KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Şimdi, Küresel İklim Değişikliği ve Kuraklık Araştırma Komisyonu. Bu Komisyona gelebilecek en önemli insan Mehmet Emin Birpınar şu an.

Şimdi, bakın, iklim değişikliği başmüzakerecisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığında da çevreden sorumlu arkadaşımız ve benim de bakanlar içinde en yakın çalıştığım -Çevre Komisyonu üyesi olmam hasebiyle- birçok konuda da müştereken bizim de desteklediğimiz, zaman zaman da eleştirdiğimiz bir arkadaşımız; dolayısıyla bizim, "Kısa soru sorun." değil, burada en uzun konuşmayı yapacağımız, en çok müzakere yapacağımız, birlikte konuşacağımız arkadaşımız. Ya bir daha çağıracaksınız Mehmet Emin Birpınar'ı buraya ya da biz şu an düşüncemizi beş dakikada, on dakikada söyleyeceğiz. O bakımdan, sonraki arkadaşlar da elbette çok önemli, hepsi önemli ama en önemlisi Mehmet Emin Birpınar; yani yaptığı görevi şu an Amerika Birleşik Devletleri'nde ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry yapıyor, öyle söyleyeyim.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Türkiye'nin John Kerry'si yani.

MURAT BAKAN (İzmir) - O yüzden müsaadenizle... Evet, müsaadenizle, konuya da hâkim bir arkadaşımız. Müsaadenizle ben düşüncelerimi açıklayayım.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, elbette ama şöyle olabilir, yani çok dinlenecek arkadaşımız var.

MURAT BAKAN (İzmir) - Zaten şimdi karşılıklı konuşarak biz vakit kaybediyoruz Sayın Başkanım, bir izin verin ben anlatayım.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam, buyurun.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sağ olun. Arkadaşlarımın da iznine sığınıyorum, biraz uzun sürecek değerlendirmem.

Öncelikle, teşekkür ediyorum Sayın Bakanımıza, çok pozitif mesajlar aldım. Şu an devlet organizasyonu içinde bu işe sahip çıkan en önemli kişi, konuyla ilgili en bilgili kişi ve tabii devletin içinde herkes kendi görevinden kişileri kendine doğru çektiği için; işte, nasıl siz eski Bakan olarak buraya Devlet Su İşlerinden uzmanları doldurduysanız, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Enerji Bakanlığı hepsi kendine çekerken çevre adına direnen de Mehmet Emin Birpınar yani doğa ve çevreyle ilgili.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Zaten ben Mehmet Emin Birpınar'dan da eleman istedim, "Bir iki elemanımız var, onları da alma." dedi.

MURAT BAKAN (İzmir) - Gönderecektir, umuyorum.

Şimdi, yaptığı konuşmada İklim Yasası'na ilişkin bize bir mesaj verdi, Meclise, döngüsel ekonomiyle ilgili mesaj verdi; niyet beyanı azaltıma ilişkin, "2060 olabilir, 2071 olabilir." dedi, "Türkiye'nin bir şey söylemesi gerekir." dedi. Paris Anlaşması'na ilişkin de pozitif şeyler... Kendisine tekrar teşekkür ediyorum.

Şimdi, Paris Anlaşması bizim için en önemli. Ben bundan sonraki konuşmacı arkadaşlarımdan belki daha az söz alabilirim ama sizinle düşüncelerimi paylaşacağım.

Şimdi, Paris Anlaşması'nı 197 ülke imzaladı, şu ana kadar 191'i onayladı, onaylamayan 6 ülke var; Eritre, Libya, Irak, İran, Yemen ve biz varız. Şimdi, bu Paris Anlaşması'yla 1,5 ila 2 derece arasında küresel ısınmayı... Bu, İklim Değişikliği Paneli -sizin söylediğiniz- IPCC'nin verileri doğrultusunda güvenli olacağını vurguluyor Paris Anlaşması. Bu ne demek? Yüzde 1,5 derece olduğunda artış, yüzde 100 artması beklenen sel riskinin 2 santigratlık ısınmayla yüzde 170'e ulaşması demek; yani dün gelen arkadaşlarımıza, Meteoroloji'ye, diğer sunum yapan arkadaşlarımıza aslında bizim söylediğimiz, ısrarla söylediğimiz şey buydu.

