KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlarken Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin Millî Savunma Bakanlığı mensuplarına ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Geçen seneki bu Komisyonda Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığım konuşma üzerine mahkeme kararıyla yayın yasağı konulmuştu, onun için sadece bu salonda kalmıştı o konuşma. Şimdi, aynı konuşmayı tekrar etmeyeceğim tabii, yeni şeyler söyleyeceğim ama bir hatırlatmak istedim.

Değerli arkadaşlar, millî güvenlik konusu bir ülkede yaşayan herkes için önemlidir, ülkenin geleceği açısından önemlidir. Elbette, siyasetçiler olarak da bürokratlar olarak da ülkemizin millî güvenlik politikalarının ve uygulamalarının sağlıklı olmasını arzu ederiz. Sağlıksız yapılar hepimize zarar verir, ülkemizin geleceğine de zarar verir. Burada yaptığımız eleştiriler daha sağlıklı politikaların ortaya çıkmasına yönelik olaraktır, başka bir amacı, başka bir hedefi yoktur.

Şimdi, "Türkiye'de millî güvenlik konsepti nedir?" diye baktığımda, ben bu resmî güvenlik konseptinin bir paradigmaya dönüştüğünü görüyorum. "Paradigma" dediğiniz şey, bir toplumda tartışılmadan kabul edilen doğrular demektir. Sadece paradigma hâline gelmiş değil, aynı zamanda da tabu hâline gelmiştir "Aman, zinhar, aleyhinde tek cümle söylemeyeceksin, tek bir eleştiri yapmayacaksın." Ya, ben yapmayacağım eleştiriyi, siz yapmayacaksınız da doğrular nasıl ortaya çıkacak? Tartışılmadan, müzakere edilmeden, daha geniş platformlarda yanlışları, doğruları ortaya konulmadan bir şeyin doğrusu belirebilir mi? Belirmez. Onun için ben söylemeye, yanlış gördüğüm şeyleri eleştirmeye devam edeceğim. Ama bu politikanın, bu konseptin bir paradigmaya ve tabuya dönüşmüş olmasından öte, işin içerisinde daha riskli bir boyut vardır. O riskli boyut ise bu dış politika konseptinin Cumhurbaşkanın tek başına ağırlığıyla oluşuyor ve yürüyor olmasıdır. Belki buna itiraz edenler olabilir ama bunu şuradan da hissediyorum: Yani Anayasa değişti, tek güç hâline geldi, yasama, yürütme, yargı tek elde toplandı. Eskiden olduğu gibi hükûmet artık bakanlar kurulu değil, hükûmet tek başına Cumhurbaşkanı. Kanunları çıkarırken artık son maddesine "Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür." yazmıyoruz, "Bu kanunu Cumhurbaşkanı yürütür." yazıyoruz. Böylesine tek bir güç ve onun inisiyatifiyle, doğrularıyla, yanlışlarıyla oluşan bir yapının, bir konseptin elbette eleştirilmesi lazım.

Bakın, yıllarca devletin değişik yerlerinde görev aldım. Altı yıla yakın Bakanlar Kurulu üyeliğim oldu, dört buçuk yıl Millî Güvenlik Kurulu üyesi olarak çalıştım. 58 ve 59'uncu Hükûmetlerde örtülü ödenekle ilgili görevli bakan bendim yani 3 kişinin arasında geçiyordu. Ben bıraktıktan sonra da ilgili bakan görevlendirilmesine son verildi. Sadece şu anda 2 kişinin içerisinde yürüyor. Devletin birçok mekanizmalarının nasıl yürüdüğünü, nasıl yürümediğini aşağı yukarı bilirim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, içinde bulunduğumuz durumu değerlendirecek olursak şunu söylemek isterim: Sayın Erdoğan'ın bir yöntemi vardır. Doğrudan önüne bakarak strateji oluşturmaz. O, önce bilyeleri saçar, sonra toplamaya başlar. Yani bir şeyi yapar, yürürken düzenlemeye çalışır. Bence bu yöntem millî güvenlik açısından tehlikeli, riskli ve sorunlar üretebilecek bir yapıdır. Nitekim bakın, kendi yaptığı yanlışları düzeltmekle meşgul bir Hükûmetten bahsediyorum. Yani "Şu on yedi yılın özeti nedir?" dersen, işte, bir yanlış yapılıyor, sonra o yanlışı düzeltmek için mücadele ediliyor, yanlış tasfiye ediliyor, "Bak, gördünüz mü, şurayı düzelttik." diyor. Ama o yanlışı siz inşa ettiniz.

