| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ve Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 17 .11.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Bakan ilk defa bir bütçe sunumu için Komisyonumuzdadır. Kendisini sadece Genel Kuruldan, Grup Başkan Vekilliğinden değil, aynı zamanda yapmış olduğu kanun teklifleri nedeniyle Komisyonda tekliflerini savunmasından da tanıyoruz ve kendisine başarılar diliyorum.
Değerli arkadaşlar, bir ülkede ekonomi politikası uygulayacak tek güç devlettir. Devletin elinde ekonomi politikası araçları vardır, bunlar kullanılır. Bunları kullanacak olan da siyasi iktidardır. Bağımsız kurumlarla hedefler belirler ve o araçlar kullanılır. Onun için, ortaya çıkan her olumsuzlukta veya ortaya çıkan her olumlu sonuçta "Bu işin arkasında hükûmet vardır." diye düşünülür. Şimdi, Türkiye'nin içinde bulunduğu bir ekonomik tablo var. Bu ekonomik tablodan kim sorumludur? Hükûmet sorumludur. Peki, "Hükûmetin bir ekonomi politikası var mı; ülkenin genelinde, perspektifi olan bir ekonomi politikası var mı?" diye düşündüğümde, maalesef, politika oluşturma kabiliyetine kaybetmiş bir Hükûmetle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü şu anda ekonomik göstergeler içerisinde ülkeyi mutlu edecek, geleceğimize umutla bakabileceğimiz hiçbir gösterge yok. Bir kere millî paramız sürekli değer kaybediyor ve Türk lirası dünyada en fazla değer kaybeden paradır bugün. Somali'nin parasından da Etiyopya'nın parasından da Suriye riyalinden de daha fazla değer kaybeden, o paralara karşı değer kaybeden bir paradır Türk lirası. Bunun dışında, enflasyon, dünyanın en yüksek enflasyonlarından biridir. Ortalama enflasyonlarla ilgili rakamları burada Hükûmetin sunuşlarından dinledik ama Türkiye'deki gibi yüzde 20'lik hatta ÜFE'den bahsedersek yüzde 46'lık bir enflasyon dünyanın başka ülkelerinde hemen hemen hiç yok. O hâlde yüksek bir enflasyon vatandaşı ezmekte, bitirmekte ve tüketmektedir. Politikası olan Hükûmetin böyle bir şeyi, dünyada olmayan bir şeyi burada icat etmesi mümkün değil. İşsizlik hakeza, korkunç bir işsizlik var, geniş tanımlı işsizlik çıkmış 8 milyona. Kur her gün yükseliyor, öyle ki her altı saatte bir kurun yeni bir rekor kırdığını dinliyoruz ve görüyoruz. Hâlbuki çalışanların ücretleri altı ayda bir ayarlanıyor, kura yetişmeye çalışılıyor. Böyle bir politika olmaz. Borçlar artıyor, Merkez Bankası rezervi kalmamış, eksiye düşmüş ve Merkez Bankasının faizden başka kullanabileceği elinde bir politika aracı kalmamış. Böyle bir ortamda, işte, Hükûmetin şu politikası vardır, bu politikası vardır, bu hedefi vardır diyebilmeyi ben imkân dahilinde görmüyorum.
Bakın, dört yılda 4 Merkez Bankası Başkanı değişiyorsa, her gelen Merkez Bankası Başkanı da bir başka politika uygulamaya kalkıyorsa zaten bu Hükûmetin bir perspektifi ve politikasının olmadığı açıktır.
