KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Başkan.

Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bugün sizlere Sayıştay raporları, enerji, ekonomi, çevre -sacayağı- enerjide dışa bağımlılık, termik santrallerdeki baca gazı arıtma tesislerinin durumu, redevans ve garantiler hakkında birtakım değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Bir de en son olarak da bir maden işçisinin yirmi saniyelik bir video mesajı var, onu yayınlayacağım ve konuşmamı tamamlayacağım.

Sayın Bakan, çok önemli gördüğüm bir konuyu vurgulayarak başlamak istiyorum. Öyle bir Bakanlık düşünün ki adında "Tabii Kaynaklar" geçsin ama Bakanlığın görev ve yetkilerini belirleyen 10 Temmuz 2018 tarihli 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nde tabii kaynaklarımızı korumaya ve sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik esaslı bir vurgu olmasın.

Görev ve yetkilerin ruhunu belirleyen esas nokta insan ve doğayı koruyarak enerji üreten bir anlayış olması gerekirken sakat bir kalkınma anlayışına dayanan enerji politikaları olmuştur. Şimdi, siz bir bakanlığın çalışma esaslarını en baştan böyle oturtunca Türkiye gibi her yanı tarih ve doğal güzellik olan kaynaklarımızın bizzat Bakanlık eliyle kısa vadeli enerji politikalarına kurban gitmesi de şaşırtıcı olmuyor.

Şimdi, birkaç Sayıştay raporuna değinmek istiyorum.

Sayıştay raporuna göre, denetim görüşünü etkileyen 1 bulgu, etkilemeyen 5 bulgu var. En önemsediği bulgusunda Sayıştay diyor ki: "Maden ruhsatları teminatları olarak muhasebelleştirilen kayıtların hak sahiplerine ait bilgilerin işlenmemesi sebebiyle uyumlu olmadığı görülmüştür." deniliyor. Yani diyor ki, siz Bakanlığa madencilik yapmak için başvurduğunuzda, önce maden aramak için, sonra da maden işletmek için bir teminat ödüyorsunuz ya, işte, Bakanlık bu ödediğiniz miktarları doğru düzgün muhasebeleştirmiyor hatta şunu da ekliyor; bu sorun 2017 Yılı Sayıştay Raporu'nda da varmış ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) sisteminde maden ruhsatlarıyla ilgili 2019 yılına devreden, açıklanamayan fark 772 milyon 475 bin lira Sayın Bakan. Özetle, Sayıştay diyor ki: "MAPEG'in mali kayıtları usule uygun değildir." Yani usulsüzlük vardır demek istiyor bir yerde. Raporun "açıklanamayan fark" dediği bu fark neden oluştu Sayın Bakan? Bu konu açıklamaya muhtaçtır. Raporla sabit, açıklamaya muhtaç bir meblağ var ve bunun hukuki sorumluluğu Bakanlığınıza aittir. Bu konuda sizden bir açıklama bekliyoruz.

Gelelim, denetim görüşünü etkilemeyen bulgulara. İlk olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ruhsat sahiplerine kesilen para cezalarını tahsil edemiyor. Esasında ceza davasına konu olması gereken birçok durum idari para cezalarıyla geçiştiriliyor. Maden sahiplerini korumak için ruhsat sahiplerinin çekmesi gereken cezaları para olarak almak isteyen Bakanlığınız onu da tahsil edemiyor.

Bir diğeri: Biliyorsunuz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı elektrik üretim işini eski Bakan Unakıtan'ın deyimiyle "babalar gibi" sattı. Şimdi, Sayıştay diyor ki: "Bakanlık, bu şirketlerin kestiği Elektrik Enerjisi Fonu katkı paylarının doğruluğunu denetleyemiyor."

Üçüncü bulguya göre ise bu elektrik dağıtım şirketleri mevzuata göre internet sitelerinde yayımlamak zorunda oldukları bilgileri de yayımlamıyor.

Dördüncü bulgu: TEDAŞ, elektrik dağıtım işi yapan şirketlerin yıllık periyodik denetimlerini de yapmıyor.

Son bulguya göre ise mevzuat diyor ki: "Bazı harcamaların Strateji Geliştirme Başkanlığının ön mali kontrolünden geçmesi gerekiyor." Sayıştay diyor ki: "Bakanlık bunu da yapmamış." Bu konularda açıklamalarınızı bekliyoruz.

