KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Evet, teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli bürokratlar, değerli basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gönül isterdi ki 2022 bütçesi, asıl muhatabı olan milyonlarca emekçiyle, sendikayla ve meslek örgütleriyle hazırlansın; halkımızın ihtiyaçlarına yönelik, sosyal harcamaları yüksek ve istihdamı artıran bir bütçe olsun ama maalesef, 4'üncü kez sarayda hazırlanan bütçede, ödediği vergilerle bütçe gelirlerinin önemli bölümünü finanse eden halkın ve emekçilerin talepleri hiç dikkate alınmamış. Bu anlamda elimizde emeğe cimri, sermayeye cömert bir teklif var.

Teklifte, toplam bütçeden cari transferleri, personel ödemelerini ve faizi çıkardığımızda geriye pek bir şeyin kalmadığını görüyoruz, yatırımlara bütçenin sadece yüzde 8,1'i ayrılmış durumda. Dolayısıyla, bütçenin yatırıma yönelik bir vizyonunun olmadığını yani esas olarak, istihdam yaratan kalıcı bir büyümeyi hedeflemediğini söyleyebiliriz. İktidarın yatırımdan anladığı ise halkımızın geleceğine el koyan, çocuklarımızı bile borçlandıran, dolarla hazine garantisi verilen, kamu-özel iş birliği sözleşmeleri. 5'li çeteye on yılda 204 milyar dolar kaynak aktarılmış, halk bunun sonucunda yoksullaşıyor. Niye? Çünkü halktan alıp onlara veriyorsunuz.

Sayıştay raporlarına göre Hazine 2020 içerisinde 14,8 milyar liralık yeni borca garanti vermiş ancak Hazine garantili borçlar, yıl içerisinde 36,9 milyar lira arttı, artışın 22 milyar lirası da kur farkından kaynaklandı. Yani pandemide bile esnafa, işçiye, çiftçiye, emekliye gelince kaşıkla, yandaşa gelince kepçeyle. Niye? Çünkü iktidar böyle istediği için.

Bu modelin sakıncalarını hep söyledik; ilki, yatırımların bütçe dışına çıkarılmasıdır, ikincisi, koşullar oluşunca özel sektörün dış borcunu Hazinenin üstlenmesidir, üçüncüsü, kamu hizmeti üretiminde güvencesiz bir çalışma biçimi olan taşeron istihdamının yaygınlaşmasıdır ve sonuncusu ise, kalkınmayı tetikleyecek imalat sanayi sektörlerinde yatırım yapması gereken özel sektörün kamu altyapı yatırımlarına yönlendirilerek kalkınma potansiyelini zayıflatmasıdır.

Değerli arkadaşlar, bütçede yatırımlara yeterli pay ayrılmazken faiz giderleri bütçenin yüzde 13,7'sine tekabül ediyor. Hatırlayalım, yatırımlar için yüzde 8,1'e tekabül eden bir bütçe ayrılmış. Cumhurbaşkanının "Yetkiyi verin, faizle nasıl uğraşılır görün." çıkışı sonrası geçilen bu sistemde, faiz giderleri katlanarak zirve yapmış. AK PARTİ'nin ilk on beş yıllık dönemindeki faiz ödemesi yeni sistemde sadece dört yıl içerisinde yakalanmış. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi öncesinde, on beş yıllık süreçte 758 milyar lira olan faiz giderleri sistem değişikliğinin ardından, 2018 ile 2022 yılları arasında 727 milyar lira olarak hesaplandı. Yani 2022'de 240 milyar lira faiz ödenecek; sonuç itibarıyla vergiler tamamen faize gidiyor, yeni zamlar kapıda.

