| Komisyon Adı | : | DIŞİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükûmeti Arasında Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2420) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 05 .12.2019 |
AHMET HALUK KOÇ (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Kıran'a, özellikle de Sayın Çağatay Erciyes'e hem dünkü hem bugünkü açıklamaları için teşekkür ediyorum.
Olaya siyasi değerlendirme yaparak başlamak isterdim ama öncelikle Türkiye için geç kalmış bir konunun, bu diplomatik alanda belki de şu anda en haklı olabileceğimiz konuda çok gecikmiş bir adımı olarak görüyorum bu mutabakat muhtırası metnini.
Tabii, Libya'yla ilişkiler bakımından rezervlerimiz var. Libya'nın Kaddafi sonrasındaki iç dengeleri bakımından değerlendirmelerimiz var, siyasi mülahazalarımız var, Trablus'taki yapıyla Hafter güçleri arasındaki süregelen iç çatışmanın boyutları konusunda Türkiye'nin tutumu konusunda görüşlerimiz var. Bundan bağımsız olarak da tabii dış politikanın genel ekseni, aksı bakımından değerlendirmelerimiz var ama bu mutabakat muhtırası anlaşmasını bütün bunlardan bağımsız olarak "ama"sız "fakat"sız değerlendirmek istiyoruz.
"Geç kalmış." dedim çünkü 2002'de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ikili olarak -Sayın Büyükelçinin de belirttiği gibi ve bildiğimiz gibi- bölgedeki ülkelerle üçlü anlaşmalar yaparak Türkiye'yi hem Doğu Akdeniz'de hem ekonomik alanda hem siyasi alanda izole etme bakımından oldukça ciddi atımlar attılar. Şimdi, bakalım,geleneksel olarak özeleştiri yapmak Türkiye'de pek siyasetin gündeminde değildir geleneksel olarak ama özeleştiri yapmak da bir erdemdir. 2002'de bu adımlar atılırken biz "Çözümsüzlük çözüm değildir." diyerek Rauf Denktaş'ı neredeyse hain ilan etme dönemindeydik, hatırlarsınız. 2004 Nisanında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ı temsilen Avrupa Birliğine üye kabul edilmesini yanlış politikalarımızla seyrettik ve ondan sonra, karşımızdaki bölge ülkeleriyle olan üçlü Türkiye'yi izole etme çabalarına bu sefer Avrupa Birliği ülkelerinin emperyalist temeldeki şirketlerinin talepleriyle koca bir AB devi de katılmaya başladı. İtalya başta olmak üzere; İtalya, Fransa ve bu ülkeler de Doğu Akdeniz'de şirketleri aracılığıyla veya uluslararası konsorsiyumlar bu üçlü ilişkilerle devreye girdiler. Nitekim, dün Sayın Erciyes söyledi, 7'nci bölgeydi galiba, Türkiye'nin o bölgede bir arama sondaj faaliyetine başlamasıyla iki uluslararası şirket oradaki faaliyetlerine son verdi, geri çekildi.
Yani sıkıntılı bir süreç, onun için Libya'nın... Bakın, bir kere daha tekrar ediyorum -dün Sayın Çeviköz bizim grubumuz adına da görüşlerimizi özetledi, tutanaklarda var- bunu iktidar partisinin izlediği yanlış dış politikadan bağımsız... Sayın Yıldız söyledi -araya parantez açarak söylüyorum- mesela "Bunun çok daha öncesinde Mısır'la böyle bir girişim için altyapılarını yapmak zorundaydık, gecikmiş bir şey." dedi. E, Mısır'a bakıyorsunuz, bugün büyükelçimiz yok ve tamir edilebilecek noktadan çok daha öteye götürüyoruz ilişkilerimizi. Ne açıdan? Baktığınız zaman diplomatik siyasi gerçekçilik dışında, sadece iktidar partisinin kendi dünya görüşünün ülkenin dış politikasına damga vurması adına bu yanlışı yapıyoruz. Bunları söylemek zorundayız değerli arkadaşlar. Yani Mısır hem Akdeniz'e olan kıyısı bakımından -konuyla ilgili olduğu için söylüyorum- hem coğrafi konumu bakımından, stratejik konumu bakımından hem uluslararası ilişkilerdeki bölgesel ağırlığı bakımından hem kültürel bakımdan hem inanç bakımından hem tarihî bakımdan önemli bir ülke bizim için ve biz, Türkiye'nin geneli ulusal çıkarları boyutunda bakmıyoruz Mısır politikasına, sadece mevcut, iktidardaki siyasi partinin kendi düşünceleri bakımından ülkenin dış politikasını Mısır konusunda ayarlamaya çalışıyoruz; bizce yanlıştır. Görüşünüzü savunun ama orada koca bir Mısır var, bu Mısır'la niye diplomatik ilişki kurmak için bir gayret içinde değiliz, tamir etmek için bir gayret içinde değiliz? Ondan sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ikilisi ile bölge ülkeleri -başta Mısır'ı saydık, hadi Ürdün'ü, İsrail'i saymıyoruz- Mısır'la bu ilişkiler yapılıyor ve koca, haklı olabileceğimiz, deniz hukuku bakımından da -her ne kadar taraf değiliz ama- kıta sahanlığı bakımından da münhasır ekonomik bölge kavramları bakımından da -dünkü Meis Adası aklıma geliyor- 12 kilometrekarelik küçücük bir adadan koca bir kıta sahanlığı çıkaran Yunanistan'ın tezine karşı Doğu Akdeniz'de kilometrelerce sahili olan Türkiye'nin tezini savunma noktasında zaafa düşüyoruz. Haklı olabileceğimiz bir noktada yalnız kalıyoruz bütün dünyada ve diğer noktalardan Türkiye'ye dönük eleştiriler ve bir cümle özetliyor onu, ekonomik ve siyasi olarak Türkiye'yi izole etme gayretlerine bir sürü siyasi aktör katılıyor.
