KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Bakan, arkadaşlarımızın hepsi konuştu, kimseye de böyle bir şey söylemediniz, bana da burada tahakküm etme hakkınız yok. Ben sözümü söyleyeceğim, on dakikada biter, beş dakika da biter. Lütfen ya! Biz böyle gidersek, bu Komisyonda sağlıklı çalışamayız. Benim derdim Komisyona katkıda bulunmak.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam buyurun; bekliyoruz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Yaklaşımım ilk günden... Ben size oy verdim.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Sağ olun.

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) - Murat Bey, katkınızı bekliyoruz; hemen başlayın.

MURAT BAKAN (İzmir) - Olur mu böyle bir şey arkadaşlar ya!

Sayın Bakan, teşekkür ederiz sunumuz için.

Bu su kanunuyla ilgili söylediğiniz çok kıymetli. Bu Kanun Meclise gelirse hazırlanmasında da katkıda bulunmak isteriz, Meclise gelirse de katkıda bulunmak isteriz; ülkemiz için çok kıymetli.

Onun dışında da yaptığınız çalışmalarda pozitif olan hususlar var, onlar için teşekkür ediyoruz.

Şimdi, bizim bir arkadaşımız şu an Covid, burayı Zoom üzerinden seyrediyor; onun bir iki sorusu var size, onları söyleyeyim. Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu diyor ki: "Ülkedeki ÇKS sistemi -kendisi de tarımla ilgileniyor- gerçeği yansıtmıyor. Çiftçilerimizden ve tarım arazilerinin ÇKS kaydı olmayan çok fazla çiftçimiz var ve bunlar destekten faydalanamıyor. Az su tüketen bitkiler desteklenecek deniliyor ama kayıt dışı oranı çok." Bir de TARBİL diye bir sistemden bahsediyor, diyor ki "1.200 istasyon kurulacaktı, pulluk değen her toprak parçası kayıt altına alınacaktı; rafa kaldırıldı. Neden?" Bu sorular Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu'nun, onun adına soruyorum.

Şimdi, biz Türkiye'nin gölleriyle ilgili bilgi istiyoruz yani biz Devlet Su İşlerinden bununla ilgili yeterli bilgi alamıyoruz, geçmişte açıktı kaynakları ama şu an Türkiye'de ne kadar gölümüz kurudu, ne kadarı kirlendi, ne kadarının suyu ne kadar azaldı? Arkadaşlarımız söyledi -ben detayına girmeyeceğim- vahşi sulama; suyun dörtte 3'ünü sulamada kullanıyoruz, teknolojik sulama yapmıyoruz. Siz de söylediniz sunumunuzda, bu konuda ülke olarak hep beraber bir seferberlik ilan edelim. Damla sulamaya geçiş, en yüksek teknoloji neyse ilan edelim ve şu an Türkiye'nin suyunun dörtte 3'ü vahşi sulamada gidiyorsa bunu minimuma indirelim. Yani, bu, ülkenin en önemli ulusal güvenlik sorunu. Dolayısıyla, öyle bir kampanya oluşursa, seferberlik oluşursa bununla ilgili bir şeye biz de katkıda bulunmak isteriz.

Bir diğeri, buharlaşma bununla ilgili de bir çözüm üretilebilir mi, bilmiyorum.

Şey dediniz "Konya havzasıyla ilgili bitki deseni optimizasyonuyla ilgili bir grafik var." Orada, mesela o optimizasyonda pancar kullanmışsınız. Şimdi, bir taraftan Konya havzasının kapalı havza olduğunu ve su sıkıntısı olduğunu, başka yerden su taşıdığınızı, yeni taşınacak sularla da Konya havzasının su problemini çözeceğinizi ümit ettiğinizi söylediniz ancak pancar gibi çok su isteyen bir ürünü oradaki bitki deseni optimizasyonunun içine yerleştirmişiz. Şimdi, pancar... Yani ekosisteme, oradaki o ekosisteme, yağış sistemine uygun bitkilerin yetiştirilmesi uygun değil mi? Niye sunumda böyle bir şey var? Onu merak ettim.

Yine, Bakanlığınıza benim defalarca sorup cevap alamadığım, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sizin sorumlu olduğunuzu söylediği bir şey var, balık çiftlikleri. Kaç balık çiftliği var Türkiye'de? Bu sorunun yanıtını biliyor musunuz? Bunu sormak istiyorum.

