| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ve 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ile Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 19 .11.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bütçe görüşmeleri, Komisyonumuzda 10 Ekimde başladı, bugün 19 Kasım yani yirmi gündür her gün bir bakanlığın bütçesini burada tartışıyoruz. Sürekli paralardan, liralardan, yapılanlardan, yapılmayanlardan bahsediyoruz. Zaman zaman sert eleştiriler yapıyoruz ama bu yirmi günlük süre sonrasında biraz romantik bir konuşma yapmaya karar verdim; o bakımdan, iktidar milletvekillerimiz "Yine kavga çıkaracak." diye endişe etmesin.
Kültür, millet olmanın en temel yapı taşlarından biridir. Bereketli Anadolu topraklarında şanlı bir geçmişe sahip, iklimi ve doğası gibi rengarenk çeşitlilikleri barındıran onurlu bir milletiz. Yaşadığımız Anadolu topraklarında 3 bini endemik olan 15 bin farklı bitki türü bulunmaktadır. Buzul çağlarında kuzeyden kaçan, sıcak kuraklık yıllarında güneyden kaçan binlerce bitki vatan olarak bu toprakları seçmiş. Topraklarımızın bereketi insanımıza da yansımıştır, kültürümüze de yansımıştır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye her köyümüzde ayrı bir musiki, farklı bir folklor bu topraklara can vermiştir. Türkülerimizde tüm Anadolu topraklarının, kırsal yaşamının ruhu vardır çeşitlilikleriyle birlikte. Alevi canlar ve Romanlar bu toprakların musikisini hem inşa etmişler hem de can vermişlerdir. Karadeniz türkülerinde ve danslarında Karadeniz'in dalgalarındaki, hamsinin kıpırdayışındaki ritim vardır. Ege'nin zeybeğinde daha verimli toprakların rehaveti, Türk milletinin heybeti vardır. Uzun havalar Sivas'ta, Erzurum'da sıra dağlar gibi, Şanlıurfa'da Harran Ovası gibi uzar gider. Avşar illerinin bozlakları bir dağ başından karşı dağ yamacındaki ovalara dertlerini, çığlıklarını iletir gibidir. Türk sanat müziği kendini ve etrafındakileri bilmenin dayanılmaz acısını, çilesini çeken Türk'üyle, Kürt'üyle, Ermeni'siyle, Rum'uyla bu toprakların entelektüellerinin ve aristokratlarının melankolik havasını dünden bugüne üflemektedir.
Biz farklıyız; namelerimiz, sözlerimiz, sazlarımız, danslarımız bile farklıdır ama biz, biziz, Anadolu'yuz, bir milletiz. Nazım Hikmet Anadolu insanını şöyle anlatmıştır:
"Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cahil, cesur, hâkim ve çocukturlar;
ve kahreden, yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır."
Bu topraklar bize 11-12'nci yüzyıllarda vatan olmuştur çünkü o dönemde tüm toplum önderleri el birliği, söz birliği yapmışçasına hep, birlikten beraberlikten söz etmişlerdir. O dönemde 72 milletin yaşadığı o günkü Anadolu topraklarında Hacı Bektaş Veli, Mevlâna, Ahi Evran, Şeyh Edebali, Yunus Emre farklılıklarla birlikte yaşama kültürünü oluşturmak için mücadele etmişlerdir. Nasreddin Hoca, Bektaşi fıkraları farklılıkların aynı sohbet halkasında bir araya gelişini sağlamıştır. Ahmedi Hani, Halidi Bağdadi böyle bir yolun son dönemlerindeki yolcularındandır. İşte, Osmanlı Devleti'nin kuruluş öncesindeki kültürel atmosfer budur, tüm toplum önderlerinin el birliği yapmışçasına, dil birliği yapmışçasına birlikten beraberlikten söz etmeleri, kinden, nefretten insanları ayrıştırmaya çalışmaları, bunu bir kültür olarak Anadolu insanına nakşetmeye çabalamaları sonrasında Türk tarihinin en büyük devleti kurulmuştur. Üç kıtada milyonlarca kilometrekarelik bir alan ve altı asırlık bir ömür.
1402'de Ankara Savaşı'nda Emir Timur, Yıldırım Bayezid'i -bildiğiniz gibi- yenmiştir. Padişah esir olmuştur, sadrazam esir olmuştur; vezirler esir, asker dağılmış ve bu dönem on bir yıl sürmüştür, "Fetret Devri" der tarihçiler buna. Fetret Devri, Osmanlı'nın yıkılış dönemi midir, yoksa gerileme dönemi midir? Bana kalırsa Fetret yılları bile Osmanlı'nın yükselişe doğru ilerleme dönemidir. Çünkü o devletin kuruluş öncesinde Anadolu insanında birlik beraberlik ve dayanışma ruhuna dair güçlü bir irade ve kültür ortaya çıkmıştı. Bu tarihî mirasa bugün her zamankinden daha fazla muhtacız. Her birimizin farklılıklarımızla oluşturacağı enerjiyi, büyük bir sinerjiye dönüştürecek kültürel donanıma ihtiyacımız vardır. Bu büyük görev siyaset kurumuna düşmektedir. Kutuplaşmaya dayalı siyaset "Ben kazanayım da ülke batarsa batsın." siyasetidir. Türkiye'nin sorumlu siyasete ihtiyacı vardır; sorumlu siyaset, kutuplaşmayı yumuşatan, geçmişin ve bugünün yaralarını saran siyasettir. Bu topraklarda yaşanan acılarda -yaralar da var elbette- siyasetçiler olarak bu acıları hissedip yaraları sarmak siyasi sorumluluğun bir gereğidir. Bu bakımdan, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun helalleşme çağrısını çok değerli buluyorum. Kinden, nefretten, düşmanlıktan uzak, birliğimize dirliğimize katkı sağlayacak bir kültür politikasına ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Ancak siyasette bunca kin ve nefret söyleminin, ayrıştırmanın olduğu, muhalefet eden herkesin terörle iltisaklı hâle getirildiği, hapishanelerin siyasetçilerle doldurulduğu, RTÜK'ün muhalefetin sesini kısmak için mücadele ettiği bir ortamda elbette Kültür ve Turizm Bakanlığının değil ama hükûmetin sorumlu siyasetten yana bir politika izlediğini söyleyemeyiz.
Bu vesileyle, Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesinin Bakanlığımıza, ülkemize, vatanımıza milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ediyorum.