| Komisyon Adı | : | Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Oluşan Karma Komisyon |
| Konu | : | Kamu Denetçiliği Kurumu 2020 Yıllık Raporu hakkında hazırlanan alt komisyon raporu üzerinde görüşmeler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 26 .05.2021 |
HÜDA KAYA (İstanbul) - Merhabalar, saygıyla selamlıyorum, Sayın Başkan, sizler de hoş geldiniz.
Daha önceki konuşmalarımda da ifade ettiğim gibi, bu yılı kapatırken Kamu Denetçiliği Kurumu üzerinde çok daha özgün, daha özerk, daha çoğulcu, katılımcı, muhalefetin sesinin daha güçlendirileceği, eşit temsiliyetin daha güçlü bir şekilde sağlanabileceği bir kuruma dönüştürülmesinin muhakkak zemini ve yolu açılmalı bu noktada. Elbette önemli bir kurum yani devlet yapısıyla, mekanizma ile sivil toplum arasında çok önemli bir işlevselliğe sahip bu anlamda. Bunu toplumun yararına ve muhalefetin, iktidarın sadece iktidarın sesinin, taleplerinin güçlü olduğu, kayda geçtiğinin kabul gördüğü bir mekanizma, bir kurum olmaktan ziyade toplumun tüm kesimlerinin sesi ve muhalefetin de daha güçlü bir karşılık alabildiği kuruma dönüşmesi hepimizin arzusu.
Bununla beraber, raporda 2020 yılında yapılan şikâyet başvurularında en fazla başvuru yüzde 80,28'le ekonomi, mali ve vergiler alanında olması çok dikkat çekici. Bununla beraber, eğitim, öğretim, personel rejimi, adalet, millî savunma, güvenlik, insan hakları gibi konular da söz konusu.
Başvuruların, ekonomi, maliye sistemi, vergi sistemi gibi konularda özellikle yoğunlaşmış olması ülkemizin, halkımızın içinde bulunduğu derin ekonomik krizin bir yansıması olarak görüyoruz bunu. Toplumun ihtiyaçları doğrultusunda kanunların yapılmaması ve sadece iktidarın siyasi çıkarlarına hizmet eden kanun yapımının yolunun açılması söz konusu sonucun ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılıyor. Ayrıca, kanun yapımı sürecinde kamuoyunu dışarıda bırakacak şekilde yapılan kanunlar toplumun bizatihi yasamaya yabancılaşmasına yol açıyor. Bu anlamda, kanun yapım süreçlerinin ilgili kanun konusunda uzman toplumsal kesimlerin görüş ve önerileri alınarak muhalefet partileriyle ortak bir tartışma yürütülerek yapılması elzemdir. Böylece, Kamu Denetçiliği Kurumuna yapılacak başvuruların hem sayısı azalacak hem de niteliği artacak ve kanunun mevcut eksiklerini görmemizi sağlayacaktır.
Konuyu hemen değiştirmeden özellikle vurgulamam gereken bir nokta, burada 2019 yılı raporuna kıyasla yüzde 20'lik bir artış var bu seneki başvurularda. Bunu yine önceki konuşmalarda da -bir şekilde satır arası geçmişti- ifade ettiğimi hatırlıyorum, toplumsal bir farkındalık, bir bilinç, hakkını arama ve nereye başvuracağının bilincinde olması, halkımızın bu dikkatinin, bu bilincinin, bu farkındalığının geliştirilmesi, bunun eğitimlerinin, bilgilendirilmelerinin, toplumun her kesimine ulaştırılması; bunlar olumlu gelişmeler. Fakat bununla beraber, hangi alanlarda başvuruların da olduğunu dikkate alarak aynı zamanda toplumumuzda tabii ki bu farkındalığın gelişmesi, olumlu bir yansıma olduğu kadarıyla da ama aynı zamanda derinleşen bir krizin de göstergesi, bunu da vurgulamak istiyorum.
Diğer yandan, başvuruların bölgesel dağılımına baktığımızda, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Karadeniz Bölgesinin en az başvuru yapılan bölgeler olmasının gerekçeleri üzerinde daha fazla durulması gerekiyor. Başta tabii burada bu iletişimin, bilginin, bilincin, teknolojinin, bu insan hakları ve vatandaşlık haklarıyla ilgili farkındalığın gelişmesi ve nerelere başvurulabileceğiyle ilgili bilgiye ulaşım hakkının sağlanması noktasında bölgesel bir eşitsizliğin olduğunu da görüyoruz.
