KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl olduğu gibi bu yıl da bütçenin aslan payının eğitime ayrıldığı iddia edildi. Oysa dikkatli bakıldığında, bu iddia gerçeklerle uyuşmuyor. Aksine, hem Millî Eğitim Bakanlığı bazında hem de üniversiteler bazında eğitimin sorunlarını çözme ufku bulunmayan bir bütçe teklifiyle karşı karşıyayız. Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, Yükseköğretim Kalite Kurulu, Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri bütçeleri toplamı 2022 yılı için 273,5 milyar lira. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi ise 189 milyar 10 milyon TL olarak öngörülmüş. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2014 yılında yüzde 3,19 iken 2022 yılında yüzde 2,39'a gerilemiştir. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin merkezî bütçe içindeki payı 2015 yılında yüzde 13,11 iken 2022 yılında ise yüzde 10,79'a gerilemiştir. Nüfusumuzun yüzde 31,12'sinin öğrenci olduğu düşünüldüğünde, gayrisafi yurt içi hasıladan yüzde 3,47; merkezî yönetim bütçesinden ise yüzde 15,6 oranında pay ayrılması ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. 1 milyon 200 binin üzerinde eğitim emekçisi, 18 milyona yakın öğrenciye hizmet veren Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan 189 milyar tutarındaki bütçenin yüzde 81'i personele yapılan zorunlu harcamalardan oluşmaktadır. Bu durum, eşit eğitim imkânına erişmeyi engelleyen bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde yatırımlara ayrılan pay AKP iktidarı döneminde sürekli azalma eğilimi göstermiştir. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılında, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17,8 iken 2020 yılı itibarıyla bu oran yüzde 4,65'e gerilemiş, 2022 yılında ise yüzde 8,05 olması öngörülmüştür.

Değerli milletvekilleri, eğitim sistemimizde birçok sorunun altında yatan neden, demokratik düzenlerin gereği olan eşitlik ilkesinin kâğıt üzerinde kalmasıdır. Uzun yıllar devam eden dershane kültürünün ve günümüzde onun yerini alan özel okulların desteklenmesi mantığı eşitsizliğin körüklendiği en belirgin örneklerdendir. Asgari ücretin 2.825 lira, açlık sınırının 3.049 lira olduğu, 1 ton kömürün 1 asgari ücretten fazla olduğu bir ülkede aileler çocuklarını değil özel okullara, devlet okullarına bile göndermekte zorlanmaktadırlar. Ülkemizde bölgeler arasındaki eşitsizlikler, okullaşma ve okulların sahip oldukları olanaklardaki eşitsizlik, toplumsal cinsiyet, sosyal sınıf temelinde dayatılan farklı tutumlar eğitim hayatının âdeta normallerine dönüşmüştür. Ayrıca ülkemizde eğitim, ağırlıklı olarak erkek egemen değerlerle şekillenmektedir. Bu anlayış, kadınlara ve erkeklere ilişkin cinsiyetçi davranış biçimlerini çocuk yaştan itibaren aşılamaktadır. Ders kitaplarında kadın ve erkeklerin rolleriyle ilgili resimler bu anlayışı göstermektedir. Bu eğitimin amacı, kadınları ve erkekleri küçüklükten itibaren fıtratına uygun yetiştirmektir. Kimsenin dinî inancı, etnik kimliği, dili, cinsiyeti ve cinsel yöneliminden dolayı baskı görmediği, herkes için erişilebilir bir eğitim talebinde ısrarcı olmak bir arada yaşayabilmemizin olmazsa olmaz koşullarından biridir.

Değerli milletvekilleri, nitelikli bir eğitim sistemi için acilen şu adımlar atılmalıdır: Bir, okul öncesi dönemin ailelerin ekonomik olanaklarına terk edilmesinin önüne geçilmeli, kamusal bir okul öncesi eğitim sistemi kurulmalıdır.

İki, mesleki eğitim toplumsal hayatın her alanında gerekli olan yetişmiş teknik bilgi ve becerilerin kazandırıldığı eğitimdir. Sanayinin teknik elemanlara yönelik ihtiyacı da göz önüne alındığında nitelikli bir mesleki eğitim sistemi kurulması elzemdir. Öğrencilere ülkenin geleceği değil, kâr gözüyle bakan özel okul sistemi yok edilmeli, eğitimin bütün düzeylerindeki ticarileşmeye son verilmelidir.

Öğretmenlik mesleğinin konumunun belirlenmesinde öğretmenlerin karar alma süreçlerinin dışında kalması, mesleki özerkliğin eksikliği, maaşların yetersizliği gibi etkenler vardır. Öğretmenlerin aldığı ücret, diğer lisans öğrenimi gerektiren bazı mesleklere göre düşüktür. Öğretmenlerin ücretli, sözleşmeli, kadrolu, vekil, usta, öğretici gibi farklı kategorilerde çalışması da öğretmenin statüsünü düşüren etkenlerdendir. Öğretmenlerin söz hakları, karar alma güçleri ve hareket alanları güçlendirilmeli, sendikal örgütlenmesinin önündeki yasal ve fiilî bütün engeller kaldırılmalıdır.

