| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ve 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ile Sayıştay tezkereleri a)Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı b)Mesleki Yeterlilik Kurumu c)Sosyal Güvenlik Kurumu ç)Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü d)Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 05 .11.2021 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; işçilerin gözü, önümüzdeki ay yapılacak asgari ücret görüşmelerinde. Zamanında Genel Başkanınızın asgari ücret için çay-simit hesabı vardı, madem siz kullandınız bu hesabı, bugüne uyarlayalım. Şu elimde görmüş olduğunuz simit 3 lira, bir bardak çay da 2,5 lira. 5 kişilik aileyi bir ay boyunca hesap ettiğimizde toplam tutar 2.475 lira yapıyor yani asgari ücretten geriye sadece 350 lira kalıyor. Asgari ücretli bu parayla kirasını mı ödeyecek, yakacak masrafını mı çıkaracak, çocukların okul masrafını mı çıkaracak, elektrik ve su parasını mı ödeyecek? Çay-simit hesabı yaparak iktidara geldiniz, şimdi bu hesabın altında eziliyorsunuz. Zalim yönetiminiz, işçiye bir bardak çay ile bir simidi çok görüyor.
Kömür deseniz, bir aylık alın teri bir ton kömür etmiyor; bir ton kömür 3.200 lira, asgari ücret 2.825 lira. Kara kış kapıda ancak asgari ücretli ısınırsa aç kalacak, aç kalmazsa donacak; bu mu sizin pik yapan ekonominiz?
Değerli milletvekilleri, bu ülkedeki insanların en zengin yüzde 10'unun ortalama geliri, en yoksul yüzde 10'unun ortalama gelirinin 15 katı; makas günden güne açılıyor. TÜRK-İŞ'in fiyat araştırmalarına göre emekli, dul ve yetimlerimiz ile çalışan işçilerimizin yüzde 70'i açlık sınırının altında, yaklaşık yüzde 25'i ise yoksulluk sınırının altında aylık gelir veya ücret almaktadır. Burası yoksul bir ülke olsa, kaynak kıtlığı olsa bazı şeylere tercih değil, zorunluluk diyebiliriz ama bütçede sadece faize giden paralarla, sadece hazine garantili ihalelerle peşkeş çekilen kaynaklarla, buharlaşan 128 milyar dolarla, geçinemeyen milyonların ekmeğini bir parça büyütecek düzenlemeler yapabilirdiniz, yapmadınız.
Örnek mi? Asgari ücretin vergi dışı bırakılması konusu. Mevcut duruma bakalım; ülkemiz tam bir asgari ücretliler toplumu. Yunanistan ve Çekya'da asgari ücret civarında çalışanların oranı yüzde 4, bizde ise yüzde 57; bu oran Avrupa Birliği ortalamasının 6,5 katından fazla. O nedenle, ülkemizde asgari ücret, milyonları ilgilendiren ortalama ücret hâline geldi. Pandeminin başından beri, "Hiç olmazsa pandemi boyunca asgari ücretten yapılan 751 liralık kesintiler toplamını devlet karşılasın; asgari ücretliye verilen bu para bakkala, kasaba, terziye gelir olur, emeğiyle geçinenler bir nebze rahatlar." dedik, "Buna kaynak yok." diyerek bu Komisyonda verdiğimiz önergeleri reddettiniz. Madem kaynak yok, hazine garantili ihalelerle yılda 4,5 milyar dolar, bugünün kuruyla 44 milyar liraya neden kefil oluyorsunuz? Madem kaynak yok "vergi harcaması" adı altında büyük şirketlerin borcunu niye siliyorsunuz? Madem kaynak yok, para transferlerinde yüzde 30 vergi alacağımız vergi cennetlerinin listesini neden açıklamıyorsunuz? Nedeni çok açık. Her ne kadar Sayın Bakan sunumunda emek övgüsü yapmışsa da iktidarınız, faizci sermaye ve rant sahiplerinin iktidardır.
Değerli milletvekilleri, emeğiyle geçinen milyonların hangi dertlerinden bahsedelim? İşsizlik mi? Geniş tanımlı işsizlik 8 milyon. İş cinayetleri mi? Her yıl en az 2 bin kişi iş cinayetlerinde ölüyor. Kayıt dışılık mı? Yüzde 32, TÜİK'e göre o da. Çocuk işçilik mi? TÜİK verilerine göre bile çocukların yüzde 16'sı çalışıyor. Sendikasızlaştırma baskısı mı? Sayın Bakan sunumunda sendikaların önemini belirtti ama herhâlde başka bir ülkeyi kastediyor diye düşündük çünkü biz hemen hemen her gün sendikalı olduğu için işten atılan işçilerin haberlerini okuyoruz, ziyaretlerine gidiyoruz, çığlıklarını çığa dönüştürmeye çalışıyoruz sizler duyarsınız diye. Türkiye'de 15,5 milyon işçinin yüzde 14'ü sendikalı. Toplu sözleşme yapabilen oran ise 7,8. Grev yasakları mı? AKP döneminde 17 grev bahanelerle yasaklandı. "Olağanüstü hâli biz bunun için kullanıyoruz." diye övündünüz hatta. Mobing mi? Hedef baskısından dolayı ne yazık ki intihar eden bankacılara şahit olduk. EYT'liler mi? 5 milyona yakın EYT'li, mezarda emekli olmamak için mücadele ediyor. Asgari ücretin altında mahkûm edilen emekliler mi? "'Ama'sız, 'fakat'sız" sözüne rağmen yalancı kadroya mahkûm edilen taşeron işçiler mi? Nereye elimizi atsak çalışma yaşamı tel tel dökülüyor.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde emek sömürüsünün en acı yüzü iş cinayetleri. 2012'de çıkarılan 6331 sayılı Yasa'yla iş kazaları ve meslek hastalıklarının azalacağı beklentisi vardı, hiç de öyle olmadı. Neden? Birçok neden var. Sadece birini söyleyeyim: İş güvenliği uzmanlığını taşeronlaştırdınız. Şirketi denetleyecek kişinin maaşını şirket ödüyor. Bu durumda sağlıklı denetim olur mu?
