KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sürem on dakika mı, yirmi dakika mı Sayın Başkan?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - On dakika efendim. Geneli üzerinde yirmi dakika, burada on dakika efendim. Dün yirmi dakikaydı, bugün on dakika, aldığımız karar gereğince.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani ömrümde görmediğim süreler bunlar ya. On dakikada ne söyleyeceğiz?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Son on yılın...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - 3 kurumun bütçesini görüşüyoruz, hiç değilse gruplar adına ilk konuşmalar yirmi dakika olabilir.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Son on yılın tüm şeylerini çıkarttırdım, hepsinde on dakika efendim.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Gruplar adına da...

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Gruplar adına da itiraz oldu biliyorsunuz, İYİ PARTİ'den itiraz oldu: "Her bir milletvekili eşit olmalı." şeklinde bir itirazı var. Dolayısıyla, gruplar adına, ona da İYİ PARTİ itiraz etti, geçen ilk toplantımız, hatırlarsanız... Ama ben yine gerekli müsamahayı göstereceğim, gerekli kolaylığı sağlayacağım.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Bunu her defasında....

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Değerli arkadaşlar, ben gerekli kolaylığı göstereceğim, siz merak etmeyin.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Teamül var Sayın Başkan. Yirmi dakika bütçe üzerinde her zaman konuşmuşuzdur burada.

Sayın Başkan, sonuçta mutabakat var.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - İtiraz ediyorlar.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Biz de itiraz edelim.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, arkadaşlar, teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Ben de bir şey talep edeyim o zaman, onu da kabul edin.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar, grup sözcüleri bir araya gelir, konuşuruz, karara bağlarız; burası tartışma yeri değil.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - "Grup sözcülerine yirmi dakika." diye siz söylediniz.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Ama işte İYİ PARTİ itiraz etti. Dolayısıyla...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, ben de itiraz ediyorum.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Peki, kendi içimizde konuşuruz.

Sayın Paylan, lütfen kendinize gelin! Kendinize gelin lütfen!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Siz kendinize gelin!

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Kendi içimizde konuşacağız dedik! Tamam, konuşacağız. Ben gereken...

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, niye bağırıyorsunuz?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Kendisi bağırıyor. Ona niye söylemiyorsun Sayın Bekaroğlu?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Korkuyoruz sizden! Bir de değnek alın elinize. Böyle bir şey olur mu ya! Başkansınız siz!

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, bu nasıl bir ifade? Geçen de aynısını yaptınız.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Ben, gereken müsamahayı göstereceğim. Grup sözcüleriyle bir araya geleceğiz, konuşacağız; yine yaparız arkadaşlar, tartışmaya değmez bu.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Zaten sözümüzü kesiyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - "Müsamaha" ne demek? "Uzatacağım." demek Sayın Paylan.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar, bakın, bugün...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Müsamaha ayrı bir şeydir, hak ayrı bir şeydir.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Paylan, müsaade eder misiniz?

Bugün, toplantı sonrası bir araya gelelim, konuşalım. Ben zaten bugün gereken müsamahayı göstereceğim Sayın Paylan, size de göstereceğim; tamam, ben de farklı düşünmüyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Ara verelim, görüşelim o zaman.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Peki, teşekkür ediyorum.

Ben gerekli müsamahayı bugün göstereceğim zaten, merak etmeyin.

Sayın Şener, buyurun lütfen.

Sürenizi yeniden başlatacağım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar...

(Gürültüler)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar, tamam, sıkıntı yok.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bugün 3 kurumun bütçesi üzerinde müzakerelerde bulunuyoruz: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay ve Kamu Denetçiliği Kurumu.

