| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/278 ) ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/277) ve Sayıştay tezkereleri a)Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı b)GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı c)Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ç)Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı d)Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı e)Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı f)Türk Standardları Enstitüsü g)Türk Patent ve Marka Kurumu ğ)Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu h)Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı ı)Türkiye Uzay Ajansı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 26 .11.2019 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 19'uncu yüzyılda Osmanlı'da yoğun bir tartışma vardı "Nasıl bir ekonomik politika uygulayalım?" diye. O dönemin aydınları, ekonomiyle ilgilenenler o dönemdeki gazetelerde, dergilerde bu tartışmayı çok yoğun olarak yapmışlardır "Önce sanayileşmek mi lazım yoksa tarıma mı ağırlık vermek gerekir?" diye. Bazıları Osmanlı'yı dünyanın bostanı yapmaktan bahsetmişlerdir, bazılarıysa "Tarımın bile gelişebilmesi için sanayiye ağırlık vermemiz gerekir." demişler ve bu tartışmalar yüz yıl boyunca devam etmiştir. Daha sonra ikisinin bir arada yürüme zorunluluğu anlaşılmıştır ve o tartışmalar geride kalmıştır "Hem tarımı geliştirmek hem sanayiyi geliştirmek gerekir." denilmiştir. Türk tarihinin tek başarılı sanayileşme hamlesini de cumhuriyetin ilk yıllarında, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidar olduğu dönemde Atatürk'ün öncülüğünde 1929 krizi sonrasında Türkiye başarmıştır. O dönemdeki sanayi hamlesine baktığımızda, gerçekten Avrupa standartlarına uygun yeni pek çok tesisin kurulduğu ve üretime başladığı bir dönemdir. Koşullar elverişsiz olduğu hâlde, birçok güçlük olduğu hâlde, millî gelir çok düşük olduğu hâlde çok büyük sanayi yatırımları yapılmıştır ve bunlar ülkemizde sanayi geleneğini başlatmıştır. Bunun da ötesinde, daha büyük bir performansla Türkiye'deki millî gelirin hızla artmasına katkı sağlamıştır. Fakat son yıllara baktığımızda Türkiye'nin, cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarındaki heyecanını ve başarma azim ve kararlılığını kaybettiğini görmekten üzüntü duyuyorum. Bakıyoruz rakamlara, işte "Türkiye 16'ncı büyük ekonomi" vesaire derken şimdi "20'nci sıraya mı düştü acaba?" diye kaygılanıyoruz. Hatta, kişi başına millî gelir açısından baktığımızda, şu son yaşanan krizle birlikte, dünyada kişi başına millî gelir açısından Türkiye 2018 yılında 68'inci sıradayken 2019 perspektifinde 78'inci sıraya düşmüş olabileceğimiz yönünde tahminler ortaya konuluyor. Bu, tabii, Türkiye'nin performansına yakışır bir hâl değil ve mutlak surette Türkiye'nin küresel rekabette başarılı olması lazım. Artık eskisi gibi sınırlar insanları, malları, sermayenin ve bilginin geçişini engellemiyor. Sınırların böyle bir engelleyiciliği kalmamıştır. Her ulus dünyayla rekabet ediyor, her firma dünyayla rekabet ediyor, okullardaki öğrencilerimiz sadece sınıflarındaki yaşıtlarıyla değil, aynı zamanda dünyanın dört bir tarafındaki yaşıtlarıyla rekabet ediyorlar ve Türkiye'nin bu rekabet koşullarına uygun bir performansı ortaya koymaması hâlinde, Türkiye'nin geleceğinin karanlık olduğunu düşünüyorum. Yani artık "Dün şunlar vardı, bugün bunlar var." diyerek ekonomiyi anlatmak mümkün değil; sanayimizi, teknolojimizi bu perspektifle değerlendirmek mümkün değil. Maalesef, zaman zaman bu yanılgıya düşüyoruz ve sürekli bugünün iyi olduğunu anlatmak için dünü konuşuyoruz veya rakamlara 2002'den başlıyoruz. 2002'den başlayamazsınız zaten. O günden bugüne ortalama Türkiye'nin büyüme oranını koyacaksınız, bunu eklediğiniz zaman nereye geldiniz, onunla kıyaslayacaksınız. Statik olarak 2002 ile 2019 karşılaştırılmaz. Bütün dengeler dinamiktir ve statik denge hesapları yapanlar her zaman yanılırlar.
Böyle bir noktada ileri teknoloji ürünleri üretmekte zorluk çeken bir ülke olduğumuz da görülmektedir. Bu, ekonomiyi yönetenlerin ranta prim vermiş olmalarından dolayıdır. Sanayici, girişimci rant alanlarını araştırdığı zaman daha fazla para kazandığını görüyor. Bütün büyük sanayi kuruluşlarına bile bakıyorum, bir yerlerde gayrimenkul yatırımları yapmak suretiyle, AVM'ler yapmak suretiyle kendi ekonomik faaliyetlerini garanti altına almaya çalışıyorlar. Siz rantı bu kadar özendirirseniz, girişimcileri ranta yönlendirirseniz sanayi de gelişmez, teknoloji de gelişmez. Gelişmez dediğim, biraz mesafe alırsınız ama siz 1 adım atarken dünya 10 adım atar ve siz gerilemeye, yok olmaya mahkûm olursunuz. Yani iyi şey yapmak yetmiyor artık günümüzün dünyasında, mutlak surette en iyisini yapmak zorundasınız dünya ölçeğinde. Siz bir şeyi iyi yapıyor olabilirsiniz ama dünyanın bazı başka ülkeleri en iyisini yapıyorlarsa siz ülke olarak gerilersiniz, geride kalırsınız, rekabet gücünüzü kaybedersiniz. Dünyanın öbür ucunda üretilen mal ve hizmetler gelir ve sizin bulunduğunuz ülkede aynı mal ve hizmetleri üreten firmaları batırır.