Öte yandan, 278 milyar lira da bütçe açığı öngörülüyor; artan bütçe açıkları yeni vergi ve oranlarının habercisi, zamların habercisi. Kara kış kapıda, bu kış halkımız için soğuk geçecek; doğal gaz fiyatları el yakıyor, kombiyi açmak cesaret ister hâle geldi. Vatandaş arabasına akaryakıt alırken düşünecek; elektriği, kombiyi açarken düşünecek; "Bu akşam ne pişireyim?" diye düşünecek ama zamlar halkın sırtına binmeye devam edecek. Sata sata devletin tüm akarlarını kuruttunuz, geriye bir tek vergi gelirleri ve vatandaşın cebi kaldı; tablo bu.

Öte yandan, rant çarkı dönmekte; sermayeden vergi almak yerine borç al ve bu sınıfı devlet garantili faiz ödemeleriyle besle. Son yıllarda, Hazinenin, dövize endeksli iç borçlanma yapmak gibi yeni bir günah işlediği de hesaba katılırsa, sermaye kesimine bir de ballı kur farkları da ödenmiş olmakta. Burada, son faiz indirimi kararının etkilerini bir de bu yönden düşünmek lazım. Halk yoksullaşırken kazanan faizci, sermayedar oldu. Pekâlâ, "Faizleri indirip döviz kurunu zıplatanlar, bu çıkar değirmenine su taşıdıklarını bilmiyorlar mı?" diye sormak lazım. Söyleyeyim; bal gibi biliyorlar. Halk, bu döviz artışlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanından şu ana kadar hâlâ bir cümle duymuş değil. Sayın Hazine ve Maliye Bakanı nerede? Hazine ve Maliye Bakanı, niçin konuşmaz; yapılanları tasvip etmediği için mi yoksa ekonomiyi yönetenin aslında kendisi olmadığı için mi? Bu soru da kamuoyunda konuşulmakta, sorulmakta.

Değerli milletvekilleri, bakın, çiftçiye ayrılan destek 25,8 milyar lira oysa, 2022'de çiftçiye yasa gereği verilmesi gereken asgari tutar 78,8 milyar lira. Bütçeyi hazırlayanlar ne yapmış? Şehir hastanelerini yapıp işleten müteahhitlik şirketlerine 21,5 milyar lira, ulaştırma projeleri için de 20,4 milyar lira ödenek ayırmış. 2 milyon çiftçiye 25,8 milyar lira destek reva görülmüş, bu paranın 2 katına yakını bir avuç Hazine garantili projelerin patronlarına ayrılmış. Niye? Çünkü iktidar böyle istiyor. Pandemide, dünyada gıda stoklama eğiliminin arttığı bilindiği hâlde çiftçiyi yeterince desteklememek iş bilmezlikten öte çitçiye, toprağa olan bir düşmanlıktır; hem çiftçiyi bunalıma itiyorsunuz hem de tüketiciyi. Bu kadar da olmaz.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, bütçe kanun teklifinin 12'nci maddesinde, garantili projeler için borç üstlenim taahhüt limitinin 4,5 milyar dolar olacağı belirtilmiş. Orta vadeli programa göre doların 2023'te 9,77 olması öngörülüyordu oysa dün dolar 9,80'i de aştı; böylece iktidar, dolarda, 2023 hedefine 2021'de ulaşma başarısını da gösterdi. Burada özellikle şunu sormak isteriz: Kurun yükselmesiyle geçen seneye göre Hazine, TL cinsinden ne kadar daha fazla borç üstlenim taahhüdü vermiş oluyor; bunu da öğrenmek istiyoruz.

