KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, Sayın Bakan; ilgiyle dinledik sunumunuzu, konuşmanızı ama çok dramatik bir konuşma oldu. Neden dramatik bir konuşma oldu? Altı ay önce biz aynı yerde oturuyorduk; ben burada bu koltukta oturuyordum, siz de orada oturuyordunuz; aynı konuşmayı buradan ben yaptım, siz dinlediniz, altı ay sonra aynı konuşmayı siz yapıyorsunuz. Altı ay önce dünya Sanayi Devrimi'nden bu yana 1,2 santigrat ısındı eğer 1,5 ila 2 santigrat arasında tutmazsak bundan en çok biz etkileneceğiz Akdeniz ülkesi olarak. Seller 1,5 santigratta yüzde 100'ken 2 santigratta yüzde 170 artacak, yangınlar, sıcak hava dalgaları ona keza ve Türkiye ekonomisi bu Paris İklim Anlaşması'nı onaylamazsak Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın çıktılarına, döngüsel ekonomiye, sınırda karbon vergisine hazırlanmazsa çok büyük zarar görecek diye altı ay önce biz söyledik.

Bir de, bununla ilgili biliyorsunuz Türkiye Büyük Millet Meclisinde İklim Araştırma Komisyonu kuruldu. Ben de onun üyesiyim, Sayın Ayşe Sibel Ersoy -o az önce buradaydı, çıktı- o da üyesi. Biz orada yüz dokuz saat toplanmışız, 25 toplantı, bakanlıklar, STK, akademisyenler tam 82 kişi ve kurum dinlemişiz. Enerji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı her birine ayrı ayrı sormuşum: "Paris'i onaylayacak mısınız? Paris'i onaylayacak mısınız? Paris'i onaylayacak mısınız?" Bir tanesi dememiş ki "Paris'i onaylayacağız?" Paris onaylanmalı derhâl demişiz, Paris onaylansın demişiz. O açıdan bizim için mutluluk verici işin bu noktaya gelmesi ama bu işin beş yıl sonra yani 2016 yılından bugüne buraya gelmesi, bu beş yıllık süre Türkiye'nin gecikmesidir ve hikâye sizin anlattığınız gibi değil. Neden? Ben onu tutanaklardan, verdiğim soru önergeleri ve sizlerin verdiği, bakanlıkların verdiği cevaplardan ve komisyon tutanaklarından izah edeceğim çünkü tarihsel bir toplantı yapıyoruz, bu tarihsel toplantı da bu gerçeklerin tutanaklara girmesi gerekir.

Şimdi 2016'da soru önergesi vermişim, özetle sizin dediğinizi söylemiş Mevlüt Çavuşoğlu yani Paris'i imzalamışız bu konunun fikri takibine başlamışız biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2016 yılında. Demiş ki: "Ek 1 Sözleşmesi'ndeyiz, iklim fonlarından yararlanmak istiyoruz; istişareler devam ediyor." 2017 yılında soru önergesi vermişim, Orman ve Su İşleri Bakanı -o zaman Veysel Eroğlu- "Konu beni ilgilendirmiyor, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sorun." demiş. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sormuşuz, o zaman Murat Kurum yanıt vermiş, "Türkiye'nin özel koşulları ne Paris'e ne de COP21 kararlarına yansımamıştır. Türkiye iyi niyetli olarak gelişmekte olan ülke olarak..." demiş. "Gelişmiş ülke" değil bu arada. Paris Anlaşması'nı imzalamış, bende soru önergesi var. "Ek-1 listesinden çıkarılmamız için çabalarımız devam ediyor." demiş. Peşini bırakmamışız biz yine, bir soru önergesi daha vermişiz. 18 Mart 2021'de demiş ki: "Ek-1 listesinden çıkmaya ilişkin tutumunu Türkiye net bir şekilde ortaya koymuş, herhangi bir ülke itiraz etmemiş." Yani biz "Ek-1'den çıkmak istiyoruz." demişiz. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin Ek-1 listesinden bahsediyorum. Yani 1992 yılında Rio Zirvesi'nde imzalanan Birleşmiş Milletler İklim... Paris Anlaşması'ndan farklı bir şey bu.

