| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2596) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 11 .02.2020 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Önümüzde 40 maddelik bir kanun teklifi var, bu kanun teklifinin hazırlanıp Komisyonumuza gelmesi ve bu süreci değerlendirdiğimizde, parlamenter demokraside ve tek adam rejiminde yasalaşma süreci arasındaki büyük farkı görüyoruz. Şimdi, bu metin gelmiş, Meclis Başkanlığı iki tali komisyon belirlemiş, bu tali komisyonlar görüşme ihtiyacı duymamışlar, aslında belki de talimat gereği görüşmediler, sonra Komisyonumuza gelmiş ve safha içerisinde de sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınmamış, Bankalar Birliği bile sonradan haberdar olmuş, sadece bir bürokratik metin olarak hazırlanmış ve önümüze düşmüştür.
Değerli arkadaşlar, bakın, bu, tamamıyla finans piyasalarını ilgilendiren 40 maddelik bir kanun teklifidir, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda önemli değişiklikler yapılmaktadır, bu Bankacılık Kanunu da 171 maddedir ama o dönemde tasarı olarak gelen bu metnin hazırlanışı hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum ikisi arasındaki farkı görmemiz açısından: Bankacılık Kanunu'nun 2005 yılında taslak metni BDDK tarafından hazırlanmış ve bu hazırlık safhası bir yılı aşkın süre devam etmiştir. Yapılan çalışmalar, sadece bürokratik düzeyde kalmamış, pek çok uzmanın, piyasada konuyla ilgisi olan kişilerin görüşleri alınmış, toplantılar düzenlenmiş ve bu toplantılara Bakan olarak ben de katılmıştım. Avrupa Birliği direktifleri, Basel Kriterleri üzerinde çalışmalar yapılmış ve bankaların görüşleri tek tek istenmiş, Bankalar Birliğiyle toplantılar düzenlenmişti. Oluşturulan nihai metin Bakanlar Kuruluna sunulmuş, bir kanun tasarısı olarak hükûmet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu. hükûmet gerekçesi, Bankalar Birliğinin 18 sayfalık görüş ve önerileri milletvekillerinin bilgisine sunulmuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda görüşülmüş, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Raporu Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulmuştu. Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeden önce Komisyonumuz üyelerinden oluşan bir alt komisyon kurulmuştu. Alt komisyonda değişiklikler yapılmış, geçici ve esas madde sayılarına bile bu değişiklikler yansımıştır. Bankacılık Kanunu Plan ve Bütçe Komisyonunda günlerce görüşülmüş, hatta sabahladığımız olmuştur, Komisyon üyeleri gece yarılarına kadar çalışmışlardır. Hükûmetten gelen esas madde sayısı 176 iken alt komisyonda 175 maddeye, Plan ve Bütçe Komisyonunda ise 171 maddeye düşmüştü. Geçici madde sayıları da aynı şekilde hem alt komisyonda hem de ana komisyonda değişikliğe uğramıştı. Hem alt komisyonda hem Plan ve Bütçe Komisyonunda tutulan tutanaklar, verilen öneriler, tartışmalar muhalefet önergelerinin bile kabulünü sağlamıştır. 