KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kısmı Covid-19 süreciyle, bir kısmı da bu süreçle ilgili olmaksızın getirilmiş olan 10 maddelik bir kanun teklifini görüşüyoruz. Her kanun teklifi buraya geldiğinde aynı burukluğu hissettiğimi söyleyebilirim. Meclisin en temel görevi yasama görevidir. Kanun çıkarmak milletvekillerinin en temel işlevidir ancak 2017 Anayasa değişikliğinden sonra maalesef Meclisin kanun yapma, yasama faaliyetinde bulunma fonksiyonunda büyük zaaflar ortaya çıkmıştır. Hâlbuki Anayasa değiştirilirken "Meclis güçlü olacak, yasama organı güçlü olacak." diye nutuklar atılmıştır ve buna istinaden de oy devşirilmiştir ama ortaya çıkan uygulama tamamıyla farklıdır.

Önümüze gelen metinlere bakıyoruz. Yani yonca tarlasına benziyor, rastgele üzerinde oynanmış, değişik değişik maddeler, birbirinden kopuk, farklı farklı kanunları ilgilendiren maddeler alt alta dizilmek suretiyle ortaya bir paket çıkarılıyor, sonra bu temel yasadır diye -neresi temelse ben de onu anlamıyorum; sanki Medeni Kanun çıkarıyoruz, sanki Türk Ceza Kanunu'nu baştan sona yeniliyormuşçasına- temel kanundur diye Genel Kurulda da o esaslara göre görüşülüyor. Bu gerçekten milletvekillerinin üzerinde tekrar tekrar düşünmesi gereken bir konudur. Her gelen paket nedeniyle bu meseleyi masaya yatırmak, üzerinde konuşmak, sürekli tartışmak, benzer şeyleri söylemek bizi de yormuştur, zannediyorum ki dinlemekten dolayı da iktidar milletvekillerimiz de yorulmuşlardır. Onun için buraya yeni bir teklif gelmeden önce -herhâlde bu sezon başka gelecek bir teklif yok gibi gözüküyor- gelecek yasama yılından önce bazı prensipleri belirleyelim aramızda Komisyon olarak ve Komisyon Başkanımız, Komisyon Divanı bir yasa yapma esasına, düzenine, ana prensiplerine sahip olmayan teklifleri işleme koymasınlar, bunları düzeltin gelin desinler. Yoksa önümüze geliyor, ya bunlar yani gerekli mi, bu şekilde yapmak mecburiyetinde miyiz biz bunu? Değil. O hâlde kendimize duyduğumuz saygının bir gereği olarak da Meclisin temel işlevine sahip çıkması lazım. Burada temel sorun tabii şeyden geliyor, yürütme organının bu Anayasa değişikliği sonrasında yasama organını zapturapt altına almış olmasından kaynaklanıyor. Her ne kadar Anayasa bağımsız erklerden bahsetmiş olsa da, o eski maddeler, "Yürütme, yasama, yargı erkleri birbirinden ayrıdır." diye ifade edilen Anayasa maddesi hâlâ yürürlükte de olsa bunu gerçekleştirecek mekanizmalar son Anayasa değişikliğiyle ortadan kalkmıştır. O hâlde yasama organı gerçekten yasama organı olmalıdır, milletvekilleri yaptığı işten onur duymalıdır. Bunu sağlamanın bence bir yolu var, bu yolu birlikte düşünüp, iş birliği yapıp gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum. O yol da nedir? Yani açıkça söylüyorum, Cumhurbaşkanının bir partinin Genel Başkanı olması yanlıştır. Partinin Genel Başkanı olduğu zaman Mecliste en fazla milletvekili bulunan partinin tüm milletvekilleri biliyorlar ki yarın seçim olduğunda tek tek eline kâğıdı kalemi alacak ve milletvekillerini belirleyecek. Ters düşmemek için de yürütmeden gelen her talep burada bir kanun maddesine dönüşüyor, o kanun sistematiğini bozuyor, değişiklik yaptığı ilgili kanunun temel mantığını bozuyor ve yasama sürecinde gösterilmesi gereken hassasiyetlerin tamamını da ortadan kaldırıyor. Bir tek yolu var yani bu işin, Meclisin Meclis olmasının tek bir yolu var: Cumhurbaşkanı hiçbir partinin Genel Başkanı olmamalıdır. Bunu Meclis sağladığı zaman, özerkliğini, bağımsızlığını ve ayrı bir erk olduğunu ispat olur. Bunu zaten gerçekleştirme iradesini ortaya koyamıyorsa zaten ayrı bir erk değildir; bir kere onu kabul etmemiz lazım.

Şimdi, bu teklif de böyle. Yani neresini düzelteceğiz bunun? Düzeltilecek bir tarafı yok ki, her tarafı yanlış çünkü. Nasıl yanlış? Bir kere, bu Anayasa'ya aykırı. Kanunlar Anayasa'ya aykırı olur mu arkadaşlar? Anayasa'ya aykırı kanun olmaz. Bir kere, torba kanun getiriyorsunuz, burada farklı komisyonları ilgilendiren maddeler var, ana komisyonun o maddeler açısından oralar olması lazım ama geliyor buraya, burada biz hepsini konuşuyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonu dediğimizde ekonomiyle, maliyeyle, finansla ilgili uzmanlığı olan milletvekilleri burada toplanırdı, kıyasıya bunları tartışırdı, şimdi böyle bir şey kalmadı. Bir bakıyorsun, bilmem, Enerji Komisyonuyla ilgili madde geliyor; bir bakıyorsun, millî eğitimle ilgili bir madde geliyor; bir bakıyorsun, dış politika geliyor. Kardeşim, biz bütün konuların uzmanı mıyız bu Mecliste? O konuları bizden daha iyi bilen milletvekilleri yok mu, onların oluşturduğu komisyonlar yok mu? Niye oraya gitmiyor da hepsi bize geliyor. Yani, ben kendimi her konuda uzman saymıyorum, kendini her konuda uzman sayan varsa onun için bir sorun yok demektir.

