KOMİSYON KONUŞMASI

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan Yardımcısı, sevgili bürokrat arkadaşlarımız; sabah ondan beri bir torba kanunun geneli üzerinde konuşmalarımız devam ediyor. Komisyonumuzda özellikle tarım alanında çok yetkin arkadaşlarımız var. Bu alanda oldukça önemli konulara değindiler. Ben tarım alanlarına çok girmeyeceğim. Sadece tütün üzerine birkaç cümle sarf ettikten sonra orman alanında, Orman Kanunu'nda yapılacak olan değişikliklere ilişkin geneli üzerinde kısaca bir değerlendirme yapacağım.

Öncelikle seçim bölgem Denizli'de; Beyağaç, Kale, Tavas, Güney ve Pamukkale ilçelerinde çok kaliteli tütün üretimi yapılmaktadır ve bu tütün üreticilerimiz özellikle sözleşmeli tütün üretimine geçildikten sonra gerçekten artık ürettikleri tütünün kaç paradan satılacağının bir garantisi olmaksızın hâlâ üretmeye ve üretim adına da direnmeye devam ediyorlar. Ancak 2020 yılında, şu an, tütün kırma dönemi yaklaşmış olmasına rağmen tütün üreticileri şirket tarafından ya da sözleşme yapılan şirketler tarafından desteklemelerinin kendilerine hâlâ ödenmemiş olmasından dolayı mağduriyetlerini dile getirmemi özellikle ifade ettiler. Tütün üzerinde Adıyaman Milletvekilimiz geniş bir değerlendirme yapacaktır. Ancak 2020 yılında tütün piyasasındaki yerli tütünün payı yüzde 12'lere düşmüş durumda. Yine, 2019 yılında yabancı tütüne 590 milyon dolar para ödemişiz. Eskiden "Türk tütünü" diye bir tanım vardı ve dünyaca kalitesiyle, övgüyle bahsedilen bu tütünde maalesef, ithalata 590 milyon dolar ödeyecek kadar da üretimimiz düşmüş durumda. Kota ve alt sınır meselesini de sanıyorum Abdurrahman Vekilimiz ifade edecektir.

Evet, bu kanun teklifinde özellikle olumlu bulduğumuz noktadan başlayarak diğer eleştirilerimize geçmek istiyorum. Öncelikle şu şerhi düşmek isterim: Bir canlının bir başka canlının yaşamına son verme hakkının olmadığına olan inancımı ve parti politikamızı ifade ettikten sonra, özellikle Merkez Av Komisyonu sayısı bakımından yapılacak olan değişikliği bu şerhimiz doğrultusunda olumlu bulduğumu da ifade etmek isterim. Daha önce, Merkez Av Komisyonunda, özellikle avcılık sektöründeki katılımcı sayısına baktığımız zaman, burada yaban hayatının korunması ve canlıların yaşam hakkının korunması adına gerçekten doğru kararların alınabilmesi için gerekli çoğunluk bulunmamaktaydı. Bu maddeyle doğa koruma alanında faaliyet gösteren STK'lerden 3 temsilci, 1 biyolog ve gönüllü kuruluşlardan 1 temsilcinin daha alınacak olması olumlu bir gelişmedir ancak Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler 1 ekolog ve 1 ziraat mühendisinin de bu komisyona eklenmesiyle komisyonun çalışma biçiminin çok daha doğru, çok daha uygun olacağını ifade etmek isterim. Böylelikle, en azından, Merkez Av Komisyonunun yapısına baktığımız zaman hayvanların sadece bir av malzemesi değil, avlanacak bir meta olarak görülmesinden çok, ulusal ortak değerlerimizin de korunacağına ilişkin kararlar alınacağı umudunu taşıdığımı ifade etmek isterim.

Söz STK'lerin bu komisyonda yer almasına gelmiş iken bir torba yasayla karşı karşıyayız, oysaki 24 Haziran seçimleri öncesinde Cumhur İttifakı'nın adayları meydanlarda hep şunu söylediler: "Türkiye Büyük Millet Meclisinde torba yasa uygulamasına artık son vereceğiz." Ben 24 Hazirandan bu yana iki yıllık milletvekiliyim. İnanın, kaçıncı torba yasanın Mecliste görüşüldüğünü ve bu torba yasalar içerisinde kaç kanunda kaç değişiklik yaptığımızı hatırlamakta zorlanıyorum.

