KOMİSYON KONUŞMASI

BURAK ERBAY (Muğla) - Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Sayın Başkanım, Sayın Komisyon üyeleri, basın mensupları, bürokrat arkadaşlar; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Sizlere de hoş geldiniz diyorum.

Öncelikle, avukat bir meslektaş olarak geçenlerde İzmir'de avukat meslektaşımıza bir saldırı yapılmıştı, ona tekrardan geçmiş olsun demek istiyorum. Bir haciz sırasında kafasına silah dayanarak bir saldırı yapıldı. Bu da gösteriyor ki avukat meslektaşlarımız özellikle ekonomik koşulların geldiği ortamlarda da mesleğini yürütürken daha da zorlanıyor, zorlanacakları da gözüküyor önümüzdeki süreçte. O yüzden de bu olay da bize demek ki bu yapılan işlemler sırasında güvenliklerinin daha fazla artırılması gerektiği sonucunu bize gösteriyor. Ona bakarken bundan bir on-on beş gün önce Çanakkale'de de bir saldırı olmuş, ondan haberim yoktu, onu yeni gördüm. Daha sonra -o saldırıyı yapan- avukat meslektaşa yapılan saldırıyla ilgili soruşturma başlatılmış ve dört gün içerisinde iddianame hazırlanıp duruşmaya çıkıldı ve kişinin tahliye olduğunu öğrendim -bilmiyorum bundan bilginiz var mıydı- böyle de bir durum söz konusu. Eğer tabii bu şekilde, bir avukat meslektaşa bıçaklı saldırı yapılıp, dört gün içerisinde bir iddianame hazırlanıp tahliye oluyorsa bu, caydırıcılığını kaybediyor. Tabii, bu anlamda da tekrardan belki gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, tabii teşekkür ederiz -ben de meslek içinden gelen bir avukat olarak- dönüşümle ilgili önemli bir süreç kaydedildi yani emeklerin önemli olduğunu düşünüyorum, önemli bir emek verildi. Bu anlamda, emek veren herkese, tüm arkadaşlara, bürokratlara teşekkür ediyoruz. Kolay bir süreç değil tabii ki.

Onun dışında da tabii, Dijital Mecra Komisyondayız. Sizler de sonuçta hukuk boyutuna, yaşanan tartışmalara girdiniz. Son Komisyon toplantısında da birkaç isim zikretmiştik, bayağı gündeme geldi Başkanım. Enes Batur konusu gündeme geldi, Komisyon bu sayede bayağı popüler oldu.

BAŞKAN HÜSEYİN YAYMAN - Değerli Vekilim, bakın, gazeteci arkadaşlar yine burada. Sizin sözünüzü aldılar, bambaşka bir noktadan değerlendirdiler. O gün telefonlarımız kilitlendi; "Enes Batur'u davet ediyormuşsunuz." dediler, "Öyle bir şey yok." dedik. Sadece böyle bir cümle... Onun için lütfen dikkat...

BURAK ERBAY (Muğla) - Satır arasında geçti. Ama demek ki gücünün etkisinin ne kadar olduğu da görülmüş oldu yani Komisyonumuz belki de ilk defa bu kadar gündeme geldi. Tabii, o ara ben de aldım. Mesela, dediler ki: "Enes Batur'u da çağıracaksanız Barış Özcan'ı da çağırmanız gerek." diye isimler önerildi, böyle de değişik tartışmalar yaşandı. O açıdan da ayrıca belki değerlendirmemiz gerekiyor gibi gözüküyor. Buraya çağırmazsak da ben görüşmem gerektiğini düşünüyorum genç bir vekil olarak da.

Şimdi, onun dışında, tabii, sorunlar yani bu dijital ortamda devam eden birçok sorun -şimdi de biraz inceledim, gelirken de baktım- var. Bakalım, bu TAKPAS sistemiyle ilgili olarak gündeme gelen bir konu var yani Tapu Kayıt Sistemi'nin avukat meslektaşları tarafından incelenmesiyle ilgili bir süreç devam ederken bu sonlandırılmış. Meslektaşlara çağın gereği olarak işte bu anlatılanlar çerçevesinde kolaylık sağlayan bir uygulamaydı. Bunun sonlandırılması, tabii, meslektaşları üzmüş durumda. Bu konuda -bilemiyorum, ne düşünüyorsunuz, ne aşamada- bir açıklama getirebilirseniz... İnşallah, avukat meslektaşlar bu çağın gerektirdiği teknolojik ortamdan tekrar faydalanabilirler. Tabii, UYAP sisteminin büyük kolaylıklar sağladığı doğrudur ama sık sık karşılaşıyoruz, işte kesintiler oldu.

