KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, Bakanlığın değerli bürokratları; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Her şeyden önce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinin Bakanlık mensuplarına ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Tabii, Sanayi Bakanlığından bahsederken Hükûmetin sanayi politikalarının hatta Hükûmetin kalkınma politikalarının sorgulanması lazım. Bu sorgulamayı belirleyeceğimiz ana kriter Türkiye'yle diğer dünya ülkeleri arasında kıyaslama yapmaktır. Aynı ülkenin verilerini zaman serisi içerisinde değerlendirmek, o ülkede ne olupbittiğini ölçmek için yeterli değildir. Kıyaslayacaksınız, dünya nereye gidiyor, siz nereye gidiyorsunuz veya patinaj mı yapıyorsunuz?

Şimdi göstermek istediğim rakamlardan biri şudur: Türkiye'nin dünya ekonomisinden aldığı pay ne kadar ve zamanla dünya ekonomisinden aldığı pay artıyor mu? Maalesef artmıyor hem aldığı pay azdır hem de artmıyor. 1980'de yüzde 0,86 olan Türkiye'nin dünya ekonomisi içerisindeki büyüklüğü, 2019 yılı itibarıyla da aynı düzeydedir yani yüzde 0,86'dır. Diyeceksiniz ki: "Gelişmiş ülkeler var, gelişmekte olan ülkeler var, böyle genel değerlendirme iyi değil." O zaman gelişen ekonomilerin dünya ekonomisinden aldığı paya baktığımızda, gerçekten gelişen ülkelerin payının sürekli arttığını görüyoruz. 1980'de gelişen ülkelerin dünya ekonomisinden aldığı pay yüzde 24 iken 2019'da bu, yüzde 40'a çıkmıştır, neredeyse 2 katı olmuştur. Ama "Gelişen ekonomiler içerisinde Türkiye'nin payı nereden nereye geldi?" dersek Türkiye'nin payı maalesef azalıyor. 1980'de 3,57 olan yani aşağı yukarı 4 olan Türkiye'nin gelişen ekonomiler içerisindeki payı, yüzde 2,15'e düşmüştür, yarıya yakın bir düzeydedir. "Bunun içinde Çin var efendim, Çin'de çok olağanüstü gelişmeler var, Çin'i saymamak lazım." derseniz, Çin'i çıkarıyoruz. Çin'i çıkardıktan sonra gelişen ekonomiler içerisinde Türkiye'nin payı nedir? 1980'de yüzde 4, 2019'da yine azalmış yüzde 3,6. Bu tablo açıkça, tartışmasız şunu gösteriyor: Türkiye kendi performansını kullanamayan bir ülkedir, dünyayla rekabette geri kalan bir ülkedir. Bu, Türkiye'nin geleceği açısından da tehlikelidir, üstelik de on sekiz senedir aynı iktidar. Ülkeyi daha iyi anlamış olması lazım, ne yapacağını daha iyi görmüş olması lazım ama maalesef zaman zaman patinaj, zaman zaman geriliyor, bir çıkıyor bir iniyor ve tepetaklak gidiyor. Böyle bir politika olmaz.

Mesela; bir başka göstergeyi değerlendirelim, kişi başına milli gelir. Üst orta gelirli ekonomiler, o üst gelir ortamını yakaladıkları zaman belli bir süre sonra yüksek gelirli ekonomiler haline dönüşüyorlar. Toplam, son altmış, yetmiş yıldır üst orta gelirli ekonomilerden yüksek gelirli ekonomilere geçen yani kişi başına m illi geliri 4.500 dolar ile 12.736 dolar arasında olan üst-orta gelirli ekonomilerden yüksek gelirli ekonomilere yani kişi başına milli gelir 12.736 doların üzerinde olan ülkelere geçiş sürelerine bakıyorum; burada bunu başarmış 21 tane ülke var. Bu 21 ülkeden kimi yedi yılda üst-orta gelirden yüksek gelire geçmiş, 2 ülke hariç on sekiz yılın üzerinde zaman harcayan hiçbir ülke yoktur. Türkiye'ye bakıyoruz, devraldığında zaten üst-orta gelir grubunda sayılır Türkiye ama on sekiz yıldır iş başında, bunun da ötesinde 2023 hedeflerini belirlemiş, orta vadeli programda ilan etmiş, "2023 yılı itibarıyla da yüksek gelirli ekonomiler arasında Türkiye yoktur." diye ilan ediyor bu Hükûmet. Yani tek başına hükûmet 21 yıl devam etse Türkiye patinaj yapmaya, yerinde saymaya hatta zaman zaman aşağılara düşmeye mahkumdur diyor ve ülkeyi böyle yönetiyor.

