KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bugün Komisyonumuzda görüşmeleri yapmadan önce ortaya saçılan kirli ilişkilerin ekonomi politikalarıyla ilişkisini ortaya koymamız gerekiyor öncelikle. Biliyoruz ki mafya eğer siyasetin ortağı hâline gelirse, ülke düzelmez, bütçe işlemez. Tek adam rejimi, iktidar, sermaye ve suç çeteleri ilişkilerinin yumak olduğu bir düzen hâlini maalesef aldı. Bu, tabii ki bir günde olmadı, çeteleri ülke siyasetinde söz sahibi konumuna getiren uygulamalar, bildiri yayımlayacak kadar palazlandıran uygulamalar, temelinde kamu kaynaklarının yağmalanması olan bir mafyalaşma süreciyle adım adım âdeta inşa edildi. Eğer, belli bir dönemde iktidarın etrafını saran çeteler, hukuksuz bir biçimde, ülkenin yönetiminde etkin olmuşlarsa, orada ne bir demokrasi ne adalet ne insan hakları ne bütçe hakkı ne özgürlüklerin kırıntısı kalır. Devlet-toplum ilişkilerini mafyatik ilişkiler örümcek ağı gibi sarar, zamanla devletin her kademesinde çeteleşme uç verir. Kamu kaynaklarının yağmalanması ne kadar büyük çaplı olursa, bu yağmadan pay kapmak için üşüşenlerin sayısı da o kadar çok olacaktır. Büyük yağma düzeninde yağma ve talan damarları şunlardır: Bir, özelleştirmeler; iki...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süleyman Bey, uyarmak zorundayım, hep yapıyorsunuz, burada bir içerik var.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Genel değerlendirme yapıyorum Başkanım, konuya şimdi geçeceğim.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Konuya odaklanabilirsek, en azından Komisyonumuzda bunu yapalım, çok söylüyoruz.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Çünkü temelinde, bütün bu yapılandırma dâhil hepsinin temelinde bu yağma düzeni yer almaktadır.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Başka platformlarda...

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Sayın Başkan, müdahale etmeyin.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Ama Komisyon açısından önemli, konuyla ilgili konuşmak üzere diyor.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Size hiç yakışıyor mu?

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Genel değerlendirme yapıyor.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Konuya ilişkin genel değerlendirme...

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Nereden biliyorsunuz konunun dışında olduğunu?

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Birincisi, özelleştirmeler; ikincisi, sürekli değiştirilen ihale düzenekleri, yap-işlet-devret türü döviz üzerinden verilen talanlar, kamu mülkünün bağışlanması, düşük bedelle satışı ve imar rantları. Beş, son üç yılda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervlerinin döviz kurlarını düşük tutmak gibi şaibeli yollarla eritilmesi. Tüm bunlara ilişkin komisyon ve rüşvet bedelleri doğanın, çevrenin talanına yol açılmasının, örneğin İstanbul Kanalı gibi potansiyel bir çevre felaketi habercisinin bile umursanmaması büyük yağma düzeninin icabındandır. Bu çeteler, devletin üzerine bir çekirge sürüsü gibi çökmüşler, kendi sermayedarlarını yaratacak düzeye ulaşmışlar, kendi ağlarını kurmuşlardır.

Değerli arkadaşlar -size cevap olsun diye söylemiyorum Sayın Başkanım- işte, sonuç olarak, bu Komisyonda kararlar alırken kamu kaynaklarının yağmalanmasının önüne geçecek kararlar almak, adil bir vergi düzenini yaratmak, kamu çıkarını korumak, son günlerde ortaya saçılan çeteleşmenin de temelini yok edecektir. Bunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Değerli arkadaşlar, gelelim metne. Elimizdeki yapılandırma kanununun genel gerekçesinde Covid-19 salgını gerekçe gösterilmiş. Bir önceki 7256 sayılı Yapılandırma Kanunu'nda da gerekçe Covid-19 idi. 7256 sayılı Kanun'daki yapılandırma, 4 milyondan fazla borçluyu ilgilendiren, toplam tutarı 500 milyar TL'yi aşan bir yapılandırma idi fakat 30 Nisana kadar toplanan tutar -dağıtılan evraklarda da gördük- sadece 16,8 milyar TL. Ayrıca, 30 Nisan 2020 tarihi itibarıyla tahsil edilemeyen bütçe geliri 623 milyar 984 milyon TL iken, bu tutarın 282 milyar 614 milyon TL'si tahsil edilemeyen vergi gelirlerinden oluşmaktadır. AKP iktidarında daha önce 9 yapılandırma kanunu yapıldığını hatırlarsak gerekçenin Covid-19 olmadığı net olarak görülecektir, esas neden ekonomi yönetiminin işleyebilir, akılcı, adil çözümler üretmekten uzak olmasıdır. Bunun sonucunda vergi ve adalet arasındaki bağ kopmuş, vergilendirme bir adalet mekanizması olarak değil, teknik bir para toplama işi olarak görülmeye başlanmıştır ve aflar da normalleşmektedir.

Vergi politikası, gelir dağılımı adaletsizliğinin yüksek olduğu Türkiye gibi ülkelerde bir sosyal politika aracı olarak işlevsel bir niteliği sahiptir. Gelir vergisi, bu amaçla uygulanması gereken bir vergidir ancak ülkemizde mevcut durum böyle değildir. Küresel ölçekte gelir dağılımı adaletsizliğini gösteren ve Dünya Bankası tarafından yayınlanan Gini katsayısını baz aldığımızda Türkiye'nin gelir dağılımı adaletsizliğinin yüksek olduğunu net olarak söyleyebiliriz. Türkiye, tüm OECD üyeleri arasında Meksika ve Şili'den sonra gelir dağılımı en bozuk 3'üncü ülkedir. Ülkemiz vergi sistemindeki gelir vergisi uygulaması, gelir dağılımı adaletsizliğini yok edeceği yerde tersine bir etki yaparak gelir adaletsizliğini artırmaktadır. Ücretliler, millî gelir paylarının 3 katından fazla bir gelir vergisi baskısı altındadır.

Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik krizi katmerlendiren küresel coronavirüs salgını nedeniyle mevcut gelir vergisi uygulamasının adaletsizliği yoksul kesimler için daha yakıcı olmaktadır. Salgın sürecinin yakıcı ekonomik, sosyal etkilerini telafi etme adına açıklanan önlem paketlerinden toplumun emeğiyle geçinen kesimlere, emekçilere doğrudan dokunan, nefes aldırıcı bir düzenleme çıkmamıştır. Asgari ücret ve civarında ücret alan kesimin gelir vergisinden muaf olması gerekmektedir; gelir vergisi, yüksek gelir sahibi kesimlere yayılmalıdır.

Değerli arkadaşlar, adaletten uzaklaştıkça, memleketin farklı köşelerinde "Geçinemiyoruz." diyen yurttaşlarımızın intiharları ne yazık ki artıyor. Dün Antalya'da 24 yaşında bir gencimiz intihar etti, Instagram'a Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan'ı etiketleyerek şöyle bir mesaj bırakmış gencimiz: "Bir de son olarak, belki de bu dünyada hakkımı, gençliğimi alamadım ama diğer tarafta iki elim yakanızda olacak AKP Hükûmeti ve RTE. Benden ve benim gibi milyonlarca gençten aldığınız umudumuzu elbet geri alacağız, burada değilse bile başka yerde." Vurgulamak istiyorum değerli arkadaşlar: "Umudumuzu elimizden aldınız." diyor bu genç. Israrla şunu söylüyoruz: Adaletsizlik, çeteleşme, çürüme, yurttaşlık bağımızı yitirmemize neden olmakta. Yurttaşlık bağını yitirmek demek toplumun bir parçası olma hissini yitirmemiz demektir. İşte gencimizin bahsettiği umutsuzluğun nedeni budur. Bunu hazırlayan da tek adam rejiminin insani olan ne varsa ona düşman olmasıyla ilgilidir. Büyük siyasal dönüşümleri hazırlayacak olan yurttaşlık bağını mutlaka onarmamız gerek. Kimsenin kuşkusu da olmasın, cumhuriyetin ikinci yüzyılında bunu partimiz mutlaka gerçekleştirecektir.

Değerli arkadaşlar, bu teklifte yer alan olumlu düzenlemelere bir itirazımız yok. Komisyonda teklifin daha tutarlı bir hâl alması için ortak çabalar geliştirmemiz gerekir. Muhalefetin her dediğini tu kaka ilan eden anlayışın geçen sefer Çek Kanunu örneğinde görüldüğü gibi basit yanlışlardan bile kaçması mümkün olmuyor ne yazık ki. Örneğin tam kapanma döneminde bütün borçları erteleyen bir madde de teklife mutlaka eklenmelidir. Bildiğiniz üzere 30 Nisan-17 Mayıs arasında tam kapanma yaşadık. Hafta sonları ise iki gün iş yerleri kapalı, bu demek oluyor ki mayıs ayında on mesai günü vardı, dolayısıyla mükellefler on gün çalışıp otuz bir günlük ödeme yapacaklar. Mayıs ayındaki SGK prim ödemesi ve geçici vergi ödemeleri ötelenmezse çok sayıda yeni borçlu oluşacaktır. Dolayısıyla teklife mayıs ödemelerinin de ertelenmesi mutlaka dâhil edilmelidir. Ayrıca bir önceki yapılandırmada dâhil edilen belediyelerin kira alacaklarının bu yapılandırmada kapsam dışı bırakılmasının nedeni anlaşılmamıştır. Belediyelerimizin tahsilatının kolaylaştırılması, kiralarını ödeyemeyen esnafın rahatlatılması, önceki yapılandırmadan faydalanamayan vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi amacıyla bu yapılandırmaya da belediyelerin kira alacakları dâhil edilmelidir.

Değerli arkadaşlar, şunu da ifade etmek istiyorum. Pandemiyle birlikte borçlular teslim bayrağını göndere çekmiş gözüküyorlar. Vatandaşımızın bankalara olan borcu 2002 yılı sonunda 6,3 milyar iken Mart 2021 sonu itibarıyla bankalara olan borç 899 milyar TL ve ayrıca borçlu sayısı da 34 milyon 500 bin kişi olmuştur. Kredi kartı borçlu sayısı 28 milyon 200 bin kişi ve toplam kredi kartı borcu da 154 milyar 400 milyon TL'dir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son cümlelerinizle toparlarsanız sevinirim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Başkanım, toparlıyorum.

Vatandaş ve şirketler borç sarmalına girmiş, alışveriş merkezi girişlerinde kredi kartı dağıtanlar ve SMS'le kredi verenler amacına ulaşmıştır. Ülkemizde icra dosyası sayısı da 23 milyonu geçmiştir. Hiçbir ekonomik iyileştirme mevcut değilken sicilini temizlemek isteyen vatandaş parayı nereden bulsun? Bu soruya eğer yanıt vermezsek daha çok yapılandırma kanun yaparız biz bu Komisyonda.

Son olarak zaten sürekli olarak matrah ve vergi artırımı yapılması sağlıklı denetim yapılmadığının da bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu cümlelerimle konuşmama son veriyorum.

Teşekkür ediyorum.