Bu kurumlardan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın çok köklü ve eski kurumlar olduğunu biliyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi 100'üncü yılını kutlamıştır ve bugün etkili bir kurum olması gerekir çünkü yasama yetkisi ve idareyi denetleme yetkisi, güçlü bir şekilde Anayasa'da oluşturulmuştur ama 16 Nisan 2017 değişikliğiyle birlikte gerek yasama gücü açısından gerekse denetim gücü açısından fonksiyonlarını yerine getirebilecek düzeyde olup olmadığı her zaman tartışılabilir. Aslında Türkiye Büyük Millet Meclisinin geçmişi yüz yıl olsa da Tanzimat Meclisi olan Meclis-i Vâlâ'nın yasama ve denetim yetkileri olduğunu ve geniş bir yelpazede kurulduğunu düşünecek olursak bu ilk Tanzimat Meclisinden bugüne de yüz seksen yıl geçmiştir yani köklü bir yasama ve denetleme, yasama denetimi geçmişimiz var demektir.

Sayıştay da aynı şekilde 1862 yılında kurulmuştur. Bu da bir denetim kurumudur. Yüz elli sekiz yıllık bir geçmişi vardır. Her ne kadar Kamu Denetçiliği Kurumu yeni olsa da o da yine denetim fonksiyonlarına sahip ve gittikçe gelişmesi ve etkili olmasını umut ettiğimiz bir kurum olarak vardır. Dolayısıyla, biz bugün rastgele bir konudan bahsetmiyoruz, sıradan bir bütçeyi ele almıyoruz, belki, bu bütçe görüşmelerimiz içeresindeki en önemli konuları görüştüğümüz bir gündeyiz. Onun için on dakikanın yetersiz olduğunu ifade etmiştim. Ama tabii, burada, gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi gerek Sayıştay ve gerekse Kamu Denetçiliği Kurumunu konuşurken -elbette bütçe müzakeresidir ama- bütçeleri üzerinde fazla bir söz söylemeyi de gerekli görmüyorum çünkü devlet içerisinde, ne kadar etkili olması gereken, güçlü olması gereken, devletin temel çatısını ifade eden kurumlar olsa da başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, bugün bütçesini konuştuğumuz kurumlar, bütçe ödeneklerine baktığımızda, bu ödeneklerin ödenekler açısından bütçede büyük bir yer tutmadığını görüyoruz.

Yani, nihayet, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi 1 milyar 747 milyon lira civarında bir bütçeye sahiptir. Bu bütçe neyi ifade eder diye baktığımızda, geçenlerde Hükûmet bir kara yolu ihalesi vermişti, otoban, 9,5 milyar liralık bir ihaleydi. Yani, o tek bir ihale Meclis bütçesinin tam 6 katı. Yine, geçenlerde bir demir yolu ihalesi verildi. Tabii, açık artırmayla yapılan bir ihale de değil, eş dost görüşmesiyle bağlanan, pazarlık usulüyle bağlanan bir ihaleydi ve bir demir yolu ihalesi de aynı şekilde verildi. O da 24 milyar liralık bir ihaleydi yani Meclis bütçesinin 15 katı kadar. Yani, tek bir ihalenin Meclis bütçesinin 15 katı olduğu veya tek bir ihalenin, daha on gün içerisinde basında tartışılan başka bir ihalenin Meclis bütçesinin 6 katı olduğu bir ortamda, Meclis bütçesindeki kuruşlarla, liralarla veya Sayıştay ve Kamu Denetçiliği Kurumunun bütçesindeki kuruşlarla lafa başlamak ve konuşmaya devam etmek gereklidir diye düşünmüyorum. Fonksiyonlarından bahsetmek lazım.

