| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 07 .10.2019 |
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli Başkanım, Kıymetli Komisyon üyeleri, Bakanlığımızın değerli bürokratları ve sektörün değerli temsilcileri; hepiniz öncelikle hoş geldiniz diyorum.
Ben de 27'nci Dönem Üçüncü Yasama Yılında böyle bir günde, erken bir dönemde Tarım Komisyonunun toplanmasından çok mutluyum; öncelikle bunu belirtmek lazım.
Yine suyla ilgili, daha doğrusu, tarımla ilgili birçok kanun bizim hep eski kanunlar ve su ürünlerinde de geç kalınmış bir kanun ve bu konudaki çalışma için kutluyorum ama tabii ki eksikler olduğunu da hep beraber görüyoruz. Daha geniş bir zamanda, daha geniş bir tabanda hazırlanmış olsaydı daha sağlıklı olurdu diye düşünüyorum.
Yine bakınız, tarım dediğimiz zaman ülkenin şu anda aslında ana lokomotifi olması gereken, Kurucu Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "Köylü, milletin efendisidir." diyoruz. Acaba artık "Köylü, milletin efendisidir." kaldı mı, ona bakmamız lazım.
Değerli Başkanım, değerli Komisyon üyeleri; hepinizin dikkatini özellikle çekiyorum: Yozgat Yerköy'deki çiftçimiz Ali İhsan Yılmaz nerede bilir misiniz? Cezaevinde. Niçin? Çiftçilikten yapmış olduğu 12 bin liralık borçtan dolayı şu anda cezaevinde. Biz çiftçimizi içeri tıkıyoruz, üretim yapanı ama vergi kaçıranlara ve bu ülkeye sövenlere ise kapıları sonuna kadar açıyoruz. En son işte İstanbul'da gördük, gene birilerinin borçlarını hafiflettik, önünü açtık. Bizim önünü açmamız gerekenler, bu ülkenin efendisi çiftçilerdir diyorum ben. Bakınız, feryat var. Şu anda bu beyefendinin -ben "beyefendi" diyorum Ali İhsan Yılmaz'a- tarlasında şeker pancarı ekili. Bu şeker pancarını kim çıkaracak? O iş adamları mı çıkaracak, kapanmadan önce çıkardığımız kanunla kurtardığımız, çıkardığımız iş adamları mı acaba bunların, şeker pancarının orada üretimini yapacak?
Evet, şimdi geliyoruz diğer bir konuya: Hayvancılık. Geçen hafta biz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun görevlendirmesiyle Erzurum'daydık. Erzurum deyince aklınıza ne gelir? Ondan önce de Erzincan'daydım yine aynı komisyonla ilgili. 2 yer de hayvancılığın ön planda olduğu illerimizdi. Nerede hayvancılar? Nerede hayvancılık? Sektör nerede? Yerle bir ettik. Kim yaptı? 2002'den bu tarafa gelen projelerle yaptık. Geldiğimiz noktada, bakınız, geçen yıl, 2018'de tam tamına 2 milyar dolarlık et ithalatı yapmış bu ülke. Bugün de Cumhurbaşkanımız Sırbistan'da. İzzetbegoviç'in bir sözünü hatırlatmak istiyorum, diyordu ya, hani Bosnalı Müslümanları bize emanet etmişti ya ama biz gidiyoruz, Sırplarla sıfır gümrükle anlaşma yapıyoruz. Sıfır gümrükle un getiriyoruz. Ya, ülke olarak biz makarna üreticisiyiz. Makarna için sıfır gümrükle kapıyı açıyoruz. Kime açıyoruz? Sırbistan'a açıyoruz. Gene biz ne yapıyoruz? Sırbistan'dan sıfır gümrükle et ithalatı yapıyoruz ama bakıyorsunuz, Et ve Süt Kurumunun kapısı, stokları ağzına kadar dolmuş, satmak için ihaleye çıkıyor ama satamıyor. Benim çiftçimin kestirmiş olduğu hayvanına üç aydan beri sen para ödeyemiyorsun. Biz Sırbistan'ı mı destekliyoruz, oradaki çiftçileri mi, Ukrayna'daki ayçiçeği üreticisini mi, Rusya'daki buğday çiftçisini mi? Bizim desteklememiz gereken Yozgat Yerköylü Ali İhsan Yılmazlar arkadaşlar. Adamcağız hapishaneden yazı yazıyor "Benim tarlada ürünüm var, bu ürünü kim çıkaracak?" diyor. Bizim bunları desteklememiz lazım ama biz ne yapıyoruz? Dışarıdaki çiftçiyi destekliyoruz.
