| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2762) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 03 .04.2020 |
TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben de öncellikle corona günlerinde görevlerini yapmaya çalışan basın mensupları başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışanlarına, komisyon üyelerimize, emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum.
Tabii, bu yapılan düzenlemeyi tamamıyla reddetmek ya da hepsine katılmak mümkün değil. Komisyon sözcümüz de bu konuda gerekli açıklamaları yaptı. Ben de dilimin döndüğü kadarıyla eleştirilerimi, maddelerdeki söz hakkımı saklı tutmak kaydıyla söylemek istiyorum.
Öncelikle, Komisyonumuzda bir tartışma oldu yazım hatalarıyla ilgili ya da öyle dile getirildi; redaksiyon hataları denildi, dil beğenilmedi. Ben de birçok maddedeki dili beğenmiyorum bir hukukçu olarak. Şöyle ki tabii bunu, bu metni hazırlayanlara yüklemek de doğru değil. Yaklaşık on sekiz yılı aşkın süredir devam eden Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında, sürekli kanunlar değiştirilerek, torba kanunlar yapılarak, kanun hükmünde kararnamelerle ya da herhangi bir kanuna gece yarısı yapılan ilavelerle maalesef Türkiye Cumhuriyetinin mevzuatı biraz kör ve topal hâle getirildi. İşin içinden çıkmak da öyle çok kolay değil, hele de böyle bir düzenlemeyle işin içerisinden çıkmanın hiç kolay olmadığını bütün hukukçular bilir. Bu anlamda, tamamen bu hataları, yazım hatalarını bu teklifi hazırlayanlara atfetmek de doğru değil diye düşünüyorum; on sekiz yıllık bir müktesebat var bu işin suçunda.
Yine devamında, değerli arkadaşlar, tabii Türk Ceza Kanunu'nda sağlanması gereken adaleti İnfaz Kanunu'yla sağlamayı düşünmek de doğru bir hukuki yaklaşım değil. Gözlediğim bir şey var, aynı maddenin farklı fıkralarında, farklı bentlerinde verilen cezalar için bile infaz hükümleri farklı uygulanabiliyor yani Ceza Kanunu demiyorum, bent diyorum, madde diyorum. Bunu anlamak ve açıklamak bir hukukçu gözüyle bence mümkün değil.
Şimdi, özellikle Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlar "Terör suçlarını biz asla kabul etmiyoruz." diyorlar. E, kimse kabul etmiyor, terör zaten insanlık suçu. Terör suçlarını infaz düzenlemesiyle bu kapsama almak mümkün müdür? Değildir ama coronavirüs paylaşımı yaptı diye terör örgütü suçlamasıyla gözaltına alınıp sorgulanan 20 yaşında üniversite öğrencileri var, gazeteciler var. Bakın, bu memlekette geçmişte Genelkurmay Başkanı terör örgütü üyesi olmakla suçlandı ve cezaevinde iki yılı aşkın süre kaldı. Yine -dünyaca ünlü bir bilim adamı vardı, geçtiğimiz dönemlerde Cumhuriyet Halk Partisinde milletvekilliği de yaptı- Mehmet Haberal Hoca terör örgütü mensubu olmakla beş yıl, altı yıl hapis cezası aldı. Yani, gücü eline geçiren, bu memlekette birilerini terör örgütü üyesi suçlamasıyla terbiye etmeye çalışıyor arkadaşlar. Yani, öncelikle buralarda bir düzenleme yapmak gerekmez mi? Yani, coronavirüs paylaşımı yaptı yahut da bu düzeni eleştirdi diye kamyon şoförü sorgulanabiliyor, bir sosyal paylaşımı beğendi diye bir gazeteci ifade vermek zorunda kalabiliyor. Bunlara benzeyen onlarca örnek var. Bu anlamda, bu kanunda eleştirilmesi gereken en önemli noktalardan biri, çıkar amaçlı suç örgütü üyesi, yöneticisi olanlara indirim getirilirken gelişmiş demokrasilerde basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilebilecek eylemlerinden dolayı tutuklanan, hüküm giyen gazeteciler var. İşte, son MİT haberiyle ilgili terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla 6 gazetecimiz şu anda tutuklu. Bu anlamda, yine aydınlarımız, gelişmiş demokrasilerde, Batılı demokrasilerde düşünce ve ifade özgürlüğü sayılabilecek eylemleri nedeniyle cezaevindeler. Bir partinin Genel Başkanı cezaevinde, Sayın Selahattin Demirtaş. Bir Grup Başkan Vekili sanırım cezaevinde.
DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) - Eş Başkanı...
TUFAN KÖSE (Çorum) - Eş Başkanı cezaevindeymiş.
Bu anlamda terör örgütü suçlamasını değerlendirmenin de farklı boyutları olduğunu düşünüyorum. Derhâl gazetecilerle ilgili bir ilave yapılmalı bu kanun teklifine, onlar cezaevinde olmamalı, görevlerini yapmalılar.
Yine, FETÖ yargısının adaletsizliğini birçok arkadaşımız burada söyledi. 5 bine yakın hâkim, 15 Temmuzdan sonra "FETÖ örgütü üyesi olma" suçlamasıyla görevlerinden atıldılar; bir kısmı kaçtı, bir kısmı cezaevinde. Bunların yaptığı yargılamalar var, bunların yaptığı yargılamaların yeniden düzenlenmesi mutlaka gerekiyor. İşte FETÖ borsası konuşuldu, özellikle iktidar partisinin mensupları arasında da bu çok dillendirildi. Yani gücü olan, parası olan, FETÖ yargısının gazabından kurtuldu süreçte; gücü olmayanlar, ismi olmayanlar hâlâ cezaevlerinde o hâkimlerin, terör örgütü üyesi hâkimlerin yargılamalarıyla cezaevlerindeler.
Dileğimiz şu: 21'inci yüzyıla yakışan, derinliği olan bir demokrasi olsun ülkemizde. Bunun için de İnfaz Kanunu'nda yapılacak düzenlemeler mutlaka yetmeyecektir ama bu mevzuat en baştan, özellikle düşünce ve basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü noktasında yeniden değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Maddeler geldikçe de bu konulardaki görüşlerimizi ifade etmeye çalışacağız.
Hepinize teşekkür ediyorum.