| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ve Sayıştay tezkereleri a) Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı b) Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 10 .11.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakanın sunuşlarında ve iktidar partisi milletvekillerinin yapmış olduğu konuşmalarda bütçeye konulan paralardan, kurumlardan, kurallardan, programlardan bahseden sözler dinledik. Ancak hayatın gerçekleriyle kurumlar, kurallar ve programlar aynı şeyleri yansıtmıyor. Bir sorunla ilgili bir kurum veya bir program başlatabilirsiniz ancak onun ülke sorunlarını gidermede ne derecede etkili olduğu ayrı bir konudur, ayrı bir değerlendirmedir. Açıkçası Türkiye'de görülen tablo şudur: Özellikle daha önceden de başlamış olmakla birlikte 2018'den günümüze kadar bu ülkedeki sosyal problemler artmıştır, sosyal sorunlar artmıştır ve çözülmesi gereken önümüzde daha çok konular vardır.
Değerli arkadaşlar, özellikle şunu belirtmek isterim: Bakın, bu ülkede işsizlik patlamış vaziyettedir. Cumhuriyet tarihi boyunca, işsizlik verilerinin tutulduğu tarihten bugüne kadar en yüksek işsizliğin olduğu dönemi yaşıyoruz üç dört yıldır. "Yoksulluk" dediğiniz zaman işsizlikle beraber yürür çünkü işsiz dediğiniz insanların sıfır geliri var demektir. Bunun ötesinde emekli maaşlarına bakıyoruz, yarıdan fazlası asgari ücretin altında, asgari ücret açlık sınırının altında ve topyekûn bütün gelir gruplarını, çiftçiyi, esnafı hepsini birlikte hesapladığınız zaman Türkiye'de yüzde 70'e yakın nüfus yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu başlı başına bir problemdir, mevcut Hükûmetin çoğalttığı, artırdığı bir problemdir; ekonomik sorunları giderememesi nedeniyle ve tercihinin de o yönde olmaması nedeniyle ortaya çıkan ve yaşadığımız bir problemdir. Diğer konularda da benzer sorunlar var. Onun için bunların lafla, birtakım kurum ve kurallarla düzenlenmesi, ortadan kaldırılmasından öte niyetin ve kararlılığın olmasını gerektirmektedir.
Kadın konusu ayrı bir konu, ayrı bir başlık ama Türkiye'de Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi var Dünya Ekonomik Forumu'nun hazırladığı. Doğrusu buradaki sıralamaları çok vahim olarak görmekteyim. 2006'dan 2020'ye kadar bakıyoruz, Türkiye ya sondan 10'uncu veya sondan 23'üncü sırada 153 ülke arasında. Bu verilere de bu endekslere de inanmak istemiyorum ama baktığımızda bunu doğrulayan noktalar var. İşte, 2020 yılı itibarıyla bakıyoruz, istihdam oranı kadınlarda yüzde 26, erkeklerde yüzde 59 ve kendi hesabına çalışan kadın oranı yüzde 16 ama aynı oran erkekler için yüzde 84; demek ki cinsiyet eşitsizliği konusunda da önemli bir sorun ülkemizin önünde durmaktadır. İşsizlikle ilgili nedenlere bakıyoruz: İş gücüne dâhil olmayan nüfus kadınlarda 22 milyon civarında 2020 itibarıyla, iş arayıp çalışmaya hazır olduğu hâlde iş bulamayanlar 2,5 milyon, iş ümidi olmayanlar 714 bin ve ev işiyle meşgul olduğu için iş aramayanlarsa 10 milyon civarındadır ama çalışamaz hâlde olduğu için çalışamayan kadınlarsa 3,5 milyon civarındadır. Bu, gerçekten, cinsiyet farklılığı ve eşitsizliğiyle ilgili önemli bir sorunun var olduğunu göstermektedir.
Ama cinsiyet eşitsizliğinin en belirgin olduğu yerlerden biri ise mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmetidir. Hükûmette tek bir kadın Bakan var, o da Derya Yanık Hanım, sizsiniz. Ümit ederiz ki Bakanlar Kurulundaki kadın üyelerin sayısı artar. Tek bir kadın üyeyle Kabinenin temsil edilmesi gerçekten Türkiye'nin yaşamaması, görmemesi gereken bir durumdur, bir tablodur diye düşünüyorum. Bakın, kadın milletvekili oranı ise yüzde 17 civarındadır. 1930 ve 1936 arasında kadınların seçme seçilme hakkıyla ilgili yasal düzenlemeler yapılmıştır. İlk 1935 seçimlerinde kadınların Meclisteki temsil oranı yüzde 4,5'tur, 2007 seçimlerine kadar bu oran yakalanmamıştır. Batı ülkelerinde bile kadınların seçme ve seçilme hakkının olmadığı bir dönemde, hatta İsviçre'deki kadınların seçme ve seçilme hakkından otuz yıl önce Türkiye'de tanınmış bir haktır bu ve geldiğimiz nokta başladığımız hızı yansıtmamaktadır. Özellikle de bu oranların çok daha yüksek olması arzu edilen bir durumdur.