Rakamlara bakalım. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin 3 Kasım 2021 tarihinde yayınladığı verilere göre AKP iktidarı döneminde 28.380 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Daha dün Bursa'da bir krom madeninde 34 yaşında gencecik bir madencimiz yaşamını yitirdi. Artık bazı ilçeler iş cinayetleriyle anılır hâle geldi. Soma, Ermenek, Kozlu deyince artık herkesin yüreği titriyor.
Değerli milletvekilleri, 1999 ve 2008'de sosyal güvenlik sistemimizde reform diye sunulan düzenlemelerle sosyal sigorta sistemimiz, yoksul üreten bir yapıya dönüştürülmüştür. Nitekim 1999'dan önceki mevzuat devam ediyor olsaydı bugünkü asgari ücret üzerinden bağlanacak en düşük aylığın tutarı 2.147 lira olacakken 1999'da kabul edilen düzenlemeyle 1.252 liraya, 2008'de yapılan düzenlemeyle de 1.073 liraya düşürülmüştür. En düşük emekli aylığı asgari ücretten az olmamalı. İntibak yasası derhâl çıkarılmalı ve emeklilerden alınmakta olan muayene ücretleri ile reçete bedeli ve ilaç katılım payları kaldırılmalıdır.
Sayın Bakan, sosyal devletin öneminden bahsettiniz. Bir sosyal devlette işçiler, emekçiler, işsizler, emekliler, küçük esnaf, çiftçiler, dar gelirliler yani halkın çok büyük bir çoğunluğu "Geçinemiyoruz." diye çığlık atar mı? Bir sosyal devlette Çalışma Bakanı işçilerin kıdem tazminatının kaldırılmasına ilişkin düzenlemelere hiçbir zaman karşı çıkmayıp hatta destek verir mi? Hukuka uygun olmayan grev ertelemelerini sahiplenir mi? İşverenlerin sosyal sigorta güvenlik prim borçlarının cezalarını defalarca affedip işçinin askerlik, doğum sonrasında kullandığı ücretsiz izin sürelerindeki borçlanmalarının ödeme sürelerini yirmi dört aydan bir aya düşürür mü? Bir sosyal devlette Çalışma Bakanı hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi için derhâl uygulanması gereken aile sigortası yasasına karşı çıkar mı? 696 sayılı KHK'yle kadroya alınmayan taşeron işçilerini ve ateşle savaşan orman işçilerini derhâl kadroya geçirecek düzenlemeler yapmaz mı? İşçi ücretlerini düşürmek için işçinin emeğini sömürmek amacıyla kamuda 4 değişik türde farklı özlük hakları, farklı ücretlerle personel istihdam edilmesine karşı çıkmaz mı? Eşit işe eşit ücreti savunmaz mı? "4/C'lileri 4/B'ye geçiriyoruz." deyip çakma 4/B kadrosunun oluşturulmasına, böylece 4/C'lilerin haklarının yenmesine karşı çıkmaz mı? Bir sosyal devlette Çalışma Bakanı pandemi bahanesiyle kod 29'la işten atılmalara sessiz kalır mı?
Değerli milletvekilleri, bir sürü rakam konuşuyoruz, bir sürü programdan bahsediyoruz ancak bütün bu teknik tartışmalar, afili hedefler ucube tek adam rejiminin sınıfsal gaddarlığını örten bir tür işlevini görmekte. Tek adam rejimi işçi sınıfına, emeğiyle geçinen herkese yönelik bir sınıfsal gaddarlık rejimidir. Açığa çıkan gerçek şudur: İktidar, yardım edilmiş yoksullar istiyor. Biz ise yoksulluğu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Yardım edilmiş yoksullar olacak ki sosyal politikalar siyasi rant devşirmenin aracı olacak, yardım edilmiş yoksullar olacak ki uluslararası tekellere ucuzdan da ucuz emek gücümüz pazarlanacak ama inanıyoruz ki bu cendere kırılacak. Bu rejimin yarattığı tahribattan en çok zarar gören, üç kuruş için emeği sömürülen milyonların mücadelesi, sizin gaddarlığınızı alt edecektir ve çok değil, ilk seçimde işçi sınıfı, tek adam rejimini demokratik yollarla tarihin tozlu raflarına havale edecektir.
Teşekkür ediyorum Başkanım.