KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, kaliteli yasama öncelikle komisyonda yapılan yasamadır yani biz komisyonda işleri enine boyuna tartışacağız, düşüncelerimizi özgürce ifade edeceğiz, burada uzlaşacağız, bazen uzlaşamayacağız ondan sonra Mecliste çok daha sakin bir şekilde bu süreç tamamlanacak. Çevre Komisyonunda, ben Çevre Komisyonu Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsüyüm, Sayın Bakan da Mehmet Emin Birpınar da Komisyonumuza kanun teklifleri geldiğini bilir. Biz bu ülkenin yararına olan her şeye pozitif olarak oy veririz, olumsuzu söyleriz, birlikte istişareyle ülkenin yararına karar alınması için mücadele ederiz. Dolayısıyla bizim yaklaşımımız yapıcı yani fikirlerimiz farklı olabilir ama hani az önce Çevre Komisyonunda da söyledim, Âşık Veysel'in bir sözü var: "Koyun kurt ile gezerdi. Fikir başka başka olmasa." diyor. Yani bunu kötü niyetli bir tavır gibi algılamamak lazım. Biz burada konuşmayacaksak parlamenter olarak nerede konuşacağız?

Şimdi, iklim kriziyle ilgili Sayın Dışişleri Bakan Yardımcısı yaptığı sunumda ısrarla "iklim değişikliği" diye konuştu, "iklim değişikliği". Dünyada bu konuda bir terminoloji değişikliği var yani artık "iklim değişikliği" sözünü insanlar kullanmıyor. The Guardian gazetesi... Önce bununla ilgili bir makale yazıldı. Sonra Greta Thunberg, sonra tüm iklim bilimciler "iklim değişikliği"nin -dünyada yaşanan- önümüzdeki felaketi iyi ifade etmediğini, değişikliğin zaman zaman pozitif de olabileceğini, dolayısıyla durumun "iklim krizi" "iklim acil durumu" "iklim felaketi" "iklim yıkımı" gibi farklı şekilde ifade edilmesi gerektiğini söylediler. Şimdi, biz ısrarla "iklim krizi" diyoruz. Tabii, devlet bürokrasisinden de bu konuda dünyadaki bu terminoloji değişikliğini takip etmesini bekliyoruz. O yüzden Sayın Bakan Yardımcısının "iklim değişikliği" sözünü bu anlamda eleştirmek istiyorum.

"Paris İklim Anlaşması tarihsel sorumluluk. Türkiye'nin tarihsel sorumluluğu az. Dolayısıyla, bize gelene kadar kimler var, biz bu anlaşmada en son sözü geçecek ülkeyiz." Bu yaklaşım da doğru değil. Türkiye şu an dünyadaki toplam karbon emisyonunun yüzde 1'inin salınımını yapıyor. Dolayısıyla, her ülke üzerine düşen tarihsel sorumluluğu ölçüsünde üzerine düşeni yapmalı. Elbette gelişmiş ülkeler, işte, dünyayı sömüren kapitalist ülkeler daha fazla sorumluluk sahibi, onlar kendi üzerine düşeni fazlasıyla yapmalı, biz de bu uluslar ailesinin bir üyesi olarak, Türkiye olarak kendi üzerimize düşeni yapmalıyız. Yani "Amerika çok kirletti, şimdi de çok kirletiyor, biz yapmayalım." böyle bir şey yok. Biz Paris İklim Anlaşması'nı imzaladık 2016 yılında, beş yıldır bu anlaşma bekliyor, beş yıldır! Ben 2016 yılında ilk defa Meclis gündemine getirmişim, yani beş yıldır bu işin fikrî takibini yapan bir arkadaşınızım. 26'ncı Dönemde 5 tane Meclis araştırması, 27'nci Dönemde 13 ayrı Meclis araştırması önergesi vermişim bu konuyla ilgili, hepsi de içerik olarak birbirinden farklıdır, iklim krizi temelli, Paris'i kapsayan ama farklı farklı şeyler. Soru önergeleri vermişiz. İlk soru önergemi -tekrar olacak bazı arkadaşlar için ama bu Komisyonu, Dışişleri Komisyonunu bilgilendirmek için söylüyorum- Mevlüt Çavuşoğlu'na vermişim. "Ek-1 listesinden çıkmak istiyoruz." demiş özetle "Onun için bununla ilgili müzakerelerimiz devam ediyor." Veysel Eroğlu'na sormuşum, o "Benim konum değil." demiş "Çevre ve Şehirciliğe sor." Çevre ve Şehirciliğe sormuşum, o da demiş "Ek-1 listesinden çıkmak istiyoruz." Murat Kurum iki ayrı cevabından birinde demiş ki: "Biz Ek-1'den çıkmak istiyoruz, üstelik buna karşı çıkan da yok." yani "Ek-1'den Türkiye'nin çıkmasına karşı çıkan da yok." demiş.