Mesela en çok iktidar milletvekillerinin telaffuz ettiği şey FETÖ olayıdır. Yani değerli arkadaşlar, arayı açıncaya kadar, çok şey söylemeyim ama yani devlet adabına uymayan şeyleri de söylemediğimi belirtmek isterim, Başbakandı o zaman tabii, 3 koruma görevlisi oldu ara açılıncaya kadar, bu 3'ü de FETÖ'den içeri girdi. Biri şimdi dışarıda, ikisi hâlâ galiba içeride. Yani burada bir yanlışlık yok mu? Ve sonra iktidar "Oo, bu FETÖ..." diye muhalefete eleştirilerini yağdırmaya çalışıyor. Pensilvanya maceralarını söylememeyim, anlatmayayım.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sizde bir yanlışlık yok mu?

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hayır, doğrudan atanan, ya, girme araya Allah aşkına.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Demin kendiniz söylediniz, altı yıl Bakanlar Kurulu üyeliği, sonra AK PARTİ...

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, beni kızdırdıkları zaman ne kadar ters şeyler söylediğimi biliyorsun.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Çelebi ya, tamam.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Doğru bir cümle değil yani.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kardeşim, Başbakanın Koruma Müdürünü Bakanlar Kurulu atamıyor, resen kendisi atıyor, ben atamıyorum. Benim de haberim olmuyor.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Tamam, seni de bakan olarak atadı, milletvekili yaptı.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Beni bakan, milletvekili yapmadı kardeşim.

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Susar mısınız ya? Hayır, niye karışıyorsun sen?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bak, zamanımı istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Çelebi, lütfen.

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Otorite misiniz siz her şeye karışıyorsunuz?

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Benim sahip olduğum...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Benim muhatap olduğum milletvekili ayrıdır ama senin arkandan konuşman farklı bir şeydir.

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Lütfen, susar mısınız ya?

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Çelebi...

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Hayır, sözcümüz konuşuyor, neden bölüyor?

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Zeybek...

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, güvenoyu almış bir bakanla almamış bir bakan aynı değil ama.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Zamanımı tekrar istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tamam efendim, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Benim sahip olduğum unvanların hiçbirinde Erdoğan'ın hakkı yoktur. O milletvekili değilken ben milletvekiliydim, o milletvekili değilken ben bakandım, o milletvekili değil, siyasi yasaklıyken ben Başbakan Yardımcısıydım. Ama Erdoğan bütün unvanlarını bana borçludur. "Seni yaptıydı." filan deyip durma.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - O kadar yani! O kadar yani!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Beni tasfiye edecek gücü de yoktu. "Aday olmuyorum." dediğim zaman gece ikide Başbakanlık konutunda Gül'le beraber iki saat ikna etmeye çalıştı.

Şimdi, bu konuları bırakalım bir tarafa.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Tayyip Bey'i bu kadar....

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

Sayın Şener, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, değerli arkadaşlar, ne diyecektim, bozdunuz tabii, amacına ulaştın tabii.

Şimdi, değerli arkadaşlar yani bu yaz bozların ülkeyi nereye götüreceğiyle ilgili çok şey söylenebilir.

