KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım ve salonda bulunan az sayıdaki uzman arkadaşımı içtenlikle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ortak aklın işlevsel olmadığı, nasıl hazırlandığı bizim için malum olan ve Türkiye'de yargı bağımsızlığına, yargı kalitesine katkı vermekten öte, yargıyı bulunduğu durumdan çok daha kötü bir noktaya taşıyacak ve yargı bağımsızlığının tabutuna son çiviyi çakacak bu düzenlemeyi görüşmeye devam ediyoruz ama maalesef Avukatlık Kanunu görüşürken baro temsilcileri olmaksızın görüşüyoruz, üniversitelerin sustuğu, sivil toplumun konuşturulmadığı öbür ortamda konuşuyoruz. 132 hukuk fakültesi bu konuda ne düşünür bilmiyoruz, salonda da onların temsilcileri doyurucu açıklama yapmıyorlar.

Değerli arkadaşlar, Avukatlık Kanunu dolayısıyla da ve hepimizin bildiği gibi, avukatlık ve savunma yargının kurucu unsurudur, yargının olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla, savunmanın zayıflatılması adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün zedelenmesi olacağı için yargının zedelenmesi olacaktır, hukuk devletinin ağır yara alması olacaktır. Yapılan şudur: Günlük ihtiyaçlar için, ele geçirmek için, ele geçiremiyorsak parçalayalım da zayıflatalım diye getirilen ve aslında sonuçlarını şimdiden sizin dahi tahmin edemeyeceğiniz sonuçlara yol açabilecek bir teklifle karşı karşıyayız ve bu teklif birçok yönüyle eleştiriye açık. Ben, zamana dikkat ederek birkaç noktayı, önemsediğim noktayı dikkatinize sunacağım.

Bir defa, değerli arkadaşlar -söz edildi ama bir daha söyleyelim- Anayasa'ya açıkça aykırı bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Hukuk devleti ilkesinden başlayın, Anayasa 135'e aykırı bir düzenlemedir. Anayasa 135'in ruhuna göre, kamu hizmeti bütünseldir ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bu yönüyle de bölünemezler.

Bir diğer nokta, daha önce de denenmiş olan, Anayasa Mahkemesinin içtihatlarıyla ortaya konmuş olan, seçim sisteminde eşitsizliğin anayasal eşitlik ilkesini zedelemesi dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin normalde bu düzenlemeyi iptal etmesinin gerekliğidir. Şöyle ki değerli arkadaşlar, bakınız, 1995 yılında Türk Diş Hekimleri Birliğinin, 2002 yılında Türk Tabipleri Birliğinin, yine 2011 yılında Diş Hekimleri Birliğinin, yine 2011 yılında serbest muhasebecilik seçimiyle ilgili düzenlemeler eşitlik ilkesi ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

Şimdi, böylesine eşitsiz, böylesine delegasyonu üye sayısından bağımsız ve keyfî bir biçimde düzenleyen bir düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin denetiminden geçmesi mümkün müdür? Sizin devriiktidarınızda bire bir belirlediğiniz ve saraya bağladığınız Anayasa Mahkemesi sayesinde mümkündür ama biliniz ki Anayasa'ya her yönüyle açık bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, bakınız, bu düzenlemede deniliyor ki: "2 bini bul, bir baro kur; ondan sonra bu baroyla 4 delege al." Peki, 5'inci delegeyi nasıl alacaksın? 5'inci delegeyi almak için 5 bin üye daha bulacaksın. Buradaki akıl fukaralığını dikkatinize sunmak istiyorum. 2 bine 4 delege olacak, 5'e çıkartılması için de 5 bin üye daha bulacak ve bunu anayasal eşitlik ilkesine aykırı bulmayacaksınız. Herkesi biraz akla ve vicdana davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bakınız, barolar sadece siyasi iktidara hizmet için böylesine parçalanmamalı, baroların çok temel kamusal değerleri var. Birbiriyle yarışan, birbiriyle rakip, birbirinden üye kaydetmeye çalışan baroların kamusal görevlerini hakkıyla yapabilmeleri olanaksız. Barolara, Türkiye'ye, Türk yargısına böylesine bir haksızlığı yapmayın, böyle bir şeyi yapmaya kimsenin hakkı yok.