Ayrıca, şiddetli kuraklığa maruz kalan insan sayısı 1,5 santigratlık artışta 350 iken 2 santigratlık bir artışta 410 milyona çıkıyor. Aşırı sıcak hava dalgaları dünya nüfusunun yüzde 9'u yerine yüzde 28'ini etkileyebiliyor yarım santigratta; işin vahametini anlatmak için söylüyorum. Ürün verimliliği çok daha düşüyor, küresel ortalama sıcaklık artışının 2 dereceyi geçmesi hâlinde insan hayatını doğrudan etkileyecek yıkıcı sonuçlar da ortaya çıkıyor.

Şimdi, Paris Anlaşması, Türkiye'ye bir emisyon azaltım hedefi dayatıyor mu? Yani hep böyle konuşuluyor, biz yüzde 1'in altındayız. Dayatmıyor. Taraf ülkeler ne zaman ve ne kadar sera gazı azaltım taahhüdünde bulunacağına kendileri karar veriyor. Paris Anlaşması, ülkelerin beyanlarını baz alıyor. Türkiye olarak siz ne beyan ediyorsunuz ve bunu beş yılda 1 yenilemenizi istiyor.

Şimdi, Sayın Bakan cümle içinde bahsetti ama 4 ayrı şey var. Bir, mutlak azaltım, ana grup var. Bu, işte, gelişmiş ülkelerin aslında bu işin asıl sorumlusu olan kapitalizmin merkezinde olan ABD'nin, Avrupa'nın yapması gereken. "Tavan emisyon yılı" diye bir şey var, o da şu: Ülkelerin ulusal emisyonlarının en üst seviyeye ulaşacağı yılın belirlenmesi. Diyor ki "Ben 2030 yılında en üst seviyeye ulaşacağım ve buradan itibaren emisyonumu azaltacağım." "Referans senaryodan azaltım" diye bir şey var. O da diyor ki ülkelerin mevcut politikaları, bu politikaları devam ettirerek atmosfere salacağı sera gazını referans alıp onun üzerinden bir değerlendirme yapıyor, biz bu gruptayız. Diyor ki: İşte, şu seviye çıkacak, biz bundan bu kadar azaltım yapacağız aldığımız tedbirlerle. Bir de emisyon yoğunluğu hedefi var, o da ülkelerin birim ekonomik çıktı başına ürettikleri emisyonların belli bir seviyeyi aşmayacağını ya da yoğunluğunun azaltılacağını söylüyor. Şimdi, 197 ülkenin niyet beyanında 61 ülke "Mutlak azaltım." demiş, sadece en gelişmiş ülkeler değil. 10 ülke "Emisyon yoğunluğunu kontrol etme." demiş, 83 ülkenin referans senaryodan azaltım hedeflediği var, biz bu 83'ün içindeyiz.

Türkiye Paris İklim Anlaşması'nı imzalarken emisyon azaltım taahhüdü verdi mi? Bakın, işte, Sayın Bakan söyledi, dedi ki: "Ulusal katkı beyanında, 2012 yılında 430 milyon ton olan toplam sera gazı emisyonlarının azaltım önlemleriyle 2030 yılında 929 milyon tona çıkarılabileceği belirtildi." Yani Türkiye, emisyon azaltım taahhüdü vermedi, emisyonun 2 katından fazla artabileceğini söyledi. Eğer hiç önlem almazsak -yani referans senaryo, "business as usual" denilen hikâye- emisyonların 2030'da 1 milyar 175 tona çıkacağını, verilen beyanla da bu miktarın 929 milyon tonda tutulacağını söyledi, yani bizim söylediğimiz bu. Yani beyanda, zaten hiçbir şey yapılmazsa artış şu, biz bundan yüzde 21 azaltım hedefliyoruz.

