KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basınımızın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, AKP iktidarları döneminde en çok hasar gören alanlardan birisi dış politika olmuştur. Gerek uzman kadroların tasfiye edilmesi ve onların yerine yetersiz ve şaibeli isimlerin getiriliyor olması gerekse hiçbir yönü ve stratejisi olmayan kararlar alınıyor olması ülkemizi büyük bir yalnızlığa itmiş bulunmaktadır.

Avrupa Birliği, ABD, Arap birliği, Kuzey Afrika'da uygulanan politikalar, her gün bir yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalmamıza yol açmaktadır. Maceracı başbakanların, bakanların ve gizli ajandası olan devlet yöneticilerinin dış politikada ülkemizi getirdiği nokta kuşatılmışlıktır. Türkiye bugün önünü göremez durumdadır, dış politika alanında ortaya çıkan gelişmeler içeride ekonomiyi de etkileyecek noktaya gelmiştir. Dış politikamıza yön verenlerin ülke çıkarlarını kendi çıkarlarının gerisinde bırakıyor olmaları nedeniyle bu Hükûmet süresince bu olumluksuzlarda bir azalma beklenmemektedir.

Türkiye, tarihinde ilk defa yabancı ülkeler tarafından Cumhurbaşkanı ve ailesinin mal varlığına ilişkin yaptırımlarla tehdit edilmektedir Sayın Bakan ve ne zaman böyle bir tehdit ortaya çıksa iktidar dış politikada taviz vermektedir. Cumhurbaşkanı ve ailesinin mal varlığı ülkemiz açısından beka sorunu hâline gelmiştir. Buna karşın ne Cumhurbaşkanından ne de Dışişlerinden bu mal varlığı tehditleriyle ilgili tek bir tepki gelmektedir.

Dış politikamız anlık kararlarla idare edilmeye çalışılmaktadır ve bu durumun çok önemli sonuçları doğmaktadır. Dış politikada yönümüzü ve kararlılığımızı kaybedince Türkiye'yle ilgili gündemi olan diğer ülkeler ve bölgeler kolayca avantaj elde edebildiler. Ermeni soykırımı iddialarının tanınması, Avrupa Birliği müzakereleri, Doğu Akdeniz, NATO, Kıbrıs, Suriye, bu konudaki en çok öne çıkan örnekler olarak sıralanabilir. Mısır'da, Suriye'de, İsrail'de büyükelçimiz bulunmamaktadır. Arap Birliğinde etkimiz kalmamıştır, Orta Doğu'da Katar dışında iyi ilişkimiz kalmamış vaziyettedir.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, Ermeni soykırımı iddiası uluslararası arenada resmî olarak ilk kez 1948'de dile getirilmiştir. O tarihten beri bu iddiayı ileri sürenlerin Türkiye'den açık ya da kapalı olarak muhtelif talepleri bulunmaktadır. Bu iddia sahipleri toprakların kaybı, tarihsel adaletin tesisi, Ermeni soykırımının sonuçlarının giderilmesi ve tazminat gibi kavramları dile getirdiler. Başka bir deyişle, bu iddianın resmîleşmesinin ülkemiz açısından çok önemli sakıncaları olacağı bellidir. Bu itibarla, bu iddianın gerçek dışılığının iyi anlatılması, her platforma taraftar bulmasının engellenmesi ve hatta ülkelerin bu gerçek dışılığı resmî olarak dillendirmeye başlamalarının sağlanması gerekir. Bu da ancak iyi ve kararlı bir şekilde yönetilen dış politikayla mümkün olabilir.

Dış politikadaki hataların sonuçları telafi edilemez ve çok büyük olabilir. Reaktif bir şekilde söylenen "Tarihî gerçeklere saygı bekliyoruz. Bizim için yok hükmündedir. Bu kararı alıp çöpe atıyoruz. Arşivlerimiz açık, gelin birlikte inceleyelim." sözlerinin hiçbir etkisi bulunmaktadır. Yapılması gereken, iyi planlanmış, iyi uygulanacak olan, tutarlı, kararlı, yaygın ve etkin diplomasidir. Otuz dokuz yıl boyunca bu iddiayı destekleyen ülke sayısı 10'du AKP hükûmetlerinden önce, AKP hükûmetleri döneminde bu iddiayı destekleyen ülke sayısı 19 olmuştur. "Dostum Putin, Dostum Trump, Dostum Maduro" denilmesinin hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Bu ülkelerin resmî olarak ne yaptıklarına bakıldığında pek de dostumuz kalmadığını görmek zor değildir. Bu durumun AKP iktidarı devam ederken aşılabilmesi mümkün görülmemektedir. Zira bu diplomasiyi planlayacak ve uygulayacak olan makamlardaki kişilerin siyasi ve ekonomik çıkarları ülke menfaatlerinin önüne geçmiş bulunmaktadır.

