KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Öncelikle, Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevinizde başarılar diliyorum. Geçen dönem birlikte Millî Savunma Komisyonunda görev yapmıştık, ilk defa Başkanlık ettiğiniz Komisyona katılıyorum. Hayırlı uğurlu olsun.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Teşekkür ederim.

MURAT BAKAN (İzmir) - Bu arada, biz burada çalışma yaparken bu çok uzun çalışma süresinde bizim bir arkadaşımız Genel Başkan Yardımcısı oldu, Bülent Tezcan, onu da tebrik etmiş olayım burada.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Hayırlı olsun.

MURAT BAKAN (İzmir) - Şimdi, Sayın Başkan, burada yasama faaliyeti yapıyoruz. Kaliteli yasama faaliyeti, komisyonda yapılan yasama faaliyeti. Bu kanunla ilgili kamuoyuna açıklamalar 2020 Haziran ayında başladı, Abdülhamit Gül dedi ki: "Seçim Yasası üzerinde çalışıyoruz, tüm siyasi partilerle müzakere edeceğiz." Burada gördüğümüz gibi hiçbir siyasi partiyle müzakere edilmeden Cumhur İttifakı bu işi 2020 Haziranından bugüne görüştü ve buraya geldi. Şimdi, bu kadar uzun süredir "Dar bölge mi, daraltılmış bölge mi?" İşte "İttifak içinde baraj mı, şu mu bu mu?" diye kamuoyunda tartışılırken biz şu saate kadar burada, Komisyonda kaliteli yasama yapmaya çalışıyoruz. Yani komisyon çalışması asıl uzun olması gereken çalışma; yasa burada konuşulacak, burada görüşülecek, herkes fikrini burada en geniş şekliyle açıklayacak ve sadece biz değil tüm siyasi partiler -burada, Komisyonda tabii ki bizler gibi konuşamaz ama- görüşlerini burada gelip ifade edebilirler. Seçime girme hakkına, yeterliğine sahip tüm siyasi partiler bu yasayla ilgili, bu en önemli yasayla ilgili düşüncelerini ifade edebilmeliydi. Ama biz, gecenin şu saatinde, saat üçten beri buradayız, bir saat ara verdiniz, hâlâ görüşüyoruz. Bu görüşmelerin yarına kalması, ondan sonraki gün de devam etmesi çok daha sağlıklı olacaktır. Arkadaşlar da hepimiz de konsantrasyonumuzu yitirdik. Herkes birbirine diyor: "İşte, ben konuşuyorum." Sayın Meral Danış Beştaş konuşurken başka arkadaşlar konuşuyordu, uyardı. Eleştirilere tahammül kalmadı. Şimdi Milletvekili arkadaşımız Aysu Bankoğlu konuştu, Hüseyin Kaçmaz arkadaşımız konuştu, kanun teklifini veren arkadaşlar "Sesinizi yükselttiniz." "Yok, alicengiz oyunu dediniz." diyor.

Şimdi, Sayın Vekilim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden örnek verdiniz kanun teklifinin başında, sunumunuzda. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi usulü dairesinde yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşma, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne tarafız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de yetkisini kabul ettik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eleştiriyle ilgili diyor ki: "Eleştiri kişilik hakkına da kişinin şöhretine de zarar verebilir ama düşünce özgürlüğü ve düşünceyi ifade özgürlüğü ondan çok daha üstün bir korunması gereken bir hukuki haktır." Şimdi, burada "'Alicengiz oyunu dedin.' diyemezsin." "Tabiri caiz, caiz değil." "Sen sesini fazla yükselttin, bağırma." bu şekilde bir yasama faaliyeti kaliteli bir yasama faaliyeti ve uluslararası standartta bir yasama faaliyeti olmaz. Eğer biz bu Parlamentoda, bu Komisyonda kaliteli bir yasama faaliyeti yapacaksak -ki bizim milletimiz, bu millet bunun en fazlasını hak ediyor- herkes düşüncesini en geniş şekilde özgürce ifade edecek ve iki senedir konuşulan bir kanun gece yarısına sıkıştırılmış bir şekilde olmayacak. Yarın konuşacağız, öbür gün konuşacağız, belki bir ay bizim bu çalışmayı yapmamız gerekiyordu. Avrupa Birliğinde bu böyle; bir komisyona bir şey geldiğinde insanlar senelerce tartışıyorlar, bu seçim yasasını. Yine, kaliteli yasama kamu yararına olan yasamadır. Şimdi, bu yasa teklifi kamu yararına bir yasa teklifi mi yani bu getirdiğimiz? Kamu yararına derken tüm siyasi partilerin ortak yararına bir teklifi mi; bunu değerlendirmemiz lazım. Bir defa, kişisel yararı ortaya çıkan bir yasa kamu yararına bir yasa olabilir mi? Burada Cumhurbaşkanının kişisel yararı var, Cumhurbaşkanı seçim yasaklarından muaf. Cumhurbaşkanını, başbakanı çıkarıyorsunuz, Cumhurbaşkanını koymuyorsunuz yasaya. Bir siyasi partinin ya da bir seçim ittifakının, Cumhur İttifakı'nın lehine bir yasa düzenliyorsunuz. Bununla ilgili siyaset bilimcilerinin yaptıkları simülasyonlar var. Siz yasa teklifini açıkladıktan sonra basına, birçok siyaset bilimci profesör dedi ki: "Bu koşullarla, şu anki yasayla ve yasa değişikliği olduktan sonra Cumhur İttifakı oyları azalmasına rağmen milletvekili sayısını koruyor." Dolayısıyla siz kamu yararına da bir yasa yapmıyorsunuz, kendi yararınıza bir yasa yapıyorsunuz ve bunu bir demokratikleşmeyle, siyasal istikrarla, yürütmede istikrarla, temsilde adaletle açıklıyorsunuz. Ben ikna olmuyorum, buradaki hiçbir milletvekili ikna olmuyor, kamu da ikna olmaz; kendi yararınıza yapıyorsunuz.

