Başkanı Lütfi Elvan geçti)

BAŞKAN - Evet, lütfen tamamlayabilir miyiz efendim?

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.

Bunu niye söylüyorum? Bunları şunun için söylüyorum: Türkiye'de kamusal hak olarak gördüğümüz eğitim, sağlık gibi enerji de maalesef tamamen piyasanın insafına terk edilmiştir. AKP iktidarı bu politikalardan mutlaka vazgeçmelidir. Bunu dikkatinize sunuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.