KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli yargı mensupları, bürokratlar ve basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Sayın Bakanın bütçe sunuş konuşmasını dinledik. Sayın Bakandan, nasıl bir yargı istediklerini değil, aslında nasıl bir yargı istemediklerini dinlemiş olduk çünkü öyle bir Hükûmetimiz var ki ne yaptığını anlaşılmaz hâle getirmek için, ne yapacaklarını gizlemek için hep yapacaklarının tersini söylüyor. O bakımdan, Sayın Bakanın konuşmalarını da okuduğunuz zaman, dinlediğiniz zaman altında bu gerçeğin yattığını görürsünüz. Maalesef, Hükûmetimiz, politikaları gereği, duruşu gereği muhalefetten hiç hoşlanmamıştır ve muhalefeti sindirme -sadece siyasal muhalefeti kastetmiyorum, bunun içinde yargı da vardır, basın ve aydınlar da vardır- farklı düşünenleri, Hükûmetin hoşlanmadığı şeyleri yapanları ve söyleyenleri sürekli sindirme, yok etme veya yandaşlaştırma çabası içerisinde olmuştur. Bu, temel hedef olunca, ister istemez ana hedeflerinden birinin de yargı olacağı çok açık ve seçiktir. Yargının bağımsız karar vermesi, elbette, çok sayıda hukuk ihlali yapan, kamu kaynaklarını hukuka, hakkaniyete uygun kullanmayan bir yapıda istenmeyen bir şeydir. Bunu engellemek için, hem sorgulanamaz olabilmek için hem de muhalefet yapanları yargı çıpasıyla susturmaya çalışmak için, yargının yandaşlaşması için büyük mücadele vermiştir.

Bildiğiniz gibi, önce ve özellikle 2010 yılından itibaren siyasi, bürokratik ortaklık kurduğu cemaatle birlikte yargıya çekidüzen vermeye çalışmış ve bu dönemde de orduya kumpaslar kurulmuş, siyasi davalar açılmış, yargı kullanılarak oluşturulmak istenilen mekanizmalarla yargı yayından çıkarılmıştır, ta ki iş kendilerine dokununcaya kadar. Kendilerine dokunduktan sonra başka bir mekanizma geliştirmişlerdir. 16 Nisan 2017 tarihli referandumla birlikte yargının bağımsızlığı artık Türkiye'de ortadan kalkmıştır. Hâlbuki demokrasilerde yargı bağımsızlığı esastır; yasama, yürütme ilişkisinden daha farklı bir yargı bağımsızlığı doktrinde de demokratik ülkelerde de kabul edilen bir gerçektir. Yargının diğer kuvvetlerden mutlak bağımsız olması mutlak surette gereklidir. Eğer bu olmazsa yargı bağımsızlığı yok demektir. Yargı bağımsızlığının olmadığı yerde demokrasi yoktur, hukuk devleti yoktur ve adalet yoktur demektir.