Sayın Bakan, enerji, ekonomi ve çevre; Bakanlığınızın görevi, bu üçlü sacayağının birini diğerinin uğruna feda etmeden dengede tutabilme becerisini göstermesidir. Çevreyi katlederek enerji üreteceksek yaşam imkânlarımız elimizden gittiğinde enerjiyi ne yapacağız? Enerjiyi üretemezsek yaşayamayacağız. Çevreyi ne yapacağız? Ekonomiyi enerjiyle beslemediğimiz takdirde insanların karnını nasıl doyuracağız? Bu üçlüyü en rasyonel şekilde dengede tutmaktan bahsediyoruz.

Bakanlığınız ülke ekonomisinin gereksinimi olan enerjiyi temin ederken bu süreçte doğayı, gelecek nesillerin de doğada hak sahibi olduğunun bilinci içinde sorumlulukla gözetmek ve korumakla yükümlüdür. Oysa Sayın Bakan, enerji, ekonomi, çevre üçlemesinde dengeyi gözetmeyen, kısa vadeli maddi çıkarları esas alan bir anlayış hâkimdir. İnsan hayatını tehdit eden boyutta doğaya zarar veren enerji üretimi uygulamaları birbirini izlemektedir. Emekçilerin canlarını hiçe sayan kâr odaklı bir madencilik anlayışı hüküm sürmektedir. Yaşam damarlarına kastedildiğini gören halkımız doğru düzgün, hukuka uygun, sosyal projelendirilmesi yapılmış yatırım projelerine de haklı olarak güvensizlikle yaklaşmaktadır. Nasıl yaklaşmasın ki? Bir örnek vermek istiyorum: Örneğin, Kaz Dağları'na bir Kanadalı şirket geliyor, 200 bin ağaç kesiyor, çıkarılan altının yüzde 5'ini bize bırakıyor, yüzde 95'ini ise ülkesine götürüyor. Tahrip edilmiş doğa ve siyanür havuzu bize kalıyor. "Yerli ve millîyiz." diyeceğiz ama yabancı şirketlere hizmet edeceğiz; bu, bir çelişki.

Sayın Bakan, bugün, ülkemizde enerji konusunda ekonomik olarak sürdürülen şey, vatandaş açısından faturalara yansıyan artış. Burada bir elektrik faturası göstermek istiyorum sizlere. Sayın Bakan, 150 TL; enerji tüketim bedeli 120 TL, gerisi vergi. Şimdi, bu faturada Sayın Bakan, şöyle bir tablo var, ben geçen Plan ve Bütçe Komisyonunda şöyle bir ifade kullanmıştım: 100 liralık bir faturanın 60 lirası kayıp kaçaktı, TRT payıydı, KDV'siydi vesaire... Şimdi, 150 lira olan bu fatura, iki yıl önce 90 lira ödüyordu bir vatandaş; 90 liradan 150 liraya geldi çünkü elektriğe iki yıldan beri yaklaşık yüzde 70'e yakın bir fiyat artışı geldi. Şimdi şunu soruyor bize vatandaş: "Ya, bize, işçiye, memura gelince yüzde 4, yüzde 5 zam ama kamusal bir hak olarak gördüğümüz temel ihtiyacımız olan elektrik yüzde 15 hatta on beşer on beşer, bu şekilde bize yansıyor." Yani vatandaşın elektrik faturalarıyla başı dertte Sayın Bakan. Bu konunun tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Sadece elektrik faturası mı? Hayır, doğal gazda da keza öyle. Hatta elektrik faturasına öyle bir yasa gelmeli ki yani elektrik bir temel yaşam hakkıysa, su temel bir yaşam hakkıysa faturasını ödeyemeyen insanın biz elektriğini kesmek zorunda kalıyoruz, suyunu kesmek zorunda kalıyoruz. Bu konuları da tekrar gözden geçirmekte fayda var diyorum.

Sayın Bakan, devam ediyorum konuşmama. Şimdi, bugün ülkemizde enerji konusunda ekonomik olarak sürdürülen şey faturaya yansıyan artış demiştik; üretici açısından ise girdi maliyeti, enerji sektöründe yatırım yapanlar açısından ise genişleyen borç hacmi finans sektörü açısından da ivedilik taşıyan risklerdir, politik açıdan sürdürülen şey ise maalesef Hükûmetin her geçen yıl artırmayı başarmış olduğu dışa bağımlılık ve ülkemizin Doğu Akdeniz'de olduğu gibi uluslararası iş birliği alanlarından hızla tecrit ediliyor olmasıdır.

