KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Bakanım, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, katkılarınız için teşekkür ederiz. Bizzat geldiniz, on-line da katılabilirdiniz.

Sayın Bakanın en son söylediği konudan başlayayım. Bu plastik atık ithalatından bahsettiniz siz de. Plastik atık ithalatı, Türkiye'nin son on beş yılda tam 173 kat artmış. Dünyadaki plastik atıkların yüzde 75'ini Çin alıyor, Çin 2018'de yasak getiriyor, getirdikten sonra tabii, Pandora'nın kutusu açılıyor. Önce Malezya, Vietnam, Tayland buralara gidiyor, onlar da kısa süre içinde görüyorlar ki bunları geri dönüştüremiyorlar, yasaklıyorlar. Arkasından yeni adres Endonezya, Türkiye, Hindistan. Türkiye'ye gelen plastik atıkların büyük kısmı, şu an 10 bin tonun üzerinde atık da gümrüklerimizde bekliyor, geri dönüştürülemez atık. Çünkü bu atıklar, plastikler farklı türlerde. Polietilen var, karışık olan -yani plastik ile camın başka şeyin karıştığı- kompozit var, polyester var. Bunların ayrı ayrı ayrıştırılarak temiz atık şeklinde Türkiye'ye gelmesi gerekiyor. INTERPOL 2020 yılında bir rapor yayınlıyor, bu raporda plastik atık ithalatının aynı zamanda dünyadaki suç rotalarını belirlediğini söylüyor. Tunus'ta Çevre Bakanı tutuklandı, bu konuyla ilgili. Mafya bu işe el atıyor, konteynerlerin ilk görünen kısmına temiz atıkları koyuyorlar, iç tarafına kirli atıkları koyuyorlar; üçüncü dünya ülkelerine, yoksul ülkelere, denetimin az olduğu ülkelere gönderiyorlar. Türkiye'de de bu şekilde, giderek artan şekilde, bu geri dönüşüm şirketlerinde yangınlar çıkıyor. INTERPOL'ün raporunda da bu belirtiliyor, bu yangınların şeyi. Tabii, Türkiye'de bir sektör de var bu konuda, plastik sektörü var. Bizim plastik sektörümüz, Çin'den sonra en çok ham madde alan dünyada ikinci ülke; atık değil, ham madde. Dolayısıyla, o sektörün de ihtiyacı var. İşini kitabına göre yapan, düzgün yapan firmalarımız da var. Ama siz eğer kontrolsüz bir şekilde, denetlemeden bu atıkları getirirseniz, Türkiye'ye yarattığı kirlilik, hava kirliliği, su kirliliği toprak kirliliği önü alınamaz bir şekilde artıyor.

Biz bununla ilgili, Kemalpaşa'da bir çiftlikte yakaladım ben bunları. Getirmişler, tarım arazisinin ortasında bir çiftliğe yığmışlar. Sonra Deutsche Welle'le geldi, bir çekim yaptık. Arkasından geçenlerde Adana'da, Mersin'de Hollanda'nın, Belçika'nın bilmem nerenin çöpleri sokaklarda konteynerlerin içine atılmış, dere kenarlarında yakılmış, tarım arazilerinin ortasına gömülmüş. Bunu da bu dediğim şekilde, kaçak şekilde gelen firmalar, çok ciddi miktarlarda getiriyor. 173 kat ne demek yani... On beş yılda plastik atık ithalatının geldiği noktadan bahsediyorum.

İngiltere'nin geri dönüşemeyen atıklarının yüzde 36'sı Türkiye'ye geliyor. En son bu "2B Plast" diye bir şirketin getirdiği atıklar ortaya çıkınca, böyle saçılınca ve gümrüklerde... Belçika gümrüğünde, bir gümrük görevlisi yakalıyor. Bizim Çevre Bakanlığına soruyor, Çevre Bakanlığı da -Basel Sözleşmesi'nin ek maddesi var, tehlikeli atık kabul ediliyor bunlar geri dönüştürülemeyen atıklar- diyor ki: "Biz zaten Basel Sözleşmesi tarafıyız hani, biz bu atıkları kabul edemeyiz." ve Türkiye limanlarına da gelmiş olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi, polietilen ithalatını yasakladı Ticaret Bakanlığı. Ama diğer taraftan sanayiciler de -"PAGEV" diye bir kuruluş var, Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı- bunlar da diyor ki: "Bunlar ham madde."