Şimdi, İklim Araştırma Komisyonuna 13 Nisan 2021'de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar gelmiş. Komisyonda diyor ki: "Biz Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması'yla ilgili adil konumlandırılmadığını düşünüyoruz, özellikle Ek-1 ülkesi olarak Türkiye'nin mutlak emisyon azaltımı zorunluluğu, zarureti gelmesi durumunda ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya olabileceğimizi düşünüyoruz." Nisan ayı, altı ay geçmiş bu şeyden. Size soruyorum: Mutlak azaltım Türkiye'ye dayatılıyor mu? "Evet, Ek-1 ülkelerine dayatılıyor ve Türkiye Ek-1 ülkesi." diyorsunuz. Hâlbuki biz bir niyet beyanı veriyoruz, ulusal niyet beyanı diye bir şey var Paris İklim Anlaşması'nda ve Türkiye ulusal niyet beyanında bir azaltım taahhüt etmiyor. "Artımdan azaltın." diyor. O artım da nasıl? 2023 hedeflerine göre Türkiye'nin ulaşması mümkün olmayan bir artımı söylüyoruz, 2030 yılında 1 milyar 50 ton sanırım. Diyoruz ki: Ondan da yüzde 20 azaltacağız. Aslında işin aslı, mevcut emisyonumuzu 2 kat artıracağımızı söylüyoruz, "Emisyonlarımızı azaltacağız." demiyoruz. Ve bu ulusal niyet beyanımız böyle olmasına rağmen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı diyor ki: "Biz bunu imzalarsak mutlak azaltım gelir, büyük sıkıntı yaşarız." Sayın Bakan, dedi ya "Buna ben tek başıma karar vermiyorum." Aslında Mehmet Emin Birpınar şunu söylemek istedi: "Ben konuyu biliyorum ama diğer bakanlıklar benim kadar konuya hâkim değil ya da benimle aynı bakış açısında değil çünkü iklim açısından bakmıyor konuya." Sonra ben söz alıyorum "Öyle bir zorunluluk yok Sayın Bakan, 4 ayrı kategori var, biz referans değerden yani ulaşabileceğimiz noktadan yüzde 20 azaltım diyoruz." diyorum.

Yine, Gonca Yılmaz Batur, bu da Ticaret Bakan Yardımcısı sanırım. Ona soruyorum: "Ne düşünüyorsunuz Paris İklim Anlaşması'yla ilgili?" "Biz 2016'da ilk imzayı atanlardan biriyiz ama eminim ki Komisyonda da çok kereler tekrarlanmıştır, toplantı sonrasında maalesef o an itibarıyla yeteri kadar bilgiye sahip olunmamasından kaynaklı olduğunu ben tahmin ediyorum. O dönem imza atılırken -2016'da Paris'ten bahsediyor, bakın, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden değil- konulduğumuz liste bizi sadece fonlardan yararlanamama durumuna sokmuyor, aynı zamanda diğer ülkelere fon sağlama taahhüdü altına da girdiğimiz bir listede ekte yer aldık." diyor. Yani hiç haberi yok olaydan, hiç haberi yok. Ne Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden haberi var ne onun Ek-1, Ek-2 listesinden haberi var ne Paris İklim Anlaşması'nın ekinde bir liste olduğundan haberi var, hiçbirinden haberi yok. Ve bizim Ek-2 listesinden çıktığımızı yani başka ülkelere fon verme zorunluluğunda olmadığımızı, Fas'ta yapılan, Marakeş'te yapılan COP toplantısında çıktığımızı geçiş ülkesi olarak bilmiyor. Kim? Ticaret Bakan Yardımcısı. Veysel Eroğlu düzeltiyor -eski Bakan- "Hangi listeden bahsediyorsunuz?" diyor. Ticaret Bakan Yardımcısı diyor ki: "Paris Anlaşması'nın ekinde şu anda yer aldığımız liste."

