| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 182 Milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 04 .07.2020 |
MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Perşembe gününden beri burada bu görüşmeleri yapıyoruz. Tabii bunun öncesi de var, baro başkanlarının başkente alınmayışı var, yirmi yedi saat insanlık dışı koşullarda, en zaruri ihtiyaçlarını gideremeden Ankara'nın dışında bekletilişi var. Ondan önce 80 baro başkanının gelip burada gruplarla görüşmeleri var; bizim grubumuzla görüştüler, ondan önce AK PARTİ Grubuyla görüştüler, ben o görüşmelere de katıldım. Önümüzdeki hafta da herhâlde bu kanun teklifi Meclise gelecek, yine Türkiye'nin gündemi çoklu baro, barolarda delegasyon yapısının değişmesi vesaire, bu konuşulacak.
Peki, aslında ülkenin gerçek gündemi bu mu? Arkadaşlar, ben beş yıldır milletvekiliyim, ondan önce de beş yıl İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis üyeliğim var; ben on yıldır sosyal medyadan bu kadar çok işle ilgili talep almadım. Bakın, Türkiye'de gerçek işsizlik yüzde 26, genç işsizliği; her 2 gençten 1'i işsiz duruma gelmiş, inanılmaz ve bugün bizim parti grubumuzdan bir ekonomik rapor geldi; ithalatın düşüşü, ihracatın artışından fazla, yani ithalat-ihracat dengesi ülke aleyhine büyüyor. Yani bu kadar zor ekonomik koşullar, pandemi koşulları içinde Türkiye'nin gündemi, çoklu baro, baroların delegasyon yapısının değişmesi, Barolar Birliğine istediğiniz kişinin başkan olması olmamalıydı. Ve şu an yaşadığımız görüntü de içler acısı; baro başkanlarımız iki gündür kapının dışında, Meclisin dışında bekliyorlar. Buradaki arkadaşların, Adalet Komisyonundaki arkadaşların çoğu hukukçu vekil, ben de hukukçu bir vekilim. O dışarıda bekleyen baro başkanları arkadaşlar, bizim sıra arkadaşlarımız; beraber okuduğumuz, hukuk fakültesinde aynı sıralarda aynı dersleri aldığımız, adliye koridorlarında birlikte duruşmalara girdiğimiz arkadaşlarımız; zaman zaman karşı karşıya geldik, zaman zaman yan yana durduğumuz arkadaşlarımız. Ben Çevre Komisyonu Sözcüyüm, bizim Komisyonumuza Çevre Kanunu'yla ilgili değişiklik içeren bir kanun teklifi geldi; biz, av hayvanlarını, yaban hayvanlarını koruma derneklerinden TEMA'sına kadar tüm sivil toplum örgütlerini dinledik. Çok mu zordu burada 80 baro başkanını misafir etmek, sırayla alıp burada konuşturmak.
Şimdi, dün burada İYİ PARTİ Milletvekili Feridun Bahşi konuştu. O konuşmayı ben ibretle dinledim, yargının siyasallaşmasını anlatmayı düşünüyordum ama aslında yargının ne kadar siyasallaştığının somut örneğini biz burada yaşadık. Feridun Bahşi eşiyle ilgili, eşinin tayiniyle ilgili, eşinin Van'a tayin edilmesiyle ilgili durumu anlatıyor, AK PARTİ Grubundan bir hukukçu milletvekili dönüyor, bağırarak, sinirlenerek, öfkeyle "Sen şunu yaptın, sen bunu yaptın, eşin bunu yaptı." diyor; ibretle izledim. Ne yapmış olursa olsun, bir milletvekili eşiyle ilgili durumu izah ediyor, buradaki, AK PARTİ'deki arkadaşın "Araştıralım, bakalım." demesi lazım ama hayır, üstü örtülü olarak şunu diyor: "Biz sizi takip ediyoruz, sizi de, eşinizi de takip ediyoruz. Bununla ilgili, yargıyla ilgili bu kararın arkasında biz varız." Ben onu anlıyorum bir milletvekili olarak.
