KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, Sayın Bakanımız, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanımız, geldiğinizde, size bunu göstermiştim. Esnaf, borcu borçla kapatıyor, sattığının yerine yenisini koyamıyor, kapısına kilit vurmak durumunda kalıyor. Son bir yılda 34 bin esnaf kepenk kapattı ve ilk olarak esnafımız sicil affı istiyor çünkü kara liste sorunundan dolayı gerçekten çarklarını döndüremez hâle geldi.

Bir de, esnaf, borcu var diye sağlık hakkının kısıtlanmasını istemiyor Sayın Bakan; emeklilik priminde sigortalılarla eşit sayılmak istiyor, "Ben sıkıntıdayım, kriz var." dediği zaman da "terörist" damgası yemek istemiyor. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu verilerine göre son beş buçuk yılda 470 bin esnaf kepenk kapattı. Ankara Sanayi Odası "Çok ağır kriz var, bu yılın sonunda krizin dibini bulacağız." dedi ama Maliye Bakanımız maalesef "Krizden bahseden profesörlerin, ekonomistlerin terör örgütlerinden farkı yok." şeklinde bugün basına düşen bir cümle kurdu. Şimdi, şunu söylemek istiyoruz: "Kriz var, şirketler konkordato ilan ediyor." dediğimiz zaman bizler terörist mi olacağız? Örneğin "Tarım Bakanının bir aile şirketine İzmir Torbalı'da, zeytinyağı fabrikasına icra geldi, kriz var." dediğimiz zaman biz terörist mi olacağız? Bu ülkenin Bakanının bile aile şirketi eğer icraya maruz kalıyorsa vatandaşın vay hâline demektir. Sayın Bakan, "Çocuğuna pantolon alamadı." diye intihar eden baba örneğini söylediğimiz zaman, "Bu ülkede kriz var." dediğimizde gerçekten bizler terörist mi olacağız? Bunun takdirini kamuoyuna bırakıyorum Sayın Bakanım.

Değerli Komisyon üyeleri, esnaf ve sanatkârlar ülkemizin ekonomik ve toplumsal hayatında vazgeçilmez öneme sahiptir.

Küçük ve orta ölçekli işletmeler, ülkemizdeki işletmelerin yüzde 99'unu oluşturmakta, istihdamdaki payları yüzde 53, katma değerdeki payları yine yüzde 53 olarak hesaplanmaktadır. KOBİ'ler yatırımların yüzde 53'ünü, ihracatın yüzde 59'unu gerçekleştirmektedirler. KOBİ tanımı içinde yer alan işletmelerin yüzde 96'sı mikroölçekli işletme olarak adlandırılan 1 ile 9 kişinin çalıştığı işletmelerdir. Esnaf ve sanatkârlarımız, emek yoğun teknolojiyle çalışma özelliğine bağlı olarak ülke çapında istihdamı artırmaya ve işsizliği azaltmaya katkıda bulunmaları, talep değişikliklerine ve çeşitliliklerine daha kısa sürede ve daha kolay uyum sağlamaları, bölgeler arası dengeli gelişmeye ve büyümeye katkıda bulunmaları ve büyük sanayi işletmelerinin tamamlayıcısı durumunda olmaları ve yan sanayi olarak faaliyette bulunmaları nedeniyle önem arz etmektedir.

Esnaf ve sanatkârların durumunun iyi olması, işçi, memur ve çiftçinin gelirinin iyi olmasına bağlıdır. Hâlen esnafın en temel sorunu piyasalardaki talep daralmasının yarattığı azalan iş hacmi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sorunlardır. Sayın Bakan, zamanında borcunu ödeyememiş, birçok sıkıntı çekmiş esnafımız kara liste sorunu yüzünden krediye ulaşamıyor. Birçok banka, özellikle de özel bankalar, geçmiş dönemlerde kredi taksitlerini ya da kredi kartı borcu ödemesini bir gün bile aksatanları kara listeye aldı. Bugün hiçbir yere bir kuruş dahi borcu olmayan esnafa geçmiş yıllardaki ödemelerini aksattı diye kredi verilmiyor. Oysa esnaf ve sanatkârlarımız günümüz şartlarında finansman desteğine çok fazla ihtiyaç duymaktadır.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfının, Sosyal Güvenlik Kurumunun ve Türkiye İş Kurumunun verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, Haziran 2019 itibarıyla son bir yıl içerisinde, 34 bin esnaf kepenk kapattı. Bundan dolayı istihdam toplam 428 bin azaldı. 2014'ten bu yana işlerini döndüremeyen neredeyse yarım milyon esnaf iflas bayrağı çekti. Elektriğe, doğal gaza, akaryakıta yapılan zamlardan dolayı esnafın beli büküldü.