Şimdi, Sayın Bakan konuşmasında, siz de konuşmalarınızda ve bu bütçede her sözü alan, konuşan bakanın her 10 cümlesinden 1'inde Cumhurbaşkanımıza saygılarını ifade eden, onu öven cümleler sıkıştırma ihtiyacı bile burada, Türkiye'de bir yönetim sorunu olduğunu gösterir.

Ben otuz senedir Meclisteyim ya, hiç böyle konuşan milletvekilinin, konuşan bakanların yani benim bütün tutanaklarım... Belli bir dönemde en fazla konuşan bendim genelde. Bir inceleyin, hiç böyle iltifatlar yağdıran konuşmalarım var mı?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Hiç siz Başbakan...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sadece ben değil, hiçbir dönemde görmedik bunu. Örnek olsun diye söylüyorum, hiçbir dönemde görmedik. İki cümleden biri...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Rahmetli Erbakan'a da...

BAŞKAN - Arkadaşlar...

Buyurun siz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya incele, "Şurada da lüzumsuz iltifat etmişsin." diye bir tane cümle bul.

BAŞKAN - Sayın Şener, lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İstemezdi ki o iltifat zaten, biz doğruca kendi konumuzu konuşurduk.

Şimdi, değerli arkadaşlar yani işte terör. Sayın Bakan haklı olarak söylüyor, "Terörle mücadele ana amacımızdır." diyor. Ee, peki bunda bir çelişki yok mu?

Bakın, Suriye olayları ilk başladığı 2011'in Martından itibaren, sürekli olarak, komşu ülkeyi istikrarsızlaştırmanın Türkiye'nin başına terörü bela edeceği yüz kere söylenmiştir. Ya, devlet kendi silahlı kuvvetlerine, polise, askere bile silahı verirken sınav yapıyor, seçme sınavı yapıyor, psikolojik testten geçiriyor. Önce silah vermiyor, hizmet içi eğitim yaptırıyor, sonra bir yönetmelik çıkarıyor -kanun var, Anayasa var- o silahı nasıl taşıyacaklarıyla ilgili kurallar belirliyor, sonra o silahı düzgün kullanmazsa -hem iç denetim hem dış denetim var- gerekirse yargılanıyor, görevinden atılıyor, böylesine bir düzen var. "Ben cihat etmeye geldim, savaşmaya geldim." diye bir ülkenin kurulu düzenini yıkmak için dünyanın dört bir tarafından akın eden bir ton ruh hastasını birileri eline silah verip cebine para koyup lojistiğini sağlayıp Suriye'ye sevk ederken bu gidişin Türkiye'nin başına terörü bela edeceğini, Türkiye'de terör olaylarının artacağını herkesin bilmesi lazımdı ve yüzlerce kez de söylenmiştir "Bu politika yanlış." diye. Böyle rastgele eline silah alan insanlarla yürünmez ve onlar desteklenmez. Türkiye'de İstanbul toplantıları yaptılar, 2011'i, 2012'yi, 2013'ü hatırlayın, Antalya'da toplantılar yapıldı, devlet ricaliyle görüştü bu, rastgele, çapulcu takımı. Hatay'ı karargâh yaptılar. Şimdi de benzer bir süreç var. Bu, yanlış bir politika değerli arkadaşlar.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - O insanların vatanı Suriye toprakları.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ee, diyorsunuz ki, Sayın Bakan da haklı olarak söyledi "PKK, Kürtlerin temsilcisi değildir." dedi. İyi, güzel de barış sürecinde siz niye Kürtlerin temsilcisiymiş gibi muamele ettiniz PKK'ya. Bu yapılmadı mı? Kurumsallaştıracağınız yerde başka bir yanlışın içine düştünüz. Bu ülke yaz bozlardan çok çekiyor. Bilyeleri saçıp sonra toplamaya çalışmak güvenliği sağlamaz bu ülkede. Veya duygusal... Ya, bu Suriye politikasının bu ülkeye en büyük zararı -bakın, tekrar altını çizerek söylüyorum- bu ülkede duygusal ayrışma meydana getirmiş olmasıdır, bu ayrışmayı gittikçe derinleştirmeye yönelmiş olmasıdır; bunun sorumlusu da Hükûmettir. Nasıl, Hükûmettir?

