KOMİSYON KONUŞMASI

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, önce bu kadrolardan girelim isterseniz. Bu adrese teslim kadrolarda gerçekten tez isimleri var, ben az sonra vereceğim yani örneğin, gıda bölümünde araştırma görevlisi ya da doçentlik kadroları var. Bakıyorsunuz, gıdada her konu yazılabilir ama işte, bir tane okuyorum "Kiral moleküllerinin biyokatalitik dönüşümleri konusunda tez yazmış olmak." gibi; o da bir kişiye dayanıyor, o da zaten görevine başlıyor Batman'da. Bir tane örnek verdim, çok zaman almayayım.

Şimdi, en başta dediniz ki: "Kontenjanlar arttı, kadrolar arttı." Ama Sayın Başkan, kontenjanlar boş kalıyor, bir sürü boş kontenjan var. Daha önce bütçede de...

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Zaten onun için yapacağız.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Ama onun için yapılması gereken bence başka şeyler var. Mesela, neler var? Ben daha önce size Plan ve Bütçe Komisyonunda da şöyle söylemiştim: "Bu kontenjanları bu defa açıklamadınız, neden?" Herhâlde bir sıkıntı vardı ya da kontenjanlar artıyor ama kontenjandan daha fazla boş kalan kontenjan sayısı var yani kontenjan artışının boş kalmayla ilişkisini kuramıyoruz orada. Bunun için şöyle diyecektim: Şimdi, hani, hep klasik bir cümlemiz var "Bir dekan bir mekân anlayışıyla açılan üniversiteler" diyoruz yani buraların tercih edilmeme nedenlerini araştırarak buraları nitelikli hâle getirmek, aslında, yöntemlerden bir tanesi; bunun yapılması lazım.

Şimdi, siz hep "psikolojik baskı" diyorsunuz. Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Eğitim Politikaları Genel Başkan Yardımcısı olarak dört beş basın açıklaması yaptım, tabii ki size hitaben söyledim, siz "psikolojik baskı" dediğiniz için, orada da şunu söyledim, dedim ki: "Gerçekten psikolojik baskı varsa öğrencilerde öncelikle yurt sorununu, barınma sorununu çözmek; öncelikle iş bulamayan gençlerin geleceğiyle ilgili umut verici çalışmalar yapmak yani ekonomi politikaları ile eğitim politikalarını Türkiye'nin kalkınma stratejisiyle örtüştüren çalışmalar yapmak, buralara kafa yormak lazım." Yine şunu net olarak söyleyeyim: Evet, üniversiteye giriş sınavlarında, LGS'de de YKS'de de öğrencilerin başarısı düştü Sayın Başkan yani bunu Covid süreciyle ifade etmeyelim, Covid süreci sadece biraz daha derinleştirdi ama gerçekten ortaöğretimden gelen bir başarısızlık tablosu var ve siz orayı düzeltmeden, millî eğitim politikaları bunu düzeltmeden siz yukarıda ne kadar kalite çalışması yaparsanız yapın, başarılı olamazsınız diye düşünüyorum. Ben bunu Yekta Hocaya da söylemiştim. Bunları görmezden gelmemeliyiz yani bunları tartışmayacağız ama şimdi diyeceğiz ki: Baraj düştü, birtakım sorunlar gitti, işte, psikolojik olarak öğrencilere baskı olmayacak falan. Ama mesela, ben şunu da size söyleyeyim: Bakın, 2021 TYT'de sıfır ile 100 arasında kalan ve puanı hesaplanamayanların oranı yüzde 0,98; 100-150 arası yüzde 31,68; 150-180 arası yüzde 20,53; 180 ve üzeri yüzde 46,80. Başka çalışmalar da var ama tercih tabanını genişletmek ya da rekabeti sağlamakla örtüşmüyor bu sonuçlar yani buradaki amaçla örtüşmüyor Sayın Başkan. Bir şeylerin iyi gitmediğini kabul etmek lazım. Ortaöğretimden gelen ve fazla açılan, belki mesleki envanter yapmadan açılan bu fakültelerin, bölümlerin, üniversitelerin neden seçilmediğini tartışmak, bunlara kafa yormak lazım; akademisyen olarak güçlendirmek lazım, buraların seçilebilmesi lazım. Mesela, bu kadar da akademisyen kaçıyor bu ülkeden. Oturup hani, neden bu akademisyenler göç ediyorlar, bunlara kafa yormak lazım. Mutlaka düşünüyorsunuz ama bu yeterli olmuyor. Tabii, bu sadece sizin yapacağınız bir şey değil yani özerk olmayan üniversitelerde, artık özgürlüklerin kısıtlandığı ülkede kalmak istemiyorlar; böyle bir gerçek var ya da üniversite öğrencisinin umudu yok, ya "İş bulamam." diyor veya "Özgürlüklerim kısıtlanır." diyor, öğrenciyken kaçmak istiyor. Hani, bunları da bilmemiz gerekiyor.