Sayın Bakan, NATO içinde Türkiye'nin inanılmaz bir gücü ve etkisi vardı. İzlenen yanlış politikalar nedeniyle NATO'yla ilgili birçok kriz yaşıyoruz. Birçok ülke bugün bizim NATO'dan ihraç edilmemizi -hukuki olarak mümkün olsun olmasın- dile getiriyor. NATO bize sormadan ve hatta bize rağmen toplantılara Güney Kıbrıs'ı davet edebiliyor. Biz ne yapıyoruz? Toplantıyı protesto edip törene katılmıyoruz, kimsenin de umurunda olmuyor. Bu gibi olayları engellemeye çalışmak, bu gibi olayların meydana gelmemesi için karşılıklı güçlü ilişkiler kurmak ve yönetmek yerine NATO toplantısını terk ediyoruz ve meydanı Güney Kıbrıs'a bırakıyoruz, onlar da toplantıyı bizsiz sürdürmek konusunda bir sakınca görmüyorlar, sürekli olarak da mevzi kaybediyoruz. NATO'nun Norveç'te gerçekleştirdiği bir tatbikatta Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın düşman hedefler olarak seçilmesiyle meydana gelen skandal NATO'dan hızla uzaklaşmakta olan Türkiye'nin pakttan kopuşunu bir kez daha gündeme getiriyor. Zaten Rusya'dan aldığı S-400 hava savunma sistemi dolayısıyla başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkelerin hedef tahtasında olan Türkiye, Norveç'te imza atılan skandalın ardından paktla ilişkilerini bir kez daha sorgulamaya başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin tatbikattaki 40 askerinin tümünü derhâl çektiğini söyledi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu ise "Bütün darbelerin ve savunma sanayisindeki bağımlılığın arkasında NATO vardır, NATO üyeliğimizi gözden geçirmemizin zamanı gelmiştir." sözleriyle NATO'dan çıkışı bir kez daha gündeme getirdi. Henüz hava savunma sistemi bile bulunmayan, askeri birçok konuda dışa bağımlılığı önemli ölçüde devam eden ülkemizin siyasi hamasetlerle riske sokulması kabul edilemez.

Sayın Bakan, NATO'yla ilgili bu kadar çok sorun yaşanırken, Suriye'deki harekâtlar, terör örgütleriyle mücadele gibi konular, Türkiye'nin gündemi bu kadar yoğunken, yabancı ülkelerin Türkiye'ye silah ambargoları yaygın bir şekilde konuşulurken Dışişleri Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığı arasında yoğun bir ilişki kurulmuş olması beklenir. Oysa 2019-2023 dönemini kapsayan stratejik planın hazırlık çalışmaları kapsamında yapılan iç ve dış paydaş analizlerinde Millî Savunma Bakanlığı yer almamıştır. Stratejik plana göre dış paydaşlar, Dışişleri Bakanlığının iş birliği içerisinde çalıştığı bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Raporda dış paydaşlar önem ve etki derecelerine göre sınıflandırılmıştır. 10 Bakanlığın ve 4 kurumun dâhil olduğu dış paydaşlar listesinde Millî Savunma Bakanlığının olmaması dikkat çekicidir. Aslolan uluslararası ilişkileri yönetirken devletin tutarlı bir stratejisinin olması ve bu stratejiyi hayata geçirebilmesidir. Günlük inişlerle, çıkışlarla, kurumsal mücadele yerine bazı danışmanlar marifetleriyle ortaya konulan duruşlarla, efelenmelerle, tehditlerle, sonu hiçbir yere varmayan boş hamasetle ilişkilerimiz zayıflar ve çeşitli güçler arasında savruluruz. Görüyoruz ki bu savrulma iktidarı daha çok hırçınlaştırıyor ve daha fazla yanlış karar almak zorunda bırakıyor. Şu anda iktidarın içinde bulunduğu durum tam da budur. Sayın Bakan, on yedi yılın sonunda AKP iktidarlarının ülkeyi getirdiği noktada maalesef hiçbir dostumuz kalmamıştır, ülke büyük risklere açık hâle gelmiştir.