Açık ki bu rakamlar, mevcut ihale düzeninde yandaş sermayeyi ihya etmeye yetecektir. Peki, ihya edilen sadece yandaş sermaye mi? Bunun yanında imtiyazlı ama hesap vermeyen yandaş vakıflara da devasa kaynak aktarılıyor. Basına yansıyan TÜGVA belgelerini hepimiz gördük. TÜGVA, kaymakamlıktan hâkimliğe, astsubaylıktan Polis Özel Harekât atamalarına kadar kurmuş olduğu ağla kendi üyelerini devlete yerleştirmiş. İddialara göre, TÜGVA ve Ensar gibi yandaş vakıflara 1.106 adet kamuya ait yurt binası tahsis edilmiş. Bu bütçede TÜGVA'ya ayrılan kaynaklar nerede? Bütçe gerekçesinin 295'inci sayfasında "kâr amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan transferler" yer alıyor. Burada Türkiye Maarif Vakfı var, Yunus Emre Vakfı var ama TÜGVA ve Ensar Vakfı yok; bu listede bunlar yok. Elimde, bu aylık bütçe gerçekleşmelerini gösteren merkezî yönetim bütçe giderlerinin ekonomik sınıflandırılması tablosu var -şu gösterdiğim- dedik ki belki TÜGVA'ya ve Ensar'a aktarılan kaynaklar bu tablodadır, orada da yok. Bütçe dışına çıkarmak da bir bütçeleme tekniğidir, hangi harcamaların perdeleneceğinin kararı da burada veriliyor.

Bu bütçe gençlerin bütçesi olsaydı, kaynak, üniversite kredileri nedeniyle hacizlik olan 280 bin üniversite mezununun borcunu silmek için kullanılırdı, TÜGVA, Ensar gibi vakıflar için değil. Aydın'da, 25 yaşında atanamadığı için intihar eden Merve Öğretmenin, 21 yaşında ataması yapılmayan ve intihar eden Kevser Hocanın vebali torpil listeleriyle elemanlarını devlete yerleştiren TÜGVA ve onu destekleyenlerin boynuna olsun.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de yıllardır vergi yükünün büyük bölümünü yoksul halk, emekçiler sırtlıyor. Kamu gelirleri içerisinde önemli bir yer tutan vergi gelirlerinin ana kaynağı 2022'de yine ücretli emekçiler olacak. 2022 yılında vergi gelirlerinin yüzde 20'lik artışla 1 trilyon 430 milyar liraya yükseltilmesi bu yıl milyonlarca emekçinin geçen yıllara göre daha ağır vergi yükü ve zamlar altında ezileceğinin habercisi yani yoksulu da zengini de aynı oranda vergi ödüyor, yine öyle olmaya devam edecek. Gelirde uçurum var ama vergi ödemeye gelince ikisi aynı görülüyor oysa dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 33, bizde ise 2 katı yüklenilmiş dolaylı vergilere, üstelik gelir vergisinin daha ağırlıklı kısmı da emekçilerden alınmakta. Bu noktada acilen yapılması gereken, 10 milyon civarındaki asgari ücretlinin vergi dışı bırakılmasıdır; gelir dağılımı adaletsizliğinin hat safhaya vardığı koşullarda bu acilen yapılmalıdır. Türkiye İstatistik Kurumu 2020'ye ilişkin gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonuçlarına göre Türkiye'de en zengin yüzde 20 toplam gelirden yüzde 47,5 pay alırken, en yoksul yüzde 20 sadece yüzde 5,9 pay alabiliyor, aradaki fark 8 kat; başka söze gerek yok.

Değerli milletvekilleri, gayrisafi yurt içi hasılamız on beş sene öncesine geriledi. Orta vadeli planda 2021 için ortalama kur 8,30 TL, kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla 9.489 dolar. Bugünkü kur üzerinden hesaplandığında kişi başına gelir 8.078 dolara düşüyor; bu şu demek: Halkımız ortalama 2006'nın maaşlarıyla, 2021'in pahalılığıyla boğuşmakta.

Benzine dün 44 kuruş, bugün de 28 kuruş zam yapıldı. Bütün hesaplar ertesi gün güncelliğini yitiriyor. Hayat her gün pahalanıp ücretler erirken herhâlde bütçe de etiketleri suçlamış olacak ki hayat pahalılığına yönelik bir önlem düşünülmemiş bu bütçede; örneğin, gıda fiyatlarını düşürecek bir tarımsal destekleme politikası öngörülmemiş.