Şimdi, bir boyutu daha var. Bir defa, buna "ama"sız "fakat"sız katılıyoruz, bunları söylüyoruz ama bunun gecikmiş bir adım olduğunu, bunun onaylanması gerektiğini ifade ediyoruz.
Sayın Kemalbay, ben 2002'den beri Parlamentodayım, Grup Başkan Vekilliği de yaptım beş yıl, uzunca bir süre. Zaman zaman yirmi dört saati beklemeden acil hususlar gerekli İç Tüzük hükümlerinden geçilerek Genel Kurula indirilebiliyor. Bütçe kanunu görüşmeleri, peşinden gelebilecek olan bir tatil, yılbaşının eklenmesi... "Yıllarca gecikmiş olan bir konu on beş günde mi tamir edilecek?" sorusu parantez içinde kalmak şartıyla öne alınmasında bir sakınca yok gibi gözüyoruz yani bunu makul karşılamak lazım. Diğer konularda bu alışkanlık hâline getirilirse tabii ki bir sıkıntı oluşturur ama bizim Komisyonumuzda ilk defa oluyor bu. Bir aciliyet var, bu aciliyeti önümüzdeki takvim de anlatılınca anlaşılabilir görmek gerekiyor benim düşüncem.
Onun için -Genel Kurulda da ifade edeceğiz- Libya'yla bir paralel güvenlik anlaşması da söz konusuydu Sayın Kıran. Benim sormak istediğim bir soru var, çok açık. Burada, bu, Libya'daki Trablus Hükûmetinin bu güvenlik anlaşmasını da bu mutabakat muhtırasına paralel, eş zamanlı onaylama ya da "Bu güvenlik anlaşması da olursa biz buna Başkanlık imzasını atarız ya da onaylarız." tarzında bir karşı önerisi var mı? Bu, bu dosyanın altında duruyor. Bunu bilmek istiyorum, ne kadarını açıklayabilirsiniz bilmiyorum. Çünkü güvenlik anlaşması Türkiye'ye ek sıkıntılar getirebilecek bir husustur, orada Kemalbay'ın görüşlerine katılıyorum çünkü neden? Bu da Türkiye'nin çıkarları bakımından. Çünkü Libya'nın bugünkü iç çatışmasında konu olan taraflar ve Türkiye'nin her ne kadar Birleşmiş Milletler şu anda Trablus'taki yapıyı tanıdıysa da daha sonrasında devreye girebilecek olan Suriye bağlantılı ya da diğer bağlantılı birtakım grupların o bölgeye intikali, Mısır- Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri üçgeninin taraf tutması, Avrupa Birliğinin tekrar devreye girmesi yani Türkiye'yi tekrar Suriye gibi bir çıkmazın içine itebilir mi Libya'da? Orada kuşkularımız var. Türkiye Suriye'de çok fatura ödüyor, hem ekonomik olarak ödüyor hem güvenlik bakımından ödüyor. Yani ek bir külfet çıkmasın ülkemize, Türkiye'mize; bizim sıkıntımız o. Bu güvenlik aşamasının bu mutabakat muhtırası metniyle eş zamanlılığı var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.
Libya'yla ilgili görüşlerimizi de ifade edeceğiz ama bu anlaşmanın gecikmiş bir anlaşma olduğu ve "ama"sız "fakat"sız, Türkiye'nin ulusal çıkarları bakımından bu anlaşmanın Cumhuriyet Halk Partisi tarafından aşağıda onaylanacağını ifade etmek istiyorum.
Teşekkür ederim.