| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ve 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ile Sayıştay tezkereleri a)Cumhurbaşkanlığı b)Millî İstihbarat Teşkilatı c)Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ç)Diyanet İşleri Başkanlığı d) Devlet Arşivleri Başkanlığı e)Millî Saraylar İdaresi Başkanlığı f)Strateji ve Bütçe Başkanlığı g)İletişim Başkanlığı ğ)Savunma Sanayii Başkanlığı h)Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ı)Yatırım Ofisi Başkanlığı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 26 .11.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Komisyonumuzda bütçe görüşmelerinin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Her şeyden önce bu müzakerelerin, tartışmaların etkili olmuş olmasını dilerim, gelen Bakanların buradaki konuşmalardan, tartışmalardan yararlanmış olmasını dilerim. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız da benim bulunduğum, 2018 sonrası itibarıyla, her bütçede geldiler, milletvekilleriyle karşılıklı görüş alışverişinde bulundular. Bu görüş alışverişlerinin Hükûmetimiz nezdinde etkili olmasını diliyorum ama geldiğimiz nokta itibarıyla böyle bir gelişmenin pek sağlanmadığı hissi içerisindeyim çünkü Türkiye'nin bugün en önemli derdi rejim sorunudur.
İktidarın "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" dediği rejim bu ülkenin bütün dokusunu bozmuştur, ekonomisini tahrip etmiştir, adaletini yok etmiştir, dış politikasını açmaza sokmuştur, hatta eğitim sistemini bile verimsiz hâle getirmiştir. Böylesine bir yapı, aynı zamanda Türkiye'deki yüz yıllık deneyim sonrasında ortaya çıkan devlete ait kurumsal yapıları da tamamen bozmuştur. Bunu sürekli olarak ifade ediyoruz çünkü bozulmanın en önemli göstergesi, bir sistemin, hükûmet edenlerin, devlet gücünü kullananların, kamu parasını harcayanların denetlenebilir olmasıdır; sistemde denge, denetim ve kontrol mekanizmalarının işliyor olabilmesidir ama, maalesef, bugün Türkiye'de, 2017 Anayasa değişikliğinden bugüne kadar geçen süreyi incelediğimizde, dengenin, denetimin, kontrolün, hepsinin tarumar olduğu ve kendisini sorumlu hissetmeyen, yaptığı yanlışları bile itiraf etmekten çekinen, sözlü olarak sorgulandığında bile tahammül göstermeyen bir iktidar yapısı ortaya çıkmıştır ve bu iktidar yapısı yargı mekanizmalarının işlemesini engellediği gibi, Meclise ait bütün denetim mekanizmalarını da ortadan kaldırmıştır. Yani, gensorunun tamamen kalkmış olması bir yana, soruşturma önergesi dahi verilemez hâle getirmiştir 301 milletvekilinin imzasına ihtiyacı olduğu için, önergesi verilemeyen soruşturmalarınsa Meclisten 400 oyla geçmesi de imkân dâhilînde değildir. Yani gensoru yok, soruşturma önergesi imkânı yok, yargının bizzat harekete geçme imkânı yok ve ülkenin tüm kaynaklarını, kamu kaynaklarını harcayan bir iktidar var, kamu gücünü kullanan bir iktidar var ve böylesine denetimsiz bir sistem içerisinde, elbette ki her türlü suistimale ve yanlış kullanıma açık bir yapı var. Yani millet sahipsiz duruma düşmüştür, bu sistem içerisinde vatandaş sahipsiz duruma düşmüştür, o nedenle de zaten üç dört senedir Türkiye tam bir buhranın içerisindedir. 