| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2452) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 18 .12.2019 |
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle, süreçle ilgili değerlendirmelerimi paylaşmak isterim. Biliyorsunuz bir olağanüstü hâl yaşadık ve bir darbe girişiminden sonra devlet kendi refleksleriyle, eli değmişken de kendisinin beğenmediği, muhalif saydığı bütün herkesi devletten temizlemek ve mümkünse bir daha kamu görevine almamak üzere, 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle güvenlik soruşturmasını ve arşiv araştırmasını herkese teşmil etmişti ve bunun son derece keyfî ve kolluğun yetkilerinin sınırlarının belirsiz bir şekilde kullanıldığı ve sonuç olarak büyük mağduriyetlerin yaratıldığı bir süreç yaşanmıştı. Şimdi, bu kanun teklifini savunan arkadaşlar tarafından deniliyor ki: "Biz bir FETÖ belası yaşadık ve dolayısıyla da biz artık devletimizi daha dikkatli korumak zorundayız." gibi bir yaklaşım var. Oysa bu yaklaşım, başından sonuna sakat arkadaşlar. Zaten 4045 sayılı Kanun var idi ve 4045 sayılı Kanun uyarınca, devletin kritik birimlerinde, Millî Savunmada, orduda, poliste ve birçok yerde zaten güvenlik soruşturması yapılıyor idi. Ama bu süreç içerisinde bu kurumlar FETÖ'ye peşkeş çekildi, FETÖ'ye teslim edildi. Demek ki ne bu kanunun gerekçesi FETÖ'yle mücadele veya onun benzeri, FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadele ve ne de biz bununla böyle bir sonuca ulaşamayız. Dolayısıyla, sonuçta, bir Anayasa Mahkemesi kararı geldi. Anayasa Mahkemesi kararı, pısırık bir karar. Aslında, Anayasa Mahkemesinin bu kanunu çok daha açık bir biçimde, sınırları belirsiz, yetkisi belirsiz ve gerektiğinde bu soruşturmayı yapan kişiye yargı yetkisi vermesi dolayısıyla iptal etmesi gerekirken kimi cümlelerinde bunu söylemeye çalışmış ama Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na dayanmış daha çok ve şimdi, bu kanun teklifini hazırlayanlar da onun üzerinden daha çok giderek bu ayıbı örtme girişimindeler. Oysa burada yapılan, olağanüstü hâlin fiilen devamıdır. Olağanüstü hâlde ne yapılıyor idiyse bu önümüze getirilen torba yasanın 2'nci, 3'üncü ve 9'uncu maddeleri dolayısıyla aynen yapılmaya devam edilecek. Bu olağanüstü hâldeki uygulama, bütün kamu kurumlarına girecek her türlü personel için teşmil olacak ve orada kim görevliyse nasıl görevlendirildiyse o kişinin siyasi iktidarın etkisi altında kalacağı çok açık. Kimi beğenmiyorsa siyasi iktidar, onun kamu görevine alınmaması konusunda kendince bir işlem yapacak. Bunun Anayasa'ya aykırılığı zaten tartışılacak bir şey değil. Başta hukuk devleti ilkesinden, eşitlik ilkesinden, ayrımcılık yasağından, ifade ve düşünce hürriyetinden, kamuda çalışma hakkından, nereden tutarsanız tutun aslında bunun açıkça Anayasa'yı ihlal ettiği ortada.
Zaten maalesef, hem Anayasa'nın hem İç Tüzük'ümüzün sürekli olarak çiğnendiği, ihlal edildiği bir süreci yaşıyoruz. Biz bu kanun teklifinin bu maddelerinin böyle bir Komisyonda değil, Anayasa Komisyonunda tartışılması gerektiğini düşündük ve bu düşünceyle, 11 Anayasa Komisyonu üyesi milletvekili olarak Anayasa Komisyonu Başkanlığına başvurduk. İç Tüzük'ümüzün 26'ncı maddesinin dördüncü fıkrası son derece açık. 3'te bir imzayı bulduğunuz zaman komisyonun toplanması gerekir ama bize göre maalesef -bilerek kullanıyorum, üzülerek kullanıyorum- bir paçavra görüşle Anayasa Komisyonu Başkanlığı Anayasa Komisyonunu toplamaktan imtina ediyor. Şimdi, İç Tüzük sürekli ihlal ediliyor, Anayasa sürekli ihlal ediliyor ve Anayasa Mahkemesi de maalesef, bunlara son derece sessiz kalıyor.