Taşımalı eğitim kaldırılmalı, köy okulları yeniden açılmalıdır. Yatılı bölge okulları yaygınlaştırılmalıdır. Öğretmenlere ve öğrencilere bilgisayar ve tablet alımında mali destek sağlanmalıdır. Öğretmen ve öğrenciler için parasız internet olanağı sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, görme engelli öğrenci ve öğretmenlerimizin birçok sorunu bulunmaktadır. Canlı ders yapabilmeyi sağlayan EBA gibi uygulamalar geliştirilirken görme engelli öğretmen ve öğrencilerin ihtiyaçları dikkate alınmıyor. Şu anda EBA'da yüklü ders kitapları görme engellilerin kullandığı yazılımlar için uygun değildir. Ayrıca, görme engelli öğrencilere yönelik basılan kabartma kitaplarda bulunan görsel içerikler betimlenmemektedir. Basılan ders kitapları öğrencilere eğitim öğretim yılının başlangıcında ulaştırılamamaktadır. Görme engelli öğretmenlerin etkileşimli tahtaları kullanabilmeleri için yazılımların erişilebilir hâlde bulunması, cihazlara ekran okuyucu yüklenmesi ve kablosuz klavye benzeri donanımların temin edilmesi gerekmektedir.

Diğer bir husus, 2014 yılından sonra görme engellilerin eğitimi ve destek teknolojileri konularında yeterli tecrübe ve donanımı haiz olmayan özel eğitim öğretmenleri görev almaya başlamıştır. Diğer engel türleriyle çalışan özel eğitim öğretmenlerine görme engellilerin eğitimi alanında kurs veya hizmet içi eğitim düzenlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıllar içinde büyük bölümü siyasal ihtiyaçlar üzerinden her şehirde bir üniversite açılmıştır. Son on dokuz yıl içinde devlet üniversitesi sayısı 53'ten 129'a, toplam üniversite sayısı ise 76'dan 207'ye çıkmıştır. Aynı dönemde, öğrenci sayısı 1,9 milyondan 8 milyona ulaşmıştır. Üniversite sayısı ve öğrenci sayısındaki hızlı artışa rağmen Yükseköğretim bütçesinin söz konusu artışı karşılayabilecek kadar artırılmadığını görmek mümkündür. 2022 yılı Yükseköğretim bütçesinin, artan üniversite ve öğrenci sayısına rağmen ihtiyaç kadar artırılmadığı, aksine oransal olarak azaldığı görülmektedir. 2021 yılında 42 milyar lira olarak belirlenen Yükseköğretim bütçesi 2022'de 57 milyar 740 milyon liraya çıkarılmıştır ancak Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde olduğu gibi Yükseköğretim bütçesinin önemli bir bölümünü personele yapılan harcamalar oluşturmaktadır. 2022 yılı Yükseköğretim bütçesinin bizlere gösterdiği en temel gerçek, yükseköğretimde uzun süredir yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin artarak devam edeceği, öğrencilerin barınma ve burs sorununun süreceği ve ceplerinden yapacakları eğitim harcamalarının belirgin bir şekilde artacağıdır. Ancak yükseköğretim sisteminin geleceği açısından sorununun, sadece bütçe harcamalarıyla sınırlı olmadığı açıktır. Genel bütçeden yeterince kaynak ayrılmayan üniversitelerimiz, 15 Temmuz sonrasında üniversitelerde yaşanan kitlesel akademik tasfiye ve siyasal baskıların da etkisiyle, bilimden ve bilimsel faaliyetlerden hızla uzaklaşmış, başta tamamen siyasallaşan kadro politikası olmak üzere, hemen her konuda iktidarın ve piyasanın ihtiyaçlarına göre hareket etmeye başlamıştır. Mevcut hâliyle üniversitelerimizin bilim yuvası olmaktan hızla uzaklaştırıldığını, iktidarın arka bahçesine dönüştüğünü söylemek mümkündür. Eğitimden beklenen amaçların gerçekleşmesi, eğitimde ve yükseköğretimde personel açıklarının kadrolu istihdamla kapatılması, eğitimin ve yükseköğretimin niteliğinin yükseltilmesi, fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin giderilmesi, akademik ve idari personel açıklarının giderilmesi, öğrencilerin barınma sorunu, akademik personelin kadro sorunu ve diğer temel sorunlar için mevcut bütçe anlayışının acilen değişmesi gerektiği açıktır.

İktidarın, başından itibaren benimsediği piyasa merkezli eğitim ve yükseköğretim sistemi, yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, üniversitelerin şirket üniversite öğrencilerinin müşteri hâline getirilmesini hedefleyerek toplumsal eşitsizliği daha da derinleştirmektedir. Yapılması gereken, kamusal kaynakların yine kamusal bir hak olan eğitim için, özel çıkarlar değil toplumsal çıkarlar gözetilerek değerlendirilmesi ve sadece eğitimde ve yükseköğretimde değil, bütün alanlarda kamu harcamalarının payının belirgin bir şekilde artırılmasıdır.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum Süleyman Bey, sağ olun.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Son bir cümle söyleyip bitirebilir miyim Başkanım?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son bir cümle, lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Birkaç sorum olacak Sayın Bakan.

Sayıştay raporlarına göre, şartları sağlamadığı halde ataması yapılan 49 kişi hakkında bir açıklama rica ediyorum.

İkinci olarak, Sayıştaya göre, kırtasiye malzemeleri alımında piyasa fiyatının 3-4 katına kadar alım yapıldığı tespit edilmiş.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum. Soru-cevap kısmı var, orada değerlendirebilirsiniz.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Son, bitiriyorum. Kendisi yok ama mucidi olduğu "kış aylarında yaz saati" uygulaması var. Küçücük çocukları kör karanlıkta yollara düşmek zorunda bırakan uygulama için bir düzenleme düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.