Arkadaşlar, bakın, Türkiye Osmanlı'dan... Yani Osmanlı küresel bir güç, dünyanın bu kadar ülkesine hükmetmiş belli bir dönem, o dönemden gelen diplomasi geleneğiyle ki o diplomasi geleneği Osmanlı'nın bu kadar uzun süre hükmetmesine sebep olmuş. Arkasından cumhuriyetin diplomasisi, Millî Mücadele, İkinci Dünya Savaşı, soğuk savaş... Gitmiş bir hariciye diplomasisi olan bir ülkeden bahsediyoruz.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı bütün hepsini düzeltiyor sonra, anlatıyor süreci ve şu an Mehmet Emin Birpınar'ın söylediklerinden farklı şeyler söylüyor. Nasıl farklı şeyler söylüyor? Diyor ki: "Biz Ek-1'deyiz, Ek-1'den çıkmak istiyoruz. Bu konuda girişimde de bulunuyoruz ama çıkmamız imkânsız." Niye? "Biz bu tartışmayı açarsak birçok ülke bizi Ek-1'e alacaklar diye korkuyor." diyor. "Ve Türkiye'nin Ek-1'den çıkmasını G77 yani kalkınmakta olan Afrika grubu ülkeleri diyebileceğimiz ülkeler de kabul etmiyor çünkü Türkiye Ek-1'den çıkarsa, ek dışı ülke olursa ortaya konacak fonlardan Türkiye de yararlanacak dolayısıyla bu mali kaynakları paylaşmak istemiyorlar." diyor. Bir başka ülkeyle onlar da bu süreci engelliyorlar. 77 tane, çoğunluğu Afrika ülkesi G77 bizim çıkmamıza karşı. Ne dedi Sayın Bakan? "Tüm ülkelerin onayıyla ancak biz Ek-1'den çıkabiliyoruz." dedi. Ben soruyorum: "Sayın Bakanım Ek-1'den çıkmamız için tüm taraf ülkelerin onayına ihtiyaç var mı?" Kaymakcı diyor ki: "Evet." Hatta diyor ki: "Bunu kabul ettirip nitelikli oylamaya gidip dörtte 3 oyla da karar aldırabilirsiniz. Dörtte 3'le de alabiliyoruz kararı ama o sayısal olarak mümkün değil." Niye? "Çünkü şu an bize itiraz etmeyeceğini belirten 6 ülke var, 'talebinize koşulsuz destek veririz' diyenler 20 ülkeyi geçmiyor." diyor. Yani toplam 26 ülke. Murat Kurum soru önergesine verdiği yanıtta bana ne demişti? "Tüm ülkeler... Bize karşı çıkan yok, Ek-1'den çıkmamıza."

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı arasında koordinasyon yok. Devlet aklı çökmüş, devletteki koordinasyon çökmüş, organizasyon bozulmuş. Mehmet Emin Birpınar İklim Araştırma Komisyonunda bir konuşma yaptı, ben de takdir ettim kendisini, orada da söyledim, bu konuya katkısı büyüktür. Tabii o da devlet organizasyonunun bir parçası ama Mehmet Emin Birpınar'ın bildiğini Kaymakcı bilmiyor, Kaymakcı'nın bildiğini Ticaret Bakan Yardımcısı bilmiyor, onun bildiğini Enerji Bakan Yardımcısı bilmiyor. Dolayısıyla Enerji Bakanlığı kendi paradigmasıyla bakıyor, diyor ki: "Biz bunu imzalarsak mutlak azaltım gelir, enerjide sıkıntı yaşarız." Bununla ilgili tabii birtakım iddialar var, Sayın Berat Albayrak'ın Enerji Bakanlığı döneminde buna karşı çıkıldığıyla ilgili birtakım iddialar var. Bununla ilgili bir köşe yazısında da bir şey var, onun, Berat Bey'in karşı çıktığı ama onu teyit edemiyoruz çünkü böyle bir açıklama yok. Bu tip tartışmalar var ama netice itibarıyla burada sizin anlattığınız hiçbir şey doğru değil.

Türkiye beş yılı boşu boşuna geçirdi ve bize Eritre'yle, Yemen'le, İran'la, Irak'la Paris Anlaşması'nı onaylayan son 5 ülke olma utancını yaşattınız ne yazık ki. Şimdi, AK PARTİ'li arkadaşları da teessüf ediyorum. Sayın Başkanım "Sayın Mehmet Emin Birpınar çok güzel şeyler anlatıyor, konuşsun." dedi az önce siz sunum yaparken.