Türkiye'yi akranlarıyla değerlendirirsek... Kim bizim akranlarımız? Bizim pozisyonumuzdaki gelişmekte olan ülkeler. Bakın, Arjantin, Brezilya emisyonlarını 2030 yılında 2005 yılı seviyesinin altına indirmeyi; Meksika ise, 2006 yılında en yüksek emisyon seviyesine ulaştıktan sonra emisyonlarını düşürmeyi hedefliyor. Yani Sayın Bakanın "Biz de yapmalıyız, belki 2071 hedefinde yapmalıyız." dediği şeyi biz yapmadık yani böyle bir şeyimiz yok.

Türkiye'nin resmî planlarında 2030 sonrasındaki dönemde de sera gazı emisyonunu azaltmaya yönelik bir hedefi yok değerli arkadaşlar. Türkiye, hedeflediğinin daha iyisini yapabilir mi? Yapar çünkü bizim verilerimiz zaten hiçbir emisyon azaltımı yapmadan bile hesapladığımız miktarın altında gittiğini gösteriyor yani biz şu anki sistemle dünyaya böyle bir mesaj verebilecek durumdayız aslında. Yani olması gerekenin çok üstünde bir beyan verilmiş. TÜİK'in son yayınladığı sera gazı emisyon envanterine göre 2019 yılında toplam emisyonlar 506,1 milyon ton ve azalma eğilimini sürdürüyor yani bizim verilerimiz azalıyor. Bunu güncelleyip dünyaya çok güçlü bir mesaj verebilecek durumdayız, doğal olarak. Dolayısıyla mevcut büyüme ekonomi eğilimi dâhilinde hiçbir emisyon azaltımı önlemi almadan dahi beyan ettiğimiz rakamın altında kalacağımız gözüküyor. Eğer enerji dönüşümünü hayata geçirirsek, fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçerek, enerjiyi daha verimli daha kullanarak enerji kaynaklı emisyonlarımızı sıfırlamaya yaklaşabilir veya an aza indirebiliriz. Onarıcı tarım uygulamalarını yaygınlaştırır ve doğa koruma alanlarını genişletebilirsek... Yani dün arkadaşımız gelecekti, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürü...

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Gelecek hafta gelecek.

MURAT BAKAN (İzmir) - Ben bunu da Sayın Murat Kurum'a daha önce söyledim, bütçe konuşmasında: Millî Parklar, Doğa Koruma ve Millî Parklar Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlanmalı çünkü yutak alanlar çok önemli. Siz farkı düşünebilirsiniz, benim kişisel düşüncem bu. Çünkü arada ciddi bir ihtilaf oluyor yani bakanlıklar arasında gidip gelen konular oluyor. Mesela, biyolojik koridorlar yaptık, gene bizim Komisyonumuzdan çıktı, biz de destekledik onu.

Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması'nı imzalarken verdiği söz yeterli değil. Eğer tüm ülkeler Türkiye gibi hedefler sunarsa, ortalama yüzey sıcaklığındaki artış 4 dereceyi geçebiliyor hâlbuki bizim ısınmayı 1,5 ya da en kötü olasılıkla 2 derecenin altında tutmamız lazım.

Türkiye'nin Paris Anlaşması'na taraf olması Türkiye'ye ekonomik bir yük yaratır mı? Tam tersi. Araştırmalar Türkiye'nin aktif bir iklim politikası yürütmesi hâlinde millî gelirinin yüzde 7 artacağını söylüyor yani biz Paris İklim Anlaşması'nı imzalarsak, belki ekonomik bazı finansal kaynaklardan yararlanamıyoruz ama Türkiye'nin ekonomik gücünü artıracak bir potansiyeli var.