Arkadaşlar, yargının siyasallaştığının en somut örneği dün yaşadığımız olaydır. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısına baktığımızda, 13 üyesi var; 1'i Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı seçiyor; 1'i Bakan Yardımcısı; 4'ünü Cumhurbaşkanı atıyor; kalan 7'sini de siz burada çoğunluğunuza dayalı olarak atıyorsunuz. HSK'yi seçtiniz, 13 üyeyi seçtiniz, Yargıtayın tamamını o belirliyor, Danıştayın dörtte 3'ünü o belirliyor, dörtte 1'ini Cumhurbaşkanı belirliyor. YSK'yi Yargıtay ve Danıştay belirliyor. Yani biz hiç yargının siyasallaşmasını... Yani teorik olarak söyleyecek hiçbir şey yok, sözün bittiği yerdeyiz. Bakın, tarih yazıyor burada yapılan konuşmaları.
Genel gerekçeyi anlatıyor Cahit Özkan, ideal hukuktan bahsediyor, utandım. Kanun koyucunun yaptığı ideal hukuk mudur arkadaşlar? Kanun koyucunun yaptığı ideal hukuksa Kamu İhale Kanunu'nu niye 200 kere değiştirdik biz bu Mecliste? Demek ki ideal hukuk değil sürekli değişen kanunlar. Torba kanunu yapıyoruz, temel kanun olarak görüşüyoruz, ondan sonra burada genel gerekçede diyorsunuz ki: "İdeal hukuk yapıyoruz, biz ideal hukuk için bu değişikliği yapıyoruz." Genel gerekçeyi okudum. Ben iki gündür bu görüşmeleri sabaha kadar takip ediyorum bir hukukçu vekil olarak. Bu kadar tutarsız bir genel gerekçe olamaz. Genel gerekçede diyorsunuz ki: "Dünya küreselleşti, küresel bir köy hâline geldi." İletişim çağındayız, dijital çağdayız, Bakanlar Kurulu görüşmeleri "Zoom" üzerinden yapılıyor, grup görüşmeleri, tüm görüşmeler, her şey medyayla yapılıyor. Arap Baharı gibi bir ayaklanma süreci sosyal medyayla oluşmuş "Dünya iletişim çağında." bunu söylüyorsunuz, sonra gerekçede diyorsunuz ki: "Avukat sayısının çoğalması sebebiyle bu değişikliğe gereklilik kesbetti." Yani birbiriyle bu kadar çelişkili, bir anlam bütünlüğü olmayan bir genel gerekçeyle buraya bir yasa teklifi getiriyorsunuz. Bizim Amerikalı bir meslektaşımız -Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığına da aday olmuş- John Davis diyor ki: "Biz avukatlar köprüler kurmuyoruz, kule dikmiyoruz, motor yapmıyoruz, resim boyamıyoruz. Yaptığımız bütün işlerde insan gözünün görebileceği pek az şey var ama sorunları çözüyoruz, gerginliği gideriyoruz, hataları düzeltiyoruz, insanların yükünü üstleniyoruz, çabalarımızla barışçıl bir devlette insanların huzurlu ve adil bir yaşam sürmelerini mümkün kılıyoruz." Bu söz aslında baroların bugünkü demokrasi mücadelesindeki toplumsal rolünü de açıklıyor. Bu baroların değil, hukukçu olarak hepimizin toplumsal rolü. Bugün, benim Baro Başkanımla, İzmir Barosu Başkanım Özkan Yücel'le ben ayrı gruplardayız; ben Cumhuriyetçi Avukatlar Grubundayım, o Çağdaş Avukatlar Grubunda ve seçimlerde, son yıllarda hiç yan yana olmadık ama biz bugün aynı şeyin mücadelesini veriyoruz farklı siyasi düşüncelerde. Ben biliyorum ki, işte, Amasya'da, bilmem, başka kentlerde baro başkanları, milliyetçi, muhafazakâr olup bu yasaya karşı.
Değerli arkadaşlar, burada, aslında, hukukçu vicdanıyla hareket eden herkesin bu yasa değişikliğine karşı olması lazım. Cahit Özkan'ın dışında Muhammet Bülbül meslektaşımız da genel gerekçeyle ilgili konuştu ve gerekçe olarak şunu söyledi, dedi ki: "Barolar Birliğinin kurulduğu dönemde, delege yapısında küçük kentlerin ağırlığı vardı; şimdi 3 büyük kent, işte, İstanbul ağırlıkta." Ya akıl tutulması...