Halbuki yapılması gereken şu: Biz ülkemizde sanayinin gelişmesine karşı değiliz, sanayicinin ihtiyacı da karşılanmalı ama önce denetimli bir şekilde, kontrollü bir şekilde temiz atığın geri geldiği, gerekirse balyalardan alınarak, kontrol edilerek, konteynerlerin tamamı boşaltılarak temiz atığın, geri dönüştürülebilir atığın gelmesi sağlanmalı. Bu çok önemli. Daha önemlisi ne? Türkiye'nin çöpü, bizim plastik geri dönüşümünü sağlamaya yetecek miktarda atık içeriyor. Biz kendi çöpümüzü ayrıştırıp bunu ekonomik değer olarak kullanmalıyız. Dışarıdan bir para ödeyip herhangi bir ülkenin atığını Türkiye'ye getirmemeliyiz. Bunların, 1950'den itibaren dünyada plastik atıkların sadece yüzde 9'u geri dönüştürülebilmiş. Dolayısıyla, bu plastik atık olayı bir kanayan yara. Ben de bugün bununla ilgili bir basın açıklaması yaptım. Tesadüf siz de bundan bahsedince...

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ POLİTİKA VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ GÜLŞAH DENİZ ATALAR - Gördük onu Vekilim.

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, konuyu anlatma ihtiyacı hissettim, Komisyonu da bilgilendirmek için. Bu iklim açısından da çok zararlı. Niye? Çünkü onları yaktıklarında çıkan gazlar direkt hem sera gazı etkisi hem de kanserojen gazlar. Özellikle PVC gibi malzemeler yakıldığında ciddi gazlar çıkıyor ve o çöktüğünde suları kirletiyor, tarım arazilerini kirletiyor, inanılmaz kirletici bir şey. O plastik atık konusu böyle. Bununla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Bir de plastikle ilgili başka bir şey var. "Yedinci kıta" diye bir şey var, bilmiyorum duydunuz mu?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Yedinci...

MURAT BAKAN (İzmir) - Yedinci kıta... Yani bilimsel literatürde "yedinci kıta" geçiyorda aslında yedi değil, "sekizinci kıta" diyebiliriz. Pasifik Okyanusu'nun ortasında plastikten oluşmuş, bir kıta büyüklüğünde alan var. 3 milyon küsur metrekare yanlış hatırlamıyorsam, yanlış olabilir. Yani plastik, dünyayı kirleten bir şey. Bunu geri dönüştürebilmemiz lazım. Önümüzdeki günlerde İtalya ve İspanya öncelikli olmak üzere Avrupa Birliği bir vergi getiriyor, plastikle ilgili plastik vergisi. Eğer siz geri dönüştüremiyorsanız yani kullandığınız malzeme... Şunun içinde geri dönüştürülmüş ürün, mamul yoksa size ton başına 800 euro, 1000 euro vergi koyuyor. Dolayısıyla, bizim Türkiye olarak buna hazırlanmamız lazım. PAGEV'in de "İthalatı serbest bırakın." demek değil, çözüme ortak olması lazım denetimi için, kontrolü için. Çok sayıda sanayicimiz var. Onlara da buradan sesleniyorum.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Evet, çok doğru.

MURAT BAKAN (İzmir) - Çözüme ortak olması lazım. Bakanlıklara, Ticaret Bakanlığına, Çevre Bakanlığına destek olması lazım. Bir ortak çözüm üretelim, temiz atık gelsin Türkiye'ye. Yüzde 80-90 oranında 7 defa bir atık, Sayın Bakanım, tekrar dönüştürülebiliyor. Temiz olursa, toplanabilirse... Cari açığı kapatacaksak önce kendi çöpümüzü ayrıştırıp onu toplayacağız. Bunu paylaşmak istedim.