Türkiye, enerjide yüzde 70'lerin üzerinde dışa bağımlı; bu bağımlılığın temel nedeni petrol, doğal gaz ve kömür. İklim krizini durdurmamız için yapmamız gereken, bu üç fosil yakıtı kullanmayı bırakmak, yerine güneş, rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak. Hiçbir ekonomik maliyeti yok, sadece yatırım maliyeti var, aynı yatırım maliyeti termik santral için de var. Dolayısıyla bu enerji dönüşümü bizim için bir yüksek teknoloji ve sanayi gelişimini de beraberinde getirebilir. Ayrıca, güneş ve rüzgârdan elektrik üretim kapasitesinin artması sanayi üretimindeki değer zincirini önemli oranda büyütecek. Güneşte 15-25 gigavatlık kapasite ilaveleri 0,8 milyar dolar üretimi, 6,8 milyar ila 11,3 milyar ABD doları kadar artırabiliyor, istihdam yaratma potansiyeli var yani iklim kriziyle mücadeleyi destekleyecek düşük karbonlu bir gelişme fosile dayalı ekonomik yatırımlara göre de daha fazla istihdam yaratıyor. Örneğin, her 1 milyon dolarlık yatırımın sürdürülebilir enerjide 15-30, enerji depolamada 4-12, enerji verimliliğinde 10-18, çevre dostu şehir altyapılarının geliştirilmesinde 10-15, atık ve geri dönüşümde 15-40 kişiye yeni istihdam yaratma potansiyeli var hâlbuki 1 milyon dolarlık kömür yatırımı -ki bizim hâlâ planladığımız termik santrallerimiz var. Yani burada bir bakan çıktı, bütçe sunumunda "Yeni termik santral yapacağız." diye övünerek bahsetti- inşaat aşamasında 1, termik ve maden işletmesinde 2 kişiye istihdam yaratıyor. Yani sanılanın aksine Türkiye'nin anlaşmaya taraf olması değil, olmaması ekonomik yük yaratır çünkü art arda karbonsuzlaşma ve karbon nötr olma hedefleri açıklayan birçok ülke karbonsuzluğa dayanan yeni bir ekonomik düzen kuruyor. Bu yeni düzene adapte olmak, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek Türkiye'de bazı fırsatları beraberinde getiriyor. Mesela, sınırda karbon düzenlemeleri geliyor Avrupa'dan, 2050 yılına kadar ticari ilişkileri olan ülkelerde de bunu bekliyor. Biz avantajlıyız coğrafi olarak; adam Meksika'dan ihracat yapacak Avrupa'ya, onun karbon tüketimi -navlun- yoldaki geçen salınım dolayısıyla daha fazla, Çin'in daha fazla, biz Avrupa'nin burnunun dibindeyiz, fırsatlarımız var. Türkiye, Paris Anlaşması'nı onaylayarak bu mekanizmaların ilgili endüstrilerin karbon ayak izini azaltmasına ve bir iklim finansmanı desteğine dönüşmesine fırsat yaratmalı.

ABD'nin yeşil ekonomik dönüşümüne uyumlu tedbirlerin öngörüldüğü senaryo çalışmaları 2030 yılı itibarıyla Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasının, sınırda karbon düzenlemesiyle karşılaşılacak senaryolara kıyasla yüzde 5,7 ila 6,6 oranında daha yüksek gerçekleşebileceğini; sera gazı emisyonunun ise yüzde 15 ila yüzde 17 civarında daha düşük olabileceğini hesaplıyor. Yani biz Paris Anlaşması'nı onaylarsak, iklim krizine ilişkin tedbirleri alırsak hem karbon emisyonumuzu düşürme hem de ekonomik fırsatlar yaratma ihtimalimiz var ülke olarak. Bu dönüşüme uymazsak ne getirir? Yılda 1,8 milyar avroyu sınırda vergi olarak öderiz Avrupa Birliğine ihracat yaparken.

Paris Anlaşması'nın 6'ncı maddesi kapsamında anlaşmaya taraf ülkelerin emisyon azaltım taahhütlerini yerine getirebilmeleri için piyasa mekanizmaları oluşturulması öngörülüyor. Paris Anlaşması'nın uygulanmasına yönelik müzakereler sürerken, Türkiye, anlaşmaya taraf olmadığı için bu konuda söz söyleme hakkı yok. Yani biz bu mekanizmaların şekillenmesinde söz sahibi olabilecekken anlaşmaya taraf olmadığımız için bu mekanizmalar bizim dışımızda şekilleniyor yani treni kaçırıyoruz.

