| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2452) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 18 .12.2019 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; her şeyden, bu sıkışık ortamda mesaimizin hayırların fethine, şerlerin define vesile olmasını dilerim. Ama yaptığımız mesailer bazen tam tersi sonuçlar veriyor, umut ederim ki bu da ters bir sonuç vermesin, güzel şeyler yapalım. Sayın Cora ve Abdullah bey sevdiğimiz arkadaşlarımızdır. Mutlaka titizlikle bunu hazırlamış, getirmişlerdir. Ama çok fazla sayıda uzmanlığın gerektirdiği böylesine bir teklifte elbette Komisyonumuzun görüşlerine de dikkat edilir, bu doğrultuda bazı değişiklikler, düzenlemeler yapılırsa ülkemiz için faydalı sonuçlar çıkar. Ama "Virgülüne, noktasına dokundurmayız, aynen geçecek." dersek bu sefer yanlışlar ülke genelinde kural hâline gelir.
Değerli arkadaşlar, yürürlük maddeleri hariç 16 maddeden oluşan bir teklifle karşı karşıyayız. Bu 16 maddede ne var diye baktım, 11 ayrı kanun ve konuda düzenleme var. Yani 11 farklı konuyu bir teklifin içine sıkıştırıp bir komisyonda görüşülüp geçilmesi gerçekten yasama etkinliğini zayıflatan bir durumdur. Madem sistem, rejim değişmiştir, Parlamento kendisi teklifleri verecektir, yasama sürecini kendisi başlatacaktır ve kendisi sonuçlandıracaktır, böyle bir ortamda daha etkili bir yasama faaliyetine girmek bizim kendimize duyacağımız saygının da bir ifadesidir. Yasama düzenini böyle etkisiz hâle getirirsek metinleri anlaşılmaz hâle sokar, takip edilemez şekle büründürürsek bu Meclisin saygınlığını zedelediği gibi kendi kişiliğimizi de örseler. Mesleğimize duyacağımız saygı, kendimize duyduğumuz saygının bir parçasıdır ve bunu hassasiyetle korumalıyız.
Bu 11 konuya bakıyorum neler var diye: Tabiat parkı ve millî parklarda kiraya verilen alanların kira süresinin yirmi dokuz yıldan yirmi yıla indirilmesi, 1'nci ve 10'uncu maddeler.
İkincisi, müze ve ören yerlerindeki su ve atık su bedellerinin kamu kuruluşları tarifesine bağlanması, 12'nci madde. Aynı yerlerdeki atık su ve borçlarının yeniden yapılandırılması, 13'ncü madde.
Üçüncü olarak devlet memurluğuna atananlar için güvenlik soruşturması, arşiv araştırması yapılması ve esasları 2'nci maddede, 3'ncü ve 9'ncu maddelerde düzenlenmiş.
Dördüncü bir konu olarak kültür ve turizm yatırımlarına ilişkin kanunlaştırma ve diğer desteklerin döner sermayeden sağlanması 4'üncü maddede düzenlenmiş.
Beşinci bir konu olarak Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü ve TOKİ'nin kamulaştırma işlemlerine yönelik davalarda husumetin ve davayı takip edecek mercinin tespitiyle ilgili 5'inci maddede bir düzenleme yapılmış.
Altıncı farklı bir konu olarak ihtilaf konusu hâline gelmiş olan kamulaştırma bedellerinde esas alınacak değer ölçüsünün tespiti madde 6'da. Düzenlemenin geriye de yürütülmesi madde 7'de düzenlenmiş.
Yedinci farklı bir konu olarak imalat sanayisi yatırımlarında geçici KDV muafiyeti getirilmiş 8'nci maddeyle.
Sekizinci ayrı konu ise Asliye Ceza Mahkemelerinde savcıların geçici bir süre için duruşmaya katılmaması11'inci maddede düzenlenmiş. Savcılar niye duruşmalara katılmıyormuş, aslında bunu anlayamadım ama maddeye geldiğimizde anlayacak gibiyim herhâlde. 2 arkadaşımız da hukukçu olduğuna göre konuyu benden iyi bilmeleri lazım.
MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Bu, uzunca bir süredir var.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, bir süredir var, bu yılın sonunda süre doluyor, bunu sekiz ay daha uzatan bir madde bu.