Diğer yandan, Covid'le ilgili ciddi bir sıkıntılı süreç yaşadık. Fakat hemen şunu ifade etmek istiyorum, 2021 yılıyla ilgili Türkiye'de gelir eşitsizliği ve yoksulluk raporundan hemen birkaç bilgi vereceğim. Türkiye'de halkımız bir yılda yaklaşık 1.500 dolar fakirleşmiştir. Türkiye'de nüfusun yüzde 71'i yani her 10 kişiden 7'si, vatandaşımızın, borçlu hâle gelmiştir. Türkiye Avrupa'da en yoksul yüzde 20'lik kesimle en zengin yüzde 20'lik kesim arasındaki gelir farkının en fazla olduğu ülke hâline gelmiştir. İstihdam, bir yılda 1 milyon 103 bin, işbaşında olanların sayısı ise 2 milyon 217 bin azalmıştır. Ümidi kaybeden işsiz sayısı 1,7 milyona yaklaşmış, gençlerin geleceğe umutla bakamadıkları karanlık bir tablo ortaya çıkmıştır.
Diğer yandan hemen mültecilerle ilgili de bir noktaya geçeyim; Yunanistan'ın -biliyorsunuz son günlerde mültecilere yönelik yaptığı şiddetvari, insanlık dışı bazı görüntüler kamuoyuna düştü- mültecileri kabul etmediği gibi mültecilere dönük sert tutumunu göstermekle de kalmamış, bu sert müdahaleyi insanların ölümlerine sebep olabilecek şekilde abartmış ve bu süreçte hayatını kaybeden insanlar olmuştur. Bu tutum kesinlikle kabul edilemezdir fakat Yunanistan'ın sergilediği bu tutum insan hakları bağlamında Türkiye'nin sorumluluğunu da ortadan kaldırmamaktadır. 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne koyulan coğrafi çekinceyi derhâl kaldırmalıdır. Mülteciler, Yunanistan tarafına taş atarken Türkiye tarafından göstericilere müdahale edilmemiştir. Türkiye'nin mültecilerin yaşam haklarının risk altında olduğunu fark etmesiyle birlikte gerekli önlemleri alması gerekmekteydi.
Hemen kısaca, atlayarak geçiyorum, KHK'yle işten atılan vatandaşlarımızın yoğunluklu bir dram yaşamaya devam ettiklerini hâlâ gözlemliyoruz. 15 Temmuz 2016'daki darbe girişinin ardından ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan KHK'lerle ihraç edilenlerin bir kısmı OHAL Komisyonuna yaptıkları başvuruların ardından işine geri dönmüştür. OHAL Komisyonunun resmî internet sitesindeki verilere göre 31 Aralık 2020 itibarıyla Komisyona yapılan 126.630 başvurudan 112.310'unun işlemleri bitmiş, 14.320 başvurunun incelemesi hâlen devam etmekte. OHAL neticesinde binlerce kamu görevlisi yargılanmadan ve yargı aşaması tamamlanmadan KHK'yle görevlerinden ihraç edildiler, bu şekilde ihraç edilen kamu görevlilerinden bazıları yargılanmış, takipsizlik veya beraat kararı alarak suçsuzlukları ispat edilmiştir ancak yargıda aklanan bu mağdurların büyük bölümü masumiyetlerini ispatlamalarına rağmen, görevlerine iade edilmemişlerdir. Bu mağdurların OHAL Komisyonu başvuruları da sonuçsuz kalmış, takipsizlik veya beraat kararı aldığı hâlde OHAL Komisyonunca göreve iade talepleri reddedilenler vardır. Bununla ilgili önerimiz ve devamındaki ifadelerimizi size muhalefet şerhi olarak sunacağız.
Sadece sonuç olarak şunu ifade edip kapatmak istiyorum: Kamu Denetçiliği Kurumu 2020 Yılı Raporu insan hakları ihlalleri, kadına yönelik şiddet, kamu kurumlarında liyakat ilkesine uyulmaması, tutuklu ve hükümlülerin hak ihlalleri ve sağlık, iletişim, nakil gibi taleplerinin hak çerçevesinde ele alınmaksızın reddedilmesi, çevre tahribatı gibi onlarca konuda şikâyetlerin taraflarına iletildiğini belirten içerikler barındırmaktadır. Ancak bilindiği üzere özellikle raporda belirtilen tavsiye kararlarına rağmen, bu sorunlar giderek artmakta, tam manasıyla hak temelinde bir çözüm sağlanamamaktadır. Halkların Demokratik Partisi olarak kurumun misyonunu önemsediğimizi ve desteklediğimizi ifade ederek katılımcı, şeffaf, tarafsız ve düzenleyici bir tutum almasının tüm yurttaşlar açısından kurumlar için önemli olduğunu tekrar belirtiyorum. Anayasa'nın esnetilebilir, delinebilir bir forma kavuşturulduğu böylesine bir dönemde üzerine düşeni yapmasının toplumsal açıdan büyük değişimler sağlayacağı ve daha demokratik, daha eşit bir toplum hayalimize, tahayyülümüze, geleceğimize ulaşmanın mümkün olabileceğini ve bu umudun diri tutabileceğini ifade ederek teşekkür ediyorum.
BAŞKAN MİHRİMAH BELMA SATIR - Sayın Vekilim, teşekkür ediyorum, şerhinizi de verirseniz kayıtlarımıza geçer.
HÜDA KAYA (İstanbul) - Tabii ki...