2018'de kriz başlamıştı, bir buçuk yıl sonra pandemi ortaya çıktı, pandemi tedbirleri kaldırılalı neredeyse bir seneye yaklaşacak ama ne pandemi öncesindeki bir buçuk yıllık dönem ne pandemi tedbirlerinin kalkmasından sonra ortaya çıkan tablo Türkiye'deki ekonomik ve sosyal krizin, buhranın ortadan kalkmasını sağlamıştır çünkü rejim, zaten kriz üreten bir rejimdir, bu rejimin var olduğu ortamda ekonomik sorunlar bitmez ve tükenmez. O bakımdan, iş, önümüzdeki süreçte daha büyük çıkmazlara girdiğinde, mevcut hükûmet de ülkenin başına sardığı bu rejimin risklerini ve memleketi getirdiği durumu anlar diye umut ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye'nin de ötesinde İslam dünyasına baktığımızda, 49 Müslüman ülke var. Otoriterleşmenin, şiddetin, sosyoekonomik sorunların, değil gelişmiş ülkelere göre, dünya ortalamasının bile altında olduğunu gösteriyor yani büyük bir problem var. Bu ülkeler içerisinde en fazla şansı olan Türkiye'ydi fakat Türkiyede, maalesef, hükûmet etme biçimiyle, kurumlarla sürekli oynaması nedeniyle -Türkiye'yi de bu otoriterleşme sürecinin içerisine sokmuş bir iktidar yüzünden- gittikçe kötüye gitmektedir. Ahmet Kuru, doktorasını İslam dünyasının geri kalmasıyla bağlantılı olarak yapmış ve bu konuda sürekli düşüncelerini yazarak, konuşarak açıklayan bir bilim adamıdır. Bunun yaptığı analizlere göre, İslam dünyası 8'inci, 12'nci yüzyıllar arasında büyük gelişme göstermiştir; hem müspet bilimler dalında hem sosyal ve ekonomik konularda büyük bir atılım yaşamıştır ama 12'nci yüzyıldan sonra geri kalmıştır. Zaten geçmişe doğru şöyle bir baktığımızda da son 7-8 yüzyıldır İslam dünyasının insanlığa kazandırdığı bir teknolojiyi bulmak neredeyse imkân dâhilînde değildir. Peki, bu 8 ve 12'nci yüzyıllarda İslam dünyasının ileri gitmesindeki etken nedir diye tahlil yapıyor ve iki sınıfın bunda çok önemli bir itici güce sahip olduğunu söylüyor: Birincisi tüccar sınıfı, özgür ve bağımsız olarak ekonomik faaliyette bulunan sınıf; bu, aynı zamanda ekonomik faaliyetlerin gelişmesini sağlıyor. İkincisiyse entelektüeller. Bu entelektüeller Fârâbî, Birûnî, İbni Sina gibi din dışı konularla da ilgilenen entelektüeller olmakla birlikte, aynı zamanda dinî konularda "âlim" dediğimiz sıfata sahip kişilerin de bu zümre içerisinde olduğunu ifade ediyor ama bu dönem içerisinde, gerek din bilgini olsun gerekse din dışı konularla uğraşsın, 4 bin civarında bilginin, entelektüelin varlığının tespit edildiğini ve bunların yüzde 91'inin serbest çalıştıklarını, serbest meslek erbabı olduklarını, entelektüeller ile devlet arasında bağımlılığın ortaya çıkmadığını ve neticede 12'nci yüzyıldan sonra devlet ve ulema ittifakı sonrasındaysa sorunların oluşmaya başladığını ifade ediyor.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, son cümlelerinizi alalım.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Buradan gelmek istediğim konu, özellikle Diyanet İşleri Başkanının kendi alanı dışındaki konularda çok fazla konuşmasının...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz dolmuştur Sayın Şener, teşekkür ediyorum.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...hatta kamuoyunda büyük eleştiriye yol açacak şeyler söylemesinin Türkiye'ye hiç faydası olmadığını belirtmek istiyorum. Diyanetin ağırlığını koruyup kendi alanında kalmasının hem ülkeye hem de kendisine faydalı olacağını düşünüyorum.
Arz ederim.