"Efendim, bunun sebebi pandemidir." İktidar milletvekillerimiz en çok bunu söylüyor. Pandemiyle ilgisi yok kardeşim. Neden ilgisi yok? Çünkü daha pandemi başlamadan on sekiz ay, on dokuz ay önce, 2018 Ağustosunda bu ülke krize girdi. 18 Ağustostan önceki birkaç yıl boyunca da ekonomi sürekli kötü yönetildiği için felakete doğru gidiyordu. Dolayısıyla, böylesine bir kriz ortamında, bir felaket ortamında son dönemdeki pandemiyi bahane etmenin anlamı yok, uzunca bir süredir de Türkiye'de pandemi tedbirleri zaten kalktı. Geçen yılın bazına göre bu yıl bütün verilerin avantajlı olarak iyi gözükmesi lazım, hâlâ ortada böyle bir şey yoktur.
Peki, ekonomideki bu rekabet, işte, ticaret, dış ticaret artacak vesaire deniliyor, nasıl sağlanacakmış? Türk lirasının değerini düşürmekle, kuru yükseltmekle; kuru yükselttikçe dış ticaret artacak. Başka? Emeğin maliyeti düşürülecek. Bir taraftan Suriye ve Afgan göçleriyle düşük ücret kullanacak iş adamları ve onların baskısıyla bu ülkenin vatandaşlarının da ücreti onlarla rekabet etmek istediği için daha düşük düzeyde kalacak. Nitekim, pek çok insan bugün özel sektörde asgari ücretin altında çalışıyor. Düşük ücret ve yüksek kurla rekabet sağlayacak. Bu mümkün mü? Bu mümkün değil. Rekabetin olabilmesi için ileri teknoloji, öncü teknoloji üretmeniz lazım. Bu yoksa yapamazsınız. Nitekim, 2008'in ikinci yarısından bugüne kadar kur 9 kattan fazla artmıştır, yüzde 900'den fazla artmıştır ve hâlâ Türkiye'de dış ticaret açığı yüksektir ve hâlâ Türkiye'de cari açık yüksektir.
"Aman, ihracatımız şu kadar arttı, bu kadar arttı." Bakın, ben önümüzdeki döneme bakıyorum, mesela, ihracat 2001'de önceki yıla göre 20 milyar artmış, ithalat 25 milyar artmış. 2022 hedefiniz, "İhracat 12 milyar artacak." diyorsunuz, ithalat da 12 milyar artacak. 2023 hedefinizde ne var? "İhracat 13 milyar artacak." demişsiniz ama "İthalat 15 milyar artacak." demişsiniz. Yani rakamsal olarak bile olsa, oransal değil, rakamsal olarak bile olsa bu fark yani dış ticaret açığınız azalmıyor, artıyor. O hâlde, bu yüksek kur ne işe yarıyor? Ne işe yarıyor; biri anlatsın, göreyim. "Kur" dediğiniz bütün dengeleri bozuyor; gelir dağılımını bozuyor, enflasyonu artırıyor, dış borçları artırıyor, bütçe açığını artırıyor, dünya kadar felaket ortaya çıkarıyor ama siz bir yere sığınmak için diyorsunuz ki: "Dış ticaret açığını, cari açığı kapatacağız." 2024'e kadar rakamları vermişsiniz, ne dış ticaret açığı kapanıyor ne de cari açık kapanıyor. O hâlde, ne yaptığını bilmeyen bir Hükûmetle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum ve bunun da gerçekten Türkiye'nin geleceği için bir felaket olduğunu düşünüyorum. Hükûmetin tekrar bir araya gelip bir politika belirlemesi lazım. Bugün Sayın Cumhurbaşkanının iş adamlarına hitap eden konuşmasıyla bu ülkede ekonomi politikası uygulanmaz.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, toparlarsanız sevinirim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - "Bak, faizi düşürdük, kredi almıyorsunuz." "Olmaz böyle bir şey!" "Görürsünüz!" kabîlinden bir Hükûmet iş adamlarına hitap eder mi ya! "Yok öyle 25 kuruşa simit!" diyor. Demek ki aynı dönemlerde simit satmışız, benim simit sattığım yıllarda simit 25 kuruştu; bir ortak yönümüz varmış, onu öğrendim buradan.
Hepinize saygılar sunuyorum.