Şu anda gittiğimiz yer iyi değil, iyi olmadığı şuradan belli: İleri teknoloji ürünü ihracatımız ne kadar diyoruz. Avrupa Birliği ülkelerine yaptığımız ihracatın sadece yüzde 1'i kadar ileri teknoloji ürünü ihraç ediyoruz. Tüm toplam ihracatımız içindeki payı ise işte, herhâlde 5-6 civarında. Bu, Türkiye'nin tıkanmışlığını gösteren bir hadisedir. Yeni bir silkinişle, yeni bir heyecanla ve ilgili bakanlıkların bunu bir büyük atılıma dönüştürmek suretiyle yeniden oturup düşünmesi ve yeni stratejiler belirlemesi gerekmektedir.
Şimdi, Sayın Bakan, Bakanlığınıza bağlı bazı kalkınma idareleri var: Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı. Ben 1990'lı yıllardan beri, başından beri Meclisteyim, 1990'lı yıllarda bu bölge kalkınma idarelerine gerçekten çok büyük önem verilmiştir. Hatta, bölge milletvekilleri bunu her zaman heyecanla karşılamıştır. Daha sonraki yıllarda, 2000'li yıllarda da yatırımlardan sorumlu Bakan olarak, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi bağlamında, Konya Ovası'nın sulanmasıyla da ilgili olarak heyecanlı çalışmalar yapmışızdır. İşte, Mavi Tünel Projesi 2004 yılında yatırım programına girmişti ve buranın sulanması, diğer bölge kalkınma idarelerinin ilgi alanında olan bölgelerin kendi avantajlarına göre ekonomik performanslarının artırılması hem milletvekilleri açısından hem hükûmetler açısından coşkuyla karşılanan bir durumdu.
Diğerleriyle ilgili de sorunlar var fakat seçim bölgem olduğu için Konya'yla ilgili bazı şeyler sormak istiyorum. Şimdi, Konya, yer üstü suları açısından sorunlar yaşamaktadır. Mavi Tünel Projesi bitmiş olmakla birlikte Konya'nın il merkezinin içme suyunu karşılıyor ama 2 seferdir sulama boruları bozuluyor, bir türlü araziye akmamış gözüküyor yani burada büyük bir sorun var. Zaten Konya Ovası'nın büyük bir kısmını değil, küçük bir kısmını sulayacak ama hâlâ Mavi Tünel'den ovanın sulanmasına imkân sağlanmamış olması başka sorunları da beraberinde getirmektedir. Üstelik, bu Mavi Tünel Projesi'yle tüm Konya Ovası'nı da sulamak mümkün değil yani yeni su kaynakları araştırmak, ovanın tamamının sulanmasına imkân sağlamak gerekiyor; aksi takdirde, Konya Ovası'nın çölleşeceği şimdiden anlaşılıyor. Üreticiler sürekli yer altı suları kullandıkları için bazı bölgelerde 200 metre derinlikten su çıkarılıyor ve bazı bölgelerde sürekli obruklar oluşuyor yani toprak çöküyor yer altı suları kullanıldığı için. Bu, sürdürülebilir bir şey değil. Bu obrukların yerleşim yerlerine rastlama ihtimali de var. İlçe, il merkezi obruklar nedeniyle çökmeye başlarsa bu -belki daha dar bir alanı etkilese de- depremden daha büyük bir felakete sebep olur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ŞİRİN ÜNAL - Ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın Sayın Vekilim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onun için öğrenmek istediğim şey şu: Yer üstü sularıyla Konya Ovası'nın yüzde kaçı sulanıyor? Mavi Tünel'den su geldiği takdirde, buna ilave olarak daha yüzde kaçı yer üstü sularıyla sulanmış olacak? Ovanın diğer kalan kısmının yer üstü sularıyla sulanması için Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı nezdinde hangi çalışmalar yapılıyor, hangi stratejiler belirlenmiştir? Bu stratejiler çerçevesinde bu ova yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra, bilemediniz, elli yıl sonra ne olacak yani bir çöle mi dönüşecek yoksa sulanan verimli bir toprak alanına mı dönüşecek?
Hollanda 40 bin kilometrekare, Konya da aşağı yukarı o kadar. İhracatına bakıyoruz, tarımsal ihracatı Türkiye'nin ihracatı kadar. Konya'ya bakıyoruz, aynı şeyi göremiyoruz ve tarımla ilgili büyük sorunları vardır, özellikle de sulamaya bağlı olarak çok büyük sorunlar yaşamaktadır. Bu konuda, Bakanlığın veya ilgili idarenin çalışmaları bağlamında bilgi verirseniz memnun olurum.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.