Ama değerli arkadaşlar bize deniliyor ki -birazdan, çok uzatmayacağım ama bir iki noktaya değinip bırakacağım- "Somut konuşun, soyut anlatmayın." Somut konuşalım o zaman. Şimdi, Sayın Cora arkadaşım bu kanun teklifini hazırlayanlardan birisi olduğunu söylüyor. Tabii, onun öyle hazırlamadığını hepimiz biliyoruz, kendisi de biliyor, buradaki herkes de biliyor. Dolayısıyla aslında, bu ucube sistemin bir diğer sonucu. Sonuç olarak, bunun nerelerde hazırlandığını kimin ihtiyacı olduğunu nasıl getirildiğini tahmin etmek elbette zor değil. Bu sizin suçunuz da değil, sizin günahınız da değil Sayın Cora.
Şimdi 9'uncu maddeye bakıyoruz. Bakın, 9'uncu maddeden somut gidelim. Değerli arkadaşım ben sizi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, süreniz doldu.
MURAT EMİR (Ankara) - Süre kısıtlaması yok.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Var, var.
MURAT EMİR (Ankara) - Bana gelince mi süre kısıtlaması var?
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Yok, size gelince...
MURAT EMİR (Ankara) - Burası babanızın malı değil.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ne biçim konuşuyorsun sen ya! Senin babanın malı mı?
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Arkadaşlar, bir dakika... Bir dakika, sakin olun.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Bir milletvekili ya!
MURAT EMİR (Ankara) - Ben milletvekiliyim, benim sözüm kesiliyor burada.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Bir dakika, dinleyin.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Demin söylüyorsun "Paçavra bir karar aldı." diyorsun, ne demek bu ya!
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Çelebi...
MURAT EMİR (Ankara) - Paçavra bir karar.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Senin babanın malı mı burası?
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Çelebi...
MURAT EMİR (Ankara) - Anayasa Komisyonunun kararı paçavra bir karar.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Arkadaşlar, arkadaşlar...
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Çok yanlış bir cümle kullanıyorsun.
MURAT EMİR (Ankara) - Ben ne konuştuğumu biliyorum.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Komisyonu idare eden milletvekiline "Burası babanın malı mı?" diyemezsin.
MURAT EMİR (Ankara) - Siz boşuna girmeyin araya, ne konuştuğumun gayet farkındayım.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Lafını geri al. Ayıp, ayıp! Çok yanlış bir şey konuşuyorsun.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, şimdi, ben de buradaydım. Arkadaşlar, ben size söz vermeyeceğim anlamına gelmiyor. Siz beni dinlemeden, oradan kendi yorumlarınızı yaptınız. Ben de buradaydım, Başkan öyle dedi. Tabii ki ben size tekrar söz vereceğim tamamlamanız için ama sonuçta, süresiz bir görüşme yapmıyoruz tabii ki yani onu da ifade edeyim.
Buyurun tamamlayın.
Ayrıca burası benim babamın malı değil. O sözünüzü geri almanızı istiyorum. Hiç kimsenin babasının malı değil. Ben de sizler adına, burada bu Komisyonu yönetmeye çalışıyorum, düzeni sağlamaya çalışıyorum. O sözünüzü de düzeltmenizi istiyorum.
Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Şimdi, bu Komisyonda, bu oturumda süre kısıtlaması olmadığını biraz önce Sayın Başkan ifade etti. Siz bana "Konuşun." diye söz vermelisiniz "Sözünüzü tamamlayın." diye veremezsiniz. Bakın, eğer bir uygulama var ise bu uygulamanın baştan konulması gerekir. Ben konuşurken uygulama başlatırsanız, ben size "Burası sizin babanızın malı mı? Keyfî yönetemezsiniz." demek zorundayım. Bakın, siz burada İç Tüzük'e göre orada oturuyorsunuz, İç Tüzük'ü uygulayacaksınız. İç Tüzük, sözümü bitirene kadar benim söz hakkımı bana veriyor ve bu hakkı, sizden değil milletten aldım ben. Anlatabildim mi? Ben de her tür karara "paçavra" diyecek yetkide birisiyim; isteyen gelir, benimle tartışır, ben onlarla tartışacak kabiliyetteyim.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Lütfen, sözlerinizi tamamlar mısınız.
