| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4031) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 20 .12.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.
Evet, bu düzenleme yani asgari ücret düzeyindeki ücretlerden vergi alınmamasıyla ilgili önergelerle tamamlanan bu düzenleme faydalı olmuştur. Her şeyden önce Komisyon üyelerimizin bu konuda teklif sahibini tebrik etmesi lazım. Tabii, teklif sahibi derken İbrahim Bey ve arkadaşlarını kastediyorum. Ancak değerli arkadaşlar, olaylara ve olup bitene daha sağlıklı bir yaklaşımda bulunmak gerekir. Aslında, bu düzenlemenin ortaya çıkması bile şu anda ekonominin içinde bulunduğu bu kötü koşulların peşinden gitmeyi ifade etmektedir. Bu kötü koşulların sürüklenişi sonrasında durumu kurtarmak için, kısmen de olsa vahim tabloyu düzeltebilmek için ortaya konulan çabanın bir parçasıdır. Yani mevcut ekonomik koşullar önden Hükûmeti sürüklemektedir. Sürüklenirken "Aman, şuraya da bir el atmak lazım, buraya da bir el atmak lazım." ihtiyacı sonunda böyle bir noktaya gelmiştir ama deminden beri konuşan arkadaşların belirttiği gibi, bu düzenleme, birkaç ay içerisinde bir rahatlama hissetmesi umut edilen kesimleri eskisinden daha kötü bir noktaya da çekecektir. Bir kere, bunun bir anlam ifade edebilmesi için, bu düzenlemenin bir değer ifade edebilmesi için düzgün makroekonomik politikaların uygulanması lazım, ekonomideki bu yangının, ekonomideki bu yaşanan felaketin durdurulması ve düzene sokulması lazımdır ama hayret içerisinde görüyorum ki bazı iktidar milletvekilleri "Aman, siz felaket var diyorsunuz, kur oradan yükseliyor." diyor. Ya, muhalefet "Felaket var." dedi diye kur yükselir mi? Kurun yükselmesinin sebebi, hani ilk günlerde söylemiştiniz "Bu bizim tercihimizdir." diye. Bu sizin tercihiniz midir, değil midir? E, tercihiniz olduğunu defalarca söylediniz. İş tersine döndüğü zaman, bu sefer de "Aman, muhalefet konuşuyor, bu yüzden kur artıyor, 18 oldu. İşte, siz böyle konuşmaya devam ederseniz 20 olacak, 25 olacak." gibi telaşa kapılmışlığın bir ifadesi var iktidarda. Ancak bu telaşa kapılmışlık, sadece buradaki milletvekillerimizde değil, asıl tehlikeli olan; karar verici olan, bu politikaları yönetmesi gereken Hükûmette var oluşudur. Hükûmet, bu telaşlı hâliyle hiçbir şeyi düzeltemez. Ve bakın, "Efendim, kuru yükselteceğiz, buna biz rekabetçi kur diyoruz, ihracat artacak, ithalat azalacak, cari açık kapanacak, üretim artacak." diye nutuklar atarken bir baktık ki çelişkili politikalar uyguluyor. Bir taraftan politika faizini indiriyor, 4 kere indirdi politika faizini ama 5 kez de kuru düşürmek için olmayan parasıyla, yükümlülük olan, borç olan parasıyla piyasayı fonlamaya kalktı kur düşsün diye. Ya, aynı Hükûmet, aynı politika döneminde bir politika aracını kuru yükseltmek için, öbür politika aracını kuru düşürmek için kullanır mı? Bu, şaşkınlığın ifadesidir, şaşırmışlığın ifadesidir, ne yapacağını bilmeyişinin ifadesidir. Nitekim piyasayı fonlarken hiçbir etkisi olmadığını görmüştür. Niye hiçbir etkisi olmamıştır? Çünkü piyasa bilmektedir ki Merkez Bankasının rezervleri eksi 32 milyardır. Kendisine ait olmayan parayı piyasaya sürmektedir. Bu, piyasaya güven telkin etmediği için de kur düşmüyor, etkisizleşmiştir. Nitekim bugünkü yükselme karşısında da tekrar piyasaya döviz sürme ihtiyacı duymamıştır çünkü etkisiz olacağını bilmektedir. Bu şaşkınlıktan, bu ne yaptığını bilmezlikten kurtulmadığı sürece maalesef, bu ekonomik politikaların ülkeyi götüreceği nokta tehlikelidir değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Buyurun.