Dokuzuncu ayrı konuysa İller Bankasının yaptığı ihalelerde damga vergisinden İller Bankasını muaf tutmayla ilgili bir madde, 14'ncü maddede bu düzenlenmiş.
Onuncu konumuz, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığında istihdam edilecek akademik personele ilave ücret ödenebilmesiyle ilgili, bu da 15'inci maddede düzenlenmiş.
Bu teklifin içerisindeki 11'inci konuysa Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı personelinin göreve alınma esasları ve benzeri durumlarıyla ilgili bir düzenlemeyi içeriyor; bu da 16'ncı maddeyle düzenlenmiş.
Yani değerli arkadaşlar, bu 11 maddenin, 11 konunun daha doğrusu, hiçbirinin diğeriyle bir ilgisi yok, farklı farklı. Ayrı uzmanlık konusu, bunlar ayrı ayrı gelse zaten bizim Komisyonumuza gelmeyecekler çoğu ilgisi nedeniyle başka komisyonlara gidecekler. İç Tüzük müsait mi, değil mi, bilmiyorum ama bu tür teklifler bize geldiğinde bizim Komisyonun yapması gereken veya Komisyon yönetiminin yapması gereken iş, bunları konularına ve ilgili olduğu komisyonlara göre tasnif edip "şu şu maddeler için şu komisyona, bu bu maddeler için bu komisyona" deyip göndermesi lazım. Sonra, oradan geldikten sonra bizde bizimle ilgili maddelere bakmalıyız, yoksa yani gerçekten yoruluyorum ben. Buraya gelen her teklif aklımda hayalimde olmayan konuları ilgilendiriyor, uzmanlık alanıma girmiyor, daha önceki çalışmalarımı kapsamıyor ama "Siyasetçi her şeyi bilir." diye bir varsayım var, o varsayıma dayanarak konuşuyoruz, tartışıyoruz, bazen de bilmediğimiz konular hakkında kavga ediyoruz ne hikmetse onu da anlamıyorum.
UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Bilmediğimiz şeyleri öğreniyoruz Sayın Bakan. Öğrenmenin yaşı yok Sayın Bakan, yeni yeni şeyler öğreniyoruz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yine öğrenelim ama maddeye şekil verirken buna uzmanları şekil vermelidir diye düşünüyorum. Fakat bir noktadan bu genel gerekçe gerçekten başlangıç cümlesi itibarıyla güzel yazılmış. Yani "Güzel yazılan tarafı nedir?" derseniz, deniliyor ki: "Hazırlanan kanun teklifi, kamu kurum ve kuruluşlarımızın ihtiyaçları ile son dönemde vatandaşlarımızdan gelen taleplerin karşılanması amacıyla çeşitli konularda kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesini amaçlamaktadır." Teklifi hazırlayan bir milletvekili ise tam böyle bir cümleye ihtiyaç var. Her gün her yerdeyiz. Zaman zaman bir seçmen grubundayız, bir başka zaman bir başka seçmen grubundayız, bir sivil toplum örgütü mensubuyla görüşürüz, kamu kurumlarından değişik birimlerle temas hâlinde oluruz ve buralarda, aksayan, bize iletilen konularla ilgili not tutsak, "Şunları bir kanuna bağlasak." diye de düşünsek böyle bir metin ortaya çıkar yani milletvekiline özgü bir metin. Onun için, bu bir yerlerde hazırlanmış da getirmişsiniz demiyorum. Muhtemeldir ki milletvekilliği deneyimlerinizin ürettiği bir metindir diye varsayıyorum.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Ne yapsak yaranamıyoruz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Nesine yaranamıyorsun, bak, bir hakkı da teslim ediyorum.
Ama bu, milletvekiline özgü çalışmanın da diğer milletvekillerimizle paylaşılıp kenarından köşesinden bir düzene sokulması gerekir diye düşünüyorum.
Burada, tüm maddelerde takıldığım noktalar var, maddeler geldiğinde konuşacağız ama bütün arkadaşlarımızın belirttiği bu güvenlik soruşturması, arşiv araştırılması konusu gerçekten önemli. Bu, bildiğim kadarıyla, bizim idare tarihimize 12 Eylül döneminden sonra girmiştir -daha önceleri var mıydı, bilmiyorum- ama her zaman mağduriyetler oluşturmuştur.