Şimdi, biz, işte, niye girdik Fırat'ın doğusuna? Orada PYD bir terör devleti kuracaktı, onu engellemeye. Ya, çelişki var işin içinde? Nedir o çelişki? Peşmergenin Türkiye'den geçip PYD'ye hem silah hem asker hem lojistik destek vermesini sağlayan bu Hükûmet değil miydi kardeşim? Ben buraya gelmeden önce o geçişin video kayıtlarını izledim. Türkiye Hükûmeti destekliyor orada soydaşlarımız var diye, o bölge insanı konvoy boyunca büyük kalabalıklar hâlinde, coşkuyla destekliyor bunu. Ee, o yetmedi, bilmem PYD'nin lideri, işte Eş Başkanı Salih Müslim'le defalarca görüştünüz, protokolde saygın bir yer verdiniz, kırmızı halı döşediniz. 3 kere mi görüştünüz, 9 kez mi görüştünüz, farklı rivayetler var. Sonra, Süleyman Şah Türbesi'ni taşırken desteğini aldınız ve

Şimdi, ana hedefe koymuşsunuz. Bunun Türkiye'de, ülkede nasıl bir duygusal kırılma yaşatacağını, oluşturacağını hiç hesap ediyor musunuz? Bu bilye politikası iyi değil arkadaşlar.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Şu an CHP de çözüm sürecini istiyor yalnız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, bu bilye politikası iyi değil. Önceden, adımını atmadan önce stratejini düzgünce belirlersin, ülkenin millî birlik ve beraberliğini sağlamak maksadıyla duygusal ortak coşkuyu, ortak duyarlılığı inşa edersin ve onu sürdürürsün. Bir böyle yaparsan, bir öyle yaparsan iş felakete dönüşür, bize zarar verir.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir de her tarafla problem oluşturmak, işin içine, sıcak çatışma alanına girip sonra herkesle kavga etmek iyi bir şey değil. Ben, her zaman barıştan, huzurdan yanayım, keşke Suriye olayları başladığında "Yurtta sulh cihanda sulh." deseymiş Hükûmetimiz, sınırlarımızı kapatsaymış ve hiç ilgilenmeseymiş.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Kapatabilir miydik insanlara?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, kapatırdık.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - O kadar insan...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kapatırdık.

BAŞKAN - Lütfen, tamamlayınız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sınırını kapatamıyorsan sen devlet değilsin be! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) - Kapatan ülkeler vardı.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Nasıl kapatacaksınız sınırınızı o insanlara?

BAŞKAN - Arkadaşlar, bir saniye...

Sayın Şener, ilave süre veriyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yapmayın Sayın Başkan, daha var.

BAŞKAN - Bitti süreniz.

Sayın Şener, süreniz bitti, ilave süre veriyorum.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - O bölgede Türkler, Kürtler yaşıyor,

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) - Sayın Çelebi, Lübnan, Mısır, Ürdün kapattı.

BAŞKAN - Arkadaşlar, bir saniye... Lütfen... Arkadaşlar, öyle düşünüyor. Siz de görüşlerinizi şimdi ifade edeceksiniz.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, bu son harekât sonrası bakıyorum dünyada kim destekledi diye bakıyorum: Bir, Pakistan desteklemiş; iki, Katar desteklemiş; üç, Azerbaycan desteklemiş. Macaristan'dan bir ses geldi ama kurumsal devlet sesi olmadığı için onu da destek saymıyorum. Onun dışında, dünyanın çoğu aleyhte ayaklanmış.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Dünya haklının yanında mı?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir kere, burada bir diplomasi zaafınız var. İkincisi, süreçleri yürütemeyişinizle ilgili zaaflar var. Olmaz. Niye düşmanı çoğaltıyorsun. Süreci düzgün idare et.

