KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepinize yeni yılda sağlık, afiyetler diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, burada bir Varlık Fonunu değil, ipotek fonunu konuşuyoruz. Neden ipotek fonu, buna geleceğim. Ayrıca, bu ipotek fonunun bir borç batağına dönüştüğü koşullardayız, buna da değineceğim. Ancak en başta, ortadaki denetleme tiyatrosundan bahsetmek gerekiyor. Kamu adına denetleme yetkisine sahip olan Meclis, Varlık Fonu Sayıştay kapsamında olmadığı için fiilen denetim açısından yetkisiz kılınmış durumda. Biz bu ipotek fonuna "paralel hazine" "denetlenemeyen, denetlenmeyen hazine" "yetkisi çok, sorumluluğu yok fon" demiştik daha önce, süreç, ne yazık ki bizi doğrulayacak şekilde gelişmekte. Garabete bakın ki Varlık Fonunun denetimini bağımsız denetleme kuruluşu yapıyor ancak bu denetimin doğru yapılıp yapılmadığını partili Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın atadığı Devlet Denetleme Kurulu üyeleri yapıyor. "Ne var bunda?" da denilebilir "İyi işte, bağımsız şirketleri Devlet Denetleme Kurulumuz denetlesin." diyebilirsiniz ancak Varlık Fonunun Başkanı partili Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan yani kendisini denetleyecek kişileri atıyor Sayın Erdoğan. Ne yazık ki buradaki göstermelik denetimin temelinde bu var, o yüzden "tiyatro" deniyor buna.

Peki, neden Varlık Fonu değil de ipotek fonu? Türkiye bütçe fazlası veren bir ülke olsa bir varlık fonundan bahsedebilirdik. Ne yazık ki ülkemiz bütçe açığı veriyor. Peki, bu koşullarda kurulan bir Fon ne yapar? Kamu kurumlarını kendine alır, ipotek eder, teminat gösterir ve ipotek ettiği bu kamu kurumları üzerinden borçlanır yani kurulan fon, bir kaynağı yatırıma dönüştürme fonu değildir; kurulan fon, kendi üzerine aldığı kamu kaynaklarını ipotek ederek yani bizim geleceğimizi ipotek ederek yeniden borçlanma mekanizmasıdır; bu bir borçlanma fonudur, bir varlık fonu değildir. Bu Fonun işleyiş mantığının omurgasını, değerli varlıklarımızı teminat göstererek geleceği ipotek etmek oluşturmaktadır. Kısacası, halkın malı, ülkenin geliri bütçeden çıkartılıyor ve sarayın şirketine devrediliyor, Türkçesi budur. Sırtını güce dayayanlar kamu kaynaklarını bin bir metotla yağmalıyor, onlar için kurallar değişiyor, yasalar çıkıyor ya da çiğneniyor. Sayıştay denetimi dışında bir anonim şirket olarak kurgulanan Türkiye Varlık Fonu hikâyesi de bu büyük resmin sadece bir parçası.

Değerli milletvekilleri, maden, enerji, finans, teknoloji, tarım, ulaştırma alanlarındaki kamu işletmeleri gözden geçirildi; elverişli görülenler, eşi benzeri olmayan garip bir şirket çatısının altında toplandı. Anahtarı da ulusal ve uluslararası tekellerin hizmetine kusur etmeyen ülkenin yöneticilerine teslim edildi. Türkiye Varlık Fonu, aynı zamanda, devletin karakutusu işlevini de görmektedir. Türkiye Varlık Fonu portföyü 31 Aralık 2020 tarihi itibarıyla 26 şirket, 46 gayrimenkul ve biri at yarışı, diğeri şans oyunu -Millî Piyango- olmak üzere 2 oyun lisansından oluşuyor. Bu şirketler finans, telekomünikasyon, teknoloji, ulaşım, madencilik ve gıda gibi sektörlerde faaliyet gösteriyor. Varlık Fonunun, portföyünde yer alan 26 şirketten TÜRK TELEKOM, Vakıfbank ve Kayseri Şeker Fabrikası AŞ hariç 23'ü üzerinde kontrolü bulunuyor.