Şimdi, şöyle: Bu yayınlar konusunda -Sayın Başkan, demiştiniz- şunu da bilmek lazım; çok sayıda da sanal dergi var Hocam. Yani "social sciences"ta özellikle birileri açmış, böyle gruplar açmış ve kendi yayınlarını geçiriyorlar; böyle de bir gerçek var. Fen bilimlerinde daha az. Bunların çok yakından takip edilmesi lazım. Ben de yirmi yedi yıllık akademisyenim ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptım, o zaman da vardı ama şu anda bakıyorum, hakikaten daha fazla geliyor, gerçekten fazla. Yine, ben bu adrese teslim kadroları yaptığım basın açıklamasında dile getirdim ve şöyle söyledim: "Hakkı yenen akademisyenler, sizler idari mahkemeye gidin, böyle bir hakkınız var. Sonuçta, görevsizlik kararına kadar gidilebilir ve böyle bir karar alındığında, savcı böyle bir karar verdiğinde, Sayın YÖK Başkanının önüne geldiğinde zaten yapacağı iş bellidir. Gidin, hakkınızı arayın. Hatta siz korkuyorsanız, aynı, sizinle eşit seviyede olan ama hiçbir zaman üniversiteye girme niyetinde olmayan başka birisi de sizin adınıza açabilir." Ve böyle yönlendirmek zorunda kaldım. Bu önemli.

"Okul başarı puanları" demişlerdi özel okulları ön plana geçiren; evet, bunları zaman zaman görüyoruz ama benim burada daha önem verdiğim bir konu var. Siz dediniz ki: "Ben üniversiteleri ayırmıyorum vakıf-devlet diye. Yani vakıf üniversitelerini ayırmıyorum." Ben vakıf üniversitelerini ayırıyorum Sayın Başkan. Benim de çocuğum vakıf üniversitesinden mezun ama vakıf üniversitelerinde, hani, az önce saydığımız üniversiteler var, birkaç tane daha ilave edebiliriz "üniversite" denen ve vakfın getirdiği misyona uygun hareket eden üniversiteler var ama bir de ticarethane görünümünde olan üniversiteler var ki ben bunları ayırıyorum, kesinlikle ayırıyorum; onlara "vakıf üniversiteleri" diyorum, öbürlerine "ticarethane" diyorum. Onlar için öğrenciler öğrenci, öbürleri için, ben söylemek istemiyorum ama müşteri.

Sizin bir kitapçığınız var, ben o kitapçıya çok bağlıyımdır, çok izlerim onu ben, sürekli bakarım. O kitapçıkta Sayın Başkan, siz de daha iyi biliyorsunuz ki özellikle öğrenci başına düşen kitap sayısından, kütüphane alanından, verilen tam burs -tabii, tam burs önemli sizin için yarımlar, çeyrekler değil-oranından filan böyle sıralama var. Oraya baktığınızda, o kadar bariz fark ediliyor ki ticarethane görünümünde olanlar, hani bir şeyleri "mış gibi yapanlar" ama öbürleri de gerçekten "eğitim yapmış olmak için yapanlar." Onun için, bunları incelemek, özellikle öteki grubun üzerine gitmek gerekiyor diye düşünüyorum. Bunlar nasıl eğitim yapıyorlar? Hani, hakikaten, biliyorum, oradan bir hoca alıyor, buradan bir hoca alıyor, böyle pat pat pat pat açılıyorlar; biraz para yuvası gibi... Ve şu andaki bu baraj, işine geldi onların Sayın Başkan.