Tabii, süre daralınca bu Ombudsmanlık ve Sayıştaya fazla girme imkânımız olmayacak ama yine de özet itibarıyla şunu söylemek isterim: Bu Komisyonda ve Genel Kurulda ne zaman iktidar milletvekilleri bir konuşma yapsalar, devleti kutsayan konuşmalar yapıyorlar. Değerli arkadaşlar, değerli olan millettir, halktır, bu ülkede yaşayan insanlardır. Devlet, bu millet için vardır, insanımız için vardır, halkımız için vardır. Tarih boyunca da bunu göstermiştir. Beş bin yıllık devlet geleneği var, Sümer şehir site devletleri milattan önce 3000'de kurulmuştur; bu beş bin yıl içerisinde, hiçbir ülkenin insanları kendi devletlerinden çektiği zulmü, yakın zamanlara kadar, hiç kimseden çekmemiştir, düşman istilalarından bile çekmemiştir. Tarih bunun binlerce örneğiyle doludur. İşte o yüzden demokrasi ortaya çıkmıştır, o yüzden anayasal devlet ortaya çıkmıştır. Devlet nasıl olmalı da vatandaşına zulmetmemeli, vatandaşının hakkını korumalı? Bu Anayasa'yı ortaya çıkaran temel mantık bu. Ve anayasal bir düzen ortaya çıkmıştır yüz yıllardır insanların verdiği mücadeleler sonrasında ve bütün anayasalara bakın, baştan sona, 1'inci maddesinden son maddesine kadar, vatandaşı devletine karşı korumak için düzenlenmiştir anayasanın bütün maddeleri. Sadece temel haklarla, özgürlüklerle ilgili maddeler değil, mesela konut dokunulmazlığı, seyahat hürriyeti, angaryanın yasaklanması vesaire gibi, başlangıçtaki maddeleri kastetmiyorum; idarenin, parlamentonun, yargının, bağımsız kurumların kuruluşuyla ilgili, işleyişiyle ilgili maddeleri dahi özünde vatandaşı devlet gücünü kullananlara karşı koruma amacını taşımaktadır. Böyle bir ortamda, ben Mecliste üzücü bir tartışmaya rastladım. Yani Sayın Gergerlioğlu, insan hakları konusunda gerçekten özgün bir çizgisi vardır ve bu konudaki ilgi alanının ve dağarcığının genişliğiyle de kendisini göstermiştir. Çok haksız ithamlara maruz kalmıştır. "Devlet insan kaçırmaz." Ya, böyle genellemeler yapılmaz arkadaşlar. Bu tür genellemeler yanlıştır.

Bu ülkede daha yakın tarihimizde faili meçhul cinayetler vardır. Böyle bir iddia varsa, bunu suçlar vaziyette bastırmaya çalışarak, hem Hükûmet cenahı hem muhalefet kriminalize etmeye çalışarak cevap vermez. Ne yapılır? Bir iddiada bulunmuştur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, arkadaşlar...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Buna benzer konular basında da zaman zaman zaten yer alıyor.

SALİH CORA (Trabzon) - Kimin neyini görmek istiyorsanız...

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar, lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Eğer söylediklerinde bir yanlışlık varsa, Hükûmet de buradadır, bu söylediklerinin yanlış olduğuna dair kanıtı ortaya koyar, ağzını keser.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Şener...

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet arkadaşlar, lütfen...

SALİH CORA (Trabzon) - Diyarbakır Annelerini görmüyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Siz istiyorsunuz ki gece gündüz sizi methedelim, bunu istiyorsunuz. . (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, lütfen arkadaşlar, tamam. Arkadaşlar sakin olun.

Buyurun Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi...

SALİH CORA (Trabzon) - Nedir bu devlet düşmanlığı? Ayıptır ya!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hâlâ anlayamamışsın, bunun devlet düşmanlığıyla ne ilgisi var?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, Sayın Şener... Arkadaşlar...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Devlet içinde çeteler, mafyalar, türemiyor mu? Devlet içinde türeyenler devlet adına...

SALİH CORA (Trabzon) - Diyarbakır Annelerini...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...15 Temmuz darbe girişimini yapmıyor mu? 15 Temmuzu nasıl açıklıyorsunuz?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, arkadaşlar, bakın, sizlere de söz vereceğim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu ülkede devlet adına darbe yapanlar olmadı mı? Katliam yapanlar olmadı mı?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Cora, size de söz vereceğim.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Devletin içinden mi oldu?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Siz algı yapıyorsunuz.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Allah Allah, ya, biraz mantıklı düşünün kardeşim. Ağzınızı her açtığınızda "15 Temmuz darbe girişimi, bilmem ne..." diye lafa başlıyorsunuz, ben onu anlatıyorum size.