Şimdi, Mecliste bir komisyon kuruldu "Küresel İklim Değişikliğinin Etkilerinin En Aza İndirilmesi ve Kuraklıkla Mücadele Araştırma Komisyonu" biraz daha uzun ismi de... O Komisyonda biz çokça toplantı yaptık, 25 toplantı yapmışız, yüz dokuz saat sürmüş bu toplantılar. Tüm bakanlıklar geldi orada sunum yaptılar, yani Çevre ve Şehircilik Bakanı da geldi, Sayın Mehmet Emin Birpınar da geldi, Dışişleri Bakanlığından Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı geldi, Tarım ve Orman Bakanlığından geldiler, tüm bürokrasi geldi, STK'ler, akademisyenler. Şimdi, orada, devletin -yani şu an devleti yöneten Hükûmetin diyeyim- ve devletin organlarının Paris İklim Anlaşması'ndan ve bu Rio'nun altındaki Birleşmiş Milletlerin İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden haberi olmadığı tutanaklara yansıdı. Şimdi, ben o tutanaklardaki şeyi sizinle paylaşmak istiyorum, yani bu kadar masum değil bu iş. "Biz beş yıl bekledik, hiçbir şey yoktu, şimdi de imzalıyoruz." böyle bir şey yok, bunun bilinmesi gerekir. Bakın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar diyor ki: "Biz Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması'yla ilgili adil konumlandırılmadığını düşünüyoruz. Özellikle Ek-1 üye ülkesi olarak Türkiye'nin, mutlak emisyon azaltımı zorunluluğu zarureti gelmesi durumunda ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya olabileceğini düşünüyoruz." Tamamen yanlış bir değerlendirme, ne Paris İklim Anlaşması'nı biliyor ne Birleşmiş Milletlerin İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin Ek-1, Ek-2 listelerinin ne olduğunu biliyor. Ek listelerinin Paris Anlaşması'nın bir eki olduğunu sanıyor -ben düzelttim, öyle bir zorunluluk yok dedim- ve Paris Anlaşması'nın bir mutlak zorunluluk, emisyon azaltım zorunluluğu getirmediğini, taraf ülkelerin bir beyanda bulunduğunu, bizim gibi ülkelerin de -yani taraf olmamışların- niyet beyanında bulunduğunu ve bu çerçevede hareket edeceğini, bunların da 4 ayrı kategoride değerlendirildiğini, Türkiye'nin referans değerden azaltım... Yani 2030 yılına kadar, bu 2023 hedeflerini de kapsayan olağanüstü bir artımla -artım tutarını şöyle söyleyeyim- 400 milyon tondan 1 milyar 175 tona artıracağını hedefliyor Türkiye ama bizim şu anki durumumuz 929 milyon ton. Yani, aslında, gelmemiz mümkün olmayan bir sera gazı salacağız deyip oradan azaltım söylüyoruz ama toplamda 430 milyondan 929 milyon tona, yani Türkiye 2 katına kadar sera gazını artıracağını söylüyor Paris Anlaşması'nda. Yani biz Paris Anlaşması'yla bir azaltım yükümlülüğünde değiliz.

