KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, kamu kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, değerli basın mensupları, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Tarım Ve Orman Bakanlığının bütçesini görüşüyoruz. Bu bütçenin her şeyden önce ülkemize, milletimize, vatanımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum. Elbette tarım, bu ülkenin geleneksel bir sektörüdür. Dünyada tarım devriminin gerçekleştiği ilk topraklar bu topraklardır, Anadolu topraklarıdır "Bereketli Hilal" dediğimiz bölgedir. Dolayısıyla pek çok ürünün ana merkezi, ana vatanı Anadolu'dur ve dünyada ürün ve bitki çeşitliliği bakımından en zengin bölgelerden biridir. Dolayısıyla bu geleneksel özelliklerine de istinaden bugün Türk tarımının dünyanın en iyi tarımı olmasını beklemek herkesin aklındaki temel düşüncedir. Bir Hükûmetin tarımı nereden nereye taşıdığını söylemesi fazla bir anlam ifade etmiyor çünkü bu topraklarda altı yedi bin yıldır zaten tarım güçlüdür; dünyanın tarımsal üretimi ve çeşitliliği en fazla olan bölgesinde yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan öyle bir sunuş yaptı ki rakamları, verileri öyle bir taktim etti ki gerçekten hayret etmemek mümkün değil ama bu Hükûmetin yürüyüş biçimini bilen herkes için bu hayret uyandıran bir nitelik değildir. Bu Hükûmetin şöyle bir özelliği var: Hiçbir problemi çözemiyor, sürekli varlığıyla problem üretiyor; sorunları çözemediği için, verileri düzeltemediği için de verileri düzeltmenin bir yöntemini bulmuştur, o da kâğıt kalemi eline alması ve rakamlarla sürekli oynaması. Kâğıt üzerinde rakamları değiştirdiği zaman ülkenin reel gerçekliğini de düzelttiği intibasını vermeye çalışıyor. Hayır, her şeyi berbat eden ama berbat ettiğini göstermemek için rakamlarla oynayan bir iktidarımız var ve maalesef TÜİK de sürekli olarak işsizlik oranlarıyla oynuyor, enflasyon oranlarıyla oynuyor, istediği rakamı yüksek göstermeye, istemediği rakamı da düşük göstermeye özel çaba harcıyor. Bu alışkanlığın bir uzantısını bugünkü Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesi verileriyle ilgili olarak da görmüş bulunuyoruz.

Bir kere, 2002'yle kıyaslama yaparken 2002'de bu ülkenin nüfusunun 66 milyon olduğunu düşünmek lazım; 83 milyona gelmişsiniz, neredeyse 20 milyona yakın nüfus artışı sağlamışsınız. Nüfus artışı demek; ilave bir ekonomik potansiyel demektir, ilave bir iç talep demektir, ilave bir üretim kapasitesi demektir. Bu farkı görmeden verilerin bir kısmını statik, değişmez gibi algılattırıp asıl göstermek istediği verileri değişken olarak nitelendirip "Buradan buraya geldik." demek doğrudan doğruya vatandaşlarla, dinleyenlerle alay etmek anlamına gelmektedir. Sonra, işine geldiği rakamlar Türk lirasıyla, işine gelmediği rakamlar oransal olarak anlatılmaya çalışılmış.

Bakın "Tarımsal üretim değerimiz, bitkisel üretim değerimiz 2002 yılında şu kadardı, 2019 yılında bu kadar." deniyor, bir bakıyorsunuz ki onlarca kat artmış gibi gözüküyor. Dolar üzerinden, o günkü ve bugünkü dolar kurlarıyla ben bir hesabını yaptım, 2002 yılı bitkisel üretim değeri ile 2019 yılı bitkisel üretim değeri aynı aşağı yukarı. Hatta, 2019 yılı bitkisel üretim değeri 2005 yılı değerinin yüzde 50 altında dolar cinsinden hesaplayacak olursanız. Bu, nereden nereye uçmuş? Bunu "Artıştır, kahramanlıktır." diye anlatmanın bir manası, bir mantığı yoktur. Veya dış ticaret rakamlarına bakıyoruz "Tarımsal dış ticaret şu kadar fazlası verdik." deniyor. Ya, nereden verdin bu fazlayı, bana bir anlatsana. Yani bunun standardı vardır. Konserveleri tarımsal ürün ihracatının içerisine yerleştirmiş. Dünyanın neresinde konserveyi tarım ürünü ihracatı rakamlarının içerisine alıp da "İhracatımız bu kadar arttı." diyen ülke vardır? Bu, konserve dediğiniz şey sanayi ürünüdür. Veya balıkçılık... Yani "balıkçı çiftçi" diye bir şey duymadım ben. Deseniz deseniz "balıkçı esnafı" diyebilirsiniz, bir ticari faaliyet. Yani balık tutma işi bile çiftçilik faaliyeti olarak görülmez. Bütün rakamlarla oyna, değiştir; ondan sonra "Şu kadar arttı." Arttı mı artmadı mı bir de biz hesap yapalım. İlk konuşmasında Kamil Bey arkadaşımız bu hesabı tablo hâlinde gösterdi, hem de Cumhurbaşkanlığı yıllık programına dayanarak verdiği rakamlarla gösterdi bunu ve devletin her türlü belgesinde bunlar zaten kayıtlıdır.