Tabii ki burada değiştirilmesi istenen 12 ya da 13 kanundan bahsediyoruz. Bu kanuna ilişkin üniversitelerimizin görev alanına giren konular var. Yine burada sivil toplum örgütlerinin konusuna giren değişiklikler var. Gönül isterdi ki bu birimlerden de bu kuruluşlardan da bilim insanlarından da görüşler alınsaydı keşke; bu kanun hazırlanırken ortak akıl, çoğulcu anlayış hâkim kılınabilseydi. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi olarak ben burada bu kanun teklifi, torba kanun önümüze geldiğinde özellikle bize düşüncelerini ileten ve bu düşüncelerini Cumhuriyet Halk Partisi olarak dile getirmemiz noktasında destek veren değerli bilim insanlarına da teşekkür etmek istiyorum. Sayın Profesör Doktor Doğanay Tolunay'a, Sayın Profesör Doktor Erdoğan Atmış'a, Doçent Doktor Cihan Erdönmez'e ve Doçent Doktor Oğuz Kurdoğlu'na da Komisyondaki tüm katılımcılarımız adına teşekkür etmek isterim çünkü bu bilim insanları özellikle ormancılık, Orman Kanunu üzerindeki değişiklikler konusundaki fikirlerini bizlerle paylaştılar, bizler de onların bu alandaki önerilerinin sesi olmaya çalışacağız.

"Bozuk orman" deyiminden az önce değerli milletvekili arkadaşım da bahsetti. Bozuk orman olmaz, herhâlde bozulmuş orman olur çünkü ormanlar kendi kendine bozulmaz; ormanların bozulmasını sağlayan yasal düzenlemeler vardır ve bu yasal düzenlemeleri hayata geçiren ve ormanları bozan insan faktörü vardır. Bunu açıkça ifade etmek isterim.

Peki, aslında orman sadece ağaçtan oluşmaz, orman aynı zamanda bir ekosistemdir. Ormanlarda yaban hayatı vardır, yaban hayatın devamlılığını sağlayacak bir alandır ormanlık alanlar. Yine biyoçeşitlilik adına orman alanlarının korunması oldukça önemlidir. Bu kanun teklifinde, Orman Kanunu'nda yapılacak olan değişikliklerle özellikle ormanların parçalanması, yaban hayatının bozulması ve biyoçeşitliliğin kaybı gibi birçok ekolojik soruna neden olacak düzenlemeler yer almaktadır.

Hepimizin bildiği gibi, iklim kriziyle karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı iklim kriziyle mücadele eylem planlarının bütün ülkede uygulanacağından, hayata geçirileceğinden bahsetti. Oysaki ormanlar da iklim krizine neden olan altyapılar için bir karbon yutağıdır. Kömürlü termik santraller karbon solunumu açısından iklim krizinin baş etmenlerinden iken ormanlar da bu karbon salımını düzenleyen karbon yutak alanlarıdır ve ormanları korumak ve ormanlık alanları geliştirmek ve büyütmek bizlerin temel görevi olmalıdır gelecek kuşaklara yaşanacak bir ülke ve dünya bırakabilmek adına.

Yine, iklim krizinin yıkıcı etkisini bu süreçte çok yakından tanımlamak ve gözlemlemek durumunda kaldık maalesef. 2018 yılında Ordu'da yaşanan sel felaketinde 1 yurttaşımız yaşamını yitirdi, 2019'da yine Düzce'de yaşanan sel felaketinde... Ki oradan, sel bölgesinde, özellikle 85 yaşındaki bir ninemiz şunu ifade etti: "Ben 85 yaşındayım, bugüne kadar böyle bir sel felaketi görmedim, yağmur görmedim." dedi. Bu da aslında iklim krizinin yıkıcı etkisinin giderek arttığının da başlıca tanıklığından biri diye düşünüyorum. Yine geçtiğimiz hafta Bursa'da yaşanan sel felaketinde 5 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Sadece seller değil, Denizli'de gündüz 37 derece sıcaklık varken gece eksi 2 dereceye sıcaklığın ani düşüşü nedeniyle birçok tarımsal üretim alanlarımız önce don, arkasından dolu felaketiyle perişan oldu. Yine Aydın'da, Adana'da, Mersin'de ve yurdumuzun birçok bölgesinde bu iklim krizinin neden olduğu ani hava değişimleri ve hava olayları nedeniyle çok ciddi sorunlar yaşandı. İşte bu sorunların tekrarlanmaması, iklim kriziyle etkin bir mücadele ve eylem planlarının hayata geçirilebilmesi için bizlerin ormanlarımızı korumak, ormanlar içerisinde yaratılan boşlukların da ancak ve ancak yeniden orman ekosistemine dahil edilecek olan yapıların ve ağaçların orada sağlanması ve dikilmesiyle olacağını ifade etmek isterim.