Şimdi, buradan halkımız adına sormak istiyoruz: Ey bütçeyi yapanlar, "Büyüdük." diye övünenler, "Ekonomi pik yaptı." diyenler 2020'nin ikinci çeyreğinde emekçilerin gayrisafi katma değerden aldığı pay yüzde 37 iken 2021'in ikinci çeyreğinde yüzde 33'e geriledi. TÜİK'in tartışmalı rakamlarıyla bile halkımız gıdaya üç buçuk sene önceye göre yüzde 70 daha pahalıya ulaşıyor. Bu bütçe halkımıza yoklukta sabrı tavsiye etmekten başka ne getiriyor? Kim sabredecek? 3 çeyrek altın bile etmeyen asgari ücrete katlananlar mı, iş bulamayan, baba eline bakan, ana eline bakan, üniversiteye gittiğinde yurt bulamayan, borçla mezun olan gençler mi?

Değerli milletvekilleri, diğer bir konu: Sayın Oktay sunumunda 2022 bütçesi için "Tarımın bütçesidir." demişti. Sayın Oktay, geçen hafta biz Rize'deydik ve Rize'yi dolaştık, bütün ilçelerini dolaştık. Çay üreticileri 2022 bütçesinin tarımın bütçesi olmadığını söylüyor. Çünkü dedikleri şu üreticilerin: "Çay yoksa ekmek yok, şu anda bize ekmek yok." Neden? "Çay para etmiyor." diye dert yanıyor üreticiler. Üreticiler yaş çayın kilosunu 1 lira 10 kuruştan topluyor, 2 lira 40 kuruşa satıyor; gübresiydi, nakliyesiydi, budamasıydı, taşıma gideriydi, konulan kota ve işçilik derken üreticilerin elinde bir şey kalmıyor. Sordum, çay üreticisinin kendi hayvanları için aldığı otun kilogram fiyatı 2 lira 70 kuruş, ekonomik değeri olan sattığı yaş çayın kilogramı ise 2 lira 40 kuruş. Bunları da getirdim Sayın Oktay, şu, yaş çay; bunun 1 kilosu üreticinin hayvanları için verdiği ottan daha ucuz. Takdiri sizlere bırakıyorum.

Siz, ÇAYKUR'u genel bütçe kapsamından çıkartıp, Varlık Fonuna devrederseniz, üreticinin "Taban fiyatın altında alım yapılmasın." çığlığını duymaz, bütçe kapsamındayken kâr eden ÇAYKUR da sürekli zarar eder. Bu sadece Rize'de mi böyle? Hayır, dönün Muğla'ya veya başka bir ile, geçen yıla göre gübre fiyatları 3 kat artmış. Çiftçiler "Gübre yoksa mahsul yok, mahsul yoksa çiftçi yok, çiftçi yoksa hayat yok." diye dertleniyor. Ülkenin her yerinde çiftçiler feryat figan "Geçinemiyoruz." diye seslenmekte. Var mı bütçede çiftçilere yönelik dişe dokunur bir destekleme politikası? Yok. Niye? Çünkü iktidar böyle istiyor. Çünkü asgari ücretlinin, esnafın, kadro bekleyen mevsimlik orman işçisinin, EYT'linin, intibak bekleyen emeklinin, 3600 ek gösterge bekleyenlerin, kadro bekleyen taşeron işçisinin, atanamayan öğretmenlerin, 10 bin atama bekleyen engellilerin, yurt bulamayan öğrencilerin, pandemide canını ortaya koyarak çalışan sağlık emekçilerinin, "Geçinemiyoruz." diyen milyonların artık sizin bu tercihlerinize karşı sırtlanacak hâlleri kalmamıştır. Dolayısıyla bu bütçe iktidarın tükeniş ve çöküş belgesidir, veda bütçesidir. Zaten yurttaşlarımız yaptığınız açıklamaları da ibretle izliyor, not ediyor. Yurttaşla konuşmaktan korktuğunuz için olsa gerek ne pazarda ne esnaf yanında ne tarlada görünmüyorsunuz, halkın içine ancak tebdili kıyafetle girebiliyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, açılıyor Pandora'nın kutuları, varlıklarını vergi cennetlerine aktaranlar tek tek ifşa oluyor. Ülkemizden de birçok isim var, pek çoğu da saraya yakın, pek çoğu da kamu bankalarından bizim paramızı kullanıp bunları vergi cennetlerine kaçırmış. Ülkemizde vergilendirilmesi gereken milyonlarca doları vergi cennetlerine kaçırmışlar oysa mevcut kanuna göre yüzde 30 vergiyi buraya ödemiş olmaları gerekirdi. Ödemiş olsalardı az da olsa bütçe açığını halkın sırtına bindirilen yeni vergi ve zamlarla kapamazdık. Bunun yapılabilmesi için neye ihtiyaç var? Bir kararnameye. On beş yıldır vergi cennetlerini ilan etmiyorsunuz. Kimsenin kuşkusu olmasın, ilk sandıktan sonra bunu biz ilan edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, diğer bir konu: Kısa adı FATF olan OECD bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü Türkiye'yi gri listeye aldı, diğer bir konu da bu. Gri liste Türkiye'nin kara parayla mücadeleye ilişkin verdiği sözleri tutmadığı anlamına gelmekte. Bu kadarla da kalmıyor, gri liste Türkiye'nin kara parayı iş edinenler için elverişli bir yer olduğuna da işaret ediyor. Bu konuyu geçen dönemdeki bütçede de dile getirmiştik. Türkiye iki yıl önce kara parayla mücadele örgütü FATF'ye üst düzey siyasi taahhütte bulundu "Şunları şunları yapacağım." diye, sözler verildi ama bu sözler tutulmadı. FATF kararı bize AKP iktidarının Türkiye'yi nasıl bir duruma getirdiğini apaçık göstermekte. Böyle giderse pula dönen sadece paramız değil, itibarımız da olacak.

