| Komisyon Adı | : | (10 / 3200, 3361, 3362, 3364, 3365) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Komisyon çalışma takvimine, Komisyonda görevlendirilecek uzmanların belirlenmesine, Komisyona davet edileceklerin tespitine ilişkin görüşmeler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 17 .11.2020 |
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Jeoloji mühendisiyim, öncelikle onu ifade etmek istiyorum. 1929-1939 yılları arasında ülkemizde 7 ve üzeri büyüklüğünde bir deprem fırtınası yaşanmıştır. Daha sonra, 1998'de, kendi ilim olan Adana'da da 145 can kaybıyla sonuçlanan Adana Ceyhan depremini yaşadık maalesef. Bir yıl sonra 1999 İstanbul depremi meydana geldi, 17.500'e yakın vatandaşımızın can kaybıyla sonuçlandı. Tabii, 1999 depremi, İstanbul'da meydana gelmesi ve büyük can ve mal kayıplarıyla sonuçlanması nedeniyle bir bakıma ülkemizde milat kabul edildi. Daha sonra, tabii, Düzce depremleri, Van depremleri... En son sadece ocak ayından bugüne baktığımızda 4 büyük ölümlü depremle karşı karşıya kaldı ülkemiz; Van, Elazığ, Malatya ve ardından İzmir depremlerini yaşadı. Ocak ayından İzmir depremine kadar afetlerde yani bu, sel, heyelan, çığ düşmesi -5 kişiyi kurtarmak üzere 40 kişinin hayatını kaybettiği- ve depremler olmak üzere 123 vatandaşımız hayatını çeşitli afetler -doğal olayların insan eliyle afete dönüşmesi- sonucu yaşamını kaybetti maalesef. Ve ne yazık ki en son yaşadığımız, 77 kilometre uzaklıktaki Samos fayının harekete geçmesi sonucu 115 vatandaşımızın ölümüyle, 4 bine yakın binanın kullanılamaz durumda oluşuyla, 5 binanın direkt yıkılmasıyla sonuçlanan; ağır maddi ve can kayıplarıyla sonuçlanan bir İzmir depremiyle karşı karşıya kaldık.
Tarihsel sürece baktığımızda, 1959 yılında 7269 sayılı, umumi hayata müessir afetler dolayısıyla alınacak tedbirlere ilişkin bir yasa çıkarılmış ve bu yasada ne yazık ki günümüze kadar köklü bir değişiklik yapılmamıştır, bu çok önemli. Daha sonra, 1985'te, depremi ve imarı ilgilendiren 3194 sayılı İmar Kanunu çıkmış. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu 2004'te, 5393 sayılı Belediye Kanunu 2005'te, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun 2012'de, 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu -bu da önemli- 2012'de çıkmış; 7126 sayılı Sivil Savunma Kanunu da bunların içerisinde.
Şimdi, tabii ki burada deprem öncesi, deprem sırası ve deprem sonrasında alınacak önlemlere ilişkin çalışmalar yapılması ve bu doğrultuda yasaların hazırlanması çok önemli. İki yıllık süreçte afetlerin önlenmesine ilişkin 10'a yakın soru önergem var Mecliste. Bir de şubat ayında ve 17 Temmuzda vermiş olduğum fay yasasına ilişkin bir kanun teklifi var Mecliste. Ne yazık ki yaşanan 3 can kayıplı depreme rağmen bu fay yasası Meclise dirilip görüşülmedi.