Sayın Bakan, esnaflarımızın sağlık yardımlarından yararlanmasına engel prim borcu süresi sorunu da çözülmelidir. Sorunun süre uzatımıyla çözülmesi yerine çözüm getirilmesi ve ülkemizin sosyal bir hukuk devleti olması sebebiyle öncelikli talepleri, sağlık hizmetlerinden prim borcu olup olmamasına bakılmaksızın tüm esnaf ve sanatkârlarımız ile ailelerinin yararlanabilmesidir.

Esnaf ve sanatkârlarımıza geriye dönük hizmet süresinde borçlanma hakkı verilmelidir. Prim ödeme gün sayısının 4/A'lı sigortalılarla eşitlenmesi sağlanmalıdır. Bir iş yerinin yirmi beş yıl kesintisiz faaliyet göstermesi hayatın olağan akışına da uygun değildir. Türkiye'de esnaf ve sanatkârların faaliyet sürelerinin kısalığı ve iflas etme oranlarının yüksekliği de göz önünde tutulduğunda 4/B'li sigortalılarının prim ödeme gün sayısının 4/A'Iı sigortalılarla eşitlenmesi hakkaniyetin gereği olacaktır. Prim ödeme gün sayısını doldurup yaşı bekleyen 4/B'Ii sigortalıların durumu düzenlenmelidir.

Esnaf ve sanatkârlarımız ayakta tedavilerde geçici iş göremezlik ödeneği almalıdırlar. Esnaf ve sanatkârlarımız hastanede yatmasa dahi hastalıkları sebebiyle evlerinde istirahat ettikleri günlerde iş yerlerini açamamakta ve gelir kaybına uğramaktadırlar. Kaldı ki, esnaf ve sanatkârlarımızın ödenmesi gereken çekleri ve senetleri hastalığı nedeniyle işe gidemedi diye ertelenmemektedir.

1986 yılından itibaren çırak olarak çalışmaya başlamış ve kısa vadeli sigorta primleri Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yatırılmış olan bu sigortalılar, uzun vadeli sigorta primlerini yatırmadığından bu süre emeklilik hesabında dikkate alınmamaktadır. Yapılacak yasal değişiklikle, sigorta girişi yapılmış ve iş kazası ve meslek hastalığı sigorta primi yatırılmış olan bu kişilerin sigorta giriş tarihlerinin, uzun vadeli sigorta primlerinin yatırılması suretiyle çırak olarak çalışmaya başladıkları tarihin sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi sağlanmalıdır.

Esnaf ve sanatkârlarımızın en önemli problemlerinden biri de krediye ulaşamamaktır. Kredi temini önündeki en önemli engellerden biri ise bankaların istediği yeterlilikte teminat gösterememektir. Teminat sorunu çözülerek bu işletmelerin ekonomiye sağladıkları katkı arttırılmalıdır.

Kahvehane, çay ocağı, internet kafe ve emlakçı esnaflarımız KOSGEB desteklerinden yararlanamamaktadır. Esnaf ve sanatkârlarımızın KOSGEB desteklerinden yararlanması sağlanmalıdır.

Zincir mağazalar mahallelerin sokaklarına girdikleri gibi köylere de girmeye başladılar. Alışveriş merkezleri, büyük AVM'ler, büyük mağazalar ve zincir mağazalar karşısında varlıklarını sürdürebilmesi için, AVM'lerin, büyük mağazaların ve zincir mağazaların şehir merkezlerinde açılmasına kesinlikle izin verilmemeli, münhasıran içinde esnaf ve sanatkârların yer alacağı, özellikle kentsel dönüşüm, gelişim ve yenileme proje alanı ilan edilen yerler olmak üzere, devlet tarafından teşvik ve destek sağlanarak esnaf çarşıları yapılmalıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde AVM ve zincir mağazaların yılın 365 günü saat 10.00 ile 22.00 saatleri arasında açık olduğu bir uygulama mevcut bulunmamaktadır. AVM, zincir mağaza ve büyük mağazaların yılda 365 gün ve günde on iki-on dört saat açık kalması buralarda çalışanların da İş Kanunu'nda öngörülen yasal çalışma sürelerinin bir hayli üzerinde çalıştırılmasına yol açmaktadır. Bu durumun düzenlenmesi için ve çalışanların hukukunun korunması açısından da çalışma gün ve saatlerine Bakanlıkça bir düzenleme getirilmesi yararlı olacaktır.

