KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Başkanım, yine, bu, paylaşım; bir şey değil. Yani, bilgi paylaşımı... Biliyorsunuz, İstanbul, 2050 yılı çevre düzeni planı yaptı ve orada çok önemli kararlar aldı -sanıyorum dört yıl önce miydi, 5 yıl önce miydi yaptılar bunu- ve orada İstanbul, kendisini ticaret, turizm, tarih ve finans kenti olarak belirledi ama etrafındaki bütün kirli sanayi, Marmara Denizi'ne, Körfez'e, Bursa'ya ve Bursa'nın kıyılarına aktı. Tersanesinden tutun da diğer bütün sanayi yapılarına kadar.

Zaten yeni dünya düzeninin, özellikle Avrupa Birliğinin ya da kapitalist iş ilişkilerinin yaptığı iş şuydu: Temiz sanayi ve temiz yapıları kendisine almak, kirli sanayiyi sanayileşmemiş bizim gibi ülkelere devretmek, bunu başardılar. Bunun bize yansıyan biçimi, fotoğrafı: Ülke içinde de kentler kendilerine kimlik bulurken diğer kentlerin kimliğini bozdular. Yani, Bursa'nın tarım, turizm, sağlık kenti olması gerekirken şu anda, neredeyse tamamen kirli sanayi kenti olma yolunda hızla adım atmak üzere. Bursa'nın da 2030 çevre düzeni planı yapıldı. AKP belediye başkanı vardı ve çok geniş katılımla yaptık onu, binin üzerinde katılımcı oldu. Umarım yanlış bilgi vermem; 140'ın üzerinde kurum katıldı, teknik üniversite, Uludağ Üniversitesi, diğer bütün meslek odaları, akademik odalar, bu konuda uzman olan kim varsa herkes. Dışarıdan bilim insanları çağırıldı ve -umarım yine hata yapmam- 56 maddelik planın ilkeleri konuldu, plan ilkeleri konuldu, net olarak plan notu belirlendi. Bu, sanıyorum 2008 veya 2009 ve 2011'e kadar bitti. Ne yazık ki o planlama... Öngörülen iş şuydu: Bursa'da bir tek metrekare bile yeni sanayi alanı açılmayacak, mevcutlar rantabl hâle getirilecek ve Bursa'nın kimliğine uygun olarak tarım kenti, turizm kenti, sağlık kenti olması yönünde bir hedef konuldu, bir kimlik konuldu. Bakın, o plan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hâlâ onaylanmadı. Çünkü büyükşehir belediyesi bunu sümenin altından çıkarıp göndermedi. Ondan sonra, şu ana kadar 5 sanayi bölgesi planlandı ve aklımızın almadığı, ormanın göbeğinde 100 dönüm olan bir kirletici atık sanayisi, tekstil sanayisi, bir tek fabrika -şimdi 500 dönüme yaklaştı- kendine orada özel organize sanayi yapma durumuna geldi.

Dolayısıyla, hakikaten niyet iyi ama eğer bir an önce başlamazsak geri dönüş yok. Buradaki sıkıntı ne? Sıkıntı şu, özür dilerim: Bu tür egemen güçler, yani belediyeleri de kontrol ediyor, bakanlığın bir kısmını da kontrol ediyor, bürokrasiyi de kontrol ediyor. Yani, resmen birçok şeyi onlar idare ediyorlar. Belki de temel sorun bu, buradan girmek lazım onlara. Hani devletten yüksek kimsenin olmayacağını ve oradaki kamu otoritesinin kent yararına, halk yararına o planlamalara sahip çıkması gerektiği konusunda bir tutum sergilemesi gerekir. O yüzden de bu kararlar belki bugün çok basit görünebilir, iki cümlelik görünebilir ama bugüne kadar kamu yararı meselesi üzerinden bu tahribatlar geldi, o yüzden özellikle net olsun diye mutlak tarım arazileri sınıflamasını getiriyoruz, mutlak şu kelimelerin kullanılması konusunda önerimizi paylaştık.