40 kişilik Komisyonumuzun o dönemde 25 üyesi iktidar partisinden olduğu hâlde, muhalefetin önergelerini birlikte kabul etmişlerdir. Gelelim bugüne: Elimizde ne var? Hiçbir zeminde tartışılmamış bir bürokratik metin vardır, bu metnin redaksiyonuna bile ihtiyaç vardır, cümleleri okuduğumuz zaman, kanun tekniği açısından bile 40 çeşit eleştiri yapabiliriz. Ve maalesef ülkemizde kriz var. Kriz bir buçuk yılını aşmış vaziyette. Hem finans sektöründe sıkıntılar var hem reel sektörde sıkıntılar var ve bir buçuk yıl sonra o kriz dönemiyle bağlantılı gelişen olumsuzlukları ortadan kaldırmak maksadıyla böyle bir paketin geldiği izlenimi de önümüzde duruyor. Yani, hem işe hızlı yetişme açısından bu yeni sistem sakat bir sistemdir hem de yasama sürecinin mükemmel işlemesi açısından sorunludur çünkü yasama sürecinde, kanun tasarı ve tekliflerinde ne kadar çok uzmanlık, görüş, tartışma, paylaşma, deneyim ve teorik bilgi bir araya gelirse ancak en mükemmel metinler o zaman ortaya çıkar. Ama şu gördüğümüz tabloda, yasama organının bu yasama sürecinde muhatap olduğu durum Türkiye'de mükemmel yasa metinlerinin hazırlanmasına elverişli değildir. Burada 40 maddeyi içeren bu tekliften bahsederken, üzerinde değerlendirmelerde bulunurken aslında teklifin içerisinde bulunan maddelerle bağlantılı bir değerlendirme yapmayacağım yani "Şu düzenlemelerde şu eksikti, bu yanlıştı, buradaki maksat bu muydu?" gibi bir eleştiriye girmeyeceğim. Bunun tersine, bu 40 maddelik teklifte bulunması gerektiğine inandığım ama yer almayan bir husus üzerinde değerlendirme yapmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, "İhlas Finans mağdurları" diye bir gündem var Türkiye'de. Maalesef bu konu kangrene dönüşmüştür ve piyasada büyük sıkıntılara yol açmaktadır. (Gürültüler)
Teşekkür ederim. Başladığımdan beri sizin sesiniz benimkinden çok duyuluyordu.
İLHAN KESİCİ (İstanbul) - Şeyi merak ettik, yani buradan yayın yapıyor mu, Periscope'dan mı yapıldı, Twitter'dan mı yapılıyor, onu bulmaya çalıştık, bulamadık.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kaydediyorum sadece.
İLHAN KESİCİ (İstanbul) - "Acaba videoya kaydediyor, bunu daha sonra mı yapacak?" filan dedik.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kapatayım, madem hoşlanmadınız bu işten kapatıyorum.
İLHAN KESİCİ (İstanbul) - Hayır, odur yani başka bir şey değil.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İyi de yani deminden beri açık duruyor, konuşmaya başlamadan önce...
İLHAN KESİCİ (İstanbul) - Bizler de merak ediyoruz, öğrenmek için yaptık onu, Akif bey daha mahir... (Gülüşmeler)
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Benim konuşmamı bozacak şekilde...
İLHAN KESİCİ (İstanbul) - Böylece hoşluk bir şey oldu yani, evet.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hoş olmadı, iyi olmadı.
İLHAN KESİCİ (İstanbul) - Peki, özür dileriz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, bu İhlas Finans konusu, belirttiğim gibi, bir kangrene dönüşmüştür ve büyük bir sorundur. Bu işte gerçekten vebal vardır. 75 bin mudi kan ağlamaktadır. Kimileri yirmi beş yıl önce yatırdıkları, kimileri on dokuz yıl önce yatırdıkları paralarını hâlâ alamamışlardır, pek çoğu parasının gasbedilmiş olmasının acısıyla, gözleri arkada kalarak ölmüşler, darıbekaya irtihal etmişlerdir. Böyle bir zulüm görülmemiştir değerli arkadaşlar. Zulüm en büyük vebaldir. Bunun mutlak surette düzenlenmesi lazımdır. Milletvekilleri bu konuda sorumludur, en büyük sorumluluk da Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri olarak bizim üzerimizdedir.