Bir de şunu anlayamıyorum: İşte, vakıf üniversitelerine "Burs oranınızı arttıracaksınız." deniyor. Meclise geliyor bu konu, biz destek veriyoruz, tabii ki -mademki devletin bir sürü arazisi, arsası onların üstünde yani- arttırsın burs oranını. Kıyamet koparıyorlar, haydi külliyeye gidiyorlar "Artırmayalım, indirelim." Size de baskı geliyordur veya siz görevde değilken herhâlde Yekta Hocaya da geliyordur diye düşünüyorum, tahmin ediyorum, bilmiyorum. Ama işte şimdi hocamın söylediği hastaneler meselesi, o konu geldi, gene baskı, bizi bile aradılar ki sizleri kim bilir... Yani külliyeye dolmuşlar diye de duyduk. Ya, bu vakıf üniversiteleri niye bu kadar söz sahibi olabiliyor? Neden yani? Bir kural konur, YÖK koyar, götürülür gider. Yani bilmiyorum, niye bu kadar, böyle baskı yaratıyorlar? Bunun da üstüne gitmekte fayda var.

Geliyorum baraj konusuna. Tabii, basın açıklamamın en büyük kısmını bu oluşturmuştu Sayın Başkan. Yani ben bizim konumuzun baraj değil, nitelik olduğunu söylemiştim orada. Öncelikle şunu ifade edeyim: Evet, işte, tartışmayalım ortaöğretimin başarısızlığını. İşte, vakıf üniversiteleri biraz daha rahat edecek. İşte, birtakım öğrencilerin başarısızlığının düşmesi tartışılmayacak, seçilmeyen üniversiteler tartışılmayacak falan, böyle bir faydası olabilir. Yalnız, bu sistem gelince, başarı sıralaması olan gruptaki alanlar, başarı sıralaması olmayan gruptaki alanlar, değil mi, yanılmıyorum? Yani fen edebiyat gibi, İİBF'ler gibi değil mi, orada başarı sıralaması yok. Şimdi olmayınca, hani önceden Millî Eğitim Bakanlığı "nitelikli lise" yapmıştı, dolayısıyla öbürü de "niteliksiz" gibi düşünülmüştü. Şimdi de burada bir "nitelikli alan" "niteliksiz alan" gibi öğrencilerin bence psikolojisini olumsuz etkileyecek bir nokta var.

Bir başka nokta "ataması yapılmayan öğretmenler havuzu" diyoruz biz, 700 binin üstünde. Şimdi, bakın, başarı sıralaması geçerli olan yerden de başarı sıralaması olmayan taraftan da öğretmen yetişiyor. Buradan, öğretmenlik bölümlerinden; bu taraftan da fen edebiyattan geliyor çünkü formasyon var, 2 taraftan da öğretmen yetişiyor. Mesela, bu uygulamanızın nasıl bir çarpan etkisi var bu havuza?

Ben şunu beklerdim Sayın Başkan: Barajı düşürdünüz yani barajı kaldırdınız, neyse, bunun bir etkinlik analizinin, bunun bir... Ama bunun açıklanmadan önce yapılması, bir hafta sonrası benim için kıymetli değil yani önce bunun yapılıp ona dayandırılarak yapılması gerekiyordu.

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Kılavuzdan önce hepsi açıklandı onların.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Biz bunu görmedik çünkü bunu bizimle paylaşmadınız, tabii bilemiyoruz.

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Kılavuzdan önceydi, sonra kılavuz açıklandı.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Ama yok, bu kararı açıklamadan önce...

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Bu karardan önce, sonra kılavuz açıklandı.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Biz görmedik, bilmiyorum diğer partiler gördü mü. Ben görmedim Sayın Başkan.

OTURUM BAŞKANI KAMİL AYDIN - Hocam, tamamlayalım lütfen.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Tamamlayacağım, çok kısa.

Evet, yani biz onu tabii görmediğimiz için onu söylemede sorumluluk hissediyorum.