Nihayet "devlet" dediğiniz, soyut bir kavramdır. Ortak ve kurala bağlanmış bir devlet aklından bahsedemezsiniz. Hele bir "soruşturma, bir güvenlik araştırması" dediğinizde, o araştırmayı kim yapıyorsa onun aklına göre şekillenir.
Ben severim, mesela, evimdeki rafıma böyle en aykırı kitapları yerleştirmeyi. Hayatım boyunca da hep benim gibi düşünen, benim gibi konuşanların sohbetinden ve ortamından zevk almamışımdır. Hep farklı konuşanların, farklı düşünenlerin düşüncelerine ve tarzlarına bakmaya çalışmışımdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - En aykırı kitapları da görürsünüz. Benim kitaplarımın bir bölümüne bakan "Bu, komünisttir." der, bir bölümüne bakan "Bu, şeriatçıdır." der, bir bölümüne bakan "Bu, müfrit bir Türkçüdür." der mesela. E, şimdi, bir köşeyi görecek, bana bir damga vurup getirecek, raporlayacak. Bu tip insan yok mu?
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Çok...
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Çok. Neleri gördük.
Hatta, yaşadığım bir olayı anlatayım, bakın: İlk üniversite hayatım Bolu'da başlamıştır, Bolu İktisadi İdari Bilimler Fakültesinde, asistanlık dönemim. Bizim fakülteden bir arkadaş, Ankara'daki bir yüksekokula geçiş yapacak. "Birisi seni arıyor." dediler. Ondan sonra, geldi, "Ben İstihbarattanım." dedi -o zaman MİT ile Emniyet istihbaratı ayıracak konumda değildim, öyle iki tane istihbarat olduğunu da bilmiyordum, onun için hangisinden olduğunu da bilmiyorum- biraz sohbet etti, "Sizin bu mektep komünistlerle dolmuş." dedi. "Şu, tayinini isteyen arkadaşın güvenlik araştırmasını yapıyorum -12 Eylül sonrası yıllara rastlıyor- nasıldır bu arkadaş?" dedi. O arkadaştan da okulda az sayıda vardı ama ben de tektim, aslına bakarsanız. Dediği gibi, herkes komünistti bizim Bolu kadrosunda, onun tabiriyle. Dedim ki: Ülkücü, milliyetçi bir arkadaştır. Hemen arkasından ne dedi, biliyor musunuz? "Bu, bölücü milliyetçilerden mi?" dedi. Dedim ki: Ya, kardeşim, bölücü milliyetçilik nasıl oluyor, bir söyler misin? Dedi: "İşte, kavga eder, dövüş eder, herkesi bilmem ne yapar." Kendine göre birtakım tanımlar yapmaya başladı. Yok, herkesle uyumlu çalışan, mesai arkadaşlığını bilen, kimseyi düşmanlaştırmayan milliyetçi bir arkadaşımızdır dedim. Raporunu aldı, gitti. Şimdi, bu tip insanların orada burada istihbarat araştırması yaparken kimin başına hangi belaları açtığını bilemezsiniz. Üstelik, o günkü koşullar farklı koşullar. Bugün, bu madde gerçekten ürkütücü bir maddedir, tedirgin edici bir maddedir. Bir kere, sosyal medyadan, Facebook paylaşımlarından, atılan "tweet"lerden insanların böyle arşivlendiği, gruplara tasnif edildiği bir dönemi yaşıyoruz. "Aa, bu bizdenmiş, hemen olumlu tezkiye verelim. Aa, bu bize karşıymış, aleyhte tezkiye verelim." denilecek bir zemindir.
Bak, biraz hikâye gibi geliyor ama milletvekilliğini bıraktım, on bir sene Meclis dışındaydım. Bu on bir sene içerisinde ben -91'de başlarken Hacettepede doçenttim- bir üniversiteye giremedim. Bakanken sözleşmesini yaptığımız bir üniversitede bir yıl çalışabildim, sonra siyasi baskılar nedeniyle üniversitenin başını belaya sokmayayım diye bırakmak zorunda kaldım. Kalan on senede 7 üniversite bana teklifte bulundu; işlemleri başlattı, hepsi yarıda kaldı. Neden? "Siyasi otorite seni istemiyor, kusura bakma." Ya, böyle bir şey olur mu? Sadece ve sadece üniversitedeki hayatıma dönmek için bırakmışım siyaseti ve bana üniversite yasak.