Bak, şu Suriye politikasının Türkiye'ye maliyeti nedir, biliyorum musun? Kaç senedir Türkiye'de bomba patladı, bir ara, sık sık, Ankara'da, İstanbul'da, Antep'te, Suruç'ta, her tarafta. Bunlar maliyet değil mi? Bu dönemdeki kadar terör eylemi oldu mu Türkiye'de? Olmadı. Neden? Yanı başında kontrolsüz bir ton insan türediği için oldu.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Bu dönem kadar başarılı olan bir dönem oldu mu?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Bu dönem çok harika işler yapıldı.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Burası nitelikli bir komisyon, burada eleştiri yaparken...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kendi yanlışlarınızı düzeltmeye çalışarak başarı nutukları atıp durmayın Allah'ınızı severseniz.

BAŞKAN - Sayın Çelebi, size de söz vereceğim şimdi.

CAVİT ARI (Antalya) - 2002'ye gelindiğinde terör bitmek üzereydi.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir başka nokta...

CAVİT ARI (Antalya) - Terör olayları bitmek üzereydi.

BAŞKAN - Bir saniye...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, şu mal varlığı işi var ya, bilmem yaptırım kararı... (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Arkadaşlar, bir saniye ya.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ... Temsilciler Meclisinden geçti, Senatodan geçeceğini zannetmiyorum bu yaptırımların. Geçmemesi daha tehlikeli. Bu mal varlığı işi bir şantaja dönüşmüştür Türkiye'ye yönelik olarak. Geçirmeyip, sümen altı etmeleri daha tehlikelidir.

Bu ülkenin güvenliğinin birinci problemi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen, tamamlayalım Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, yapma. Dün, iki buçuk dakika hiçbir kesinti olmadan ilave zaman verdiğiniz arkadaşlar oldu, şimdi yarısını verdiniz.

BAŞKAN - Tamam, veriyorum efendim. İki dakika verdim, devam edin siz. İki dakika verdim, on yedi dakika oldu efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - On yedi dakika olmadı daha, on iki dakika oldu.

BAŞKAN - On yedi dakika oldu efendim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Arada sözü de kesildi.

BAŞKAN - Yok efendim, o dâhil.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, bu mal varlığı işi, Türkiye açısından bir millî güvenlik sorunu olmuştur ve Sayın Erdoğan'ın istifa etmesi lazımdır. Bu ciddi bir mesele...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Size göre.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Ne demek "size göre" ya!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) -.Sonra, bu Tank Palet Fabrikası meselesi...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Güçlü lider güçlü devlet demektir.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Mal varlığı tartışılan bir lider mi?

ABDULLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, bir taraftan da damat Selçuk Bayraktar'ın bu İHA'ları falan...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Gene aynı yere geldiniz.

ABDULLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, yine geçen sene bu kısma...

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Yapmayın ya!

ABDULLATİF ŞENER (Konya) - Bir şey söyleyeceğim bakın: Dış politika konusunda, millî güvenlik konusunda karar vericilerin -hele tek kişi karar veriyorsa- yandaşı iş adamlarının, eşinin, dostunun, akrabasının silah sanayisinde olması millî güvenlik açısından faydalı değildir. Onun için, istifadan sonra, ikinci bir cümlemi söylüyorum. Tüm bu silah sanayisiyle ilgili ana ünitelerin -özel sektörde olanlar dâhil, damatta olanlar dâhil- devletleştirilmesi lazımdır. Bu ülkede ciddi bir millî güvenlik politikası uygulanacaksa bunların yapılması lazım. Yapılmıyorsa dün başka bir şey söyleriz, bugün başka bir şey söyleriz; ülke yaz boza döner, bundan ne ülkenin bir menfaati olur ne de Hükûmetin bir menfaati olur.

Hepinize saygılar sunuyorum.