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, bir kere "Yüksek kur politikası uygulamak, düşük cari açık veya cari fazlası oluşturacak politikalar uygulamak faydalıdır." diye bir kural yoktur. Bir kere, ülkenin üretim ve yatırım potansiyeline bakacaksınız. Ülkenin üretim ve yatırım potansiyeli bulunmadığı takdirde siz istediğiniz kadar cari fazla vermeye çalışın, bu cari fazla ihtiyaç duyduğunuz alanlarda harcanmaz ama cari açığın bulunduğu dönemlerde de nitekim vaktiyle Japonya'da ve Kore'de denenmiştir, ülkede yatırım potansiyeli ve açığı bulunduğu için ve o açığı karşılayacak da bir irade ve bir ekonomik koşul bulunduğu için o cari açık Japonya için, Kore için faydalı sonuçlar ortaya çıkarmıştır ve ülkenin yatırım potansiyeli, üretim potansiyeli artmıştır. Ama siz bugün için "Biz cari fazla vereceğiz ve ekonomiyi düzelteceğiz." derseniz üretim yapınıza bakmak lazım, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu koşullara bakmak lazım; bu, uygun değilse sonuç alamazsınız, nitekim bu noktadayız. Bana kalırsa bu politikanın uygulanması gereken asıl zaman işe başlarken. Dünyada sermaye bolluğunun olduğu dönemler, 2000'li yılların başlangıcı, bu dönemde Hükûmet bugünkü anlatmaya çalıştığı şeyin tersinde 2 şey yapmıştır. Nedir o 2 şey? Birincisi, özelleştirme politikası yanlıştı. Nasıl yanlıştı özelleştirme politikası? Rant hesabı yapılmıştır özelleştirmelerde. Kapatılan, satılan, özelleştirilen fabrikaların çoğu üretimden düşmüştür, hiçbiri üretim artışı sağlamamıştır, istihdam artışı sağlamamıştır. Planlı ve düzenli bir özelleştirme programı ortaya konulmamıştır.
İkincisi, daha önceki Hükûmetin yapmış olduğu bir stand-by anlaşması vardı IMF'yle. IMF reçeteleri şu andaki politikaların tersidir ve 2005'te önceki Hükûmetin IMF'yle yaptığı stand-by anlaşması biterken sürekli basın bana soruyordu "Yeni bir stand-by anlaşması yapacak mısınız?" diye, ben de hayretle karşılıyordum bu laf nereden çıktı diye. Onlarca kez basın sormuştur ve ben onlarca kez, defalarca "Hayır, IMF ekonomisi bozuk ülkelere gelir, Türkiye ekonomisi şu anda rotaya girmiştir, düzenli bir şekilde işlemektedir, stand-by anlaşmasına ihtiyacı yoktur ve yapmayacaktır." diye söyledim. O günkü basını tararsanız görürsünüz. Sonra bir baktık ki ne Bakanlar Kurulunda konuşuldu ne bir ekonomik kurulda konuşuldu, Başbakan açıklama yapıyor "IMF'yle yeni bir stand-by anlaşması yapacağız." diye. "IMF'yle stand-by anlaşması" dediğiniz şey aynı "Yüksek faiz, düşük kur politikasını sürdüreceğiz." anlamına gelmektedir. Nitekim, bu da ta, 2008'e, 2009'a kadar devam etmiştir ve en verimli kullanılması gereken bu dönem maalesef, verimli bir şekilde kullanılamamıştır. Bakın, bu dönemde ben Başbakan Yardımcısı olarak gazetelere de servis yaptığım birkaç noktayı söylemek istiyorum.
Bakın, şurada diyor ki: "Arjantin'e döneriz." Bir gazetenin ana manşeti, iki sütun, birinci sayfadan neredeyse sekiz sütuna manşet iki sıralık demeç. Kime ait bu demeç? "Başbakan Yardımcısı Şener yabancı sermaye uyarısı yaptı 'Arjantin'e döneriz.' dedi." diyor, 11 Temmuz 2005. 2005'in 11 Temmuzu ne anlam ifade ediyor biliyor musunuz? TELEKOM özelleştirilmeye çalışılmış, ihalesi yapılmış, Özelleştirme Yüksek Kurulu Hariri'ye veya Oger TV'ye devretmemiş ve bu arada Başbakan Yardımcısı "Bu politikayla Arjantin'e döneriz." diyor. Niye söylüyor bunu, niye "yabancı sermaye" diye vurgu yapıyor? Çünkü o dönemde paranın, gelirinin tamamının iç piyasadan elde edildiği sektörlerin yabancı sermayeye verilmemesi gerektiğini savunuyordum ben; çünkü TELEKOM da o yıllarda vergi rekortmeni, bütün parayı iç piyasadan kazanacak. Sonra, yabancı sermayenin kâr transfer serbestisi vardır, elde ettiği kârın tamamını yurt dışına götürecek, cari açığın artmasına yol açacak; buna vurgu yaparak TELEKOM'un yabancı sermayeye verilmesinin yanlış olduğunu ifade ettim. Özelleştirmede de anlaşamadığımız için daha işin başında bırakmıştım, bu tarihte Özelleştirme Yüksek Kurulunda değildim, Özelleştirme İdaresi bana bağlı değildi ama TELEKOM üzerinden bu ekonomik politikanın yanlış olduğunu açıkladım.
