| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 24 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 11 .02.2015 |
ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, hepinize hayırlı sabahlar ve iyi çalışmalar diliyorum.
Bankacılık, finans sektörünün en önemli kurumlarından birini konuşuyoruz. Tabii, adı "Ziraat Bankası" olunca tarımın sorunları da gündeme geliyor, ama tabii, biz, burada Tarım Bakanlığının görevlerini konuşmayacağız, esas itibarıyla Ziraat Bankasının görev ve işlevini, onun ülke için daha yararlı hâle gelmesinin gereklerini konuşmaya çalışacağız.
Şimdi, Sayıştayın önerileri eleştiri olmaktan ziyade, tarım bankacılığının yeniden yapılandırılması, büyük ölçüde tarım sektörünün kullanılan krediyi daha verimli kullanır hâle gelmesi ve tarım alanında da ürünün çeşitlendirilerek, kredinin daha işlevli olması sonucunu sağlaması gibi yapısal düzenlemeleri öneriyor, öyle anladım ben, Sayın Genel Müdür de bu çerçevede görüşlerini söyledi; sadece üretim değil, üretimden sonraki süreçleri de bir ölçüde gözeterek, ürünün daha verimli hâle, ekonomi için dönüşünün daha verimli hâle gelmesinin gereklerine işaret etti; bunları doğru kabul ediyorum, bu arayışları doğru kabul ediyorum. Gerçekten Ziraat Bankası kurulduğu zaman, Türkiye'nin birinci sektörü belki de ziraattı bundan yüz elli yıl önceye gittiğiniz zaman, o yüzden adını "ziraat" almış, sonra devletin de iştirakiyle yeni bir banka kurulduğu zaman, o zaman ticaret sektörü geliştiği için onun adı "iş" olmuş örneğin. Her sosyal dönemin temel ihtiyacının adından çok bağımsız değil bu kurumların adlandırılması, ama tabii, Ziraat Bankası bugün sadece ziraatla ilgili değil, onun dışında finans sektörünün bütün alanlarında görev yapıyor, ama tabii, ziraat ülke için hâlâ çok önemli, birinci sektör gibi görünmüyorsa bile Türkiye'nin gelişmesinin sağlıklı olması için, yaşamının sağlıklı olması için hâlâ bizim vazgeçmememiz gereken ve yapılandırılmasını, kredilendirilmesini, verimli kılınmasını dikkatle takip etmemiz gereken bir süreç.
Sigorta konusu çok önemli, sizin bankanızın sigortacılık alanı da var ve tarımda ciddi sigorta sorunlarımız var bizim. Ben de Akdeniz Bölgesi'nden bu seraların birkaç yıldan beri yaşadığı sıkıntıları -Antalya'nın Kumluca, Demre bölgesinde üst üste yaşandı- yakından gözlüyorum, gerçekten sigorta eksiklerinden kaynaklanan çok ciddi sorunlar var, bu konuda belki hamle yapabilirsiniz diye düşünüyorum.
Üretici örgütlenmelerini belki özel bir kredilendirme, "Tarım bankacılığının yeniden yapılandırılması" deniliyor ya, bireysel krediden ziyade üretici örgütlenmesini belki destekleyecek yeni formüller geliştirebilirsiniz ve böylece üreticinin bir araya gelerek daha güçlü hâle gelmesini bankacılık olarak teşvik edebilirsiniz. Ben bu alanlarda yapılacak olan girişimlerin önemli olduğunu düşünüyorum.
Tabii, siz, biraz önce 100 binin altındaki rakamların çok büyük bir yekûn teşkil ettiğini söylediniz, ama burada Sayıştayın bir başka tespiti var sanki KOBİ'lere verilen desteğin azaldığını söylüyor ya da oranının yeterli olmadığını söylüyor ki bu sizin açıklamanıza yeni bir izah gerektiriyor, çünkü siz küçük işletmeleri desteklediğinizi söylediniz, ama Sayıştay küçük işletmelerin desteğinin yeterli oranda olmadığını, hatta geriye gittiğini söylüyor.
Burada, birazdan başka maddelerde göreceğiz, biraz riskli kredilerin sayısı artmış gibi gözüküyor, bunları ilgili yerlerde söyleyeceğiz.
Ben asıl başka bir noktayı söyleyeceğim, burada dillendirildi. Ekonomik kurumların siyasetten biraz özerk olmasında fayda var. Biz 1999'a gelirken bunun bedellerini ödedik. O zaman bankacılık sektörü, finans sektörü, çok ciddi biçimde siyasetin günlük müdahaleleriyle karşı karşıya kaldığı için, biz o krizleri, dünyada da olmayan krizleri Türkiye'de katmerli biçimde yaşadık. 2008'de, bu dünyada yaşanan, Avrupa'da yaşanan krizleri bir miktar savuşturduysak, yine ekonomi kurumlarımızın bir ölçüde özerk, kısmen bağımsız olmasının sayesinde bunu sağlayabildik. Yani ben Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulunun kurulmuş olmasının, Merkez Bankasının bağımsız olmasının, Türkiye'de gecikmiş düzenlemeler, yani dayatılan düzenlemeler değil gecikmiş düzenlemeler olduğunu düşünüyorum.
Bizde bir anlayış var, siyaset her şeye müdahale eder. Siyaset ana politikaları belirler, siyaset ufuk belirler, vizyon belirler, ama siyaset ekonominin günlük işleyişine her dakika müdahale etmez, müdahale ederse şu son yaşadıklarımızı yaşarız. Şimdi, bakınız, geçen yıl 1 liranın üzerinde bir yerlerde olan Amerikan Doları şu anda 2,5 seviyelerine doğru gidiyor. Merkez Bankasını sürekli kurcalarsanız, herhangi bir bankaya sürekli dışarıdan siyasi müdahale yaparsanız, o bankayla ilgili manipülasyon yaparsanız, ekonomik yansımaları bunun odur.
1999'da biz bunu yaşadık. 1999'da, evet, siyaseten bir bedel ödendi, ama ondan sonraki istikrarı 1999'da alınan önlemlere borçluyuz, bunu göz ardı etmememiz gerekir ve günlük siyasetin birtakım ihtiyaçları nedeniyle, ekonomi kurumlarının özerk, kendi işlerini yapar kurumlar olması ilkesinden vazgeçmememiz gerekir.
Ben yanlış anlaşılma olmasın diye bunları sadece tutanağa geçirmek istedim.
Hepinize teşekkür ederim.