SALİH CORA (Trabzon) - Siz o darbe yapanları savunuyorsunuz.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, Sayın Cora...

Sayın Şener, lütfen devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kardeşim...

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Cora, lütfen... Arkadaşlar, sizlere de söz vereceğim.

Sayın Şener, siz lütfen devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya, Sayın Cora, şurada...

Devlet gücünü sorumsuz kullanmak veya devlet gücünü kullanma tekelinin kendisinde olduğunu birilerine hissettirmekten daha tehlikeli o ülke için hiçbir şey yoktur. Devlet nasıl...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ama siz algı yapıyorsunuz. Doğru değil bu.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kardeşim, diyalog mu yapıyoruz?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Çelebi size... Arkadaşlar, size de söz vereceğim, sırayla.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ama doğru değil bu.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ne devleti anlamışsınız, ne Hükûmeti anlamışsınız, ne yasamayı anlamışsınız, ne insan haklarını biliyorsunuz, hiçbir çağdaş demokratik kavramdan haberiniz yok. Hâlbuki bu parti kurulurken bir parti programı yazılmıştır. O parti programı elinizde, açın okuyun.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Biz zaten biliyoruz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - En temel vurgusu, çağdaş demokratik değerlerdir. Siz elinizdeki programdan haberdar değilsiniz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Bizim meselemiz o değil.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, arkadaşlar...

Sayın Şener, siz buyurun, devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kardeşim, böyle polemiklerle bir yere varılmaz.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Şener, siz buyurun, devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Biz, makul, mantıklı, doğru olsun.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Sizin göreviniz gürültü yapmak. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, siz gürültü yapmakla görevli 3 milletvekilisiniz.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Bekaroğlu, lütfen, Sayın Şener konuşsun.

Lütfen arkadaşlar ya, lütfen...

Siz devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Genelleme, ne zaman Hükûmeti eleştirirsen "Oo, bu FETÖ'cü; oo bu PKK'lı; oo bu terörist!" Ya, böyle bir şey olmaz ki. Şimdi, diyor ki: "Bilmem, bunlar teröristleri de savunuyor." Kardeşim, bu KHK'yle atılanların hepsi, terörist mi ya? KHK'yle atıldı diye... Bak, Kamu Denetçiliği Kurumuna da sürekli başvurular yapılıyor KHK'lilerden. Adam yargı kararı almış, beraat etmiş. İşine iade edilmeyen yüzlerce insan var. Yani o çerçeve içerisinde işine son verildi diye "Bu adam teröristtir." demekten daha insafsız, daha zalimce ne olabilir ya!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Öyle bir şey söyleyen yok ki.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben ta çocukluğumdan beri şunu öğrenmişimdir: Bir gemide 99 tane katli vacip insan olsa, içlerinde 1 tane masum olsa -bu, fıkıh kitaplarında vardır- o gemiyi batırmak caiz midir, değil midir? Değildir, bir tek masum olduğu için.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Onlara dikkat ediyoruz zaten Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Nerede dikkat ediyorsun ya? Şimdi, oradan, yargı kararı almış bir KHK'linin suçsuz olduğu; ilgisi, irtibatının olmadığı belli olmuş, onun hakkında "Ya, şöyle bir durum vardır." diye konuşana "Ha, teröristi savunuyorsun." Bu, teröristi savunmak mı olur ya?

(Gürültüler)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar, arkadaşlar...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Burası yasama organı. Makul, mantıklı, doğru, haktan yana olacağız arkadaşlar, haktan yana.

(Gürültüler)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar, lütfen, arkadaşlar...