Peki, Paris Anlaşması'nı imzalamak bize bir ekonomik yük getirir mi? Hayır, Paris Anlaşması'nı imzalamak tam tersine Türkiye'ye bir ekonomik menfaat getirir. Eğer biz ulusal menfaatimizi düşünüyorsak Paris Anlaşması'nı imzalamak değil, onaylamak durumundayız. Niye? Bugüne kadar dünyada politikayı şekillendiren enerji politikalarıydı, şimdi dünya politikasını şekillendiren iklim politikaları. Tüm dünyada, Çin ile ABD arasında bile bunun tartışması var. Dolayısıyla, siz iklim politikalarında dünyada olmanız gereken yerde değilseniz yeni oluşan ekonomik sistemin de dışındasınız demektir. Türkiye'nin bu yeni karbonsuz ekonomik düzende bu düzenin parçası olabilmesi ve bu riski fırsata dönüştürebilmesi gerekir. Bu riski fırsata dönüştürecek bir konumda olan ülkeyiz. Yani Çin'den gelen bir ürünün salacağı karbon emisyonu ile Avrupa gibi bir pazara Türkiye'de üretilen bir ürünün salacağı karbon emisyonu arasında ciddi fark var ulaşım, mesafe sebebiyle. Biz, bunu avantaja çevirebilecek durumdayken beş yıldır bu anlaşmayı imzalamadık ve Sayın Mehmet Emin Birpınar izah etti; Türkiye bu sebeple, 2019 yılında çıkan Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın alt başlıklarından biri olan sınırda karbon vergisi riskiyle karşı karşıya, ton başına 50 euro, 70 euro ve 90 euro konuşuluyor. TÜSİAD'ın yaptığı araştırmada Türkiye'ye 2 milyar 800 milyon euroluk -50 euro üzerinden yapılan hesapta sanırım- bir maliyetten bahsediliyor. Cam sektöründe, enerjide, çimentoda, demir çelikte, daha birçok sektörde Türkiye bu riskle karşı karşıya. Niye? Türkiye eski teknolojili yüksek karbon emisyonu yaratan bir teknolojiyle ürün üretip satıyor. Avrupa Birliği de karbon emisyonlarını sınırladığı için düşük karbon emisyonu olan yüksek teknoloji ürünle ürün üretiyor. Dolayısıyla diyor ki: "Sen benim ülkeme karbon kaçağına sebep oluyorsun bunu satarken, o yüzden sana karbon vergisi uygulayacağım sınırda." Hem kendi içini koruyor hem de bizi bir riskle karşı karşıya bırakıyor. Biz buna adapte olmak zorundayız Türkiye olarak. Eğer biz bu riski... Bugün yapılan o anlamda doğrudur, yani biz bunu destekliyoruz ama bugüne kadar söylediklerimizi burada konuşulanları duyunca tekrar etme ihtiyacı hissettim.

Bir başka riskimiz var; döngüsel ekonomi. Bu döngüsel ekonomi de Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın bir parçası. O da diyor ki "Bu ürünün ne kadarını geri dönüştürülmüş üründen kullanıyorsun?" Eğer geri dönüştürülmüş üründen kullanmıyorsan -çünkü tüketimi azaltmaya çalışıyor- bunun için de senden plastik vergisi alıyor. Mesela İtalya ocak ayında başlayacak plastik vergisine ve dünyanın en büyük plastik ithalatçısıyız biz ham madde anlamında -Türkiye- ve plastik ihracatçısıyız. Yani biz Paris İklim Anlaşması niye onaylanmadı derken ya da bugün onayladık, doğru bir iş yaptık derken bu ülkenin menfaatini, ulusal çıkarlarını savunduğumuz için bunu söylüyoruz. Bunu paylaşmak istiyorum.