Sayın Başkanım, ben bunu beş yıldır anlatıyorum, beş yıldır Meclis kürsüsünden konuşuyorum, 13 tane Meclis araştırması vermişim 27'nci Dönem, 5 tane Meclis araştırma önergesi vermişim 26'ncı Dönem. Eğer burada alkışlanacak birisi varsa önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu kendi grubum olarak, arkasından bu işe muhalefet eden yani "Paris onaylansın." diyen tüm muhalefet milletvekillerinin alkışlanması gerekir. Bunun onuru onlara ait çünkü yapıcı muhalefet yaptık biz, biz ülkenin geleceğini düşünerek bu ülkenin ekonomisini değil sadece, gezegenin de geleceğini düşünerek... Sayın Bakan az önce dedi ki: "Kalkınma için çok önemli Paris Anlaşması." Kalkınma için önemli de bu cayır cayır yanan vatan toprakları... "Vatan" dediğiniz soyut bir kavram değil ki, "vatan" dediğiniz bu ormanlar, bu dağlar, bu taşlar, bu denizler, bu dereler. Dolayısıyla biz bu ülkeyi iklim krizinin sonuçlarından koruyamayacaksak, bu iklim mültecilerinden korumayacaksak... 300 milyon iklim mültecisinden bahsediliyor, sadece Hindistan'dan, Pakistan'dan, Afganistan'dan değil, Sahra, Sahra Altı ülkelerden. Suların yükselmesi sebebiyle, ürün azlığı sebebiyle, kuraklık sebebiyle. Bu bir millî güvenlik sorunudur ama Türkiye beş yıldır Paris'e taraf olmadı, bununla ilgili adımları atmadı.

Ve arkadaşlar, dünya yeni bir ekonomik düzene gidiyor. Bu ekonomik düzen... Eskiden dünyanın ekonomik sistemini enerji politikaları belirlerdi ama şu an dünyanın ekonomik sistemini iklim politikaları belirliyor. Dolayısıyla Türkiye hiçbir finansmana ulaşabilecek durumda değil.

Sayın Bakan diyor ki: "Termik santrallere finansman bulunamaz." E, bulunamaz, tebrik ederim, bunu Enerji Bakanlığına da bir anlatın lütfen. Alpu Termik Santrali'ni 7 defa ihaleye çıkarttı Enerji Bakanlığı. 22 tane yeni termik santral planlıyoruz. Dünyada, Avrupa ülkeleri dâhil, Çin dâhil, Amerika Birleşik Devletleri dâhil, termik santralden, karbondan çıkış, kömürsüz bir gelecekle ilgili hepsi süre verdi. Almanya dedi ki: "Ben 2035 yılında çıkacağım." Fransa dedi ki: "Şu tarihte çıkacağım." İtalya dedi ki: "Bu tarihte çıkacağım." Mevcutları kapatmaktan bahsediyorum, zaten kimse yenisini planlamıyor çünkü termik santral pahalı. Yani aslında bizim söyleyeceklerimizi siz söylediniz ama bunu tekrarlamak zorundayız: Türkiye 22 tane yeni termik santral planlıyor arkadaşlar ve bu termik santrallere bizim dünyadan finans bulma ihtimalimiz yok çünkü tüm fonlar artık iklim fonuna döndü; EBRD'si, Fransız Kalkınma Ajansı, Avrupa Yatırım Bankası, Alman Kalkınma Ajansı... Uluslararası fonların hangisini diyorsanız, tamamı buna döndü.

Türkiye, Ek-1 listesinden çıkmak istedi Yeşil İklim Fonu'na ulaşmak için. Biz bunu da söyledik. 100 milyar dolar planlandı, Yeşil İklim Fonu'nda 7,5-8 milyar dolar para toplandı. 40 kurda 7 hurda yani 77 tane zaten hiç gelişmemiş, bizden çok kötü durumda olan ülke var, bunlar para alacaklar, bir de biz Türkiye olarak bu fonlardan yararlanalım. Türkiye, Yeşil İklim Fonu dışındaki fonlardan yararlanmıyor mu? Bu da doğru değil. 2013 ile 2016 arası 670 milyon euroyla biz Avrupa Birliğinde iklim fonlarından en çok yararlanan ülkeyiz. Sadece Yeşil İklim Fonu yok ki tüm fonlar iklim fonuna döndü. Eğer siz bu konudaki tavrınızı koymazsanız, bu fonlardan yararlanma imkânınız da yok. Dolayısıyla Türkiye'yi o anlamda da bir riskle karşı karşıya bıraktık.

Sınırda karbon vergisi... Şimdi, sınırda karbon vergisi, Türkiye ekonomisi için çok büyük risk. TÜSİAD'ın yaptığı, Profesör Erinç Erdem ve arkadaşlarına hazırlattığı raporda birtakım senaryolar var; ton başına 50 euro, ton başına 70 euro, hatta 90 eurodan da bahsediliyor, en düşük 2 milyar 800 milyon euroyla Türkiye sınırda karbon vergisi sebebiyle riskle karşı karşıya.