Ben, tabii, avukatlık mesleğini yürüttüğüm dönemden arkadaşlarımın, sosyal medyadan da hâlâ ilişki içerisinde olduğunuz arkadaşların yazılarını takip ediyorum. Daha geçenlerde gene bu konuda yazışmalar vardı, duruyor mu diye baktım, altında yorumlarla devam etmiş. Bir meslektaşımız şu şekilde yazmış: UYAP'ta imzaladığım belgeyi gönderirken 'İmza geçerli değil.' diye uyarı alıyorum. Ne yapmam lazım?" diye sormuş. Altında, birisi demiş ki: "Kapat ve aç bilgisayarı." Diğeri "TÜBİTAK kaynaklı bir hata, bizde de mevcut, birkaç kez üst üste deneyin avukat hanım." demiş. O cevap vermiş: "İmzalamayı mı deneyeyim, yoksa göndereyim mi?" demiş. Altında "UYAP şablon Editör Programı'nı güncelleyin. Düzeltmişti benimki, belki senin de öyledir." demiş. "UYAP'a e-devletten giriş yap, hata vermiyor." demiş. "UYAP Editör Programı'nı güncelleyin." demiş. Devamında da başka bir öneri gelmiş: "UYAP editörü güncelle, olmazsa Palma'yı yeniden kur." diye böyle devam eden bir mücadele sürdüğü gözüküyor orada. Ya, avukat meslektaşımız zaten yoğun olur yani sizler de meslek içinden geldiğiniz için... O ortamda düşünün, bir işlem yapmaya çalışıyorsunuz, belki süreli bir işlem ama giremiyorsunuz, çözmeye çalışıyorsunuz. Bunlarla sık sık sosyal medyada da karşılaşıyoruz veya işte avukat gruplarının olduğu şeyler var sosyal medyada, oralarda görüyoruz. Belki biraz daha mesai yapılıp bunlarda daha az sorunlarla karşılaşılması için uğraşılması gerek diye düşünüyorum.

Onun dışında -ben Muğla Milletvekiliyim- özellikle doğa talanlarının yaşandığı bir bölgedeyiz; ülkenin de birçok yerinde maalesef gözüküyor, bu konunun da tabii ki hukuki bir süzgeçten geçmesi gerekli. İşte bu ÇED süreçleri vesaireyle ilgili... En doğal hak olarak bölge halkı yargıya başvuruyor ama bu süreçte de maalesef o kadar yüksek harçlar yargıda önlerine çıkıyor ki bunları karşılanması -bilirkişi ücretleri olsun- pek mümkün olmuyor, eğer aleyhte gelişirse ödedikleri vekâlet ücreti çok yüksek. Ben bir tanesine hatta kendim de müdahil oldum. Aslında davayı süresinde açmıştık, "'Süresinde açmadınız.' diye benim şahsıma işte şu kadar para vekâlet ücreti ödemeniz gerek." diye yazı geldi, ödedik ama onu bölge istinaf bozdu mesela, şimdi geri alacağız parayı. Biliyoruz çünkü otuz günlük süre içerisinde açmıştık ama ne hikmetse yerel mahkeme aleyhte karar verdi yani net otuz günlük sürenin öncesinde açıldı. İlk mahkeme dedi ki: "Hayır, otuz gün içinde açmadınız, şu kadar vekâlet ücreti ödeyin." Düşünün, bazen yerel halk, köylü, bölgesine yapılacak olan bir taş ocağıyla ilgili dava açıyor, bu kadar yüksek paraları karşılaması mümkün değil; onlar da istiyor ki yargı sürecinden geçsin. İşte, ÇED'le ilgili karar verilmiş, "ÇED Gerekli Değildir" deniyor. Bunu da biliyorsunuz, 25 hektarlık alan değil, 24,5'sa "ÇED Gerekli Değildir" deniyor. Ama biliyoruz ki 2 tane maden yan yana; 25 hektar, 50 hektarı buluyor. Orada bir çalışma yapılıyor; içme suyu kaynaklarına, doğaya ciddi tahribat veriyor. Dediğim gibi, bunun da yargı sürecinden geçmesi talep ediliyor ama bu yüksek harçlarla veya işte vekâlet ücretiyle bunun yapılması mümkün değil. Ben bir teklif verdim, inşallah, gündeme alınır, bu hususlar dikkate alınır diye düşünüyorum.

