| Komisyon Adı | : | (10 / 4413, 4430, 4431, 4432, 4433, 4434, 4435, 4436, 4437, 4438) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu |
| Konu | : | Komisyon çalışmalarının değerlendirilmesi ve Komisyon raporuna ilişkin olarak Komisyon üyelerinin önerilerinin alınmasıyla ilgili görüşme |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 27 .10.2021 |
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum.
Sayın vekilimi tamamlama anlamında; ağabey, müsteşarlık kesmez inşallah deniz, balıkçılık bakanlığını kurarız. Gönlümüzden geçen o, olması gereken o. O konuda inşallah, gelecek dönem parlamenter sistemle beraber böyle bir bakanlık da açılırsa, kurulursa çok daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.
Öncelikle Sayın Başkanım, Komisyon üyelerimize ve en önemlisi de sekretaryamıza, Komisyonun arkasını toplayan, en büyük emeği harcayan ekibe teşekkür ediyorum çünkü bizler hazır sofraya oturuyoruz ama sofraya oturmadan önce sofranın kurulması gerekiyor. Buradaki danışman arkadaşlarımıza en üstten en alta kadar ve burada bize hizmet eden bütün arkadaşlara, emekçi arkadaşlara şükranlarımı sunup teşekkür ediyorum.
Yavaş yavaş Komisyonun sonuna doğru geldik. Bazen sesi yükselttik bazen alçalttık ama amacımız neydi? Sonuçta en iyisini bulmak, en iyiyi yakalamak ve sorunu çözebilir miyiz, onun için mücadele ettik. Yapılan yanlışlar vardı; evet, onları anlatmamız gerekiyordu ve şahitli bir şekilde de göstermek gerekiyor. Çünkü bizim insanlarımızın, Türklerin yapısında görmek gerekiyor, gördüğünüz zaman inanıyorsunuz ancak o zaman. Ve geldiğimiz noktada maalesef, üzülerek birçok sıkıntıyı beraber yaşadığımızı gördük, yanlış bir yolda gidildiğini de gördük ve yanlış projelere harcanan kaynaklara da hep birlikte şahit olduk. Şimdi, en basitinden kendi ilimle ilgili; işte hafta sonu Genel Başkanımız Kemal Bey'in, Kemal Kılıçdaroğlu'nun görevlendirmesiyle Hopa'dan başlayıp Samandağ'ına kadar kıyıları dolaşan Sinop Vekilimiz Barış Karadeniz'le Tekirdağ'da beraberdik balıkçılarla, denizdeydik yine. İnsanlar şikâyetçi, dertli, hatta ve hatta değerli arkadaşlar, o gün geç kaldınız Komisyonun da ziyaret edeceği derin deşarjın denize basıldığı noktayı göremediniz geç kaldığı için program. Ama şimdi hiç görme şansınız yok, normal vatandaşın oraya girme şansı yok. Eğer biz milletvekili olmasaydık derin deşarjın olduğu bölgeye giremezdik. "Ne var?" derseniz, orası askerî alan olmuş, askerî alana çevrilmiş. Biz girdik, hemen askerler geldi, ondan sonra kendimizi ifade ettik ve orada gerekli açıklamayı yaptık. Şimdi, anlamakta güçlük çekiyorum, anlayamıyorum daha doğrusu. İnşallah, o derin deşarjın yanlışlığını anlarız. Zaten biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan 4 görevli arkadaş olarak ortak bir raporu Komisyona sunacağız; hepimiz zapturapt altına alarak ortak bir proje şeklinde. Burada sıraladık ama gördüğüm nokta şu: Sayın Hayrettin ağabeyin dediği gibi, vallahi bizim en büyük sıkıntımız kontrol. Şimdi, ilk günden beri, milletvekili seçildiğimizden beri -Çiğdem Hanım da bilir- zaman zaman basında da yer alıyor yani şimdi tatil günleri geliyor, işte 29 Ekim, yarın 28 Ekim, yarın için korkuyorum ben kendi ilimden ve 30 Ağustos öncesi kendi ilimden korkuyorum ve işte dediğim gibi özel günlerde, bayramlarda maalesef o derelerin hepsi