Cam, demir-çelik, otomotiv, çimento, bunun yanı sıra birçok sektörde daha Türkiye yüksek karbon emisyonu ve eski teknolojiyle üretim yapıyor. Avrupa Birliği bize diyor ki: "Kardeşim, ben yüksek teknolojide az karbon salıyorum, üretim maliyetim yüksek; sen düşük teknolojiyle çok karbon emisyonu salıyorsun, üretim maliyetin düşük. Sen bana sınırda karbon vergisi vereceksin. Bu yaptığın, karbon kaçağına sebep oluyor Avrupa Birliğine." Biz beş yıldır niye hazırlanmadık buna? Biz Paris İklim Anlaşması'nı onaylasaydık, tüm politikalarımızı iklim politikalarına göre yönlendirseydik, bizim sanayicimiz, bizim ihracatçımız buna hazırlanmış olsaydı bugün biz bu sıkıntıyı yaşar mıydık? Sadece sınırda karbon vergisi mi? Bir de döngüsel ekonomi diye bir konu var. Döngüsel ekonomi diyor ki: "Şu plastik bardağı -bu arada tek kullanımlık plastikler Avrupa'da yasaklandı temmuz ayında arkadaşlar. Sayın Bakan altı ay sonra gelecek burada, ben beş yıldır bağırıyorum 'Tek kullanımlık plastikler yasaklansın.' diye, benim söylediklerimi o söyleyecek, ondan da mutluluk duyacağız. Bir an önce yapın onu da Sayın Bakanım, tek kullanımlık plastikler de yasaklansın çünkü okyanustaki kirliliğin, plastik kirliliğinin büyük şeyi tek kullanımlık plastiklerden- üretiyorsun. Bunun ne kadarını geri dönüştürülmüşten üretiyorsun? Cam şişeyi üretiyorsun, ne kadarını geri dönüştürülmüş üründen üretiyorsun?" Buna göre sana eğer geri dönüştürülmüş değilse vergi koyuyor. Enerjin ne kadar yenilenebilirden... Yani şu an bazı sanayicilerimiz daha yüksek maliyetli yenilenebilir enerji sertifikası alıyor. Sertifika veriyor, örneğin işte bilmem ne enerji kurumu ama 0,1 sent daha yüksek enerji maliyetiyle şey yapıyor. Niye? Avrupa Birliğindeki rekabet şansını artırabilmek için ve biz döngüsel ekonomiye de hazır değiliz. Niye? Şu an Türkiye kendi çöpünü ayrıştıramıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Menderes'e çöp arıtma tesisi, katı atık tesisini yapamıyor muhalefet yüzünden, yaptırılmıyor "çöp tesisi bu" diye ve buna AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarımız diyor ki: "Buraya çöp tesisi yaptırmayız." İyi de biz bu çöpü yiyecek miyiz? Bunu ekonomiye kazandıracağız. Bu, çöp değil, aynı zamanda ham madde dönüştürürsek. Öyle değil mi? Ama biz kendi çöpümüzü ayrıştırmadığımız için, dönüştüremediğimiz için bizim ham madde olarak ihtiyacımızı karşıladığı hâlde Avrupa'dan çöp ithal ediyoruz, Avrupa'nın çöp sömürgesi hâline geldik yani bununla ilgili de önlemler alınacak ama...

Dolayısıyla, burada, tamam, Paris İklim Anlaşması onaylanacak, biz de memnuniyetle oy vereceğiz çünkü "Onaylansın, onaylansın" diye beş yıldır bağıran bizdik. Bütün bu anlattıklarınızı beş yıldır söylüyoruz, tutanaklarda var, Meclis tutanaklarında, komisyon tutanaklarında var, tarih not etti bunu ve bu konudaki maalesef, devlet aklının Türk diplomasisinin yani o meslek memurluğundan başlayarak kâtiplik, ondan sonra konsolosluk, büyükelçiliğe giden yolda yıllarını emek vererek, alın teri dökerek Dışişleri Bakanlığında büyükelçi olanların yerine maalesef, AK PARTİ'li eski milletvekillerinin büyükelçi yapılmasıyla bu, işte, dış politikadaki sıkıntımızın sonucudur bu Paris Anlaşması'nın bugüne kalması.