Bir başka konu, kömürlü termik santrallerle ilgili veri paylaştınız. Sizin elinizde bununla ilgili çok sayıda çalışan sivil toplum kuruluşu var ama sizin elinizde kömürlü termik santraller ve yenilenebilir enerji verimliliği arasında kıyas yapan bir şey var mı?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Maliyet mukayesesi.

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet.

Yani, ekonomik olarak kömürlü termik santrallerin bugün ekonomik durumu nedir? Çünkü bunlar sübvanse ediliyor, alım garantisi veriliyor bunlara, kapasite oranına göre bir devlet desteği veriliyor. Bir de yenilenebilirde de kapasitemiz giderek artıyor; rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, HES'ler vesaire. Dolayısıyla, bunların hangisi daha ekonomik gelecek için? Bunu söyleyin. Bunu ben biliyorum da "Siz söyleyin." diye bunu soruyorum.

Bir başka konu, bu suların ısınması önemli. Suların ısınması, Akdeniz'in hızla ısınması aynı zamanda istilacı türlerin buraya gelmesinin de bir sebebi. Yani Süveyş'ten gelir ama yaşayamaz, uygun iklim koşulları olmaz. Ama Akdeniz ısınırsa, sıcak denizden, Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'ndan gelen türler istila ediyor, işte, balon balığı vesaire. Dolayısıyla, buda iklim açısından önemli bir konu.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Murat Bey, acaba bu konuda -Süveyş Kanalı'ndan geliyor- Mısır'la temasa geçip acaba... Önümüzdeki hafta Dışişleri Bakan Yardımcımız gelecek. Bir temas kurulabilir mi acaba?

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Bakanım, engellemek mümkün değil ki yani denizden onun kendi geçişini imkânsız... Yani şey sularıyla o denge için alınan suyu bıraktığında gemi burada onun içinden balık, istilacı tür varsa geliyor, yayılıyor. Yani onu engellemek mümkün değil. Almamız gereken tedbir, dünyanın ısınmasını önlemek. Türkiye olarak bizim üstümüze düşen, katkımız oranında -yani katkımızdan fazla değil- hem tarihsel hem de mevcut durumda katkımız oranında buna katkıda bulunmak.

Bir şey daha ekleyeceğim: "Mikro tanecik" dediniz. Plastiklerin denizlerde parçalanması, doğada parçalanması haricinde bir de mikro tanecikler var; bu, deterjan sektöründe vesaire kullanılıyor. Dolayısıyla bunlar da çok küçük, çok ufak, gözle görülmesi imkânsız ama bunlar da besin zincirinin bir parçası hâline geliyor.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ POLİTİKA VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ GÜLŞAH DENİZ ATALAR - Fosfat da Vekilim... Özellikle bulaşık deterjanlarını ve çamaşır deterjanlarını fosfatsız tercih etmemiz lazım, fosfat da aynı etkiyi yapıyor ne yazık ki.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi, şöyle yapıyoruz: Bütün soruları alacağız, sonra söz vereceğiz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Dolayısıyla bu, besin zincirinin bir parçası hâline geliyor; buharlaşmayla beraber gökyüzüne yükseliyor, yağmurla beraber nehirlere, dağlara, ormanlara yağıyor. Dolayısıyla hepimiz şu an yediğimiz balıklarda, her tür ette bir şekilde plastik yiyoruz yani, öyle söyleyeyim; o da tedbir alınması gereken bir konu.

Katkılarınız için tekrar teşekkür ederim.

Mavi ekonomiden bahsetmediniz. Aslında anlattığınız konular, Akdeniz ve Karadeniz'le ilgili anlattığınız konular, bir noktada mavi ekonomiyle ilgili. "Yeşil ekonomi" ve "mavi ekonomi" yeni çıkmış kavramlar, özellikle "mavi ekonomi" daha yeni çıkmış bir kavram; göllerin, denizlerin hem ekosistem açısından sürdürülebilirliğini sağlamak hem de bunları ekonomik olarak kullanmak. Dolayısıyla "mavi ekonomi" olarak -yani literatürde bu isimde- bu konuyla ilgili de bir çalışma yapmanız gerektiğini düşünüyorum; bunu bir öneri olarak söylemiş olalım.

Teşekkür ederim.