Bu AKP döneminde tarım ürünleri ithalatına 104,6 milyar dolar ödenmiştir ve Türkiye net tarım ürünleri ithalatçısı olmuştur. Bu Hükûmetin tarımla ilgili en net fotoğrafı, net tarım ürünleri ithalatçısı yapmıştır bu ülkeyi. Üstelik başka bir şey söyleyeyim: Sayın Bakanın Bakanlığı döneminde tarım ürünleri ithalatı bu sene, bu ülkedeki son yetmiş yılın rakamları içerisinde en yüksek olanıdır. Bakın rakamlara, hemen görülüyor. Son üç yılın rakamına bakıyorsunuz, 11 milyar dolardan fazla tarımsal dış ticaret açığı var. Sonra, hesaplar böyle de yapılmaz yani bir, tarımsal ürün tanımını değiştiriyorsunuz özel olarak, ikincisi, hesapları yanlış yapıyorsunuz. Ben net katma değerine bakarım arkadaş. Net katma değerine baktığınız zaman nasıl hesaplanır biliyor musunuz? Bu tarımsal üretimin içerisindeki ithalat girdilerini de toplam üretim değerinden düşeceksiniz. Ne kadar ithal mazot kullanılmış, ne kadar ithal gübre kullanılmış, ne kadar ithal ilaç kullanılmış, ne kadar ithal yem girdi olarak ilave edilmiş? Bunları da tarımsal üretim değerinden düşeceksiniz, ortaya net bir tarımsal üretim değeri, ortaya net bir tarımsal net dış ticaret fazlası koyacaksınız. Bunu koyduğunuz zaman zaten açıkça şunu söylersiniz: "Bu Hükûmet tarımı mahvetmiş, tarımı bitirmiş." Ve gerçek de budur zaten. Rakamları eğip bükmenin bir faydası yok ya, biraz çalışın kardeşim rakamlarla oynayana kadar. Bakanlığın görevi tarım üzerinde çalışmaktır, başta Bakan olmak üzere. Sayın Bakanın ve topyekûn kadrosunun, ekibinin görevi rakamları düzelterek başarılı olduğunu anlatmak değildir. Makul, gerçekçi şeyler olurdu eskiden; biz de yaptık bu işi ya, muhalefet "Yanlış" dediği zaman "Doğru, haklısın." derdik, beraber bilgi paylaşırdık. Bu Mecliste muhalefetin verdiği onlarca kanun kabul edilmiştir, araştırma önergeleri, genel görüşme önergeleri görüşülmüştür. Şimdi öyle bir döneme geldik ki muhalefet ne söylerse söylesin üzeri çiziliyor. Bir tek virgül değişmiyor kanunlarda, bir tek önerge gündeme alınmıyor. Böyle bir Meclis olur mu ya, böyle bir denetim mekanizması da olmaz. Bu memleket sizin değil ki. Sizin yaptığınız yanlışların maliyetini biz çekiyoruz, bütün ülke çekiyor. Bir şey düzeltilecekse beraber düzelteceğiz, bunun yolu bu.