Yine konumuzla ilgili olarak, bu dijital ortam gerçekten hayatımızı her anlamda etkiliyor, öyle ki aile hayatını da etkilediği ortamlar oluyor. Bundan daha önceki toplantılarda da bildirmiştim. İşte, psikolojisi çok düzgün olmayan bir kadın arkadaşın birkaç aileyle ilgili yazdığı sosyal medyadaki konu, o ailenin birliğinin sonlanmasına bile sebep olabilir. Şimdi, bu noktada da bazen kimliksiz yazılan bu yazıların tespit edilmesi kısa sürede belki bir şeyleri kurtaracakken çok büyük tahribat oluşturuyor. Bu da işte ne nedir? Savcılığa gittiyse konu, Amerika'ya, bizim işte şuraya yazmamız lazım... Bir süreç... Bu da tabii, olayın gecikmesine -az önce söyledim- adaletin geç kalmasına sebep oluyor. Bu konuda, bilmiyorum, belki özel bir çalışma yapılması lazım. Mesela, bunu yine kamuoyunun bildiği Pınar Gültekin davasında da yaşadık. İşte yurtdışına bir soru sorulmasına karar verildi, bu, kararın gecikmesine sebep olacak mesela, burada da böyle bir süreç devam ediyor. Bu konuda da nasıl olabilir bilmiyorum, bu yazışmaların -işte buralarda temsilcilikler açacaklar- hızlanması sağlanabilir. Yargıda bu konuda yani kimin kim olduğu, kimin kullandığının tespitiyle ilgili belki de daha teknik çalışmalar yapılması gerek diye düşünüyorum.

Bu meslekle ilgili onlar bunlar. Tabii ki siz Adalet Bakanı olarak buradasınız. Son günlerde ülkemizde yaşanan adalet sorunlarıyla ilgili -dün de Meclisteki konuşmalarımız sırasında gündeme getirdik- "Yeni sistemin artıları vardır, daha hızlı gelişiyor." vesaire dense de yasama organı içerisinde yasamayla ilgili bizler görüşlerimizi bildirirken, toplumda yaşadığımız sıkıntıları orada dile getirirken konunun muhataplarının, yürütme organının temsilcilerinin orada olmaması bana göre çok büyük sorun teşkil ediyor. Gerçekten orada ciddi hazırlıklar yaparak, arkadaşlarımız tüm milletvekili arkadaşlarımız konuları gündeme getiriyor ama konunun muhatabı bakanlığın orada olmamasının konuyu gerçekten daha büyük çıkmaza götürdüğünü ben düşünüyorum; bu, bu sistemin getirdiği büyük zarar... Komisyonlara, teşekkür ediyoruz, gelmişsiniz vakit ayırmışsınız ama bir bütçe görüşmeleri zamanı ve işte bu Komisyona davet edildiğinizde geliyorsunuz, bunun da yürütmenin toplumdan kopmasına sebep olduğunu ben düşünüyorum. Adalet anlamında da bizim tespit ettiğimiz ciddi sorunlar oluyor, gündeme getiriyoruz. Mesela, dün daha birtakım kararlar çıktı yargıda.

Biliyorsunuz, FETÖ örgütü tarafından hazırlandığı, pişirildiği bilinen Balyoz davasıyla ilgili verilen bir Yargıtay kararı var mesela. Bu konudaki değerlendirmelerinizi merak ediyoruz -hâlâ bununla ilgili karar verileceğini-bildiğimiz bir dosya bu; bu konuda Yargıtayın verdiği bir karar var. Yine vicdanları yaralayan Soma davasıyla ilgili verilen bir karar oldu, alt sınırdan verilen bir karar. Yani yapılan hesaplara göre -tam net bilmemekle birlikte- tutuklu bulunan kişinin o infazı çektiği takdirde belirtilen cezadan her vefat eden işçi için altı gün yattığı ortaya çıkıyor. Bu gerçekten vicdanları yaradan bir karar olmuştur. Bu konuda da görüşlerinizi bilmiyorum, ifade etmek isterseniz...