Bakınız, burada baroların çok temel görevleri var. Baroların en önemli görevi, meslek onurunu, meslek ahlakını, meslek etiğini korumaktır ve bunun için gerektiğinde disiplin soruşturmaları yapmaktır. Üye kaybetmek için yarışan baroların hakkıyla disiplin soruşturması yapacağını, hakkıyla ruhsat denetimi yapacağını iddia etmek mümkün müdür? Elbette bunu yapamayacaktır. Avukatlık eğitimi son derece önemli, avukatlık stajı yapılırken, baronunu denetimi, baronun kalitesi, baronun etkinliği son derece önemli. Barolar birbirleriyle yarışırken bu görevleri hakkıyla elbette yapamazlar. Bakınız, yine devam ediyoruz, barolar, çoğu defa kadına karşı şiddet, çocuğa karşı şiddet, cinsel istismar davalarında taraf olurlar ve özellikle hem CMK görevi dolayısıyla hem de dava açma yoluyla hukukun üstünlüğüne ve hak arama özgürlüğüne hizmet ederler.

Şimdi, siyasallaşmış, etiketlenmiş avukatların oluşturduğu barolar, güçsüzleştirilmiş, mali açıdan sıkıntıdaki barolar bu görevlerini elbette hakkıyla yapamazlar. Dolayısıyla hem kamusal hizmetin zarar görmesi hem de Anayasa'ya aykırılık bakımından bu teklifin tekrar gözden geçirilmesi lazım.

Şimdi, hedefin baroları parçalamak yoluyla ele geçirmek ve onun üzerinden bir siyaset inşası olduğunu anlıyoruz ama bir gerekçelendirme ihtiyacını görüyorum. Bu salonda gerekçe aranıyor ama bulunamıyor. Birinci gerekçe, deniyor ki: "Dünyada da çoklu baro sistemleri var." Değerli arkadaşlar, çoklu baro sistemi dünyanın hiçbir yerinde yok; bir tek Tokyo'da çok özel koşullarda tanımlanmış bir baro sistemi var. İçinizde çoklu baro olduğunu söyleyen Cahit Özkan, bu salonda, Almanya'da çoklu baro olduğunu söylemişti. Kesinlikle bir yanlış, hatta bilmiyor olamaz, yalan demeyeceğim ama buna bir "çarpıtma" demek doğru olur. Elinizde bir literatür, ciddi bir kaynak varsa getirin, gösterin. Dünyanın hiçbir yerinde çoklu baro sistemi yoktur ve olamaz. İngiltere'deki örnek, bununla hiçbir ilgisi olmayan bambaşka bir düzenin parçasıdır; onu da buradaki herkesin bildiğini düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, diğer bir gerekçe, biraz önce bahsettiğim, bu salonda herkesin rakamsal düzeyde ortaya koyduğu bu haksızlığı, vicdansızlığı gerekçelendirmek için burada söylenen şu: İstanbul Barosu 8 bin oyla geldi, 8 bin oy verildi ve delegasyonu aldı, büyük oranda da delegasyona hâkim oluyor. Değerli arkadaşlar, bir başka yapının 8.001 oy alıp İstanbul Barosunu kazanma olanağının önünde bir engel var mıydı? Burada önemli olan serbest seçimin olması, yasal seçimin olması, demokratik seçimin olması, seçime girme hakkının zedelenmemiş olmasıdır, zaten bunlar da yargı denetiminde seçimlerdir. Dolayısıyla "8 bin aldı, İstanbul'u, âdeta Türkiye'yi yönetiyor." demek aslında demokrasiye inanmamak, demokrasiyi zımnen reddetmektir; bu konuya da dikkatinizi çekerim.