Burada, ayrıca TÜRK TELEKOM'a özellikle değinmek istiyorum. TÜRK TELEKOM, 2005 yılında onu alan OGER grubuna, cebinden beş kuruş çıkarmadan özelleştirme yoluyla verilmişti. OGER, TÜRK TELEKOM'u ipotek ederek bankalarımızdan aldığı krediyle şirkete 2026 yılına kadar sahip olmuştu. TÜRK TELEKOM'un kontrolü yüzde 55 hisseyle OGER grubuna geçtikten sonra TÜRK TELEKOM, ilginç bir biçimde çok yüksek oranlarda kâr payı dağıtmaya başladı. Teknolojik gelişme nedeniyle sürekli altyapı yatırımları yapması zorunlu olan bir şirketin kârını yatırımlarının finansmanında kullanmak yerine ortaklarına dağıtması aslında OGER grubunun niyetinin ne olduğunu da gösteriyordu. Ayrıca, OGER grubu bankalara olan borcunu da ödemiyormuş. Bu bankalar bir araya gelip kredi borcu karşılığında OGER grubunda bulunan yüzde 55 oranındaki hisseyi devralmış. Basına yansıyan haberlere göre Türkiye Varlık Fonu Anonim Şirketi bu hisseleri kredi kullandırmış olan bankalardan satın almak için görüşmeler yapıyormuş. Öncelikle, bu doğru mudur? 2026 yılında imtiyaz sözleşmesi dolacak ve altyapısının tamamı yeniden devlete dönecek olan TÜRK TELEKOM'un yüzde 55 hissesi karşılığında Varlık Fonu ne kadar bir bedel ödeyecektir? Fonun bu işlemi yapmasındaki kamusal yarar nedir? TELEKOM'un Ekim 2021 tarihi itibarıyla toplam piyasa değeri yaklaşık 2,9 milyar dolar, bankalara ait olan yüzde 55 hissenin piyasa değeri yaklaşık 1,6 milyar dolar ancak OGER'in bankalara borcu 4,75 milyar dolar. Fon bu hisseleri alırsa bankaların zararını karşılamak adına yüksek bir meblağ mı verecektir? Hariri ailesinin borcunu ödemek için Türkiye'nin kamu kaynakları mı yağmalanmaktadır?

Değerli milletvekilleri, Varlık Fonunun 2020 denetimi Fonun sadece borçlu olduğunu değil, bu borcun giderek arttığını da göstermektedir. 2020 Yılı Denetim Raporu'na göre Fonun borcu bir yılda 635 milyar lira arttı, borçların toplamı 2020'de 1 trilyon 586 milyar 104 milyon lira oldu. Bir yıllık ticari zarar ise tam 103 milyon lira oldu. Varlık Fonuna geçen şirket zarar ediyor.

Şimdi sormak lazım. Örneğin, ÇAYKUR zarar etmiş, çayı mı ucuz içtik? BOTAŞ zarar etmiş, doğal gazı mı ucuz tükettik? TEDAŞ zarar etmiş, elektriği mi bedava kullandık? Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları zarar etmiş, trenlere bedava mı bindik? PTT zarar etmiş, pulsuz mektup mu gönderdik? Et ve Süt Kurumu zarar etmiş, sanki 10 liraya et yedik. Bu kurumlar zarar etmedi, hortumlanarak dibi boşaltılıp halkın zarar hanesine özellikle yazdırıldı. Bunun maliyeti de vatandaşın cebinden elektriğe, doğal gaza, suya, ekmeğe zam olarak çekip alınıyor.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz ekonomisinde limanlar ekonomik canlanmanın merkezi ve ulaşımın ana damarlarından biri. Şu an Genel Kurulda görüşülen yasa teklifiyle, bu kadar hayati bir işleve sahip olan limanlarımızın işletme hakkı ihalesiz olarak, yangından mal kaçırır gibi devrediliyor ve uzatılıyor. Buna göre Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketine ait 18 liman ile Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına ait olan 5 limanın sözleşme süreleri yargı kararlarına da aykırı bir şekilde kırk dokuz yıla uzatılacak. Daha süreleri bitmeden ve tekrar ihaleye çıkarılmadan limanların sürelerinin uzatılmasının amacı nedir? Kimlerin talebidir? Kimler lehine sanayi, ticaret ve millî güvenlikten tavizler verilmektedir? Örneğin, seçim bölgem Muğla Marmaris'teki liman 2000 yılında otuz yıllığına verilmişti, şimdi bu süreye ihalesiz on dokuz yıl daha ekleniyor. Şu an, Türkiye Denizcilik İşletmelerinin yüzde 49'u ve İzmir Alsancak Limanı'nın tamamı Varlık Fonunda. Varlık Fonunun Arap sermayesiyle liman ve lojistik yatırımları yapmayı hedeflediğini de biliyoruz. Bu vesileyle "Limanlarımızı peşkeş çekerek yeni kaynak yaratma anlayışından derhâl vazgeçilmeli." çağrımızı bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Bu anlayış, sanayiye, ticarete ket vurduğu kadar büyük bir millî güvenlik sorunudur. Meclisteki liman kanun teklifini tekrar geri çekmeye çağırıyorum.

Son olarak, Denetim Raporu'nun 67 ve 68'inci sayfalarında "Finansal Borçlanmalar" başlığında borçlanmalar belirtilmiş ama borçlanmaların maliyeti belirtilmemiş. Bu konuda da bir açıklama rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.