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de 1927 yılında kent nüfusu yüzde 30'a varmıyor, kırsal nüfus yüzde 77-78. Şimdi, tam tersi, kırsaldan kente büyük bir göç olmuş, avukat sayısı 46 bine gelmiş İstanbul'da. Yani nasıl bir adaletten bahsediyoruz, nasıl bir adil düzenlemeden bahsediyoruz? İzmir Barosunda 9.600 küsur avukat var, Ardahan'da 40 avukat var -çok matematik hesabı yapıldı, bu da benim matematik hesabım- Ardahan'daki 40 avukatı düşün, 9.500 avukat 1 delegeyle temsil ediliyor arkadaşlar. 5 bin avukat 1 delege, 2 bin avukatla baro kuruyorsunuz, bu nasıl bir matematik hesabı? Eğer 2 bin avukata baro kurdurup 4 delegasyon veriyorsunuz, her 500 üyeye 1 delege vermeniz lazım. Yani hesapta da niyet, halis değil, doğru değil, düzgün değil yani hiçbir şekilde açıklanamaz bir yasa değişikliği getirdiniz.
Özdemir Asaf'ın bir kısa şiiri var, diyor ki: "Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler." Ben de "Bütün kurumlar Türkiye'de aynı hızla yozlaşıyordu, birinciliği yargıya verdiler." diyorum.
Ben, otuz yıldır hukuk mesleğinin içindeyim, 90 yılında girdim hukuk fakültesine. Biz mesleğe başladığımızda şunu konuşurduk: Asliye Hukuk Mahkemesinin yargıcı içtihatları iyi takip eder, şu yargıç iyi takip etmez, bunun Yargıtaydan dosyası döner, bunun dönmez. Şimdi, kim Süleymancı, kim Hakyolcu, kim Menzilci, kim Nur cemaatinden, bunu konuşuyoruz arkadaşlar. Allah aşkına, yani bir cemaatten iyi, öbür cemaatten kötü... Devletin içinde cemaat yapılanması olmaz, devlette iki şeye bağlılık vardır; bayrağa ve yasalara. Sen eğer bir cemaat üyesini, o cemaat üyesi kimliğiyle hâkim yapıyorsan, savcı yapıyorsan, general yapıyorsan, emniyet müdürü yapıyorsan o zaman şunu göze alacaksın. Mürit-mürşit ilişkisi, şeyh-mürit ilişkisi tam bir teslimiyet gerektirir. Yarın o, ne HSK'yi dinler ne generalini dinler, başındaki komutanını dinler ne Genelkurmay Başkanını dinler ne Emniyet müdürü de valisini dinler, dinlemedi de. Aynı şeyi tekrar yaşayacağız. Yargı, hem teoride siyasallaştı, hem de dönüyorsunuz cemaatlerin arka bahçesi oldu. Hâkimin, savcının vicdanıyla hareket edebileceği bir durum kalmadı ki yani vicdanıyla hareket eden savcı da büyük baskı altında. HSK, sadece bu dediğimiz gibi Yargıtayı, Danıştayı belirlemiyor, aynı zamanda mesleğe atamasını yapıyor, disiplin işlemlerini yapıyor, tayinlerini, terfilerini yapıyor. HSK'yi elinde tutan tek kişi, tüm Türkiye'de yargı tek kişinin elinde yani kuvvetler ayrılığı diye bir şey kalmamış.
Sürem azalıyor.
OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Evet, toparlayın Sayın Bakan.
MURAT BAKAN (İzmir) - Bitirmek üzereyim Sayın Başkan.
Fatih Sultan Mehmet diyor ki: "Aklı öldürürsen ahlak da ölür, akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür, kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, adaleti öldürdüğün gün de devlet ölür." Arkadaşlar, aklı öldürdünüz, ahlakı öldürdünüz, yargıyı siyasallaştırdığınız gün adaleti öldürdünüz, şimdi de devleti öldürüyorsunuz.
Teşekkür ederim.