Şimdi, bu pakette 2'inci, 3'üncü maddeler Cumhurbaşkanına yetki veriyor. Kardeşim, Cumhurbaşkanına yasayla da olsa o yetkileri veremezsiniz. Anayasa, yasayla Cumhurbaşkanına hangi yetkilerin verileceğini tadat ederek belirtmiştir. Hem Anayasa'nın 104'üncü maddesinde bu böyledir hem de özel, spesifik Anayasa'nın maddeleri var. Mesela, Anayasa'da 73'üncü maddeyi -vergi ödeviyle ilgilidir- açtığınız zaman "Vergi oranlarıyla, istisnalarıyla, muafiyetleriyle ilgili olarak alt ve üst sınırları kanunla belirlenmek suretiyle o sınırlar içerisinde Cumhurbaşkanına düzenleme yetkisi verilebilir." diyor. Demek ki vergilerin oranlarıyla ilgili alt üst sınırlarını belirlemek suretiyle bir yetki verebiliriz. Veya Anayasa'nın 167'nci maddesine bakıyorsunuz, dış ticaretin düzenlenmesiyle ilgili bir maddedir ve Anayasa'nın 167'nci maddesinde de dış ticaretle bağlantılı olarak spesifik bazı sınırlar içerisinde yasayla Cumhurbaşkanına yetki verilebileceğiyle ilgili bir hüküm var. Peki, burada 2'nci ve 3'üncü maddelerle ilgili Cumhurbaşkanına yetki verebileceğimizi gösteren Anayasa'da hangi madde var, bana söyleyin. Yok. Bu, Anayasa'ya aykırı ama "Biz yaparız, olur biter." diyorsunuz. Siz yaparsınız olur biter ama memleketin altı üstüne gelir, bütün kurumlar altüst olur, hem devlet dejenere olur hem ülke mahvolur.

Bir de burada iş yaparken sorumluluk duymamız gereken şeyler var değerli arkadaşlar. Buna dikkat etmediğimiz zaman olmaz veya bakıyorsunuz... Bir kanunun vazgeçilmez özellikleri olur; kanunlar özel kişiler hakkında olmaz, kanunlar soyut olur, soyut, somut olmaz. Kanun maddeleri soyut olur, genel olur. Hatta ben öğrencilik yıllarımdan hatırlıyorum, "Süreli kanun olur mu, olmaz mı?" diye tartışmaları vardı hukuk derslerinde, yani "Bir süre verilebilir mi? Bir kanun maddesi belli bir süre için yürürlüktedir, ondan sonra yürürlükten kalkar." diye ifade edilebilir mi, edilemez mi diye doktrinde tartışmalar vardı. İşte, buna örnek olarak da "Bütçe bir kanundur, bütçe kanunu yıllıktır." O ayrı, o geleneksel bir metin hâline gelmiş, bunun dışında olabilir mi diye. Süreyle ilgili konuyu bırakın -olmazsa olmaz şarttır- soyuttur ve geneldir. Bakıyoruz, burada daha 1'inci maddede 3 kişinin özlük hakları için burada biz kanun maddesi çıkarıyoruz arkadaşlar. Böyle bir şey olur mu? Bunun hiçbir mantığı yok. Biz kendi Başkanımızın özlük haklarıyla ilgili kanun çıkarıyor muyuz ya da içimizden biriyle ilgili?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Meclis Başkanı için çıkarıldı eski dönemlerde.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, biliyorum. Yanlıştı, hiçbir zaman bir kişiyi hedef alan düzenleme yapılamaz, yanlış.

Şimdi, dolayısıyla, bunları tekrar tekrar konuşmayalım. Konuşmak yerine, önümüzdeki yasama yılının başında bir seans yapalım, belli prensipler belirleyelim. İnanın bu metinler bile düzgün değil arkadaşlar, yani zevk vermiyor, okuduğunuz zaman zihninize çakılmıyor. Ne demek istediğini anlamak için, kelime kaçırmayım diye dikkatli dikkatli okuyacaksanız ki bu kanun maddesini anlayasınız. Yasama faaliyeti, redaksiyon dediğiniz şey ayrı bir meslektir, ayrı bir uzmanlık alanıdır, ayrı bir hassasiyet gerektirir. Eskiden ne üstatlar varmış, Mecelle'yi bile açsanız darbımesel olmuş cümleler var. Yüz sene öncenin kanun yapma tekniğinin, üslubunun gerisindeyiz, yani bunu kabul edelim. Yani kanun dediğiniz bir hukuk şaheseri olur, bir edebiyat şahikası olur. Böyle, zevk almadan okuduğun metinlerden kanun olmaz. Zevk almadan okunduğu için düzgünce de uygulanamıyor, arkasından değişiyor.

Sonra, şuradaki maddelerin hepsi daha önce değiştirilmiş maddeler, şimdi tekrar değiştiriyoruz. Ama bunları maddelerle ilgili konular konuşulurken söyleyeceğim için geneli üzerinde bu kadar sözü yeterli buluyorum.

Teşekkür ediyorum.