Kadının İnsan Haklarının "Salgında Kadın Olmak" araştırması raporuna göre, salgının etkisiyle kadınların yüzde 73'ü ekonomik sıkıntı çekmektedir, rapor bunu gösteriyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) Türkiye'de yaptığı araştırmaya göre ise pandemi sürecinde kadınların yaklaşık yüzde 50'si işten çıkarılarak veya ücretsiz izne çıkarılarak iş kaybına uğramıştır ama bu oran erkeklerde yüzde 42'dir. Yine, Birleşmiş Milletler Kadın Biriminin (UN Women) yayınladığı rapora göre, 47 milyon kadın ve kız çocuğu 2021 yılında aşırı yoksulluk sınırına sürükleneceklerdir. Derin Yoksulluk Ağı'nın hazırlamış olduğu rapora ve araştırmaya göre ise görüşme yapılan hanelerin yüzde 66'sında kadınlar çalışmıyor; hanelerde çalışmayan yetişkinlerin yüzde 55'i çocuk bakımı yükümlülüğü sebebiyle çalışmıyor. Tüm bunlar açıkça göstermektedir ki gerçekten cinsiyet eşitsizliği konusunda önemli bir sorun var.
Bu konuda bir noktaya daha dikkatleri çekmek istiyorum. Nilgün Hanım, konuşması sırasında, özellikle kıyafet nedeniyle var olan bu farkın iktidarınız döneminde aşıldığı şeklinde bir değerlendirme yaptılar. Ben bunu bu şekilde değerlendirmiyorum. Braudel'in "toz" diye bir şeyi vardır; olayı derinlemesine ve geçmişiyle, geleceğiyle göremediğiniz zaman gözünüze 2 tane toz kaçmış olur, anı değerlendirirsiniz. Eğer anı değerlendirmediğiniz, gözlerdeki tozu sildiğiniz zaman göreceğiniz tablo şudur: Bir kere, kadınların kıyafetiyle, başörtüsüyle eğitim hakkını elde etmesi, Mecliste milletvekili olması, iş hayatında çalışma imkânlarını bulması doğrudan doğruya bunu talep eden, bunun mücadelesini veren kadınlarımızın kendi talebiyle ortaya çıkmıştır. O başörtüsü eylemlerinde de el ele yürüyüşte Mustafa İslamoğlu'yla birlikte İstanbul'da katıldığım bir eylemdi, onu da hatırlıyorum. Ama kadınlarımızda ve zihniyette bu dönüşüm nasıl ortaya çıkmıştır, buna bakmak lazım. Yirmi beş otuz yıl öncesine kadar hiçbir din bilgininin "Kadınlar başörtüsüyle erkeklerle birlikte Mecliste milletvekilliği yapabilir, iş hayatında çalışabilir, okulda birlikte okuyabilir." diye bir görüşü, düşüncesi ve fetvası yoktu. Bu düşünce dönüşümü nereden kaynaklandı? Bu dönüşümün arkasında Türkiye'nin aydınlanma düşüncesi, kızdığımız belki CHP zihniyeti vardır. Dolayısıyla sizdeki bu dönüşümü sağlayan CHP zihniyetine başörtüsüyle size eğitim hakkının, milletvekili olma hakkının ortaya çıkışına sebep olduğunu bilmeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
KANİ BEKO (İzmir) - Dinleyin bir dakika.
UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sizdeki dönüşüm daha büyük oldu.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Evet, son cümlelerinizi alalım.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Arkadaşlar, birbirine...
Zamanımı istiyorum, zamanımı istiyorum.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Arkadaşlar, bir söz vereyim, görüşlerinizi ifade edin.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Siz de konuşacaksınız. Bakın, ışığınız yanıyor, niye beklemiyorsunuz?
BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) - Siz konuştunuz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Söylettirmemek için niye çaba harcıyorsunuz? Düşüncelerinizin zayıf olduğunu mu düşünüyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Siz bir toplanın da Afganistan'da da bir dönüşüme gidin gelin.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Bahar Hanım, şimdi size söz vereyim, görüşlerinizi söyleyin.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir dakika... Söz istemiş, beklemiyor ya.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sizin de süreniz bitti. Son cümlenizi alayım.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir dakika... Yani sizdeki zihnî, bu toplumdaki zihnî dönüşümle kadınların...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, son cümlenizi alayım. Süreniz bitti, niye kızıyorsunuz?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben mi bitirdim süremi?
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Siz bitirdiniz tabii.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben mi bitirdim?
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Siz bitirdiniz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben bitirmedim.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Yirmi beş saniye de geçti süreniz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben bitirmedim, söz isteyen...
UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Şener, son bir dakikanıza laf atıldı.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Yok, iki buçuk dakika, yanlış hesaplamışsın.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Buyurun, son cümlenizi alalım.
Buyurun.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Zihnî dönüşüm olmadan olmaz. Bakın, Cumhurbaşkanı ne diyor? "Afganistan'daki Taliban'la inancımızda bir fark yoktur." diyor. Yani bu dönüşüm sağlanmamış olsa siz başörtüsüyle eğitim ve milletvekili olma talebinde bulunacak mıydınız? Bulunmayacaktınız.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum. Süreniz bitmiştir, sağ olun.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - O hâlde sizde de karar vericilerde de toplumda da meydana gelen bu dönüşümün katkısı olduğunu, hatta ana unsur, ana dinamik olduğunu kabul etmek zorundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Dolayısıyla birbirine çok aykırıymış gibi düşünülen ayrı kulvarların birbirlerine katkısı ve desteği vardır.