Bakınız, bir de yaptığımız işi de beceremiyoruz. Gıda, Tarım ve Orman Bakanlığı diyoruz, Gıda Bakanlığı et ithalatı yapıyor ama halkımıza denetimi yapılmayan etleri mi biz yedirdik acaba? Karantinada yirmi bir gün durması gerekirken o ithalatı yaptırdılar. Kim yaptı, ona bakmamız lazım. İşin ilginç tarafı bir de Sayıştay raporunda şunu diyor: "Bakanlık tarafından ithaline izin verilmeyen şarole, brangus ve aubrac cinsleri getirilmiş." Ya, ithalatı yasak ama bunu Türkiye'ye sokuyorsunuz. Nasıl işler arkadaşlar bunlar? Patagonya cumhuriyeti mi burası? Kim izin veriyor? Sorumlular kim?
Bakınız, TİGEM'in embriyo çalışmasıyla ilgili bir çalışması vardı araştırma enstitüsüyle beraber. 15 bin tane damızlık aldık ve embriyo aktarımı yapılacaktı. Ne yaptık? O damızlıkları kestik. Kendi elimizdekileri kesiyoruz ama gidiyoruz, ithalat izni olmayan ırkları Romanya'dan ülkeye sokuyoruz, karantinası daha bitmemiş olan hayvanları ülkeye sokuyoruz.
Yine bakınız -ya, yazıktır, günahtır- Sayıştay raporunda 368 bin doz aşının çöpe gittiğini görüyoruz. Neden? Soğuk zincirini yapamamışız. Arkadaşlar, hâlimiz içler acısı. Soğuk zincirini yapamamışız, aşılar çöpe gitmiş. Bu kaynak kimin kaynağı? Bu kaynak nasıl boşa harcanır? Bu insanlarla ilgili, bu kişilerle ilgili acaba bir uygulama yapıldı mı?
Yine bakınız "Genç Çiftçi Projesi" diyorsunuz. Genç Çiftçi Projesi'nden acaba kaç tane hayvan şu anda ayakta, biliyor musunuz? Birçoğu öldü çünkü hastalıklı hayvanları o proje kapsamında gençlere verdik. Bir de yakınlarından alarak aktarım yapıyoruz. Ya, hep işimiz hülle. Kim kimi kandırıyor? Yani kaynaklarımızı boşa harcıyoruz.
Bakınız "tarımsal destekler" diyoruz. Bakın, destekler çıktığından bugüne -bürokrat arkadaşlar da buradadır- genelde tarımsal destekler ocak ayı içerisinde yayımlanır; işte, bir yıl şubat ayına sarktı. Ya, şimdi, neye geldik? Ekimin 7'si bugün, yıl bitmiş, 2019 bitmiş arkadaşlar. Çiftçi buğdayını biçti, arpasını biçti, mısırını biçecek, biçiyor, çeltik biçiliyor, pamuk keza öyle ama hâlâ daha destekler ortada yok. Kim uyuyor arkadaşlar? Uykudan uyanın. Çiftçilerimiz arıyor, müstahsil makbuzunu almış, tarım ilçe müdürlüğüne gitmiş "Ya, benim müstahsil makbuzumu almıyorlar." diyor. Alamaz tabii ki. Neye göre alacak? Bakanlık sınıfta kaldı arkadaşlar, hiç kimse buradan haklılık çıkarmasın kendine. 10'uncu ayın ortalarındayız, hâlâ tarımsal desteklerden bihaberiz. Ya, böyle bir şey var mı?