Sayın Bakan, Türkiye enerji arzını 2002'den bu yana artırmaktadır. 2002 yılında 123.727 gigavatsaat olan elektrik üretimini 2017'nin sonunda 284.258 gigavatsaate yükseltmiştir. Bu artış oranı OECD ülkelerinin üzerindedir. Ancak kâğıt üzerinde kulağa hoş gelen bu artış sanıldığı gibi ülke ekonomisi üzerinde de olumlu etki yapmamaktadır. Bunun nedeni, ithalata bağlı artış yani dışa bağımlılıktır. Biraz önce dışa bağımlılığın azalmasıyla ilgili konuşmalar geçti. Evet, doğal gazda kısmen bu doğru ama şöyle düşünelim. Ben bir müteşebbisim Sayın Bakan, benim için en büyük girdi maliyeti nedir? Enerjidir. Enerji ne kadar ucuz, ne kadar güvenli, ne kadar sürekli olur ise benim o kadar müteşebbis olarak bir fabrika açmaya cesaretim artar. Ama biz zamanında, bundan yirmi sene, otuz sene önceden beri yapılagelen al ya da öde anlaşmalarıyla tamamen doğal gaza bağlı olduğumuzdan... Bir ara işte Rusya Ukrayna'nın gazını kesmişti. Yani millî güvenliği de doğrudan ilgilendiren bu ve benzeri konularda enerji üretimi kesinlikle ve kesinlikle yerli olmalı, ucuz olmalı, sürekli olmalı, güvenli olmalı. Ancak yerli ve ucuz, sürekli ve güvenli olsun der iken enerji üretiminde, özellikle linyite dayalı enerji üretiminde, Sayın Bakan, maalesef son zamanlarda ranta, talana dayalı uygulamalar meydana gelmiştir. Bu da neye sebep oluyor? Madenciliğe, maden faaliyetlerine topyekûn karşı bir duruşu da kendiliğinden getiriyor. Bu konuda o enerji, ekonomi, çevre dengesini tekrar gözden geçirmemiz lazım.

Şimdi, TÜİK verilerine göre 2018'de enerji ithalatı 2017'ye göre yüzde 15 artarak 43 milyar dolara yükselmiş. Üstelik bu maliyetli arz üretim artışına yansımamış, tüketim oranındaki azalma da durumu daha da vahim hâle getirmiş. Bu durum sürdürülebilir değildir Sayın Bakan. Elektrik üretimindeki ithal ağırlığını gösteren veriler içinde belki de en önemlisi üretimin birincil enerji kaynaklarına göre dağılımı. Üretimdeki birincil enerji kaynaklarına bakıldığında, ağırlığın yoğunlukla yakıtı yurt dışından temin edilen termik santrallerde olduğu görülmektedir. 2018 yılındaki toplam 305 bin gigavatsaatlik üretimin 210 bini bu yöntemle gerçekleştirilmektedir. Hidrolik dışarıda bırakıldığında yalnızca 35 bin gigavatsaatlik bir miktarın yenilenebilir enerji kaynaklarından yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla, veriler yenilenebilir enerji konusunda cılızlığın ve yatırımların hangi yöne yapılması gerektiğinin de aslında bir kanıtıdır. Enerji yönetimi açısından plansızlığın ve vizyonsuzluğun bu geldiğimiz nokta bir göstergesidir.

Sayın Bakan, bildiğiniz üzere, termik santraller, solunum sistemi kanserlerine, akciğer hastalıklarına, astım ve bronşitlere, gebelerde çocuğa geçerek düşük doğumlara sebebiyet verebilir, ayrıca tarım ürünlerini de kirletir. Ortada böyle bir gerçek var iken geçen yasayla şimdi siz diyorsunuz ki: "İki yıl daha biz bu santrallere izin veriyoruz, o bölgede yaşayan insanlarımız iki yıl daha bu zehri solumaya devam etsinler. Bu santraller iki yıl daha çevreyi kirletmeye devam etsinler."

