KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi, görüştüğümüz 2, 3, 4 ve 6'ncı maddeler. Bu maddelere bakıldığında ortak bir mantığı var. Bu mantık şudur: Daha önce çıkarılan yasalar çerçevesinde istihdamla ilgili bazı teşvikler düzenlenmişti, şimdi bu eski yasalarda yapılan teşviklerle ilgili olarak yararlanma koşulları iyileştiriliyor veya yararlanma süreleri uzatılıyor ve bu arada bir de ilave olarak gelir vergisi ve damga vergisi desteği sağlanıyor ve buna istinaden de istihdamın artması umut ediliyor. Umut güzel şeydir, bireysel hayatımızda da umudun önemli olduğunu biliyoruz ama devlet idaresi umutlarla olmaz. Devlet idaresi hele, karavana atışlarla hiç olmaz; noktasal, başlangıcını ve sonucunu iyi görerek, iyi hesaplayarak yapılır. Şimdi bakıyorum, bu teşvik uygulamaları, burada yenilenen teşvik uygulamaları, örneğin 3'üncü madde itibarıyla 2018'de, 2019'da ve 2020'de uygulanmış. Yani iki senelik, üç senelik uygulaması olan maddeler bunlar. Şimdi, bu madde uygulamasıyla ilgili olarak bazı çalışmaların yapılmış olması lazım, hatta uygulamaya sokmadan önce de bazı analizlerin yapılmış olması lazım. "Şu, şu teşvikleri verdiğimiz takdirde, şu gerekçelerle, şu determinantların sonucu olarak bu kadar ilave istihdam ortaya çıkacaktır." diye bir hesabın yapılmış olması lazım ve o hesabın da bu iki üç yıllık uygulama içerisinde test edilip ne kadar gerçekleştiği, ne kadar gerçekleşmediğinin analiz edilmesi lazım. Hâlbuki, bu teşviklerin olduğu dönem boyunca Türkiye'de işsizlik hep artmış. Tabii, işsizliğin artışı koşullardan kaynaklanıyor. Demek ki sizin bu getirdiğiniz teşvikler zaten bu son iki üç sene içerisinde bir etki ortaya çıkarmamış, onu gösteriyor. Onun için, yapılan işin ölçülebilir olması lazım. Hele bir yasal düzenleme yapılıyorsa o yasal düzenlemenin mutlaka bir ölçüye, bir hesaba, bir kitaba dayanması lazım. Yok, işte, bir siyasetçi bir iş yerine uğrar, orada "Efendim, şöyle bir düzenleme yapsanız ne kadar iyi olacak." işte "Sigorta primlerine devlet ortak olsa, ödese." falan dedi diye bu kanun maddesine dönüştürülür, buraya getirilirse bu ölçüsüz kitapsız bir iş olur. Veya bir sivil toplum kuruluşuna uğradınız, orada bir talep duydunuz. Onu yaparsanız bu da devlet adabına uymaz. Böyle mi oluyor diyorsunuz? Evet, böyle oluyor. Benim bizzat şahit olduğum hadiseler var. Beraber geziyoruz, orada biri bir şey söylüyor, not alıyor. Ondan sonra bana veriyor, diyor ki: "Bununla ilgili bir düzenleme yapın." Ben bunu yıllarca gördüm, gördüğüm şeyleri yorumluyorum burada. Çoğunu yapmadık, onun için aramız açılırdı devamlı zaten. İncelettirirdik, bakardık, işe yarıyorsa yapardık, yaramıyorsa yapmazdık ama kraldan çok kralcı olanlar var bu memlekette, onu da biliyoruz.

Şimdi, dolayısıyla, bu teşvikler, öyle zannediyorum ki böyle hesap yapılmadan buraya getirilen teşvikler aslında hiç teşvik edilmeseler dahi o işi yapacakların yararlandığı bir mekanizmaya dönüşüyor. Yani sıfır etkili mekanizmalar bunlar. Buna bir son vermek lazım. Yani soruyoruz, arkadaşlar soruyor, hesap kitap soruyor. Gerçi çok fazlada sıkıştırırsak kâğıt kalem ele alır, ölçü mölçü, hesap yapmadan birtakım rakamlar verirsiniz diye de endişe ediyoruz, onun için fazla bastıramıyoruz.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Siz gidin, sorun Sayın Bakanım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, bakın, bu böyle olmaz ama, böyle olmaz. Bu kanun teklifini kendisine kim önerdiyse ilgili arkadaşlarımız "Şunun bir analizi hazırla, bana bir brifing ver, buradan hangi sonuçlar ortaya çıkacak?" Ve sıkıştır, de ki: "Bu bana söylediğin sonuçları neye dayanarak söylüyorsun sen? Verilerin ne, elinde delil ne?" O zaman burası ciddi çalışır.

Bu şeye benziyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Buyurun efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir Osmanlı paşası bir İngiliz sefirini yemeğe davet etmiş. Sefirin yemek çok hoşuna gitmiş, "Ya, Osmanlı mutfağı, ne güzel yemekler, şunun bir tarifini alabilir miyim?" demiş. Paşa da aşçıbaşını çağırmış, "Şu yaptığın yemeğin bir tarifini söyle bir bakayım." demiş. "İşte, bir kazanı hazırlarsın, içerisine suyu koyarsın." demiş aşçıbaşı. Sefir sormuş: "Ne kadar?" Sefir "Ne kadar?" dedikçe, aşçıbaşı "gararınca" demiş. "Et koyarsın, ne kadar?" "Gararınca." "Tuz atarsın ne kadar "Gararınca..." Yani bunlar "gararınca" kanunlar olmasın Allah aşkına.

Teşekkür ederim.