fabrikaların atık sularıyla beraber boyanıyor. Şimdi, bunu dile getiriyoruz, gidip bizzat kayıt altına alıyoruz. Sayın Vekilim dedi ya işte: "Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünü dinleseydik." Ama dinlemeye gerek yok, gelemiyorlar. Arkadaşlar on iki saat sonra oraya gidip örnek alıyorlar, o zamana kadar zaten her şey bitmiş, olay bitmiş. Bakıyorsunuz, oradan örnekler laboratuvara gitmiş, laboratuvarlarda zaten temiz örnek kalıyor ve vicdanlarda temizlenmiyor ama laboratuvarlarda oradaki suyun temiz olduğu ortaya çıkıyor. Ve defaaten, birkaç defa soru önergesi verdik, dedik ki: Ne kadar ceza kesilmiş hem özel sektöre hem de yerel yönetimlere? Ayrı ayrı istiyorum, özellikle madde madde. Özel sektörlere iller bazında ne ceza kesilmiştir ve de yerel yönetimlerde nedir? Bir türlü alamadık.
ZAFER IŞIK (Bursa) - Verdiler ya bize sunumlarında.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Yok, ben şeyi söylemeye çalıyorum.
ZAFER IŞIK (Bursa) - Tekirdağ'da, hatırlıyorum, verdiler.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Vekilim, Komisyon öncesini söylüyorum, bu Müsilaj Komisyonu öncesini konuşuyorum, Müsilaj Komisyonu öncesini konuşuyorum, farkındayım, siz herhâlde geç geldiniz Zafer Vekilim.
ZAFER IŞIK (Bursa) - Yok, yok, buradaydım.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Yok, benim söylemek istediğim soru önergeleridir. Soru önergesini herhâlde duymadınız. Vermiş olduğumuz soru önergelerine maalesef bir türlü cevap alamadık. Hepsini aynı şu tabaktaki gibi kiviyi, kavunu, üzümü bir şeye koymuşlar ayır ayırabilirsen, ayıramıyorsunuz. Ve gelinen noktada bunu da zaten biz Tekirdağ'daki toplantıda Çevre ve Şehircilik İl Müdürüne de ifade ettim. Hiç çekincemiz yok, kimsenin arkasından da konuşmuyoruz.
Şimdi, geldiğimiz noktada en önemli şeyin eğitim olduğunu burada anladık, zaten biliyorduk. İnsanlarımızı eğitmemiz lazım. Biz ne kadar koruma tedbiri alsak dahi maalesef "ikinci kanal" denen sistem hep çalışmış ve çalışıyor da. Orada da Ergene'de de OSB'de sorduğum soru vardı, dedim ki: Arkadaşlar, çekilen görüntüler var, o görüntülerde oraya bir deşarj yapıldığı da ortada. "Ne diyorsunuz?" Cevap veremediler işte. 10 bin metreküp su basıldığı söyleniyor Ergene'den denize ama gelinen noktada orada renk değişimi var ama bunu kimse açıklayamıyor.
Şimdi, demek ki yine hâlâ bizim kontrol kısmında sıkıntımız var. Biz ne kadar çok karar alırsak alalım, maalesef, uygulayacak olan kişiler belli ama en önemlisi de şu: Kusura kalmayın, suç bizde, siyasilerde. Bakınız, altını özellikle çiziyorum; suç bizde, siyasilerde. Şimdi, Ali Şeker Beyefendi'den örnek vereyim, yakın olduğu için. Ali Şeker Beyefendi'nin iş yeri var ve bir sıkıntısı olduğu zaman hemen beni arayacak. Aradığı zaman, biz de tabii, iktidar sahibiyiz, hemen devreye biz giriyoruz; "Aman dokunma." Oradaki bürokratların ben orada iş yapabileceğini düşünemiyorum hiç. Kusura kalmayın, bakın "Suçlu biziz." dedim farkındaysanız, örneği kendimizden veriyorum. Bu bağlamda yürüdüğü için, maalesef, çevreyi katlettik kendi ellerimizle, doğayı katlettik. Değişik bilim insanlarını dinledik burada, bazen -Sayın Başkanımızın dediği gibi- zorla bazı kelimeleri söyletmek istedik özellikle çünkü zorladık, çıkması gerekiyor bazı şeylerin ve bilinmesi gerekiyor. O söyleyecek ama "acaba"sı var.