Burada da istikrarlı bir tutumunuz yok yani geçmişte aynı konuda ne dediniz, bugün ne diyorsunuz? Bakın, daha önce, 2013 seçimlerinde -çözüm süreci devam ediyordu o zaman- çözüm sürecinde daraltılmış bölge ve yüzde 7 seçim barajı konuşulurken Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili -o zaman- Oktay Vural, bakın, diyor ki: "Bu, tamamen PKK'yle al gülüm, ver gülüm pazarlığıdır. Düşen oylarına karşılık gücü elinde tutmanın yeni tezgâhıdır." Bakın, o zaman da yüzde 7, şimdi de yüzde 7. O zaman Milliyetçi Hareket Partisi, yine daraltılmış bölge konuşuluyor, diyor ki: "Filli olarak AKP diktasına götürmek için hazırlanmış tezgâh. Oyları düşen AKP, barajla, sistemle oynayarak daha fazla milletvekili çıkarmak için yeni tezgâh pazarlıyor." Şimdi, 2013 yılında Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili aynı yüzde 7 oranını o zamanki siyasal konjonktüre göre farklı değerlendiriyor, bugün farklı değerlendiriyor. Burada bir ilkesel tutarlılık var mı arkadaşlar? Biz "Parlamenter sistem içinde baraj yüzde 3 olmalı." diyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, istikrarlı olarak bunu söylüyoruz. Ve diyoruz ki: "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde, şu anki sistemde baraja gerek yok." Ama siz bir taraftan "yönetimde istikrar" diyorsunuz ve "yönetimde istikrar" derken seçim sisteminde değişiklik önerisinde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yönetimde istikrar getirdiğini söylemiştiniz yani paradigmanızı değiştirmemişsiniz. Paradigma hâlâ parlamenter demokrasi paradigması, parlamenter demokrasi paradigmasıyla bu mevcut hükûmet sisteminde bir seçim kanunu tasarlıyorsunuz; bunu doğru bulmuyorum.

Ali Özkaya arkadaşımız ayrıldı ve "Millî görüş geleneğinin ben de içindeydim o zaman." dedi, "Erbakan Hocamız..." falan dedi, 1987 seçimlerini söyledi. 1987 seçimlerinde Erbakan'ın eleştirisi var. Erbakan ANAP'ı eleştiriyor, seçim yasası değişikliğiyle ilgili diyor ki -yani bu Ali Özkaya'nın siyasal anlamadaki bu tutarsızlığını dünü ve bugünü için söylüyorum- : "ANAP seçim kanunu değiştirdi, bütün antidemokratik tahribatları yaptı, bütün hileleri koyan bu ANAP'tır. Allah'ın büyüklüğüne bakın, kendi koydukları barajlarda kendileri boğuluyor, çırpınıp duruyorlar. Kim hile yaptıysa sonunda kendi hilesinden perişan olmuştur." Yani her 2 siyasal hareket de tamamen faydacı şekilde, günün koşullarına göre istikrarlı bir şekilde, ilkeli bir tutum değil de "Bugün biz nasıl bu seçimi kazanırız?" tutumuyla bir seçim yasasını önümüze getirmiş gözüküyor. Dolayısıyla ben bunu ifade etmek istedim sadece. Bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var sanırım. O paradigma değişikliği önümüzdeki seçimlerde, biz aldıktan sonra inşallah, parlamenter demokrasiye geçildiğinde olacak; onu söylemek istiyorum. Yani zihinlerinizi değiştirmenize gerek yok Sayın Vekilim, biz sistemi değiştireceğiz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.