Yine, gelecekle ilgili bir vizyon var mı yani iklim krizine yönelik bir vizyonunuz var mı? Ben bu sunumda onu göremedim yani geleceğe ilişkin sadece 2037-2040 Konya havzası kuraklıkla ilgili bir plan, bir şey gördüm, onun dışında mevcudu tespit ediyorsunuz, 2020-2021-2022 ama mesela, önümüzdeki on senenin, yirmi senenin tarım politikaları belirlenirken 2-3 derece sıcaklık artışı ve artan su yetersizliği varsayımını bir senaryo olarak ele alıp bir politika planı üretmemişsiniz ya da varsa bu nedir? Bunu bize sunun çünkü burada öyle bir önümüzdeki on, yirmi yıla ilişkin bir iklim krizinden kaynaklı, su azalmasından kaynaklı, su buharlaşmasının artmasından kaynaklı tarımla ilgili bir bilimsel çalışma biz göremedik, varsa bunu öğrenmek isteriz.

Bir de büyükbaş hayvancılık, dünyadaki uluslararası kuruluşlar -biz çok araştırdık yani bunu speküle eden bilimsel araştırmalar var ama ortalaması 13-14 civarında- büyükbaş hayvancılığın su tükettiğini ve karbon salınımına katkıda bulunduğu söylüyor. Su tüketiliyor derken hayvanın içtiği sudan bahsetmiyorum, hayvanın yem olarak tükettiği mısır, yonca, silajdan bahsediyorum yani o hayvan için üretilen ve çok su getiren bitkilerden bahsediyorum. Büyükbaş hayvancılıkta yerli ırkların kullanılması durumunda su tüketiminin daha az olduğu -bizim kendi, yerli ırklarımız kullanıldığında- artı mesela İzmir'de böyle bir tarım politikası var. Bu hayvanların doğal olarak mesela yabani zeytinlerin altına yayılarak hem oraları mera olarak kullanması hem su tüketilmemesi onların yemi için, su tüketen bitkiler yetiştirilmemesi gibi şeyler var. Ben Komisyon kurulduğu andan itibaren büyükbaş hayvancılıktan bahsediyorum, sadece Mehmet Emin Birpınar bununla ilgili hem metan gazı salınımı için karbon emisyonuna etkisi hem de tükettiği, yediği bitkilerle su tüketimine katkısı olduğunu söyledi, onun dışında kimse bundan bahsetmiyor. Sizin Bakanlığınızda büyükbaş hayvancılıkla ilgili böyle bir çalışma var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Bir de şu an mesela göllerle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Türkiye'nin 5'inci büyük gölü Akşehir Gölü haritadan silindi, on, on iki yıl önce coğrafi olarak yok oldu. Türkiye'nin içme ve kullanma suyu varlığının büyük çoğunluğunu doğal göller oluşturuyor ancak insan eliyle oluşturulan yapay göletler, baraj gölleri var. Kesici, yapay göletlerin sulak alanların beslenmesini engellediğini söylüyor, bu bir bilim adamı. Yani, bu barajları yaparken doğal göllerin su kaynaklarını o barajlara, göletlere aktararak -tabii, bunu yapan DSİ- göllerin kurumasına sebep olduğu söyleniyor. Doğal göller yağışla besleniyor, yapay göletler yapıldığındaysa yağmur suları doğal göllere gideceğine buraya gidiyor. Suni göletlere ve tarıma karşı değiliz elbette ancak plan olmayınca doğal döngü de bozuluyor. Milyonlarca yılda oluşan bu göllerin beslenmesine engel olmamak lazım. Buna ilişkin bu göllerin beslenme kaynakları ya da bu gölleri besleyen akarsularda baraj, gölet vesaire bununla ilgili bunu tersine döndürmeye yönelik bir çalışmanız var mı?