İş yeri açılabilmesi için tahdit getirilmesi de önemlidir Sayın Bakan. Nüfus oranına göre, ekonomik yapıya göre, kültürel yapıya göre ve benzeri kriterler göz önüne alınarak bir planlama yapılmalıdır.

Gıda ürünlerinin birçoğunda toptan alınırken yüzde 1, perakende satarken yüzde 8 KDV uygulanmaktadır. Gıda ürünlerinin fiyatlarının ucuzlaması ve KDV uygulamalarındaki sorunların ortadan kalkması için gıdada tek oran uygulanarak hem toptan alışta hem de perakende satışta bu oran yüzde 1 olmalıdır.

Bilindiği üzere, dünyada en yüksek akaryakıt fiyatı Türkiye'dedir. Bunun en büyük nedeni de dünyada akaryakıttan en yüksek verginin Türkiye'de alınıyor olmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Sözcü Abdullah Nejat Koçer geçti)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum.

Benzin ve motorin fiyatlarının yüksek oluşu, ulaşım sektöründe gerek hizmet alanlar gerekse ticari faaliyette bulunanlar açısından olumsuz etkilere neden olmaktadır. Bu nedenle, hava ve deniz taşımacılığı faaliyetinde bulunan büyük şirketler vergi yönüyle teşvik edilmekte ve bunlara ÖTV'siz akaryakıt temin etme imkânı sağlanmaktadır. Benzin ve motorindeki ÖTV teşviki, kara yoluyla şehirler arası yük ve yolcu taşıyan işletmeleri dahi hava yolu şirketleriyle rekabet edemez bir noktaya getirmiştir. Ülkemizdeki kamyon sayısının Avrupa Birliğine üye ülkelerdeki toplam kamyon sayısından daha fazla olduğu düşünüldüğünde, sözü edilen sorun daha da iyi anlaşılacaktır.

Diğer yandan, şehir içi ulaşımın vazgeçilmez bir parçası olan taksici esnafımızın en büyük maliyeti şüphesiz akaryakıttır. Bu nedenle, şehir içi ve şehirler arası yük ve yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan esnafımıza da tıpkı deniz ve hava ulaşımında olduğu gibi ÖTV'siz akaryakıt temin etme imkânı tanınmalı, bunun yanında, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi ulaştırma sektöründe indirimli KDV oranı uygulanmalıdır.

Sayın Bakan, Sayıştay raporuyla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum. Türk firmalarına ait markaların yabancı şirketlere satılmasıyla birlikte, artık TURQUALITY programının misyon ve hedeflerinde vurgu yapılan "Türk firması" ve "Türk markası" olgusunun sona erdiği açıktır. Bakanlık bu konuda ısrarla şirketin sermayesinin kime ait olduğunun önemli olmadığını belirtmektedir. Oysaki Sayıştay, değerlendirmesinde yabancı sermayeli bir şirketin, bu tebliğ kapsamında, neden Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından destekleneceğinin gerekçesinin anlaşılamadığını söylemiştir. Bu çerçevede markayı satın alan yabancı şirketlerin desteklenmesi gibi tuhaf bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Girgin, lütfen tamamlar mısınız.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler.

Yabancı şirketlere satılan ve sayısı her geçen gün artan Türk markalarına anılan tebliğ kapsamında sağlanan desteklerin devam ettirilmesinin mümkün olmadığı belirtmesine rağmen neden hâlen Bakanlık bu anlamsız uygulamayı devam ettirmektedir? Sayıştayın dört yıldır sürekli ikaz ettiği bu konuda neden bir düzenleme yapmaktan ısrarla kaçınılmaktadır?

Diğer soru: Son günlerde zehirli ıspanakla gündeme gelen meyve sebze hallerinde yeterli ve gerekli denetimler yapılıyor mu? Buralarda Ticaret Bakanlığı denetçileri bulunmakta mıdır?

Diğer soru: Türkiye'nin ihraç ettiği özellikle tarım ürünleriyle ilgili son dönemde önemli miktarda iadeler olduğu belirtilmektedir. Bu konuda gümrük muayene istasyonlarında gerekli muayeneler yapılmakta mıdır? Söz konusu iadelerle ilgili açıklamalarınız nelerdir?

Bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.