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Neyi kastediyoruz bu fay yasasıyla? MTA'nın hazırlamış olduğu deprem bölgeleri haritasına baktığımız zaman 18 il, 82 ilçe ve 502 köy doğrudan 5 ve üzeri büyüklükte deprem üretebilecek faylar üzerinde yer alıyor. Yani 100 bin konut ve 500 bin nüfusu ilgilendiren bir olguyla karşı karşıyayız. Kuzey Anadolu fay kuşağı, Güneydoğu Anadolu fay kuşağı ve İzmir'de birbirine paralel -sevgili vekilimiz de söylediler- 17 fay kuşağının bulunduğu, son derece sismik hareketliliğin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Anadolu coğrafyası, 2 parmağımızın içerisinde zeytini sıktığınızda nasıl fırlarsa bu şekilde bir Kuzey Anadolu fay kuşağı ve Güneydoğu Anadolu fay kuşağının doğrudan etkisi altındadır. Yoğun bir sismik hareketlilik içerisindeyiz. Dediğim gibi 1929 ve 1939 yılları arasında 7 büyüklüğünde deprem fırtınasıyla karşı karşıya kalmış bu ülkede bu zaman dilimleri jeolojik anlamda çok kısa zaman dilimleri. İnsan ömrü için uzun ama deprem olgusu açısından kısa zaman dilimleri. Bildiğiniz gibi büyük İzmir depremi henüz yaşanmadı. Yani 77 kilometre mesafede yer alan kırılma Bayraklı'da -aslında Bornova'dır adı- adı üzerinde ovadır, 300 metreye yakın alüvyoner bir dolgu üzerindedir ve 20-30 metreye yakın batak balçık nitelikte. Yer altı su seviyesinin de yüksek olduğu bir alanda yer almıştır. Doğrudan fay hattı üzerinde değildir ama kuzeydoğudaki kayalık alana baktığımızda örneğin, 1999 depremi öncesi, eski, yönetmeliklere uygun olmayan yapılarda çatlak dahi gözlenmezken bu ova alanlarında 4 bine yakın binanın hasar görmüş olması ovalardan ne kadar uzaklaşılması gerektiğinin önemli bir göstergesidir diye düşünüyorum. Fay yasasındaki kastımız, doğrudan o çizgisellik üzerinde, yani bilimsel veriler çalışarak... İlgili meslek disiplinlerinin çalışarak -biz sadece jeoloji mühendisleri olarak söylemiyoruz- bu fay zonu üzerinde doğrudan bulunan kentlerin bir an önce boşaltılıp, buraların kentsel dönüşüme uğratılıp bu fay zonunun tıpkı sit alanlarında olduğu gibi ya da yüksek gerilim hatlarını örnek verebilirim. Nasıl yüksek gerilim hatlarının altında yapılaşma izni verilmiyorsa bu fay hatları üzerinde Kuzey Anadolu fay kuşağı, Güneydoğu Anadolu fay kuşağının nerelerden geçtiği ve bu fay zonunun kaç metre uzaklaşılacağına ilişkin bilimsel çalışmalar yapıldıktan sonra bu hatlarda yapılaşma yasağı getirilmeli, bunlar imar planlarına işlenmeli, imar planlarının olmadığı yerlerde de haritalara mutlaka işlenerek buralara kesinlikle yapılaşma yasağı getirilmelidir.
Şimdi, burada gelişmiş dünya ülkelerine baktığımızda, bizde örneğin üniversitelere bağlı araştırma amacıyla kurulmuş deprem araştırma merkezleri bulunmakta. Uzun zamandan beri Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, TÜBİTAK Marmara Deprem Araştırma Enstitüsü -"MAM" diye geçiyor kısaca- gibi üniversitelere bağlı birtakım araştırma birimleri var ama ne yazık ki bu üniversitelerin mali durumları bu depremleri araştırmaya yetecek oranda değil.
Bölgesel ölçekte deprem başta olmak üzere mutlaka doğal kaynaklı afet odaklı mükemmellik merkezleri kurulması buralarda önemli. Yani nedir? Ege'de, Karadeniz'de, Güneydoğu Anadolu'da özellikle afet riskinin yüksek olduğu yerlerde. Karadeniz Bölgesi mesela sel afetiyle karşı karşıya kalıyor. Buralarda bu tür merkezlerin kurulması gerekiyor.
Ülkemizde dağınık ve yetersiz altyapıya karşın dünya örneklerine baktığımızda arazi çalışmaları, jeoloji, yapısal jeoloji, tektonik, jeomorfoloji, paleosismoloji gibi aletsel sismik veri kaynaklarını tutan, değerlendiren ve yorumlayan hatta kamuoyuna bilgi aktaran kurumların aynı çatı altında örgütlendiği görülüyor. Örneğin; Amerika Birleşik Devletleri'nde "USGS" Amerika Jeolojik Araştırma Kurumu var biliyorsunuz. Bütün verileri toplumla, kamuoyuyla o paylaşır ve orada bu bilgiler toplanır. İngiltere'de de benzer "BGS", Japonya'da da benzer kurumlar var.