Yine, Başbakan Yardımcısıyken başka bir açıklamam oldu. Son günlerinde, yine 28 Haziran 2007 tarihinde, Başbakan Yardımcısıyım, aynen şöyle yazıyor gazetede: "OECD ve Devlet Planlama Teşkilatı ortaklığıyla İstanbul'da düzenlenen 'Toplumların ilerlemesinin ölçülmesi ve teşvik edilmesi' konulu ikinci toplantıda Şener -muhtemelen bu toplantıda Erhan Bey de vardı, Cevdet Bey de vardı- bu sermaye bolluğunun, uluslararası likidite bolluğunun bizim gibi ülkeler açısından tehlikeli olduğunu, bu likidite bolluğu ortadan kalktığı zaman büyük sıkıntılar yaşanacağını ifade etti."
Bakın, bunun ötesinde, bir başka açıklamamı da vermek istiyorum, burada da özet itibarıyla şunu söylüyorum: "Düşük kur, Türkiye'de geniş bir destek taraftarı oluşturuyor. Birincisi, düşük kur, enflasyonu düşürdüğü için halk memnun. İkincisi, düşük kur nedeniyle enflasyon düştüğü için, Merkez Bankasının da fiyat istikrarı görevi olduğu için Merkez Bankası da memnun. Başka? Düşük kur, Hazinenin borç ödemelerini Türk lirası cinsinden düşürdüğü için Hazine de memnun. Düşük kur nedeniyle bütçe açıkları -özellikle dövize dayalı borçların faizleri nedeniyle- düşük göründüğünden Maliye de memnun. E, bu kadar çok memnunun olduğu bir ortamda, 'Bu düşük kur yanlıştır, bunun gözden geçirilmesi' demek bu bürokratik yapıda zor da olsa, siyasetçinin bunun üzerinde durması lazımdır." Bu da söylediğim sözlerden biri ama o dönemde, konjonktürün en uygun olduğu o dönemde maalesef, bir taraftan, yanlış özelleştirmeler dışarıdan döviz girişini gereğinden fazla arttırıyor. Diğer taraftan, hem devam eden IMF programı nedeniyle alınan para hem de Adalet ve Kalkınma Partisinin IMF'yle yaptığı stand-by anlaşması nedeniyle giren ilave 10 milyar dolar; döviz bollanıyor, serbest piyasada belirleniyor diye kuru düşürüyor. Bunlar vaktiyle söylenmiş şeyler, yirmi sene sonra "Ben bunu hatırladım." demenin bir faydası yok.
ERHAN USTA (Samsun) - Erdoğan da övünüyor o rezervleri biriktirdim diye değil mi?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, "135 milyar dolara çıkmıştı, benden sonra gelen Başbakan rezervleri eritti." diyor. O, orada 128'e atıf değil, şeye atıf var.
ERHAN USTA (Samsun) - Ne dediğinizi bilmiyorsunuz ya!
UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Şimdi iyi yapıyoruz değil mi?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, böyle el yordamıyla "Aa, ben şunu yapacağım." demekle olmaz. Ekonomiyi bir bütün hâlinde masaya yatırmadan, bütün ayrıntıları gözden geçirmeden, "Bu koşullarda hangi program uygulanmalıdır?" diye tartışmadan, geniş katılım sağlanmadan, bir kişinin aklıyla, bir aile bile idare edilmez. Ama, şunu da söyleyeyim: Ben, Sayın Hükûmetin -"Sayın Hükûmet" deyince Sayın Cumhurbaşkanını kastediyorum- böyle genel bir politika düşüncesiyle bunları söylediğine de inanmıyorum. O, pratik bir fayda görüyor, pratik. Ne faydası olabilir? Mesela bu, kur artışı nedeniyle 9,27'den hazine garantili işler, yollar, köprüler, havaalanları, şehir hastaneleri bütçeye 42 milyar koymuştuk, daha bütçe uygulamaya girmeden...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz tamamlandı Sayın Şener.
Teşekkür ediyorum.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - 128 milyar dolar... Arkadaşlar, rezervler erimeye başladığında 5,5'tu kur; bir buçuk yıl içerisinde 128 milyar piyasaya sürüldü...