Şimdi, çıkarmışız yeni bir şey, işte "Üretici mazotu vermeyeceğiz, puanlama yapacağız." Ya, neyi puanlıyorsunuz siz? Türk tarımını yok etmek mi istiyorsunuz? Yok, olmayacak o Semerad Holdinglerle ortaya çıkıyoruz, yok onlarla, yok bunlarla. Arkadaşlar, bizim yapacağımız tek şey şu: Küçük ve orta ölçekli aile işletmelerini büyütmemiz lazım, desteklememiz lazım. Biz ne yapıyoruz? Kökten kesiyoruz, yok ediyoruz geldiğimiz noktada.
Bakınız, yılbaşında Sayın Bakan çıktı, dedi ki: "TİGEM 10 milyon lira kâr yaptı." Hatırlarsınız değil mi, belleklerinizde vardır. Tabii, sallamıştık. Tabii ki gerçek çıkınca TİGEM'in tam tamına 7,5 milyon lira zarar yaptığını gördük. Kim kimi kandırıyor ya? TİGEM'in başında ziraat mühendisi olacak, üretici olacak. TİGEM'in başında kim var? Bakınız, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünün başında kim var? Veteriner arkadaşımız var. Onun hayvancılıkla ilgili genel müdürlükte olması gerekirken bitkisel üretime siz veterineri koyarsanız; TİGEM'e getirir, işletmeciyi koyarsanız işte olacağımız bu. İmamlar keza, müftüler keza. Arkadaşlar, yazıktır, günahtır bu ülkeye, bu tarıma bu kadar yüklenemeyiz.
Tarımdan mutlu olan bir tane çiftçi söyleyin bana. Çeltikçi sorunlu, çeltik şu anda para yapmıyor yine. Mısır hakeza, pamuk çiftçisi zaten perişan ama biz Adanalı, Şanlıurfalı pamuk çiftçisi yerine kimi destekliyoruz? Yunanistanlı ve Amerikalı çiftçileri destekliyoruz, ithalatı oradan yapıyoruz çünkü. Bizim üretimde önce kendi ülkemizdeki çiftçileri desteklememiz lazım.
Yine, bakınız, Erbakan söz verdi, geldi geçti ama bir türlü... Hayal hayalle iç içe... 10.551 tane ziraat mühendisi alacağız, veteriner alacağız, gıda mühendisi alacağız dedik, teknikerler almamız lazım diyoruz, yine orman mühendisleri hakeza ama daha ses seda yok, tık yok. Bir de işin güzel tarafı KPSS diyoruz, ondan sonra bir de mülakat, olmamacasına mülakat koyuyoruz. Kim kimi kandırıyor arkadaşlar? TİGEM'e imam alacağınıza TİGEM'e ziraat mühendisi alın, veteriner alın, gıda mühendisi alın. O zaman o hastalıklı olabilecek tehlikeli hayvanların ithalatını belki engellerdik.