Sayın Cumhurbaşkanı yeşil devrimden bahsetti şeyde. Keşke yeşil devrim olsa. Yani 6 okundan 1'i devrimcilik olan bir siyasi parti olarak yeşil devrimi biz destekleriz ancak sizin yaptığınız, arkadaşlar -yanlış anlamayın- karşı yeşil devrim olur, yeşile karşı devrim olur yani, yeşile karşı devrim.

Şimdi, Paris İklim Anlaşması'nı onaylayacağız. Onaylayınca karşımıza çıkan bundan sonraki süreç var. Bu sürecin eleştirisini yaptık. Bundan sonraki süreçte ne yapmamız lazım? Paris'i onaylamak... Uluslararası sözleşmeler, usulü dairesinde yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde Anayasa'ya göre. Yani biz bir kanun çıkarıyoruz, bu durumda ve bir bakış açısı, iklim dostu bir bakış açısıyla yola çıkıyoruz. O zaman madencilikte de aynı tavrı göstereceğiz. Yani ülkenin madenleri, 1 milyon yıldır toprağın altında olan madeni çıkartırken onun üstündeki ağaca, kurda kuşa, böceğe hiç zarar vermeden çıkartmanın yolunu... "Madenleri çıkartmayalım." demiyoruz ama kılı kırk yararak o madenleri çıkartmak zorundayız. Kaz Dağları'nda, Cerattepe'de, Munzur'da, daha birçok yerde, Fatsa'da yaşanan doğa katliamını, İkizdere'de yaşanan doğa katliamını yaşatmamak zorundayız hep beraber, bu bizim sorumluluğumuz. Ormanlarda, tabiat parklarında, millî parklarda ağaç kesimi yaptırmamak zorundayız bu durumda. Sulak alanlar karbon yutak alanı olarak en önemli alan. Yani karbondioksiti salıyoruz ya, o karbondioksiti yutuyor sulak alanlar. O zaman Ereğli sazlıklarını, Sultan sazlıklarını, Eğridir sazlıklarına, Meke Gölü'nü, kuruyan göllerimizi, Burdur Gölü'nü korumak zorundayız hep beraber. Bu ülke bize kırk dokuz yıllığına kiralanmadı kimseden, biz bu ülkeyi kırk dokuz yıllığına kiralamadık, şehit kanlarıyla sulayarak bu ülkeyi biz kendimize vatan yaptık. Bizim çocuklarımız bu topraklarda yaşayamayacaklar bizim yaşadığımız gibi, bizim torunlarımız bizim soluduğumuz havayı soluyamayacaklar. O zaman böyle bir sorumluluk düşüyor. Ya da Turizm Teşvik Kanunu'nda orman alanlarında turizm tesisi yapılmasına onay vermeyeceksiniz arkadaşlar. Biz bunu söylüyoruz. Yani bu ülkenin doğa politikalarıyla ilgili bir başka bakış açısına hep beraber ihtiyacımız var. Bu, size de sorumluluk yüklüyor, sadece bizim istememiz yetmez. Biz burada hani "siyasetüstü" derken bundan bahsediyoruz. Hepimiz kendi siyasi düşüncemize göre... Hani Âşık Veysel'in bir sözü var -dün Sayın Başkan Muhammet Balta'ya da söyledim, çok da istişare ederiz gerçekten karşılıklı- "Koyun kurtla gezerdi fikir başka başka olmasa." Fikirlerimiz başka olabilir ama ortak değerlerimiz var; bu ülke, bu ülkenin toprakları, doğası ortak değerimiz. Burada birlikte mücadele edeceğiz.

Daha arkadaşlarım da çok katkıda bulunacaktır, ben çok uzatmak istemiyorum. Söyleyecek çok şey var. Aslında benim söyleyeceklerimin bir kısmını Sayın Birpınar da söyledi. Paris İklim Anlaşması'nı, evet, onaylıyoruz ama bunun beş yıldır beklemesinin vebali sizin boynunuzadır. Sizin kişisel çabalarınız da yetmez. Kişisel olarak çaba gösterdiğinizi biliyorum. İklim Komisyonunda kelime aralarından da sizin Paris'in onaylanması konusundaki yaklaşımınızı anlayıp size teşekkür etmiştim hatırlarsanız, evet ama bu yeterli değil. Bu işteki sorumluluk herkes gibi size de ait. Siz de bu organizasyonun parçasısınız, bir devlet organında Bakan Yardımcısısınız, İklim Başmüzakerecisisiniz.

Ülkemize hayırlı olsun Paris İklim Anlaşması değerli arkadaşlar.

Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar Sayın Başkanım.