Şimdi, bir başka nokta da şu: Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK; Sayın YÖK Başkanı, Sayın Millî Eğitim Bakanı; öbür tarafta da Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, doğru mu söyledim ismini, bilmiyorum, bir külliye var. Bu, çok yanlış. Bazı konular, mesela -gelen- Diyanet Akademisi bile, bana göre sizlerin dışında, Sayın Millî Eğitim Bakanı dışında, oradan geliyor, pişiyor geliyor. Bu, yanlış Sayın Başkan, hani en çok bunu sizin iletmeniz gerekir. Olmaz böyle bir şey, yani üç taraflı, üç başlı olmaz, hani paralel yaratmak...

OTURUM BAŞKANI KAMİL AYDIN - Yürütmenin bütün ayakları için geçerli bir sistem.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Evet ama doğru mu?

OTURUM BAŞKANI KAMİL AYDIN - Yani her birinin orada da bir karşılığı var. Bu yeni sistemde böyle maalesef yönetimde. Yani siz katılmayabilirsiniz ama böyle.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Ama maalesef, maalesef ama karışıyor her şey, karışıyor.

OTURUM BAŞKANI KAMİL AYDIN - Tam tersine, çift dikiş daha da güçleniyor.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Hayır, hayır.

OTURUM BAŞKANI KAMİL AYDIN - Birinin hatası öbür tarafta düzeliyor.

LALE KARABIYIK (Bursa) - O sıkıntıları belki siz fark edemiyorsunuz. Yani öyle büyük sıkıntı ki orası Millî Eğitim Bakanlığını eleştiriyor, öbür taraf YÖK'ü eleştiriyor. Ya, kendi içinizde de örtüşemiyorsunuz o zaman ve eleştiri yağmuruna tutuluyor. Yani bir iktidarın kendi içinde birbirini eleştirmesi bile kötü bir görüntü. Yani doğru bir yöntem değil, yoksa gerçekten hani YÖK kararını alır. Hayır, yukarıda pişiyor, YÖK'e empoze ettiriliyor, yukarıda pişiyor...

OTURUM BAŞKANI KAMİL AYDIN - Hocam, söz hakkı isteyen 6 arkadaş daha var.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Tamam, son cümlemi söylüyorum. Şimdi izin alarak sizden söylüyorum Sayın Başkan.

OTURUM BAŞKANI KAMİL AYDIN - Estağfurullah.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Çünkü geçen sefer çok kızmıştınız, demiştiniz ki: "Bunun yeri burası mı?" Ben de dedim ki: "Sanayi Komisyonu değil ki Millî Eğitim Komisyonu." "Ama YÖK Başkanının olduğu yerde söyleyin." demiştiniz, izninizle söyleyeceğim, üzüntümü de ifade ediyorum bu arada.

Sayın Başkanım, şöyle: 800 küsur akademisyen, mağdur akademisyen var. Geçen bir komisyonda hoca barış akademisyenlerini söylerken benim de bu grup akademisyenler aklıma geldi, onu söyledim. Safa Hocam bu konuyu çok net biliyor. Bu akademisyenler üniversitelerinden "FETÖ'cüdür" diye ihraç edilmişler ama sonra "Pardon, suçsuzsunuz!" denmiş. Bütün davalar, her şeyi kazanmışlar, üniversitelerine döndüklerinde "Şimdi, bu üniversitede sizi şikâyet edenler ile sizler bir kaos yaşarsınız, onun için sizleri yakın bir yerlere verelim." demişler ve başka üniversitelere gitmişler ve bu insanlar 2 kez cezalandırılmışlar. 2 grup var; küçük üniversiteden büyüğe giden, büyük üniversiteden küçüğe giden. Büyükten küçüğe giden tabii memnun değil, küçükten büyüğe giden tabii memnun. Burada bir cümle -kanun ama bu kanunu yapan gene bunu yapabilir- tercih hakkı vererek dese ki: "İsteyen şu tercihi, isteyen şu tercihi yapar üniversitesine döner." Bu insanlara bu zulüm fazla.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Gaziden Kırıkkale Üniversitesine giden var, her gün Ankara'ya gidip geliyor.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Evet, yani tanıyoruz, çoğunu tanıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.