Öte yandan, Sayın Oktay sunumunda "Yüzde 21,7 büyüme kaydettiğimiz 2021 yılının ikinci çeyreğinde, G20 içerisinde en yüksek büyüme sıralamasında 2'nci sırada yer aldık." şeklinde bir ifadede bulundu. Ancak bu büyüme ne ücretlere ne istihdama yansımadı; son bir yılda işsizlik ve yoksulluk rekor seviyelere çıktı, vatandaşın cebi küçüldü. Bir de millî gelir gerçeğimiz var öbür taraftan. Türkiye'de bir ilki daha gerçekleştirdiniz; millî gelir son yedi yılda arka arkaya düştü. Bu, cumhuriyet tarihinde ilk defa oluyor; bu da AKP iktidarının Türkiye'yi nasıl bir duruma getirdiğini apaçık göstermekte.

Değerli arkadaşlar, temel sorunları çözeceği iddiasıyla getirilen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi vardığımız aşamada temel sorunları çözmek şöyle dursun daha da ağırlaştırmış ve ülkeyi uluslararası alanda koyu bir yalnızlık içerisine düşürmüştür. "Türkiye'yi uçuracak" denilen proje uygulandıkça Türkiye'nin dibe vurma noktasına doğru adım adım yaklaştığını görüyoruz ancak kimse umutsuzluğa kapılmasın, 2023 bütçesini partimiz tüm toplumsal güçlerle beraber hazırlayacak.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz tamamlandı Sayın Girgin.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamamlıyorum Başkanım.

Bütçenin temelinde her şeyden önce saray tarafından yok sayılan tüm üretici güçlerin korunduğu, kurallı ve hak temelli bir düzen içinde üretime katılabildikleri bir düzenin güvencesi olacak, sosyal devlet olacak. Bu amaçla, çalışanların insan onuruna yaraşır ve emekleri karşılığında hak ettikleri kazançları elde etmelerini sağlayacak ücret ve vergi politikalarını, hak temelli bir koruyucu sosyal politika çerçevesini ve üretken refah devletini kuracak bir çerçeve bütçeye yansıyacak.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum.

Kamu kaynaklarının yandaşa değil, hak edene verileceği bir düzen yaratılacak.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.