Sayın Bakan, yenilebilir enerji Türkiye'ye yeterli. TEİAŞ verilerine göre Türkiye'nin 2020 yılı toplam elektrik üretimi 305 milyar kilovatsaat, güneş enerjisinden her yıl üretilebilecek elektrik miktarı ise -eski tarihli bir çalışma, belki sizde yenisi vardır- 380 milyar kilovatsaat. Yani biz sadece güneşten, Türkiye'nin güneşinden istifade ederek fosil yakıtı tamamen bırakacak, onun üzerinde üretim yapabilecek, enerji satabilecek potansiyele sahibiz. Depolama teknikleriyle desteklendiğinde tek başına güneş enerjisi, ihtiyacımızı karşılayabilir. Kaldı ki önceliğimiz enerji verimliliği, onu hiç konuşmuyoruz. Enerji verimliliğini dün konuştuk burada, hani kayıp kaçak vesaire; suda da konuştuk.

Tasarrufla, tüketimi en aza indiren bir elektrik sektörü yaratmak sonrasında fosilden çıkışı sağlayacak dönüşüm mekanizmaları kurabiliriz. Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyeli sadece elektrik ihtiyacını değil, ısınma ve sanayi ihtiyacını da karşılayacak güçte.

Paris İklim Anlaşması sorunu çözebilir mi? Dünyada iklim krizi sorununu hiçbir şey tek başına çözemez, Paris İklim Anlaşması da çözemez. Bunun için -uluslararası- herkesin kendi sorumluluğunu bilip onun üstesinden gelmesi lazım yani şöyle bir bakış açısı doğru değil: Ben az saldım, bunun sorumlusu da ben değilim, dolayısıyla, yani önce onlar yapsın. Herkes kendi sorumluluğu ölçeğinde, bunun içinde tarihsel sorumluluk da var yani iklim krizine sebep olan tarihsel sorumluluğu olan ülkeler daha fazla yapsın, salınımı daha fazla olan ülkeler daha çok sorumluluk alsın ama biz de kendi ölçeğimize göre, yüzde 1 ise yüzde 1'e göre ve Türkiye'yi yeni oluşan bu yeşil mutabakatın, o Green Deal'ın dışında bırakmayacak tedbirler almak zorundayız.

Tarihsel olarak hangi ülkeler sorumlu; kümülatif olarak, ABD ve Avrupa, en yüksek sorumluluk. Emisyonda Çin çok gözüküyor ama Çin'deki insan sayısı yüksek, kişi başına düşen emisyonu düşük yani ABD ile Çin'i mukayese ettiğinizde ABD'de 18 ton kişi başı Çin de 8 ton.

Biz Paris İklim Anlaşması'nı niye onaylamıyoruz? Yani Sayın Cumhurbaşkanı ve sizin yaptığınız açıklamalarla ilgili Yeşil İklim Fonu'ndan faydalanamıyor olmamız, yani biz gelişmiş ülkeler statüsündeyiz, Yeşil İklim Fonu'ndan yararlanamıyoruz. Yani "Ek 1 listesinden Türkiye çıksın." diyoruz. Bir defa bunun çıkabilmesi için tüm ülkelerin, üye ülkelerin buna mutabık olması lazım yani bu bizim için... Tabii ki yapalım, ben bir milletvekili olarak, bu ülkenin vatandaşı olarak Yeşil İklim Fonu'ndan daha çok faydalanmayı istemez miyim? Tabii ki isterim ama tüm ülkelerin onayını gerektiren bir konu yani zor bir konu. Bunun bilincinde olarak, ulusal çıkarlarımızı düşünerek hareket etmek zorundayız. Bakın, orada "100 milyar dolar." demişti Sayın Bakan, sonra söyledi 8 küsur, 10 milyar dolar civarında para birikmiş yani Yeşil İklim Fonu'nda 100 milyar dolar birikecekti, yüzde 10'u birikmiş zaten ama biz zaten birçok fondan faydalanıyoruz, faydalanabileceğimiz de çok fon var. Bakın, Türkiye, Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankasından, Fransız Kalkınma Ajansı, UNDP'den -"UNDP'le iş birliği yapıyoruz." dedi- Alman Yatırım Bankasından, Avrupa Yatırım Bankası ve Dünya Bankası gibi pek çok finansal kurumdan Paris Anlaşması'na taraf olarak, zaten bununla ilgili finansal destekleri, ucuz ve uzun vadeli finansal destekleri bulabiliriz. Ayrıca, iklim fonlarından AB'de en çok yararlanan ülke biziz. Bakın, 667 milyon euro almışız 2013-2016 yılları arasında. Siz dediniz "10 milyon euro bir destek aldık." Bu iklimle ilgili, herhâlde similasyonla ilgili bölgelere göre.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKAN YARDIMCISI MEHMET EMİN BİRPINAR - Evet, o da AB fonu.