Şimdi, bu gecikme sebebi... Neden gecikti? Ek-1 ülkesi olmaktan çıkmak istedik. Peki bu mümkün müydü? Ek-1 ülkesi... Aslında, Dışişleri Bakan Yardımcımız bunları anlatmalıydı, bize Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde olan, herkesin girip okuyabileceği -bizim de bildiğimiz- bilgileri bize sunum olarak anlattı. Bizim ondan beklediğimiz, bu müzakerelerde Dışişleri Bakanlığı ne yaptı, kaç ülkeyle görüştü? Hangi ülkeler bizi destekledi, hangileri bizi desteklemedi? Bizim Türkiye olarak durumumuz neydi? Bununla ilgili biz kendisinden hiçbir bilgi alamadık. Hâlbuki bunu ben daha önce Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı'ya İklim Araştırma Komisyonunda sordum ve kendisi bana dedi ki... Şöyle, şuradan, tutanağından aldım, ben soruyorum: "Sayın Bakanım, Ek-1'den çıkmamız için tüm taraf ülkelerin onayına ihtiyaç var mı?" Var olduğunu bildiğim için soruyorum, diyor ki: "Evet, yani en sonunda şöyle, bunu kabul ettirip nitelikli oylamaya gidip dörtte 3 oyla da karar aldırabilirsiniz ama o sayısal olarak mümkün değil ve bizi destekleyen, itiraz etmeyeceğini bildiren 6 ülke var, 20 ülke de 'Talebinize koşulsuz destek veririz.' diyor." Yani Türkiye'yi EK-1 listesinden çıkartmak için 197 ülke içinde toplam 26 ülkenin destekleyebileceğini söylüyor. Beş yıldır durum böyle arkadaşlar, beş yıldır biz sadece 26 ülkenin bizi desteklediğini bilerek ek-1 listesinden çıkmaya çalışıyoruz ve Dışişleri Bakanlığı bunu biliyor, böyle olduğunu biliyor. G-77 ülkeleri.. Ben G-77 diyorum ama sanırım, Sayın Birpınar, 143 mü şu an?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKAN YARDIMCISI MEHMET EMİN BİRPINAR - Evet.

MURAT BAKAN (İzmir) - 143'e çıktı. 143 ülke, Türkiye'nin Yeşil İklim Fonu'ndan faydalanmaması için, bu para 100 milyar dolardı -planlanan- ama 10 milyar dolar toplanabildi. "Bu 10 milyar dolar paradan Türkiye pay almasın, biz çok daha yoksuluz." diye zaten bizi desteklemiyor. Yani mümkün olmayan bir iş için bizim ek-1 listesinden çıkmamızın mümkün olmadığını bilerek Türkiye beş yıldır bunu bekletiyor. Ve bakın, Faruk Kaymakcı'nın bildiğini Enerji Bakan Yardımcısı bilmiyor, Faruk Kaymakcı'nın bildiğini Ticaret Bakan Yardımcısı bilmiyor. Her 2'sinin de ne Paris'ten haberi var ne Birleşmiş Milletlerin İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden haberi var. Ve şu anki hükûmet sistemi, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi merkezî bir hükûmet sistemi olmasına rağmen yani bizim dış politikadaki... Burada tabii, Türkiye'nin çok değerli hariciyecileri var, çok değerli, büyükelçilik yapmış sayın komisyon sözcümüz var, burada dış politikadan hepiniz anlıyorsunuz biz dış politika uzmanı değiliz ama bizim, hepimizin bildiği bir şey var: Bizim Osmanlı'ya dayanan bir dış politika geleneğimiz var. Yani Osmanlı, bu kadar geniş bir coğrafyayı aynı zamanda güçlü bir diplomasiyle yönetti. Ve geliyorsunuz, Cumhuriyet Dönemi'nde, Millî Mücadele Dönemi'ndeki dış politika; arkasından, ikinci dünya harbi, soğuk savaş, bugüne kadar ciddi bir dış politika geleneği ama bugün eleştiriyorum meslek memurluğundan başlayarak büyükelçiliğe giden yolda onlarca yıl emek vermiş, ter dökmüş arkadaşlar yerine işte, Dışişleri Bakanlığı internet sitesinden bir sunum yapar gibi burada bize bir sunum yapılıyor, bu çok üzücü. Demek ki biz dış politikada da Paris Anlaşması'nı yeterli anlatabilecek düzeyde değiliz. Birpınar'ın bu konuyla ilgili kişisel çabaları da -çünkü onun yaptığı sunumlardan biz konuya hâkimiyetini biliyoruz- yetmiyor dolayısıyla bu eleştirilerden doğal olarak o da payını alıyor.