MURAT EMİR (Ankara) - Bunların hiçbiri...
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Tamam, sözlerinizi tamamlayın o zaman.
MURAT EMİR (Ankara) - Bakın siz bana sözlerini tamamla, diyemezsiniz.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Derim ben.
MURAT EMİR (Ankara) - Ben konuşmama devam edeceğim, ben konuşmama devam edeceğim.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Bu tarz konuşmaya...
MURAT EMİR (Ankara) - Ne varmış tarzımda?
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Komisyonun ve görüşmelerin sağlığı açısından bu tarz bir konuşmaya, ben konuşmanızı tamamlayın, derim.
MURAT EMİR (Ankara) - Gayet sağlıklı tartışıyoruz, neyi eksik?
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Lütfen tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Devam ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Tamamlayın, buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Şimdi, ben Sayın Cora'da kalmıştım. Somut örnek verecektim ve değerli Cora arkadaşım, benim Parlamentoda çalışma arkadaşımdır, asla kendisini üzmek gibi derdim yok. Aynı sözleri onun da bana söyleyebileceğini bilerek konuşuyorum, sakın yanlış anlama olmasın.
Bakın, 9'uncu madde... Velev ki ben mesela, Sayın Cora'nın güvenlik soruşturmasını yapan bir görevli olsaydım... "Anayasa'ya ve devlete sadakat ve bağlılık" diyor. Bence Sayın Cora, Anayasa'ya bağlı değil. Mesela değil, bence değil arkadaşlar. Anayasa çiğnenirken sessiz kalıyor, Anayasa ihlal edilirken sessiz kaldı, Türkiye anayasasızlaştırılırken oy kullandı; bana göre, değil. Ha, o da aynısını bana söyleyecektir, itirazım yok. Burada şu sakatlığı anlatmaya çalışıyorum: Değer yargılarımızın, değerlendirmelerimizin ne kadar taraflı ve subjektif olabileceğini ve bu kararlarla insanların hayatı üzerinde oynayabileceğimizi, dolayısıyla bir kanunun böyle yazılamayacağını, böyle yazılmış bir kanunun kanun olamayacağını anlatmaya çalışıyorum.
Bakın, "Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmamak" diyor. Terör örgütü kim mesela, en popüleri? FETÖ. FETÖ'yle eylem birliği olanlar yok mu içinizde zamanında? "17-25" diyorsunuz milat. Yani 17-25'ten önce eylem birliği içerisinde olan yok mu? Var. E, şimdi bunları nasıl değerlendireceğiz arkadaşlar? Buradan baktığınız zaman, böylesine keyfîliğin önünü açan, böylesine objektif değerlendirmelerden uzak ve kendi devletini yaratan, kendine yakın kamu görevlisi yaratmaya çalışan ve kendi iktidarını böyle sürdürmeye çalışan bir durumla karşı karşıyayız. Oysa devleti liyakatle yönetmek zorundayız. Devletin elbette ki kritik yerlerine alacağı personel açısından -Anayasa Mahkemesinin de vurguladığı gibi, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de vurguladığı gibi- bu hak vardır. Ama bunun mutlaka demokratik devlet ilkelerine uygun olması beklenir ve bunun mutlaka kriterlerinin başının sonunun belli olması gerekir. Bakın, Anayasa Mahkemesinin bir kararından bir alıntı okuyacağım size, diyor ki: ''Kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve özel hayatın gizliliğine yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini yeterince açık göstereceksin.'' Bakın, sadece özel hayatın gizliliğinden bahsetmiyor. Yani burada kamu görevlisi -yani MİT'se MiT, savunmaysa savunma, kamu görevlisiyse kamu görevlisi- bu kişi hangi koşullarda ve hangi sınırlar içerisinde güvenlik soruşturmasını yapacaktır?
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet Sayın Emir, teşekkür ediyorum.
MURAT EMİR (Ankara) - Dolayısıyla değerli arkadaşlar...
Bitiriyorum Sayın Başkan, sabrınız için de teşekkür ederim ama uygulamanızı bir kez daha protesto ediyorum. Bu, olağanüstü hâlin kalıcılaştırılmasıdır; bu, parti devletinin önünün açılmasıdır: bu, haksızdır, hukuk dışıdır ve kesinlikle karşı çıkılması gereken bir yasa taslağıdır. Bunu şiddetle reddediyoruz ve şimdiden uyarıyoruz.
Teşekkür ederim.