O zaman, bulunduğumuz üniversiteye girebilmemizle ilgili kanun vardı ama 1 lira ücretin verilemeyeceği bir statü vardı o zaman, kamu üniversitelerinden bulunduğun üniversiteye girdiğin takdirde. Onun için orayı tercih edemiyorduk. Ücret almayacaksın ama izin kullanırken dilekçe vereceksin, öyle statüde çalışamayız diye mecburen vakıf üniversitelerini gözlüyorduk. Sonra, benim tekrar siyasete dönmeye karar veriş yılımda burada kanun çıkmış -kamu üniversitelerine de vakıf üniversiteleri statüsüne girmek- fakat iştahım kalmadığı için onu da denemedim.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bak, bu gerçekten tehlikeli bir şey. Güvenlik soruşturması, araştırması diye bir şey olamaz, buna gerek yok. Biz bu ülkenin hukuk devleti olduğuna inanıyorsak, hukuka inanıyorsak... Ya, bu memlekette idamla yargılanıp, müebbet hapisle yargılanıp on sene yattıktan sonra beraat kararı alanlar yok mu? Var. Mahkeme süreçlerinin bile böyle olduğu bir ülkede bu güvenlik soruşturması, araştırması diye bir şey olamaz arkadaşlar.
İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Peki, ne yapalım, nasıl yapılacak?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hukuk düzeni neyi istiyorsa, hukuk düzeni somut olarak bir işe gireceklerden neyi istiyorsa onu alırsın, bak, işe sokarsın. Zaten bu kanun maddesi olmasa da kullanıyorsunuz yani işe alacak insanlar bunları ayıklıyor kendi kafalarına göre -ben onu da doğru bulmuyorum ama- fakat bu hiç olmaması gereken şeyi yasa maddesi hâline getirdiğiniz zaman...
Ya, devlet zaten, herkesin aklına göre oynadığı bir şey. Devlet böyle soyut, böyle tarih kitaplarında okuduğumuz gibi masum bir yapı değil. Defalarca söylediğim cümleyi tekrar söylüyorum: Devletlerin kurulduğu günden bugüne kadar yani beş bin yıllık devletlerin olduğu tarihte inceleyin; insanlar en büyük zulmü kendi devletlerinden çekmişlerdir. Onun için anayasa ortaya çıkmıştır, onun için demokratik kurumlar ihdas edilmiştir, onun için anayasalar vardır. Anayasanın birinci görevi vatandaşları devletine karşı korumadır. Bakın, ilk maddeler vatandaşların hak ve özgürlüklerinden bahseder. Daha sonraki maddeler de kurumlardan bahseder, kurumları düzenler. Oradaki asıl amaç da vatandaşını devletin şerrinden korumaktır. Bu, objektif işlemesi mümkün olmayan bir maddedir, nasıl düzenlersiniz düzenleyin. Bu, Türkiye'deki koşullarda insani olarak işlemez, gereklerine uygun olarak işlemez; bu, hep bu araştırmaları yapanların aklına, hevesine, ihtiraslarına göre istismar edilerek işlenir ve zulüm aracı hâline dönüşür. Türkiye'de önemli bir kesim devletin kapısından içeri giremez, hatta iş bulamaz ya. Hadi "şundan, bundan" diyorsunuz, uygulamalara bakıyorsunuz; adama emekli maaşı vermiyorsunuz. Hadi, FETÖ'den girdi içeri, emekliliğini hak etmiş; evde 2 çocuk var, okula gidecek. Cezaların şahsiliği vardır, o içeridekinin emekli maaşını kesmek bir şeyi halletmez ki. Dışarıdaki çocuğun okul parası, yol parası önemli. Bu bile uygulanıyor.
O bakımdan, değerli arkadaşlar, gelin, bunu biz en iyisi ne yapalım? Bunu bu teklif metninden çıkaralım.
SALİH CORA (Trabzon) - Çıkaramayız.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kaç madde bu? 2, 3, 9... Ayrı bir teklif olarak gönderelim Anayasa Komisyonuna. Anayasa Komisyonu ne yaparsa yapsın, hangi günaha girerse girsin, gelin Plan ve Bütçe Komisyonu olarak biz bu günaha girmeyelim.
Hepinize saygılar sunuyorum.