Bu, diğer göstergelerden de belli. Mesela, doğrudan yatırımlarda ne oluyor, yabancılar neye geliyor diye bakıyorum. Son beş yılın rakamlarına baktım, hepsinde gayrimenkul için gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı imalat sanayi için gelenden daha fazla. 2014'te yüzde 50 daha fazla gayrimenkul; 2016'da doğrudan yatırımların yüzde 16'sı imalat sanayisi fakat yüzde 28'i gayrimenkul, 2017'de yüzde 10'u imalat sanayi fakat yüzde 40'ı gayrimenkul. Yani, gayrimenkule gelen doğrudan yabancı sermaye 4 kat fazla imalat sanayisinden. 2018 rakamına bakıyoruz, toplam doğrudan yatırımlar arasında imalat sanayi yüzde 15 ama gayrimenkul yatırımları yüzde 45 yani 3 katı. Bu tablo bile çok açık, net Türkiye'nin, performansını kullanamadığı, iyi politikalar ortaya çıkaramadığı, iyi stratejiler belirleyemediği ve bu Hükûmetin, iyi belirlenmiş stratejileri ortaya çıkarıp iyi uygulamalar yapamadığını göstermektedir. imalat sanayi elbette son derece önemli ama son beş yılda gelişme yok. Üretim azalması vesaire var o ayrı ama bir tek göstergeden bakalım: Beş yıl önce de imalat sanayide toplam istihdam 5 milyondu, şimdi 2019 yılı itibarıyla da gene 5 milyon. Beş senedir imalat sanayide istihdamın değişmediği bir Türkiye var arkadaşlar.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Makineleşmeye gitmiş.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya, ne kadar büyük bir başarısızlıktır bu. Milletvekillerimizin Hükûmeti zorlaması lazım, hesaba çekmesi lazım. Her Hükûmetten gelene "evet" der, alkış tutar, böyle methiyeler dizerseniz Hükûmet niye çalışsın? Hükûmeti çalıştırmak istiyorsanız, buraya bütçesiyle gelen bakanlığı siz terletecekseniz, ben değil.

Bakın, geleceği okuyamayan, içinde bulunduğu durumu okuyamayan, ona göre strateji belirlemeyen hükûmetler başarılı olamazlar ve sürekli, bilmem hangi işi kime versek, parayı kim kazansa, parayı nasıl bölüştürsek... Bu anlayış içerisinde ekonomi gelişmez arkadaşlar, gelişmez.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Bakan olduğunuz dönemde öyle bir şey var mıydı?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Vardı, tabii vardı.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Şimdi, sizden sonra, bakın, ben alayım. Asli noktaya gidersiniz ama bizim Anadolu'da böyle bir laf var, 5 bin tane koyununuz var...

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, arkadaşlar...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, koyun moyun kalmadı.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - 5 bin koyununuz nerede? Şu anda demagoji yapıyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hiç ilgisi yok. Bak, burada rakamları verdim.

Oradan 3 dakika alacağım var Sayın Başkan.

CAVİT ARI (Antalya) - Lütfen, müdahale etmeyelim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Rakamlarla konuşuyoruz, hangi rakamınız iyi? Enflasyonunuz mu iyi, işsizlik rakamınız mı iyi, büyüme rakamlarınız mı iyi, hangi rakamınız iyi? (Gürültüler)

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Akdeniz'de var, Karadeniz'de...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Akdeniz'de Türkiye'nin bütün... Dış politikada konuşuruz onları. Dış politikada ne hâlde olduğunuzu konuşacağız Dışişleri Bakanlığı bütçesinde.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, Sayın Şener, karşılıklı konuşmaya girmeyelim.

Arkadaşlar lütfen...

Buyurun devam edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, oturur oturmaz kapalı ortamda ezan okunurken de konuşulabilir. Meydanda miting yapıyorsanız... Bana hocalık taslamayın; ben, fiilen diyanette kadrolu imamlık yapmış biriyim, onun için oturun oturduğunuz yerde.

Şimdi, değerli arkadaşlar, politikayı düzgün belirleyeceksin. Dünyanın nereye gittiğini doğru göreceksin, stratejinizi doğru belirleyeceksiniz ve doğru uygulayacaksınız, doğru.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, bu arada süreniz bitti Sayın Şener. Tamamlar mısınız lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) -Üç dakika alacağım var.

Bakın, ben, size neleri doğru uygulamadığınızı göstereyim. Bakın, Türk Telekom'un özelleştirilmesi. Biliyorsunuz özelleştirme önce bana bağlıydı, anlaşamadığımız için ben bıraktım, benden sonra bütün özelleştirmeler yapıldı. 2005'te Türk Telekom'un yüzde 55'i 6,55 milyar dolara satıldı. Lübnanlı Hariri ailesine, bir Suudlu şirket olan Oger Telekom'a satıldı. Türk Telekom, yirmi bir yıl sonra yani 2026 yılında borçsuz, teknolojisi yenilenmiş ve çalışır vaziyette tekrar Oger tarafından teslim edilecekti, anlaşma buna göre yapılmış. Sonra ne oldu? Yıllar boyunca hep Türk Telekom, hep vergi rekortmeni olmuş, en fazla kurumlar vergisi ödeyen üç kurumdan biri olmuş ve Oger Telekom, Türk Telekom'un bütün kârlarının yüzde 90'ını bulunduğu sürece yurt dışına transfer etmiştir. Bu arada sürekli olarak içerideki bankalardan kredi almıştır, kredi kullanmıştır ve sonunda 2018'de Türk Telekom "Ben, iflas ettim." demiştir, kaybolmuştur. Kaybolurken bir bakıyoruz ki 4,75 milyar dolar Türkiye'deki bankalara borcu var. Türk parasına çevirirseniz bugünkü kurla, 36 milyar 575 milyon Türk lirası batık kredisi var. Bilanço, net olarak o günkü değerle, 2019 değeriyle 17,4 milyar zararda, içeride bıraktı gitti. Eş, dost, ahbap işi, şuna verirsek ne olur, buna verirsek ne olur diye yaptığınız bütün özelleştirmelerin hepsini tek tek masaya yatırabiliriz.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, teşekkür ediyorum Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Halbuki ekonominin rasyonelleşmesi için Türkiye açısından çok büyük bir fırsat, Türkiye'nin aleyhine bir mekanizmaya dönüşmüştür. Sonunda ne? İşte, sonunda uluslararası rakamlarla kıyasladığınız zaman gördüğünüz tablo. Türkiye'nin bir tek kurtuluşu var arkadaşlar, bu Hükûmet gidecek, başka çaresi yok.