16 Nisan sonrasında Anayasa değişti, şimdi Hâkimler ve Savcılar Kurulu var. Bu Kurul, yargı mensuplarını alıyor, görevlendirmelerini yapıyor, hatta görevlerine son vermeyle ilgili kararlar veriyor yani yargının üzerindeki yargıyı şekillendiren ana kuruldur. Yargının bağımsız olup olmadığını belirlemek için bu kurulun niteliğine bakmak lazım. 13 üyesi var ve tüm üyeleri ya doğrudan veya dolaylı olarak Sayın Cumhurbaşkanı tarafından veya bir partinin genel başkanı tarafından belirleniyor yani Hâkimler ve Savcılar Kurulunun bütün üyelerinin bir partinin genel başkanı tarafından belirlendiği bir ortamda bağımsız çalışabileceğini düşünmek mümkün müdür? Bu, asla mümkün değil. Sayın Bakanımız hemen notunu alıyor "Yok, hepsini atamıyor." diyecek ama öyle. 2'si Bakan ve Bakan Yardımcısı, 4'ünü doğrudan genel başkan yani bir parti genel başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanı atıyor, 7'si de Türkiye Büyük Millet Meclisince seçiliyor ama Cumhurbaşkanının verdiği isimleri Meclis seçiyor. Onun için doğrudan veya dolaylı diyorum. Yani daha önceleri, hatırlayın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Bakan ve Müsteşar bulunduğu için yargının bağımsızlığı on yıllar boyunca bu ülkede tartışılmıştır, şimdi ise tamamını siyaset belirliyor. Avrupa Konseyinin hukuk standartlarını belirleyen Venedik Komisyonu, zaten bizim Hâkimler ve Savcılar Kurulunun oluşumuna bakarak burada yargı bağımsızlığında sorun olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesine bakıyoruz, Anayasa Mahkemesinde de aynı şeyleri görüyoruz: 15 üyesi var, 3'ü Türkiye Büyük Millet Meclisi vasıtasıyla AK PARTİ Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanımız tarafından belirleniyor, 12'sini ise doğrudan kendisi atıyor. Oh, ne güzel, hem Anayasa Mahkemesinin bütün üyelerini tek başına belirleyecek hem Hâkimler ve Savcılar Kurulunun bütün üyelerini tek başına belirleyecek, sonra da biz "Bu memlekette yargı bağımsızdır ve adildir." diyeceğiz. Bu, mümkün değil değerli arkadaşlar. Bu hâliyle egemenlik Türkiye'de sarayın duvarları içerisine hapsolmuş vaziyettedir ve nitekim bu şekliyle yargının hâli de ortadadır, 4.500'den fazla hâkim ve savcı hakkında FETÖ iltisakı nedeniyle soruşturma başlatılmış ve Sayın Bakanın da söylediği gibi 4 bine yakın hâkim ve savcı meslekten atılmıştır. Burada hiç mi kabahati yok Hükûmetin? İşte, birinci perdede bu grupla iş birliği hâlinde Türkiye'de muhalefeti sindirme operasyonlarının bir parçası olarak bu atılanların çoğu bu dönemde alınmıştır yani bu attığınız, hâkim ve savcılardan soruşturma açtıklarınızdan kaçı 2002'nin sonundan itibaren göreve alınmıştır? Bunları da söylerseniz daha net şeyler görebiliriz.

Ama daha vahim bir tablo var, şimdi de yargıyı siyasetin emrine sokabilmek için büyük çabalar var. Hâkim, savcı alımlarına bakıyorum. Ekim 2018'de hâkim, savcı sayısı 16.991, on bir ay sonra, Eylül 2019'da 20.693. Bu ne demektir biliyor musunuz? Daha bir yıl olmadan, on bir ayda 3.702 hâkim ve savcı ataması yapan bir Hükûmetten bahsediyoruz. Arkadaşlar, böyle tomar tomar, biner biner hâkim ve savcı ataması yapılır mı ya? Ben teftiş kurullarını bilirim ve çalıştım orada; sınava bin kişi girer, 3 kişi alırlardı, 5 bin kişi girer sınava, 9-10 kişi alırlardı. Görevdeyken de sormuşumdur "Niye bu kadar az alıyorsunuz?" diye, demişlerdir ki: "Kaliteyi bozmak istemiyoruz, standardı bozmak istemiyoruz. Bir seferde çok fazla insan aldığınız zaman oraya niteliksiz, ruh hastası, problemli her türlü insan girebilir, bu da kurulun standardını düşürür." Ama Sayın Hükûmetimizin asıl stratejisi ve hedefi, başlangıçta bir muhalif olarak gördüğü yargıyı siyasetin emrine, yandaşlığına sokabilmek için tomar tomar, biner biner yargı mensubu alıyor. Bu, yanlıştır değerli arkadaşlar, böyle bir alım olmaz. Veya bakıyoruz, başka şeyler de görüyoruz yani parti teşkilatlarında görev alanların hâkim ve savcı olarak görevlendirilmesinden daha yanlış ne olabilir? Göreve başlayacak hâkim ve savcıların kura töreni yapılıyor, sarayda yapılıyor toplantı, daha kura töreninde Sayın Cumhurbaşkanı bir partinin Genel Başkanı olarak konuşuyor, direktifler veriyor ve talimatlar yağdırıyor; böyle olmaz veya adli yıl açılış törenleri, aynı şekilde yargıya direktiflerin konuşulduğu sarayda yapılıyor. 2015 yılında -bu, yargı tarihimize geçecektir- AK PARTİ Genel Başkanı Sayın Cumhurbaşkanımızın Balıkesir'de yanında Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Sayıştay Başkanı Recai Akyel, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca, YSK Başkanı Sadi Güven, AYİM Başkanı Abdullah Arslan, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Serdar Özgüldür'le birlikte zeytinyağı üretim tesislerini ziyaret etmesi bizim hukuk tarihimize, yargı tarihimize geçecek çok ilginç bir tablodur. 2016 yılında yine AKP Genel Başkanıyla birlikte Yargıtay, Danıştay, Sayıştay Başkanları Rize'de çay toplamışlardır değerli arkadaşlar.