Bildiğiniz gibi, bu kuruluş, İhlas Finans, 1995 yılında 1 milyon lira ödenmiş sermayeyle kurulmuştur, 10 Şubat 2001 tarihinde, yani on dokuz yıl önce, BDDK tarafından 171 sayılı Karar'la faaliyetleri durdurulmuş ve tasfiye sürecine girmiştir. Tasfiye sürecine girdiğinde, 83/7506 sayılı Özel Finans Kurumlarının Kurulmasına, Faaliyetlerine ve Tasfiyesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname yürürlükteydi. Bu kanun hükmünde kararnameye göre tasfiyenin en çok iki yıl içinde yapılması hükme bağlanmıştı. İhlas yöneticilerinin girişimleri, vaatleri, kulisleriyle, bu kanun hükmündeki kararname ve buna bağlı tüm mevzuat tasfiyeden bir süre sonra yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece özel bir mevzuat kalmadığından İhlas Finansın tasfiyesi genel hükümlere göre, yani Türk Ticaret Kanunu'na göre yapılmak durumunda kalmıştır. Tasfiye Kurulu İhlas Finansın ortakları ve temsilcilerinden oluştuğu için, tüm hukuki boşluklardan yararlanarak, mudilerin perişanlıklarından ve dağınıklığından, bunun da ötesinde çaresizliğinden yararlanarak -ve hâlen- ödemeleri düzgün bir şekilde yapılmamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Buyurun Sayın Şener.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir banka ile bir ticari şirket aynı usullere göre tasfiye edilemez. Bu, akla, mantığa, hukukun genel ilkelerine aykırıdır. İhlas Finansın, mali kaynaklarının, bilançodaki pasif hesapların yüzde 95'i mudilere ait olan bir banka olduğunu düşünmemiz lazım ve bir ticari şirket gibi tasfiye edilemeyeceğini bilmemiz gerekir. Üstelik, tasfiye tarihinde, BDDK'nin tasfiye gerekçesinde, bankalar yeminli murakıplarının incelemelerinde, SPK raporlarında İhlas Finansın tasfiyeye sürüklenme nedeni, İhlas yöneticilerinin bankanın içini kendi şirketlerine yasalara aykırı olarak para aktararak boşaltmalarından kaynaklandığını tespit etmiştir.
Şirketin hâkim ortağı ve holdingin en büyük hissedarı olan Mücahid Ören ve diğer şirket yandaşları, İhlas Finansın mali kaynaklarını kendi grup şirketlerine aktarmak suçundan Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanmış, suçlu bulunmuşlardır ve bu mahkeme kararı Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından da onaylanmış ve sanıklar hüküm giymiştir.
Bir başka konu, 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminden üç ay önce İhlasın Yönetim Kurulu üyesi ve İcra Kurulu Başkanı olarak Cahit Paksoy'un 16 Nisan 2016 tarihinde atanmış olmasıdır. Paksoy, FETÖ bağlantıları nedeniyle tutuklanmış, mal varlığı dondurulmuştur. Cahit Paksoy'un, hemen darbe girişimi öncesinde, bir hazırlık yapılıyormuşçasına İhlas Holdinge neden CEO olarak atandığı da sorgulanmamıştır. Mudilerin çaresizliğinden yararlanmak suretiyle on dokuz yıldır hiçbir ciddi ödeme yapılmadan İhlas Finansın mudilere borcu, sürekli, kâğıt üzerinde azaltılmaktadır. Mudiler kandırılarak hiçbir ödeme yapılmadan borçlar içi boş şirketlere temlik edilmek suretiyle, İhlas Finansın mudilere borcu, belirttiğim gibi, gerçekte değil kâğıt üzerinde azaltılmaktadır. Hâlen 180 milyon dolar borç kalmış gibi gösterilmektedir. Yasama, idare, yargısal süreçlerde hukuki boşlukları kullanan İhlas Holding yönetimi Mücahid Ören ve diğerleri, binlerce garibanın paraları üzerinde on dokuz yıldır saltanat sürmekte, ihtişam ve lüks içinde yaşamakta, mudilerse, teker teker, gariban bir şekilde darulukbaya gitmektedirler. Mudilerin alacaklarıysa, hileli temliklerle, ölümlerle buharlaşmaya devam etmektedir. Bu zalim düzene "Dur!" demek bu Komisyonun görevidir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir. Bu görevi yerine getirmek, İhlas Finansın tasfiye usulünü ticari bir şirket tasfiyesinden kurtarıp bankaların tabi olduğu kurallara bağlamak bu Komisyonun ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerine getireceği şerefli bir iş olacaktır.
Bu kanun teklifinin görüşülmesi sırasında böyle bir düzenlemenin yapılmasını beklediğimi ifade eder, hepinize saygılar sunarım.