Diğer yandan, Dışişleri Bakanlığına meslek dışından yapılan atamalar büyük bir sorun hâline gelmiştir. Meslek dışından büyükelçi olarak atanan isimlerin ortak özelliği AKP'li olmaları ve Cumhurbaşkanlarına yakın olmalarıdır. İktidara keyfe binaen yapılan büyükelçi atamaları yetmemiş olmalı ki 1173 sayılı Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanun'un 3'üncü maddesinin üçüncü fıkrası ilgili Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısına apar topar sunularak aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Şöyle ki: "Cumhurbaşkanı tarafından, dış ülkelerde veya uluslararası kuruluşlar nezdinde büyükelçi gibi akredite edilmeksizin, büyükelçi unvanı verilerek özel bir misyonla görevlendirilenlerin büyükelçilik unvanı Cumhurbaşkanınca geri alınmadığı müddetçe devam eder." şeklinde değiştirilmiştir. Büyükelçilik makamını ucuzlatan ve bir kişiye sadakate bağlanan bu değişiklik Türk politikasındaki çürümenin en son örneklerinden biridir. Bu çürümenin Türkiye'de yarattığı olumsuzluklar örtülmeye çalışılmaktadır. "Kimse kusura bakmasın, en iyi, en başarılı büyükelçilerimiz dışarıdan atadıklarımız." demektesiniz Sayın Bakan, Egemen Bağış gibi mi örneğin?

Şahsınız teşkilatın bu şekilde bozulmasını doğru buluyor olabilirsiniz ancak şahsınızla ilgili iddia ise son derece kaygı vericidir Sayın Bakan. İddiaları alışılmadık bir biçimde sözlü olarak değil, yazılı olarak ve sadece Anadolu Ajansı kanalıyla 7 Kasım 2019 tarihinde akşam saatlerinde yaptığımız açıklamayla yanıtlamaya çalıştınız.

(Oturum Başkanlığına Sözcü Abdullah Nejat Koçer geçti)

BAŞKAN - Sayın Girgin, tamamlar mısınız?

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sizin dışınızda iktidar kanadından bu iddialara kimsenin cevap vermemesini de not etmek gerekir Sayın Bakan.

Sayın Bakan, 3 sorum var, ondan sonra konuşmamı bitireceğim.

Trump'ın nezaketten uzak, küstahça kaleme alınmış mektubuna aynı ağırlıkta diplomatik bir dille niye cevap verilemedi? Türkiye Cumhuriyeti'nden özür dilemeden Amerika'ya niye gidildi? Türkiye, Sayın Erdoğan'dan ibaret değil Sayın Bakan. Mektubu iade değil, takdim ediyorsunuz. ABD Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada Türkiye'ye yönelik yaptırımlar öngören yasa tasarısı 16'ya karşı 403 oyla kabul edildi ve 16 maddelik tasarıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve ailesinin mal varlığının da araştırılması isteniyor. Trump'ın küstahça kaleme alınmış mektubuna anında ve gerektiği şekilde cevap verilememesinde bunun payı nedir Sayın Bakan?

Trump ziyareti dönüşü sırasında uçakta verilen demeçlerde Trump'ın "4 milyon Suriyeliyi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapamaz mısınız?" dediğini duyduk kamuoyundan. Emperyal güçlerin bu yönde bir baskısı olacağı da açık. Bu konuda iktidar ne düşünüyor?

BAŞKAN - Sayın Girgin, lütfen tamamlar mısınız?

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamamlıyorum.

Bütçemizden 40 milyar lira harcama yapıldığı söyleniyor, bunun açılımı nedir?

Bir de, tabii, burada değerli bürokratlarım var, ben haddimi aşmak istemem ama biraz önce Sayın Volkan Bozkır Diplomatımız bir cümle kurdu Johnson mektubuyla ilgili. Şimdi, iki mektubun karşılaştırılmasının doğru olup olmadığını sizler daha iyi bilirsiniz ama ben emekçi birisi olarak şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Sayın Bakan, burada, hakaret edilen bir ülkenin Cumhurbaşkanı; Türkiye Cumhuriyeti'ni temsilen orada, kendi şahsi çıkarı için gitmedi oraya. Bizler içeride münakaşa de ederiz, münazara da ederiz ama ülkemize dışarıdan bir tehdit geldiğinde bir araya gelmesini biliriz.

BAŞKAN - Sayın Girgin, teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Fakat hakaret edilen Sayın Cumhurbaşkanının şahsı değildir, Sayın Cumhurbaşkanı orada Türkiye Cumhuriyeti adına bulunmaktadır; bu konuda sessiz kalınmasını reddediyoruz. Johnson mektubu ile Trump'ın mektubunu kıyaslayanın da bir diplomat olmasını da manidar bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Bütçenizin de hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.