Şimdi, geldiğimiz noktada güzel bir rapor olacağını düşünüyorum. Herkesin emeği var, saygı duyuyoruz ama önemli olan bu raporun -şöyle dosyaları alıp- rafta kalmaması gerekiyor, işte sıkıntı orada. Bizim, buradaki işimiz, bunun takipçisi olmamız lazım. Niçin? Doğmamış çocuklarımız için, bebeklerimiz için. Bu dünyada çünkü bizler yaşadık, belli bir şeyle devam ettik ama göçeceğiz. Ama yolda gelenler var, gelecekler var. Onlara bizim bu dünyayı temiz bir şekilde bırakmamız gerekiyor. Tabii, para kazanalım, para kazanmayalım demiyorum; sanayiye de karşı değiliz, bakınız, tarıma da karşı değiliz, sanayiye de karşı değiliz ama hem tarımın hem sanayinin ortak bir noktada yürüyebileceği bir projeyi bizim yürütmemiz lazım, birilerinin bize baskı kurmaması lazım. Nasıl? Paris İklim Anlaşması'nı kaç yıl sonra zorlamayla gelip imzaladıysak, Meclisten çıkardıysak ona gerek olmaması gerektiğini düşünüyorum. Yani sıkışınca değil, tedbirleri "birileri bizi zorladı" diye almamamız lazım.
Şimdi, yapılan yanlış projeler var mıdır? Vardır. Şimdi, bakın, "İyi Tarım Uygulamaları" önümüze geldi, kitap geldi, dağıtıldı. Ya, arkadaşlar, bizimle dalga geçmeyin. Tarım Bakanlığı, iyi tarım uygulamalarını destekleme politikasını bile değiştirdi. Yani sertifikasyon işleminin nasıl yürüdüğünü çok iyi biliyorum. Organik tarım moda. En güzel şey "organik" yazdığınız zaman fiyatını yükseltiyorsunuz ama organik tarımın nasıl yapıldığını acaba nasıl biliyoruz? Veya o sertifikaların nasıl alındığını hepimiz biliyoruz, birbirimizi kandırmayalım. O bölgenin yakınında dahi normal üretim olmaması gerekiyor çünkü bir şekilde rüzgârla veya böceklerle o ürünlerin veya zararlıların oraya geçeceğini biliyoruz. Şimdi kalkıyoruz, kendi kendimizi aldatıyoruz. Arkadaşlar, bakın, "Bu ülke bizim." diyorum farkındaysanız. Bir sürü şey aldık, madde yazdık alt alta.