Yine kamu vicdanını, toplumu yaralayan... Bir bakanın bakanlığı yürüttüğü sırada kendi bakanlığına kendi şirketinden işte mal alışverişi, ticaret yapmış olması... Bu konuda son durum nedir? Bir soruşturma açıldı mı? Hukuken baktığımızda gerçekten bir suç söz konusu; görevini, makamını kullanarak bir ticari menfaat elde etmesi. Bir soruşturma var mıdır? Bu konuyu merak ediyorum. Yine dünkü konuşmamda orada da söyledim: Osman Kavala'yla ilgili yürütülen bir soruşturmalar yumağı var. Biliyoruz, bir tahliye söz konusu oldu yani bunlar da bizi, gelinen çağdaş toplum düzeylerini dünyayla entegre olmaya çalıştığımız bir süreçte yaralayan konulardır. Bir kişiyle ilgili tahliye kararı veriliyor, kişi belki tahliye hazırlıklarına başlarken "Dur, bekle." deniyor, başka soruşturma olduğu gerekçesiyle tekrar tutuklanması... Bunlar gerçekten kabul edilebilir durumlar değil, ki AİHM tarafından da işte Bakanlar Komitesinin verdiği ihlal kararı var. Bunlar bizlere, Türkiye'nin geleceğine, gençlere umutla bakmasına, yatırımcının buraya gelmesine engel durumlardır. Bu konuda durum nedir, bu konuyu merak ediyorum. Onun dışında, haberlere çok fazla erişim engelleri verilmekte. Bu konunun da yine ülkemize zarar verdiğini düşünüyorum, bu konuda görüşlerinizi merak ediyorum. Bunlarla ilgili dijital mecralarla ilgili olduğu için yani mesela, daha önce de örnek vermiştim, Canan Kaftancıoğlu'na takipsizlik kararı veriliyor; bu, haber yapılmıyor, ona erişim engeli verilirken takipsizlik kararının kaldırıldığı haberi, haber yapılabiliyor. Onunla ilgili herhangi bir erişim engeli... Bu çelişkiler de dediğim gibi, adalet duygusunu yaralayan konular.

Şimdi, bunlar genel olarak...

BAŞKAN HÜSEYİN YAYMAN - Burak Vekilim, çok pardon araya gireyim, epey bir zaman oldu, diğer arkadaşlar da söz verelim. Ya, toparlayın ya da 2'inci defa size söz vereyim.

BURAK ERBAY (Muğla) - Yok, toparlayayım.

Teşekkürler Başkanım.

Son olarak da son günlerde yine gündeme gelen ve müdahale edilmesi gerektiği düşünülen, gerekli soruşturmanın açılması gerektiği iddialarla ilgili. Evet, kendisi suç örgütünün içerisinde olduğunu bildiğimiz kişi ancak biliyorsunuz biz işte, CİMER sistemi veyahut da işte imzasız yapılan ihbar mektupları soruşturmalar açıldığını biliyoruz. Burada da isim, konumlar belirtilerek bazı ciddi iddialar var. O yüzden bu iddialarla ilgili herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığı gerçekten kamuoyu merak ediyor, bunlarla ilgili durum nedir? Aydınlatırsanız seviniriz.

Sayın Bakanım, özellikle de ilimi ilgilendiren çok ciddi iddialar var. Muğla turizm, kültür, doğa kenti olarak bilinirken şimdi artık mafya ve mafyatik kelimelerle anılır hâle geldi. Bu, her şeyden öte gerçekten Muğla halkını çok ciddi yaralıyor. İşte, limanlar, oteller, otele tankla girilmesi, limanlara çökülmesi... Bu konuda soruşturmalar başlatılmış mıdır, ne aşamadadır? Bir adım ötesinde de bu yapılarda oluşan işte, gayrihukuki konularla elde edilen yapılardaki bürokratların hatta onun ötesi hâkim savcıların da buralarda konaklatıldığı iddiaları var. Bu konuda acaba bir soruşturma başlattınız mı, bu soruşturmalar ne aşamadadır? Yani bunların içinde üst düzey bürokratların da ismi geçmektedir, bu konuda da bilgi verebilirsiniz, açıklama yapabilirseniz, teşekkür edeceğim.

Sağ olun, var olun.