Sayın Şener, siz devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bak, açın Maide suresini okuyun. Allah buyuruyor ki "Bir kavme olan kininiz, sakın ha, sizi adaletsizliğe sevk etmesin." Siz kine, nefrete göre ahkâm keserseniz olmaz ki bu ya.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Öyle bir şey yok, öyle bir şey yapmıyoruz.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, Sayın Şener, lütfen siz devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, değerli arkadaşlar, birincisi, Sayıştay hakkında söyleyeceğim çok şey vardı, ombudsmanlık konusunda da ama süremi çaldığınız için Meclisle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum Sayın Başkan. Bu Meclisin temel fonksiyonu yasamadır, yasama. Yasama, dünyanın bütün çağdaş demokratik ülkelerinde şöyle işler: Yasama organının yasama konusunda şeriki olmaz. 16 Nisan 2017 referandumuyla birlikte Cumhurbaşkanlığı makamı yasamanın şeriki hâline gelmiştir. Bu, bu ülkedeki demokratik yapıyı tahrip eden bir düzenlemedir. Cumhurbaşkanı yasama yetkisine sahip ya! Eskiden Anayasa'da "Şu konular kanunla düzenlenir." derken şimdi "Kanunla ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir." diyor. İdarenin bütün yapılanmasını Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenliyorsunuz. Yeni kamu tüzel kişiliği kuruyorsunuz, bakanlıkları bölüyorsunuz, parçalıyorsunuz. O yetmiyor, o kurumlarda çalışan 5 milyon civarında kamu personeli var; bunların nasıl atanacağını, nasıl görevden alınacağını, özlük haklarını, hepsini belirliyorsunuz. Bu neye benziyor? Birine diyorsun ki: "Seni şuraya muhtar olarak seçtik. Yetkilerini kendin belirle." Böyle bir şey olur mu ya? Bir genelge çıkarıyor: "Herkesin yumurtası muhtarlığımıza aittir." Ertesi gün bir genelge çıkarıyor: "Herkesin tavuğu muhtarlığa aittir." Ertesi gün bir genelge çıkarıyor: "Herkesin malı mülkü muhtarlığa aittir." Böyle olmaz. Bir kimse kendi yetki ve sorumluluklarını kendi çıkardığı düzenlemelerle belirleyemez. Hele devlet gibi, yürütme gibi koskoca bir alanı şekillendirmeye çalışıyorsa, doğrudan doğruya, bu, yasamanın yasama yetkisine ortak olmak demektir. Bu kadar da değil.

Anayasa'nın -temel haklarla ilgili- ikinci kısmı, üçüncü bölümünde "Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz." diyor; bölüm müdür, kısım mıdır, nedir. Bu atlanan üçüncü kısım nedir diye baktım: Ekonomik haklar. Ne var bunun içinde, baktım. Bütün kıyıların kullanımıyla ilgili konular "Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz." denilen kısmın dışına atılmış. Şimdi, Cumhurbaşkanlığı, kıyıların kullanım biçimi, tahsis biçimiyle ilgili kendisinin yetkili olduğu inancıyla düzenlemeler yapıyor. Böyle bir şey olur mu ya? Tamam, orada o bölümü atlamışsın "Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz." diye ama "Cumhurbaşkanlığı kararnamesi atlanan bölüm hakkında yapılır." diye bir hüküm yok. Buna Meclisin el koyması lazım. Cumhurbaşkanının tek başına bütün kıyıların mülkiyet ilişkilerini belirleme yetkisi olur mu ya? Sürekli Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkıyor. Hatay'dan ta Artvin'e kadar bütün sahilleri tek başına bir kişi belirleyecek. Böyle bir demokratik yapı olur mu ya?

Başka? Parlamentonun idareyi denetimi. Bu Anayasa değişikliğiyle idare denetlenemez hâle gelmiştir, Hükûmet denetlenemez hâle gelmiştir. Nasıl denetlenemez hâle gelmiştir? Bir kere, Meclisin bazı denetim vasıtaları kaldırılmıştır, gensoru kaldırılmış, yazılı, sözlü soru önergesi kaldırılmış. Layüsel bir Hükûmetimiz olduğu için de yazılı soru önergelerinin... Bana bir buçuk sene sonra cevabı gelen yazılı soru önergesi var. Bu nasıl iş ya! İki kere bakanlık yaptım, vakti geçtiği zaman Meclis sürekli uyarırdı "Şunun cevabını gönder." diye, bir hafta vakit geçirdiğimde. Olmaz böyle bir şey.