Şimdi, Tekirdağ'a gittik hep beraber ve bugün sabah -Komisyondaki arkadaşlarımızla da- son anda aklıma geldi. Yatırım yapmak isteyen bir kurum var bölgemde. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi -bunu daha önce de söylemiştim- "Marmaraereğilisi Yeniçiftlik'te benim ileri biyolojik arıtma kurmam gerekiyor, sıkıntı var, orada kanalizasyon sıkıntımız var." diyor ama Millî Emlaktan fiyatların dahi yazılıp resmî evrakla şu kadar ödenmesi gerektiği ifade edilmesine rağmen daha sonra iptal ediliyor ve Çevre Bakanlığı... Şimdi, haftaya Bakan Bey gelecek, Bakan Bey'e aynen soracağım: "Neden ayrım yapıyorsunuz, neden ayrım yapıyorsunuz?" İşte bunu, projeyi imzalarsanız o da arkadan gelir. Bak, arkadan konuşmayacağım ben, yüzüne söyleyeceğim çünkü görüştüğüm için, konuştuğum için. Nasıl ki İller Bankası Genel Müdürünün yüzüne konuşacağım şeyler de gelecek. Kimseye arkadan konuşmuyorum, yüzüne konuşacağız arkadaşlar. Bizim burada yapmak istediklerimiz kendimiz için değil, toplum için yapmak istiyoruz. Şimdi, Ereğli'de böyle bir tesis yapılmak isteniyor, bedeli yazılmış, "Tamam." deniliyor "okey"leniyor, ondan sonra birileri araya giriyor, iptal ediliyor. Daha sonra yazışmalar devam ediyor ki bu projeyi kabul ederseniz olur.
Şimdi, geçtiğimiz günlerde, işte, Lokman Hocamız geldi sağ olsun, "PAKOP" dedik. Arkadaşlar, Ergene'de yer altı suyu bitiyor artık, 400 metreye indik, 400 metreden su çıkarıyoruz ve Ergene'yi koruma havzası ilan ediyorsunuz; çok güzel, böyle odalar içerisinde masalarda oturuyoruz, buradan her şeyi güzel güzel hallediyoruz. Yazıyoruz şeyi; yönetmelik, tebliğ neyse işte, kanun çıkartıyoruz ama ondan sonra orada onu bozuyoruz. Şimdi, toplulaştırma yapmışsın "koruma havzası" demişsin, "Ergene su havzası" diyorsun, tarımsal alan, sit alanı ilan ediyorsun, ondan sonra yine mahkeme kararına rağmen diyorsun ki: Orada bu plastik sanayiciler olabilir. Yani birinci sınıf tarım arazisine bu devirde böyle bir izni veren Çevre Bakanlığını ben buradan eleştiriyorum. Tarım Bakanlığına da sordum, "Bizim dışımızda, Çevre Bakanlığı bakar." diyor yani topu gezdiriyorlar. Konuştuklarım, Sayın Başkanım, kayıtlı, belgeli. Soru sorduk 2 Bakanlığa da, 2 Bakanlıktan gelen cevaplara gülüyorum kendi kendime, birbirlerinden haberleri yok veya bizi aptal yerine koyuyorlar. Ben oradaki vatandaşlarımın hakkını korumak için mücadele ediyorum çünkü su sorunumuz var diyorum, çünkü gıda sorunu var. Bakın, bugün artık gıdanın ne kadar problem olduğunu hep beraber yaşıyoruz ve siz de hatırlarsınız kürsüden de dedim; buğday üretiminin 15 milyon tonu geçmeyeceğini ifade ettim ve istifa ederim dedim, ta ne zaman. Şimdi geldiğimiz nokta, tarımsal girdilerde ve sebze üretiminde Türkiye'de müthiş bir gerileme olduğunu -ben söylemiyorum- alt yazıda televizyonlar söylüyor, Bakanlık söylüyor.
ZAFER IŞIK (Bursa) - 17,7 milyon ton.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Hiç alakası yok Sayın Vekilim. İddialaşırım seninle, TÜİK rakamlarıyla işim yok. Bakınız, onun için mi ayçiçeği ve buğday şeyine kapıları açıyorsunuz devamlı. Yani bakın, ben, sizin gemicilik işini anlamam ama tarım işinde de maalesef rakamları okuyabiliyoruz, sahayı biliyoruz, ülkenin yapısını biliyoruz. Şu anda insanlar maalesef ne yiyeceğini düşünüyor kara kara ve 2022'yi düşünmeye başladı. Böyle bir problem varken biz doğal kaynaklarımızı bir türlü kullanamıyoruz. Bakınız, balıkçılarla ilgili, tamam, bazı arkadaşlar çıkıyor "Balıkçılığı Marmara'da yasaklayalım." İyi, güzel de bu insanlarla ilgili ne çözüm sunacağız? Bu insanların baktığı aileler var, orada bir nüfus var ve bunlara biz devlet olarak düzenli bir kaynak aktarabilecek miyiz? Bunların da tartışılması lazım çünkü çok kolay bazı şeyleri yapmak. Önemli olan bizim bunu sürdürülebilir bir şekilde yapmamız gerekiyor, hem tarımı hem işte hayvancılığı veya yaşam standardını ama biz maalesef tek taraflı düşünüyoruz.