Yine, ormanlık alanlarda ya da bozuk orman -tırnak içerisinde kabul etmediğimizi ifade ederek- alanlarında tesisten bahsediliyor, tesisler kurulacak deniyor; bu tesislerin ne olacağı bu kanunda maalesef ifade edilmiyor. Özellikle eterik yağlar, reçine gibi odun dışı orman ürünlerinin işletilmesi, işlenmesi için bir tesis kurulacaksa o zaman kendi ellerimizle orman yangınlarının artmasını ve boyutunun daha da yıkıcı hâle gelmesini sağlayacağız demektir. Yine, odun dışı orman ürünlerinin mamul ya da yarı mamul olarak işlenmesi için tesis kuracağız dediğimizde şunu ifade etmek isteriz: Odun dışı orman ürünü dediğimiz zaman bunların büyük bir kısmı ilaç sektöründe, büyük bir kısmı kozmetikte, büyük bir kısmı da eczacılık sektöründe kullanılan kimyasalları içermektedir. O zaman bunların üretimi neden orman alanlarında, bozulmuş orman alanlarında yapılıyor. Bu tesisleri kim işletecek? Bu tesisleri Tarım ve Orman Bakanlığı işletmeyecek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da işletmeyecek. Kim işletecek? Gerçek kişiler; Ali, Veli ya da A, B şirketleri işletecek. E, bu şirketlerin acaba maliyetlerini mi düşürmek istiyoruz, bu şirketlerin daha çok kâr elde etmesini sağlamak için bu tesisleri ta ormanın göbeğinde kurmaya mı çalışıyoruz? Bunu ifade etmek isterim.

Yine, Anayasa'mızın 169'uncu maddesi ormanlık alanların kamusal amaç dışında kullanımını yasaklamaktadır. Bu düzenlemenin de açıkça Anayasaya aykırı olduğunu burada ifade etmek isterim. Yine, değişiklikle getirilen bir başka konu, orman bitkisi fidanlıklarının kurulması, mantar ve tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği uygulamaları söyleniyor ancak ben yanlış hatırlamıyorsam 2019 yılında Resmi Gazete'de de böyle bir yönetmelik yayınlandı ve 2020 Mart ayında da bu yönetmelik, bir tamimle uygulamaya geçildi. O zaman kanunsuz bir yönetmelik, kanuna dayalı olmayan bir yönetmelik mi yürürlüğe girdi ve bu özel ağaçlandırma yönetmeliğine dayalı olarak bir tamim mi çıktı? Bunu da buradan ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, sevgili milletvekili arkadaşlarım; öncelikle corona salgını döneminde coronanın bu kadar yıkıcı etkisinin olması özellikle, orman alanlarının fiilen daralmasına, ekosistemdeki ciddi bozulmalara ve doğal yaşamda ciddi kötüye gidişlere yol açtığı bütün bilim dünyasında ve yurt dışında bu alanda çalışan bütün bilim insanlarının makalelerinde açıkça ifade edilmektedir. O zaman, artık dünya yeşil ekonomiye, yeşil kalkınma modellerine dönüşmeyi tartışırken ve artık doğayla yarışan, doğayla karşı karşıya gelen değil doğayla birlikte aynı alanları, aynı yaşam alanlarını birlikte paylaşacağımız, doğayla dost bir kalkınma, sürdürülebilirlik ve ekonomi modellerinin hayata geçirilmesini sağlamak bizim de aslında başlıca sorumluluk alanlarımızdandır. Bu nedenle Covid-19 gibi salgınların, geçmişte yaşanan salgınlardan sonra bütün dünyayı saran ve hâlâ etkisinden kurtulamadığımız bu tür salgınların önüne geçebilmek için artık bizim de doğayı, ormanlarımızı koruyacak, sulak alanlarımızı koruyacak, su varlığımızı koruyacak düzenlemeleri tartışmak, konuşmak ve bilim insanlarıyla birlikte bu alana ilişkin neler yapabileceğimizi, bu doğa yıkımının ve doğal felaketlerin ve iklim krizinin önlenmesi için hangi yasal düzenlemeleri hayata geçirmemiz gerektiğini tartışmak ve ona ilişkin yasal düzenlemeleri burada hayata geçirmek gerekir diye düşünüyorum.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Toparlayalım lütfen.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Son cümlem Sayın Başkan.

Yine, Komisyon toplantısına ilişkin görseller sosyal medyada paylaşılınca Erzurum'dan bir çiftçinin mesajını burada okumak istiyorum, kendisi özellikle bunu yazdığı için: "Sayın Vekilim, Tarım Komisyonundasınız. Çiftçiler, Tarım Kredi Kooperatifleri borçlarının ertelenmesini ve faizlerinin devletçe ödenmesini, eğer devlet faizlerini ödeyemeyecekse de faizin yapılandırılmasını talep ediyoruz." diyor. Ben çiftçilerimizin de bu talebini sizlere iletmiş bulunuyorum.

Teşekkür ediyorum.