Bakınız, gerçekleri Sayıştay raporu söylüyor, ben söylemiyorum, devletin Sayıştay raporundaki şeyleri sizinle paylaşıyorum. Geldiğimiz noktada Sudan... İlk komisyon toplantısında dile getirmiştim, zaman zaman dile getirdik. Sudan'da 1 milyon dekar arazi kiraladık, övünüyorduk. Ne oldu şimdi? Uyardık. Elden gelenden hayır gelmez arkadaşlar. Bizim kendimizden hayır var, kendi topraklarımızdaki boş arazileri ekersek, nadasa kalan, ekilmeyen arazileri ekersek, o 4 milyon hektar araziyi ekersek bize fayda var. Ne oldu? Şimdi Sudan'da sistem değişti, orada her şey kaldı. Bunun sorumlusu kimler acaba? Bu kaynakları oraya harcayanlar kimler? Bunlara hesap sorulacak mı? Şov yaptık ama şimdi şov patladı, gerçek ortaya çıktı ve maalesef tablo bu. Yine, bakınız, Orman Genel Müdürlüğü "Ormanlarımız yanıyor." diyor, Türk Hava Kurumunun uçaklarını uçuramıyoruz. Bunlar uçtu. Neymiş, Sayın Bakan "Yağ kaçırıyor, bunlar uçmaz." diyor. Anlıyormuş, pilotmuş, saygı duyuyorum. Pilot olabilir ama Türk Hava Kurumu da o uçakları uçurdu. Yazık değil miydi İzmir'in ciğerleri yandığında, yazık değil miydi Balıkesir'deki yangında, Marmara Denizi'ndeki adalar yanarken yazık değil miydi? Ben Tekirdağ Büyükşehir'den itfaiye gönderttim. Balıkesir ili dibinde ama oradan oraya gönderemiyoruz. Biz Tekirdağ'dan dört buçuk saatte itfaiye gönderdik oraya. Yazık değil mi? Kalkıyoruz ayrıştırmaya. Arkadaşlar, ayrıştırmayacağız, hepimiz beraberiz, et ile tırnağız. Yarın buralardan gideceğiz, bu koltukları boşaltacağız ama çocuklarımıza, torunlarımıza bizim borcumuz var. Çocuklarımızı, torunlarımızı biz şu anda borçlandırdık ve her şeyi ithal eder hâle geldik. İğneden ipliğe ithal ediyoruz ve kimse üzerine alınmasın diyorum ama maalesef gerçek bu. Ellerimizi kaldırırken daha sağduyulu olalım, kendi çiftçimizi düşünelim, Sırbistan'ı düşünmeyelim.
Ben bugün bir şeyi daha burada... Aslında Tarım Komisyonunu bağlamayan bir konu. Bugün Cumhurbaşkanımız Sırbistan'a gitti, bugün taş yapımıyla ilgili 2 tane imza atılacak, otoyol imzası. Arkadaşlar, Saraybosna, Belgrad, biri Tuzla üzerinden gidiyor, diğeri ise Vişegrad denen, yine Tuzla'dan da giden Boşnak Müslümanların yerleşim alanları ve Tuzla'da bizim askerî karakol var büyük bir şekilde, problem yok ama 2'ncisi, direkt Saraybosna'nın kalbine gidiyoruz, Sırp köylerine ve Sırp yerleşim yerleriyle beraber ve oradaki Müslüman Boşnaklar bize şu anda bir şeyler söylüyorlar, kulaklarımız kızarıyor. Aynı Sırbistan'dan et aldığımız gibi, Sırbistan'dan kalkıp balık ve türevleri, konserve türevleri aldığımız gibi, un aldığımız gibi, makarna aldığımız gibi, o yolla ilgili bir şeyler söylüyorlar, diyorlar ki: "Gelin o zaman Novi Pazar'ı aşağı doğru 46 kilometre uzatın o zaman biz Müslüman Boşnakların olduğu bölge de kurtulsun. Aynı zamanda, Kuzey Makedonya'daki Müslüman ve Türk kardeşlerimize de, yine Batı Trakya'daki Müslüman Türk kardeşlerimize de o yol yarasın." Yapılan hizmeti şu anda Sırplara yapıyoruz, Sırplara. Aynı 14 Haziranda çıkarmış olduğumuz sıfır gümrüklü ithalat gibi. Et ithal edeceğiz, bizim Et ve Süt Kurumunun depoları ağzına kadar dolu, ihaleye çıkıyoruz ondan sonra eti satmaya, kendi üreticimizin üç ay olmuş etini kesmişsin, hayvanını kesmişsin, daha parasını ödememişsin. Arkadaşlar, herkesin uykudan uyanması gerekiyor. Bizim üreticilerimizi desteklememiz lazım. Yine, Yozgat Yerköylü Ali İhsan arkadaşımızın sesine kulak vermemiz lazım. Öyle bir avuç, inşaat sektöründe o yol yapanların veya Türkiye'nin kaymağını yiyen, İstanbul Havalimanını yapan veya o tünelleri yapanları değil, bizim gerçek efendileri desteklememiz gerekiyor.
Teşekkür ederim, saygılar sunuyorum.