Geldiğimiz noktada ben bütün emek koyan arkadaşlara, danışman arkadaşlarımıza tekrar tekrar teşekkür ediyorum çünkü onlar da bizlerle beraber ilk günden beri sahadalar. Ama kafamda, Sayın Başkanım, en büyük soru işareti bizim bu yazacaklarımız çizeceklerimiz acaba yöneticiler tarafından veya ülkeyi yönetenler tarafından ne kadar kayda alınacak? Çünkü en basit iş... Bakın, biz, birçok komisyonu gördük veya ağabeylerimizden dinledik, duyuyoruz; yani komisyonlar çalışıyorlar, çalışıyorlar, rapor hazırlanıyor ama raporlar Meclisin kütüphanesinde durursa hiçbir işe yaramaz. Bizim buradan eğer çıkarabileceğimiz bazı kararlar, maddeler var da onları uygulatabilirsek... Mesela hep beraber ileri biyolojik arıtmanın olması... Bakınız, şu anda Türkiye'de 1.170 tane arıtma tesisi olduğu söyleniyor rakamlarda. Bunun sadece 288 tanesinin ileri biyolojik arıtma olduğu... Bu acı bir tablo aslında, 21'inci yüzyıldayız arkadaşlar, yıl 2021. 828 tanesi biyolojik arıtma tesisi, 4 tanesine kimyasal atık diyoruz. Bu yine rezillik yani 4 tane kimyasal atık tesisimiz var koskoca Türkiye'de ve 50 tane de fiziksel arıtma tesisimiz var. Yani tablo aslında bize nereden nereye geldiğimizi gösteriyor, neden böyle bir sıkıntı yaşadığımızı. Hani uzağa gitmeye gerek yok, aslında bu da işte verilen rakamlar, Bakanlığın rakamları. Demek ki o zaman perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş. Tablo belli, biz bile bile buraya kadar gelmişiz. En önemli şey kontrol, kontrol, kontrol ama kontrol yaptıktan sonra da o kontrolün sonuca ulaşması gerekiyor.
OSB müdürlükleriyle ilgili... Şimdi, organize sanayi bölgelerine -geçen hafta da söyledik burada- bu adamlara arıtma tesisleri yaptırıldı, arıtma tesislerini çalıştırmaya paraları yok. Hakikaten en büyük tablo da o, sıkıntı. Diğer bir konu da Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; ödemeleri geldi, bu adamların yüklü bir ödeme tablosu var ellerinde ve şimdi o paraları ödemek için ne yapacaklarını kara kara düşünüyorlar. Biz şeye de yazdık, inşallah raporda yer alır. Arıtma tesisleri olan ıslah organizelerin ve özellikle işte bizim kendi Tekirdağ'dakileri bildiğim için... Diğerlerini bilmiyorum ama Tekirdağ bölgesindekilerle ilgili yakın temasta olduğum için biliyorum, ödemelerle ilgili problem yaşayacaklar. Bir tane daha madde olarak "ıslah organize" diye bir kavramın olmaması gerektiğini ben düşünüyorum, bütün hepsinin "OSB" olarak alınması gerekiyor çünkü orada bir kanun çıkarılırken gözden kaçan veya kaçırılmış bir şey var: Islah OSB'yi biz kendimize aynen uydurmuşuz; bir kıyafet almışız, çarşıdan pazardan ucuz bir şey bulmuşuz hesabı. Onu almışız, götürdük, ya bunu bana uydur. Hep uydurmayla gitmişiz şu ana kadar. Islah OSB'leri, tamamen dediğim gibi, bir kıyafet alıyorsun bir yerden, onu sisteme uydurmaya çalışıyorsunuz ama şimdi orada şahısların bir sürü arazisi var ve o şahısların arazilerinden dolayı maalesef oradaki ıslah OSB müdürlüklerinin sıkıntıları var. Burada, kanun yapıcı olarak bizlerin önayak olmamız lazım. Oradaki bir ufacık dokunuşla onları da aynı statüye alarak kamulaştırma çerçevesinde o arazilerin alınıp OSB'ye bırakılarak arıtmaların da daha doğru bir şekilde çalışması -bana göre- veya yapacakları hizmetlerin de daha iyi olması açısından böyle bir yolun elzem olduğunu düşünüyorum.