MURAT BAKAN (İzmir) - Paris Anlaşması'nı onaylamanın mutlak azaltım zorunluluğu getireceği, gelişen ülkelere finansal destek vermek zorunda olacağımız da doğru değil, -onu Sayın Bakan da söyledi- onu daha sonra... Ek 2 listesindeki ülkelerden bizim itirazımız üzerine çıkartıldık, siz de söylediniz geçen gün ama biz bu anlaşmayı onaylarsak ne değişecek? Arkadaşlar, Avrupa Birliği 2030 yılına kadar emisyonları yüzde 55 azaltmayı, 2050'ye kadar da karbon nötr olmayı hedefliyor, Çin 2060 yılı için karbon nötr hedefini koydu, Japonya, Güney Kore, Güney Afrika, Kanada sıfır emisyon planlarını açıkladı. 2020 sonu itibarıyla 30 ülke karbon nötr olma hedefini ulusal hukuk çerçevesine yerleştirdi, öte yandan ABD de -siz dediniz ABD'nin açıklamasıyla ilgili bir veri sordunuz- onlar da döndükten sonra, Birleşmiş Milletlere bildirdikten sonra Paris Anlaşması'yla ilgili; 2035 yılına elektrik üretim sektörünü karbonsuzlaştıracak ve tüm ABD'de de 2050 yılına kadar karbon nötr olacaklarını açıkladılar. Biz daha önce diyorduk ki: "ABD anlaşmayı imzalamadı." Bizim imzalamamamızın sebepleri olarak hükümet yetkilileri -siz söylediniz mi Sayın Bakan bilmiyorum ama ben o açıklamaları okudum ABD ya da benim bir soru önergeme verilen cevapta yazıldı- "ABD de yapmadı." diye. Şimdi, onlar geri döndüler. Türkiye ise 2030'a kadar karbon emisyonunu 2 katına çıkarmayı planlıyor, biz "Karbon emisyonumuz 2 katına çıkıyor zaten ondan da yüzde 21 azaltım yapıyoruz." diyoruz. Bunu mutlaka düzeltmemiz, güncellememiz lazım ve dünyada karbonsuz yeni bir düzen kuruluyor, Türkiye, bu düzenin dışında kalıyor. Türkiye iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek coğrafyalardan birinde değerli arkadaşlar. Dün o simülasyonlarda gördük; önümüzde kuraklık var, seller var, yağış artışları var.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Evet, toparlayalım, vaktimiz sınırlı.

MURAT BAKAN (İzmir) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Türkiye Paris Anlaşması'nı onaylamayan tek OECD ve G20 ülkesi. Ayrıca, en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16'ncı sıradayız tüm dünyada, kişi başına düşen emisyon miktarımız da hızla artıyor.

Ben son söz şöyle söyleyeyim: 22 Nisanda Biden, 41 ülke devlet başkanını iklim zirvesi için davet etti Amerika Birleşik Devletleri'ne, bizim Cumhurbaşkanımızı da davet etti. G20 ülkeleri arasında, oraya Paris Anlaşması'nı imzalamadan giden tek cumhurbaşkanı bizim Cumhurbaşkanımız. Ben diyorum ki: Şu anlaşmayı getirelim, Türkiye için yeni fırsatlar yaratıyor. Biz öncülük edelim bu Komisyonun milletvekilleri olarak beraber, burada onaylatalım Sayın Cumhurbaşkanımızı da orada mahcup etmeyelim; o da gitsin göğsünü gere gere "Biz de Paris Anlaşması'nı onayladık." desin ve ondan sonra mücadelemize devam edelim.

Teşekkür ediyorum.