Bu nasıl bir anlayış Sayın Bakan? Kendi insanının sağlığını hiçe sayan bir devlet olabilir mi? Bu yasa tasarısını santraller çevresinde yaşayan insanlara nasıl anlatacaksınız? "Elektrik üretimi sizin sağlığınızdan daha mı önemli?" diyeceksiniz. Gerçi, getirilen yeni düzenlemede şartlar biraz ağırlaştırılmış. Örneğin, Haziran 2020'ye kadar -geçen gün Abdullah Bey de açıkladı Komisyonda- termin planı getirilecek, getirmedikleri takdirde kapatılacak, dörder aylık denetim olacak, termin planına uyup uymadığı denetlenecek vesaire şartlar ağırlaştırılmış. Ama şimdiye kadar bu şartları yerine getirmeyen bu firmalara -termin planını getirdi veya getirmedi- tekrar ek süre verilecek mi, verilmeyecek mi? Bu konuda bir güvensizlik var çünkü 2013 yılından beri sürekli olarak bu erteleniyor. Bu konuda kamuoyunda maalesef bir güvensizlik var.

Şimdi, bir de hangi santrallerde bu sistem yapılmamış? Bu konuya da bir açıklık getirelim, onu da bilelim. Ben, örneğin, yıllarca Yatağan'da... Yatağan denilince, Sayın Bakan, zehir akla gelirdi, inversiyon olurdu, aynı o kömür sobalarında, köylerde kullandığımız kömür sobalarında geri teptiği zaman nasıl insanın genzi yanar, aynı o şekilde Yatağan'ın tamamında havadan bütün insanların genzi yanar, okullar tatil edilirdi. Sonra çevrecisiyle, basınıyla, yerel yönetimleriyle toplumsal bir muhalefet gelişti ve baca gazı arıtma tesisleri takıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Kâtip Şirin Ünal geçti)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Ama şunu da söylemek istiyorum: Baca gazı arıtma tesisleri olan yerlerde de denetim sürekli olarak yapılmalı Sayın Bakan? Neden yapılmalı? Anlık o ölçümler yapılırdı önceden, anlık ölçümler, anlık ölçümleri izledikçe vatandaş en azından ne olup ne bittiği hakkında fikir sahibi olurdu.

Sayın Bakan, Türkiye Kömür İşletmeleri... Ben bir maden işçisi, Türkiye Kömür İşletmelerinin ekmeğini yiyen birisi olarak, oranın ekmeğini yiyen ve emekli olan birisi olarak da bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

SALİH CORA (Trabzon) - Sendikacı.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Evet, yıllarca eski oto tamirciliği yaptık, TKİ'nin ekmeğini yedik, çocuklarımızı orada büyüttük, TKİ sayesinde evimiz oldu, evlendik. Bu konuda TKİ'ye minnettarız. Yıllarca da işçi arkadaşlarımızın önderliğini yapmaya çalıştık âcizane.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Vekilim, tamamlayalım lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - İki dakika daha rica edeceğim Başkanım, müsaade ederseniz, uygun görürseniz.

Şimdi, özellikle vurgulamak istiyorum, ben, 24 katlı o TKİ'nin o ilk 86'lı, 90'lı yıllardaki, on yıl öncesine kadarki o ihtişamlı hâllerini arıyorum Sayın Bakanım ama TKİ parça parça, parça parça üretimden uzaklaştırıldı. Biz istiyoruz ki bütün üretimi TKİ kendisi yapsın, TTK kendisi yapsın, işler redevansa verilmesin çünkü madencilik politikasında ulusal bir politikamız yok, biz aradık bulamadık. Ayrıca ve ayrıca madencilik bakanlığının da ayrı olarak kurulmasına ihtiyaç var. Onun için biz TKİ'nin yeniden o eski ihtişamlı günlerine, kamudaki gibi günlerine dönmesini istiyoruz.

Şimdi, Sayın Bakan, Türkiye Kömür İşletmeleri, kendi sahalarını kendi iştiraki olan KİAŞ'a yani Kömür İşletmeleri AŞ'ye ve Yeni Anadolu AŞ'ye devrediyor, Yeni Anadolu şirketine devrediyor. Bu şirketler de bu sahaları ihalesiz olarak başka şirketlere veriyor. Burada bir kamu zararı yok mudur?