Bakın, buraya Yargıtay, Danıştay Başkanları gelmiyor, Genel Sekreterleri gönderiyorlar, niye? Bağımsız olduğu anlaşılsın diye Parlamentoya karşı. Bütçesi konuşulurken Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeyen Yargıtay, Danıştay bir partinin genel başkanıyla birlikte Rize'de çay topluyor değerli arkadaşlar yani bu kabul edilir bir şey değildir. Yargı bağımsızlığı hepimize lazım. Bugün bana lazım diye söylemiyorum, yarın size de lazımdır diye söylüyorum.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Devletteki teamül, Genel Sekreterler gelmişlerdir.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Teamül değil, yasa öyle söylüyor Sayın Çelebi.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Başkan da aynı, Genel Sekreter de.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, toplantılarda yüksek yargının başkanları yanlarındaki AK PARTİ Genel Başkanı her ayağa kalktığında ayağa kalkıp düğmesiz cübbelerini elleriyle düğmelemeye çalışıyorlar arkadaşlar. Yargı bu duruma hiç düşmemiştir bakın. Yargı mensuplarının kendilerine olan saygısı kurumlarına olan saygısıyla birliktedir. Kendilerine olan saygıyı göstermek için kurumlarına ve ilkelerine saygılı olmak durumundadırlar ve Danıştay Başkanı da bunun ödülünü alıyor tabii. Zerrin Güngör'ün kızı Gonca Hatinoğlu HSK tarafından Elâzığ'a hâkim olarak atanıyor, göreve daha başlamadan Yargıtay tetkik hâkimliğine getiriliyor ve üç gün sonra da sarayda hukuk hizmetlerinde daire başkanı olarak görevlendiriliyor. Ya, bu ne kadar hızlı bir terfidir? Yani ikide bir ayağa kalkıp düğmelerini iliklemesinin gerekçeleri de anlaşılıyor Sonra,yargı siyasetin kırbacı hâline elbette bu hâliyle dönüşür. Bir partinin genel başkanını rahatsız eden, Sayın Cumhurbaşkanını rahatsız eden konuları hangi gazeteci kurcalamaya kalkarsa kendisini doğru hapiste buluyor. Ya bu nasıl bir ülkedir? İşte muhalefet edip de hakkında dava açılmayan tek bir gazeteci yok yani muhalefet edip de ben soruyorum, hiçbir gazeteci yok.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Hepsi değil, bir tane örnek verin.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) -Bakın, sadece gazeteci değil...

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - O mahiyette tek bir örnek verin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...muhalefet edip de hakkında dava açılmayan siyasetçi de yoktur, gazeteci de yoktur, aydın da yoktur.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Avukat da yoktur.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, Eren Erdem'in, Enis Berberoğlu'nun başına gelenler bundan geldi zaten. Bakın, bu yargı nasıl bir yargı?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Niye ondan gelsin?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, arkadaşlar...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Şener... Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu yargı, bakın, şöyle bir yargı. Trump telefon ediyor, rahip Brunson dışarı çıkarılıyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Şener...