Bugün için ülkemizde bu kurumların tam karşılığı olabilecek bir yapılanma bulunmamaktadır. Biz, Deprem Komisyonu olarak bunun kurulmasına ilişkin bir öneri getirebiliriz diye düşünüyorum. Bunun adı "Türkiye Jeolojik Araştırmalar Kurumu" olabilir, "Türkiye Afetler Araştırma Kurumu" olabilir, ismi sonradan verilebilir.
Yine, Türkiye fay haritasının on yılda bir yenilenmesi gerektiğine ilişkin bir çalışma yapılmalı. Tabii, heyelan, kaya düşmesi, taşkın, çığ düşmesi gibi konularda da bunun olması gerekiyor. Sayın Vekilimiz yine ifade ettiler. Bununla ilgili afet risk haritaları hazırlanmalı. Afet risk haritalarının bir an önce hazırlanması gerekiyor. Mevcut yerleşim alanları içerisinde kalan faylar ve yakın alanları -az öncede söyledim- fay yasası çıkarılarak tampon bölge ilan edilmeli. 3194 sayılı İmar Kanunu, 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun eş güdüm içerisinde birlikte, afet güvenli bir anlayışla ele alınarak değiştirilmeli. Yapı denetimi bence müteahhidin kontrolünde olan bir formdan çıkarılıp, zeminden başlayarak yapının tüm güvenliğinin sağlandığı ve kontrol edildiği bir sisteme evrilmeli. Kentsel dönüşümde parsel bazında dönüşüm değil ada bazlı ve afet riski bazlı olarak ele alınarak yapılmalı muhakkak. Bunun mutlaka değiştirilmesi lazım. Bir de tabii, Afet Sigortaları Kanunu'nda da deprem sigortasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Şöyle ki: Deprem sigortalarının deprem sonrası vatandaşa bir tazmin olayı söz konusu. Oysa yapı sigortası sistemi getirilerek zeminden başlayıp yapının da güvenli olup olmadığının eğer bir sigorta firması yıkım anında ödeyecekse sağlıklı bir şekilde kontrolünü yapar diye düşünüyoruz. Dolayısıyla, Sigorta Kanunu değiştirilerek bütünlüklü yani deprem sigortasını da içeren ama zeminden başlayıp yapı güvenliğini de kontrol eden bir mekanizmanın getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Sonuç olarak imar, afet, yapı üretim ve denetimi ile kentsel dönüşüm kanunları birbiriyle entegre olarak düzenlenmeli. TOKİ kuruluş felsefesine uygun olarak yeniden yapılandırılmalı. Zaman ve süreç içerisinde kentsel yerleşim birimleri içerisinde kalan çöküntü alanlarıyla yerleşime açılmış jeolojik riskli alanlarda kurulu yapılar bertaraf edilmeli, bu alanlara yerleşen vatandaşlarla, kent yoksulları için sosyal konutlar üreten bir yapıya dönüşmelidir. Arsa ve arazi rantının önüne geçecek uygulamalar yapılmalıdır.
Yine, bir afet fonu oluşturulmalı, ülkede bir afet fonunun oluşturulması önemli. Afet tehlike haritalarını söylemiştim. İl özel idareleri olan yerlerde il özel idarelerinde, belediyelerin olduğu yerlerde belediyelerde, valiliklerin olduğu yerlerde valiliklerde doğal afetler daire başkanlığının kurulması ve bunun altında da jeoloji şube müdürlüklerinin olması afet riskini azaltacak önemli unsurlar olacak diye düşünüyorum.
Sonuç olarak yapı üretim süreçleri yeniden tanımlanmalı, etüt ve proje aşamasından başlayarak yapı üretim ve bakım onarımını da kapsayacak şekilde kamusal sorumluluk anlayışı çerçevesinde yapı üretim süreçleri sivil toplum kuruluşlarının da içinde olduğu bir denetim mekanizması kontrolünde gerçekleştirilmelidir diyorum.
Teşekkür ederim.