Ben şunu söylüyorum: Bu uluslararası sözleşmeye taraf olmamız -bizim de onay verdiğimiz- bize birtakım sorumluluklar yüklüyor. Bu sorumluluklar... Hasan Kalyoncu Vekilim'le İklim Araştırma Komisyonunda beraber çalışıyoruz; birlikte gittik, sulak alanları gezdik. Seyfe Gölü Türkiye'nin önemli sulak alanlarından birisi, 320 bin flamingonun havalandığında gökyüzünün karardığı bir göldü şu an yok, Meke Gölü şu an yok, Eğirdir sazlıkları bitmek üzere. Bunların hepsi karbon yutak alanları, iklim kriziyle ilgili değerli arkadaşlar. Burdur Gölü yarı yarıya küçülmüş, sayısını artırabilirim.

Dönelim madenlere... İşte, Kaz Dağları'nda, Cerattepe'de, Fatsa'da, Munzur'da yaşadığımızı biliyorsunuz. Madenlerimiz çıkarılmasın mı? Bizim millî değerimiz, çıkarılsın elbet ama bir tane börtüye, böceğe, üzerindeki ağaca zarar vermeden, kılı kırk yararak biz o madenleri çıkartmak zorundayız. Dolayısıyla eğer bu Paris İklim Anlaşması'nı biz hep beraber onaylıyorsak bu sorumluluk sadece muhalefetin değil iktidarı muhalefeti, burada ne kadar milletvekili varsa bu ülkenin doğasını korumakla ilgili aynı sorumluluğa, aynı yükümlülüğe sahip. Biz bu vatanı, bu toprakları 49 yıllığına kimseden kiralamadık. Bizim atalarımız şehit kanlarıyla sulayarak bize burayı vatan yaptılar dolayısıyla biz de çocuklarımıza biz nasıl bir ülkede yaşadıysak öyle bir ülke bırakmak zorundayız değerli arkadaşlar; bizim çabamız ondan.

Ormanlarla ilgili aynı şey... Ormanlarda Türkiye'nin ürettiği ormandan fazlasını biz kereste olarak kesip satıyoruz. Biz komisyonda konuştuk bunu. Çöp ithalatı... Türkiye Avrupa'nın çöp sömürgesi oldu. Kendi plastiğimizi ayrıştırıp dönüştüremiyoruz, Avrupa'dan çöp ithal ediyoruz. Turizmi Teşvik Kanunu'yla ormanlarda turizm tesisi yapılmasının önünü açtık biz bu Mecliste, Meclis kapanmadan. Bunu çoğaltabilirim.

Son olarak, çok uzatmadan -uzattım belki de- kapatayım. "Vatan" dediğimiz şey arkadaşlar, soyut bir kavram değil. Vatan, işte, bu ormanlar, bu denizler, bu göller, bu ülke bizim vatanımız dolayısıyla biz burayı, bu doğayı hep birlikte korumak zorundayız. Bundan sonra bu sorumlulukla hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Hayırlı uğurlu olsun Paris Anlaşması hepimize.

Teşekkür ederim.