CAVİT ARI (Antalya) - Ya bir müdahale etmeyin!

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Lütfen arkadaşlar, lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Merkel istiyor, Deniz Yücel serbest bırakılıyor, değerli arkadaşlar.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bir düzen sağlayalım lütfen ya.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar, lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu ülkede FETÖ borsalarının kurulduğunu siz söylediniz ya! Bu hâliyle yargıda ne olmaz ki? Bakın, hapishanelerde tarihî rekor kırılıyor. Yani neredeyse içeridekilerin sayısı 300 bine dayanmış vaziyette. Her sene üst üste, onlarca hapishane yapmadan içeriye insan koyamıyorsunuz. Hiçbir dönemde hapishanelerde bu kadar çok sayıda siyasi mahkûm olmamış, hiç bu kadar yaygın siyasi davalar açılmamıştır. Hiçbir dönemde Cumhurbaşkanına hakaretten TCK madde 299'a göre bu kadar çok dava açılmamıştır değerli arkadaşlar. On binlerce dava açıldı, son 5 Cumhurbaşkanına hakaretten açılan davaların tam 27 katı kadar Cumhurbaşkanına hakaretten dava açılmıştır. Üstelik de siyasi eleştiriler hep Cumhurbaşkanına hakaret diye dava konusu oldu.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Yani hakaret edenlerde bir şey yok değil mi?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hiç hakaret değil, ben sana vereyim. Şunu oku burada, hakaret varsa gör, vaktim yok.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Avukatların dilekçelerine dava açılıyor, avukatların dilekçelerine.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, bu hâliyle yargının geleneksel görevleri var, fonksiyonları var. Bu iktidarın elinde yargının bir temel görevi daha ortaya çıkmıştır. Yargının bu yeni temel görevi de siyasi iktidarın arzuları doğrultusunda siyaseti yeniden dizayn etmektir. Bu, Türkiye'nin yapısına, hukukuna, kurumsal yapısına çok terstir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama fiilen Türkiye'de...

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Şener, on beş dakika doldu, lütfen tamamlayalım.

Buyurun efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, bakın, söylenecek çok söz var ama yani öyle bir iktidar var ki...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Şener...

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sizlere söz vereceğim arkadaşlar...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...kendisine muhalefet ettiği takdirde bu ülkenin diğer benzer yapılarına dokunmuyor, bakıyorsunuz ki Alparslan Kuytul içeride. Bu dönemdeki kadar dinî duyarlılığa sahip insanlar sıkıntı çekmemişlerdir. Bakın, söylüyorum, bebekler hapishanelerde ya. Yani bunun izah edilir bir tarafı yok. İki senedir Alparslan Kuytul hapiste ve üç yüz on iki gün...

SALİH CORA (Trabzon) - Niye hapiste?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, niye hapiste olduğunu söyleyeyim. Dava açıldı, FETÖ, DAEŞ, PKK, El Kaide terör örgütleriyle bilerek ve isteyerek iş birliği yapmak, yardım... Sonra ne oldu? DEAŞ ve El Kaide'den takipsizlik verildi, arkasından FETÖ ve PKK es geçildi, şimdi sadece bir şeyden devam ediyor tutukluluğu. O da nedir? Bilmem, suç örgütü kurmuş, dolandırıcılık vesaire yapılmış diye. Bir vakıfla bağlantılı, o vakfın yönetimde yok, ilgisi yok, vakıf yöneticileri zaten dışarıda ve son 3 duruşmasında sadece ve sadece tutukluluğunun devamı kararı veriliyor, kendisine söz hakkı da verilmiyor. Böyle bir yargılama sistemi olmaz arkadaşlar.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, lütfen tamamlayın efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani bu örneği şundan verdim. Bu siyasi iktidara kim muhalifse onu susturmak, sindirmek yargının yargının temel görevi hâline gelmiştir; bu kabul edilebilir bir şey değildir.