Sayın Bakanım, şimdiye kadar TKİ tarafından kendi iştiraki olan şirketler KİAŞ ve Yeni Anadolu şirketi tarafından kaç saha ihalesiz olarak redevanslı şirketlere verilmiştir? Sürekli yerli ve millî madencilikten bahsediyoruz ama bu konuda bir politika yok, biz aradık, bulamadık. Bir de Maden Kanunu'nda birçok değişiklik yaptınız Sayın Bakan son bir yıl içerisinde bile.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Başkan Lütfi Elvan geçti)

BAŞKAN - Sayın Girgin, lütfen son sözlerinizi alalım.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - İki dakika rica ediyorum Başkanım.

BAŞKAN - Verdim, on sekiz dakika oldu efendim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Çok önemli. Çok teşekkür ediyorum anlayışınız için, sağ olun.

BAŞKAN - Evet, buyurun tamamlayın efendim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Maden Kanunu'nda yapılan değişiklikle redevans uygulamalarında TTK ve TKİ'nin yasal yükümlülükleri büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Maden Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun belirlediği yükümlülükler TTK ve TKİ'den alınarak redevans ruhsat sahiplerine devredildi. Bu düzenlemelerle, yaşanan maden facialarında kamunun hukuki sorumluluğu yok edilmeye çalışılıyor. Bu durum maden cinayetlerinin önünü daha da çok açacaktır Sayın Bakan.

Ben şunu biliyorum: "Madencilikte redevans nedir?" diye sorsalar yani yer altında beş dakika soluklanırsınız Bakanım, elinde lambasıyla bir vatandaş gelir, der ki "Hadi, hadi." Yer altında çalışanlar bunu çok iyi bilir. Maden işçisi olarak da siz "Orası göçecek, ben girmek istemiyorum." dersiniz ama o amiri yani taşeronu "Hadi, hadi." der yani "hadi hadi" sisteminin adıdır, ölüme çağrı yapan sistemin adıdır redevans. Bu uygulamalardan lütfen vazgeçelim.

Son, madencinin bir mesajını vermek istiyorum.

Sayın Bakan, Soma'dan bir madenci kardeşimizin size şöyle on saniyelik mesajı var, müsaadenizle.

(Video gösterimine başlandı)

BAŞKAN - Ama böyle bir yöntemimiz yok ya, böyle bir yöntemimiz yok yani. Lütfen ya, arkadaşım ya.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Anlaşılmıyor ne dediği.

BAŞKAN - Siz söyleyin bence, siz söyleyin, siz söyleyin bak.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bir saniye.

(Video gösterimine devam edildi)

BAŞKAN - Tamam, siz söyleyin ya, siz söyleyin ya; Sayın Girgin, siz söyleyin.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Ya, bir işçinin sesi çıkacak on saniye, ne var ya.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Paylan, ondan değil, duyamıyoruz, anlamıyoruz.

BAŞKAN - Arkadaşlar, böyle bir yöntem yok ya.

Teşekkür ediyorum efendim, teşekkür ediyorum.

SALİH CORA (Trabzon) - Hepimize yollayın, dinleyelim.

BAŞKAN - Böyle bir yöntem yok. Sayın Girgin, Sayın Girgin, lütfen.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Anlaşılmıyor, anlayamıyoruz.

BAŞKAN - Siz söyleyecekseniz söyleyin. Böyle bir yöntemimiz yok ya, Sayın Girgin ya...

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Adı Sami.

(Video gösterimine devam edildi)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Bir dinlersek duyacağız arkadaşlar.

BAŞKAN - Arkadaşlar, böyle bir yöntem yok.

Sayın Girgin, böyle bir yöntem yok ya, lütfen. Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamam, ben söyleyeceğim.

SALİH CORA (Trabzon) - Hepimize dağıtın, okuyalım, faydalı olsun.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamam, bitiriyorum Başkanım. Başkanım, buradaki çok masum bir talep.

(Video gösterimine devam edildi)

BAŞKAN - Siz söyleyin ya, siz söyleyin onun adına. Böyle bir yöntemimiz yok ki.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Bakan, Soma'dan buraya kadar madencilerin yürümesine izin verilmedi. Bu insanlar demokratik haklarını istiyorlardı, 3.500 işçi, beş yıllık tazminatlarını istiyorlardı. Bazı gelişmeler oldu, ocakta ve şubatta yine verilmesiyle ilgili. Bakın, maden işçisi diyor ki: "Yerin altında ölüm, dışarıda açlık var. Bir an önce tazminatlarımızı verin, çoluğumuz çocuğumuz perişan."

Teşekkür ediyorum.