Akşehir Gölü... Şeker fabrikaları ve SEKA'nın gölü yok ettiğinden bahsediliyor. Dışarıdan su getirilmesi için milyonlarca lira harcanmış ama bu defa ağaçlar kurumuş, sonra da flamingolar ölmüş. Eber Gölü aynı şekilde... Sayın Bakanın memleketi Afyonkarahisar en bol kaynağın bulunduğu yerken şu anda suyunun yüzde 80'ini kaybetmiş durumda Eber Gölü. Temmuz ayında elde ettiğimiz bilgiler bunlar, sadece gölün kuruyup suyunun azalmasından söz etmek de yanlış olur, kirlenme de söz konusu, balık ölümleri söz konusu çünkü gölün dibinde ağır metaller var yani su bitkileri de her yeri kaplamış durumda. Tuz Gölü... Yani Tuz Gölü de aynı durumda, yüzde 9-10 kayıp var, yer altı taban suları da çekilmiş Tuz Gölü'nde. Göller Yöresi; Burdur, Isparta, Antalya, Denizli sınırları içinde 36 tane göl vardı, dünyanın sayılı göller yöresinden biriydi; son otuz yılda burada sadece 16 göl kaldı, göl kenarındaki ormanlık alanlar da imar sebebiyle azaldı. Bakın burada fotoğrafları var, arkadaşlarım da görsün Göller Bölgesi'yle ilgili durumu. 1987 yılı-2008 yılı bakın, 14 bin 200 metre çekilmiş göl, 14 bin 200 metre. Bu neresi? Burdur Gölü, Eber ve Akşehir Gölü'nün durumu da bu, bakın, Eber ve Akşehir Gölü.

Şimdi, eski alanı Acıgöl'ün ufacık bir yer kalmış, etrafı tarım arazisi şu an, bir tarafında Yüreğir. Yani tarım arazisi olarak kullanılıyor gölün çekildiği bölge. Burası Çorak Gölü, çorak gerçekten. Konya kapalı havzası da şu an ülkemizin en kurak bölgelerinden biri ancak sulak alanlar bakımından ülkemizin en zengin bölgelerinden birisi geçmişte ama sulak alanlar da azaldı. Türkiye'nin -diğerlerini göstermiyorum, diğer göllerle ilgili çok fazla vakit almayayım- Ramsar sulak alanlar alanında da sıkıntı var. Türkiye'deki sulak alanların yarısı...

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) - Murat Bey, birazdan Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı konuşacak.

MURAT BAKAN (İzmir) - Hayır, ama bu şeye bağlı, DSİ'nin kuruttuğu alanlardan bahsediyorum. Sulak alanların yüzde 50'sini DSİ, tarım arazisi yapmak için kurutmuş. Ne zaman? Bunlar süreç içerisinde kurutulmuş. Şu an Ramsar alanı sayısı İngiltere'de 175 adet, İspanya'da 75 adet, İsveç'te 68 adet, Türkiye'de 14 tane Ramsar sulak alanı sayısı var. Yüzölçümü bakımından Ramsar alanlarının durumu; Fransa'da 37 bin 420 kilometrekare, İngiltere'de 12 bin 830 kilometrekare, Türkiye'de şu an arkadaşlar 1.845 kilometrekare Ramsar sulak alan sayısı. Şimdi, sulak alan olmadan iklim kriziyle mücadele edemezsiniz. Sulak alan, hem yutak alanı hem biyolojik çeşitliliğin hem hayvan çeşitliliğinin hem de doğanın korunacağı alan. Dolayısıyla bununla ilgili sulak alanlarla ilgili sizin bir çalışmanız var mı? Bu sulak alanların kurutulması, hâlâ kuruması, buraya giden suların, nehirlerin, ırmakların neyse önünün kesilerek göletlere, barajlara aktarılması bununla ilgili geleceğe yönelik hani bugüne kadar yapılan yapıldı da bundan sonra neyi kurtarabiliriz bununla ilgili bir çalışmanız var mı bunu sormak istiyorum.

Su kirliliğiyle ilgili, habitat tahribiyle ilgili, bir de yabancı ve istilacı türlerin sulak alanlara ve besleyen akarsulara bırakılmasıyla ilgili sorun var. Mesela Eğirdir Gölü'ne 1955 yılında getirilmiş sudak balığı, şu an orada 11 balık türünden az miktarda sazan ve eğrez kalmış. Bu istilacı türlerin getirilip bizim göllerimize bırakılmasıyla ilgili, bununla ilgili bir çalışmamız var mı Bakanlık olarak bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.