Sonra, gelen cevapların yüzde 90'ı "Falan kitabın falan sayfasına bakın." diye geliyor. Böyle cevap önergesi mi olur? Ben yorum istiyorum, değerlendirme istiyorum; o, somut bilginin olduğu, tabloların olduğu bir sayfaya atıfta bulunuyor. Buna Meclisin el koyması lazım, bu soru önergeleri doğru gelmediği takdirde ilgili bakanlığa iade etmesi lazım. Meclisin saygınlığı böyle sağlanır.

Sonra, gensoru kalktı. Bir, bakanı yaptığı yanlışlardan dolayı devirme imkânı yok; ikincisi, bir hükûmeti düşürme imkânı yok. Öyle bir sistem geldi ki her gün, her mahalleye yüzlerce şehit cenazesi gelse, memleket kan gölüne dönse, o hükûmeti değiştirecek bir mekanizma yoktur bizim sistemimizde. Böyle bir sisteme nasıl "demokrasi" dersiniz?

Soruşturma önergesi... Sayıştay yazıyor mesela... Meclisin de denetim için harekete geçmesi gereken raporlarda ezkaza bir şey var, pek onlara girdikleri yok da... Nasıl denetim yapacak? Değişmiş Anayasa, 301 imza bulmadan soruşturma önergesi veremiyorsunuz. Onun için, Meclise karşı layüsel davranıyor Hükûmet.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Şener, lütfen tamamlayabilir miyiz.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - 301 milletvekilinin imzasıyla bir soruşturma önergesi verseniz, bu, Mecliste görüşülecek, görüşülüp kabul edilmesi için 360 oya ihtiyaç var. 360 oy sadece bir komisyon kurulmasına yol açıyor. 15 kişilik komisyon kuruldu, komisyon da karar verdi, bir rapor yazdı, rapor tekrar Genel Kurula geliyor, bu sefer de Anayasa Mahkemesinde yargılanabilmesi için Genel Kurulda 400 oya ihtiyaç var. 4 tane oylama yapıyorsun, birinde 300, birinde 360, birinde komisyon çoğunluğu, birinde 400 oy bulacaksın ki 4 oylamada, memleketin altını üstüne getiren bir yapı hakkında Anayasa Mahkemesine sevk edesin. Meclis bu kadar zayıf mı olmalıydı? Yasama yetkisi elinden alınmış, denetim yetkisi elinden alınmış, sıfıra çıkmış bir Meclis. Ben samimi söylüyorum, Tanzimat Meclisi olan Meclis-i Vâlâ'nın yetkileri bugünkü Meclisten fazlaydı.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Yok artık.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet öyleydi, evet öyleydi, inceledim. Doktora konum benim.

Buna çözüm bulmak lazım. Bu çözümün bam teli şudur: Cumhurbaşkanı, bir partinin genel başkanı olamaz. Cumhurbaşkanı, bir partinin genel başkanı olduğu zaman o ülke demokratik bir ülke olmaz, yasama organı yasama organı olma vasfını her geçen gün kaybeder. Evet, Amerika'da da başkanlık sistemi var, başkan partilidir ama Amerikan Anayasası diyor ki: Başkan partilidir ama sadece partinin üyesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Şener, lütfen son sözlerinizi alalım efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Amerika'da Başkan o partinin yürütme kurulu üyesi dahi olamaz, bırak genel başkanlığı, denetim kurulu üyesi dahi olamaz. Bam teli bu genel başkanlık işidir. Bu Meclis özgürlüğünü, özerkliğini, yasama organı olma ve denetim organı olma vasfını koruyacak, sürdürecekse, bütün partiler anlaşalım, Cumhurbaşkanının Genel Başkan olamayacağı hükmünü Anayasa'ya koyalım.

Saygılar sunuyorum.