Diğer bir konu da şimdi, şeye bakıyoruz, Tekirdağ veya Trakya şeyine baktığımız zaman -havzada- yüzde 85'i bizim Tekirdağ bölgesinde. Bu yüzde 85'i bizde de en büyük sıkıntıyı yaşayan yine bizleriz. Şimdi, geçtiğimiz günlerde, sağ olsun, TOBB Yönetim Kurulundaki arkadaşlar geldiler, orada Orta Anadolu ve İç Anadolu'yla ilgili bir proje sundular. Biz bunu daha 2015'te önermiştik zaten parti olarak. İnşallah geçer çünkü çok büyük bir yığılma var. Ama sadece burada, Marmara'nın etrafında 25 milyon insan yaşadığını hepimiz biliyoruz.
Şimdi, hatırlarsanız İstanbul toplantısına gittik, sabah onda başladı program, saat dört buçuğa kadar İstanbul Büyükşehirle yattık, İstanbul Büyükşehirle kalktık. Hatırlıyorsunuz, o gün de bazı şeyler söyledik. Şimdi, arkadaşlar, bir İstanbul olayı olarak bakarsak yanlış bakarız, tüm çevreye bakmamız lazım, Marmara'nın etrafına bakmamız lazım ve ona göre tedbirlerimizi ve önerilerimizi koymamız gerekiyor. Eksik varsa, evet, eksik var ama şimdi, siz geriye dönüp bakmadan sadece bugünden sonuca giderseniz o zaman iş doğru olmaz. Yılların birikimi bu iş, bugünün birikimi değil çünkü balıkçılarla beraber geldiğimizde "Biz bunu yaşıyoruz yıllardan beri." dediler.
Ha, bir de dolgu meselesi. Bizim, artık, denizleri doldurmayı, kıyıları doldurmayı bırakmamız gerekiyor. En güzel toprak kazanma noktası hemen denizi doldurmak; dolduruyoruz denizi, yeni bir kara elde ediyoruz sözde. İşte Karadeniz Bölgesi'nde yaşadık birçok doğal afeti. Götürdük, evleri, imarı... Çevre ve Şehircilik sağ olsun, imar vermiş oraya, bir şekilde çözülmüş; oraya, derenin yatağına ev yapmışız, ondan sonra doğal afetle beraber ah vah yapıyoruz. Ah vah yapmayacağız. Planlarken önce planlamayı doğru yapmamız lazım. Bizde en eksik konu planlama, bizde planlama yok, hiçbir şey de yok. Biz kara düzenle gidiyoruz ve planlamayı ona göre yaparsak daha iyi olur diye düşünüyorum.
Söylenecek çok söz var ama dediğim gibi, rapor hâlinde onu vereceğiz.
Tekrar, tüm paydaşlarımıza, en alttan en baştaki Komisyon Başkanımıza kadar, bütün değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, inşallah gönlümüze göre olur diyorum.
Teşekkür ederim.