Değerli arkadaşlar, bir diğer önemsediğim nokta şu, çok yapılıyor: Biz diyoruz ki avukatları etiketleyeceksiniz. Avukatları hangi grubun, hangi siyasal yapının, hangi partinin, hangi tarikatın üyesi olduğuna göre etiketleyeceksiniz ve hem de HSK'nin birinci derecede parti genel başkanı tarafından belirlendiği bir hukuk düzeninde hâkimlerin ve yargının bunun üzerinden şekilleneceğini, etkileneceğini söylüyoruz, diyorsunuz ki "Barolar zaten siyasetin içinde değil mi?" Bu tartışma on dakikaya sığmaz, çok zevkle yaparım bu tartışmayı sizinle ama baroların yaptığı siyaset değil arkadaşlar. Baroların yaptığı, Avukatlık Kanunu'ndan kaynaklanan ve hukukun üstünlüğünü ve temel hak ve özgürlükleri koruma konusundaki görevinden kaynaklanan işlemlerdir ve duruşlardır. Bir baro elbette ki temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü koruyacaktır, savunacaktır; bu, bir yönüyle bir siyasettir elbette ama sıcak siyasetin parçası olmak, bir partinin, bir grubun, bir yapının parçası olarak siyaset yapmak anlamına elbette gelmez. Baro, nerede bir insan hakkı ihlali varsa, nerede kadına karşı şiddet varsa, nerede birisi ayrıştırılmaya, ötekileştirilmeye maruz bırakıldıysa elbette ki orada olacaktır, olmak zorundadır, bunu günlük siyasetle karıştırmayın ama barolar, bugüne kadar, elinden geldiği kadar sıcak siyasetin dışında durmaya çalışmıştır. Dolayısıyla "Barolar zaten siyasetin içinde." demek tutarsızdır, yanlıştır. Burada söylemeye çalıştığımız şey, baroların her birini etiketlemiş, hangi siyasi yapının hangi alt bölümüne ait olduğunun bilindiği ve davaya girerken, vatandaş davayı alırken bunun belirlendiği bir düzende adil yargılanma hakkından, yargı bağımsızlığından, mahkemelerin adalet dağıtmasından asla bahsedemeyiz.

Değerli arkadaşlar, bir diğer nokta, bakınız, baroların CMK'yle görevleri ve buna benzer kamusal görevlerinin bir bölümünün eşit ve dönüşümlü temsille götürüleceğine dönük maddeler var burada, her bir maddede bu var. Şimdi, tekrar bir vicdan ve akıl sorusuyla karşılaşıyoruz: 2 bin üyeli bir baro ile 40 bin üyeli bir baro eşit ve dönüşümlü temsille CMK'ye temsilci gönderecek. Bu, şu anlama geliyor: Özellikle yeni, genç avukatlar açısından, genç meslektaşlarımız açısından elzem olan, yaşamsal olan o küçük gelirleri elde edebilmek için az üyeliği baroya kaydolmak noktasında yönlendirilecekler anlamına geliyor. Bu hem haksızdır hem de aslında avukatların iradesine bir tecavüzdür, bir fauldür. Genç avukatların ekmek kazanma mücadelesini böylesine dar çıkar hesaplarınıza ve siyasi hesaplarınıza alet etmeye hiçbir şekilde hakkınız yok.

Ben zamana riayet etmeye çalışarak, çok kısaca, önemsediğim konulara değindim. Bir nokta da şudur değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirirken şunu da söylemiş olayım: Burada bir söz hakkımız var, bir uzlaşıyla götürüyoruz ama aslında uzlaşının karşılıklı ortak aklın, diyaloğun geliştirilmesi ve bu yasanın hiç olmazsa bir yerlerinden düzeltilmesi için yapılması gerekirdi. Yoksa bizi burada tutanağa konuşan milletvekillerine indirgediğiniz zaman aslında Meclisin de etkinliğini azaltmış oluyorsunuz. Yüce Meclis demekle, Gazi Meclis demekle Meclis yücelmiyor; bizim hepimizin Meclisi, komisyon çalışmasını, komisyon çalışmasının etkinliğini ve verimliliğini artırmak konusunda özenli davranmamız gerekir, bu konuda da herkesi duyarlı olmaya ve diyaloğa açık olmaya davet ediyorum.

İlginiz için teşekkür ederim.