Evet, değerli arkadaşlar, yani gerçekten 104 milyar dolar ithalat -bir de girdilerdeki ithalatı saymadan söylenen ithalat bu- ihracat 77; 27 milyar dolar açık var, işin özeti bu. Sonra, Sayın Bakan geçen seneki bütçe görüşmeleri sırasında buyurdular ki: "Hasat zamanında tarımsal ürün ithalatı yapılmayacaktır."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, lütfen tamamlayınız efendim.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kardeşim, bütün Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine bakın bu kararlar hep hasat zamanı çıkıyor nedense. Ayçiçeği hasadına girmeden önce bir bakıyorsun Cumhurbaşkanlığı kararı çıkmış, bir bakıyorsun 21 Ekimde mısırda, buğdayda, arpada ithalatla ilgili karar çıkıyor, gümrük vergileri sıfırlanıyor. Bölgelere göre de bu hasat değişiyor. Hangi bölgeyi esas alıyor da Sayın Bakan "Yapmadım." diyor? Ama ben bir şey söylemeyeyim, AK PARTİ Aydın Milletvekili Rıza Posacı değerlendirdi "Tarım Bakanlığında ithalat lobisi var, bu lobinin önüne bir türlü geçemiyoruz." dedi. Bu konudaki cevabı da bana değil, ilgili sayın milletvekiline sorsanız iyi olur.

Diğer taraftan, tarım arazisi miktarı azalıyor değerli arkadaşlar. 3,5 milyon tarım arazisi azalmış vaziyette bu ülkede. E bu sağlıklı bir şey değil. Neden tarım arazisi azalıyor? Çalışan sayısı azalıyor, Çiftçi Kayıt Sistemi'ne giren çiftçi sayısı azalıyor. Bunlar neyin nesidir? Tarımda ne oluyor?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, lütfen tamamlayalım efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Diğer taraftan, çiftçinin borcu sürekli artıyor, erteleniyor. Erteleme demek "Sürekli sıkıştıracağım, sürekli gırtlağına basacağım." demektir, Hükûmetin yaptığı iş bu. İşte, 2019 sonunda 108 milyar liraydı çiftçinin bankalara borcu, Temmuz 2020'de bu 123 milyar oldu ve çiftçinin bunun dışında kooperatiflere borcu var, girdi temin ettiği yerlere borcu var, özel tüketimleri nedeniyle borçları var, büyük bir borç yükü altında, tarım girdilerinin büyük bir kısmı dövize bağlı ve dolar yükseldikçe...

Bakın, bu Hükûmet iş başına geldiğinde devletin 5 tane gübre fabrikası vardı ve Türkiye'deki gübre ihtiyacının yüzde 80'ini Türkiye'de üretim yapan gübre fabrikaları karşılıyordu; satıldı, özelleştirildi. Kaçında üretim var şimdi? Türkiye'deki fabrikalar tarımsal üretimdeki toplam gübre ihtiyacının şimdi yüzde kaçını karşılıyor Allah aşkına? Benim bildiğim, eskiden yüzde 80'ini buradaki gübre fabrikaları karşılardı; şimdi yüzde 80'ini ithal ediyorsunuz. Bu mantıkla tarım gelişmez. Tarımı bir kere katma değeri fazla olan bir sektör hâline getirmek lazım. Ülkedeki ekonomik krizlerin ana nedeni de bu; girdisinin, ara malının, tüketim malının bu oranda ithal edildiği, ürettiğiniz, ihraç ettiğiniz ürünlerin girdilerinin yüzde 60'ının, yüzde 70'inin ithal olduğu bir ülkede kriz eksik olmaz, olmuyor da. Onun için ana stratejinin bu sorunu çözmek olması lazım.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Lütfen, son sözlerinizi alalım efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Çözümlenmesi için de ilk hedeflenmesi gereken sektör tarım sektörüdür. İşe tarım sektöründen başlayacaksınız. Bu ülkede 7 bin yıldır tarım var, tarım devriminin yapıldığı topraklar bu topraklar. Dünyada ürün çeşitliliğinin en fazla olduğu yer burası. Siz tarımda katma değeri yükseltemedikten sonra, tarımsal üretimi ana motor hâline getiremediğiniz takdirde diğer hiçbir ekonomik sorunu çözemezsiniz.

Söylenecek çok söz var ama Sayın Başkan ikide bir uyarıyor, sözlerimi tamamlıyorum.

Tarım Bakanlığı bütçesinin ülkemize, Tarım Bakanlığı mensuplarına hayırlı olmasını diliyorum ama önümüzdeki yıl için sorunları giderme yönünde bir kararlılığın da ortaya çıkmasını umut ediyor, saygılar sunuyorum.