KOMİSYON KONUŞMASI

CANDAR YÜCEER (Tekirdağ)- Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tabii, konsantrasyon Komisyonun genelinde çok azaldı, farkındayım. O yüzden, ben de sabrı zorlamadan, çok tekrara düşmeden -ama tekrara düşmemek de mümkün değil- ve Cihangir İslam'ın da tam bıraktığı yerden hani "Amaç ne?" diyerek ve özetleyerek gideyim.

Aslında ilk önce demokrasinin vazgeçilmezlerden biri, gerçekten hepimiz için iradenin yansımasının belki en geçerli yolu seçim çünkü seçim olmazsa demokrasi yoktur diyoruz, olmaz diyoruz ve herkesin oyunun yani zenginin de fakirin de okumuşun da okumamışın da aynı değere, aynı kutsiyete sahip olduğunu ifade ediyoruz, eşit olduğunu söylüyoruz. Vatandaş sandıkta eşit olduğunu, vatandaş olduğunu, toplumun bir parçası olduğunu, seçme hakkı olduğunu gerçekten hissediyor ve bu yüzden de sandığa ve seçime ayrı bir önem veriyor ama seçimin olması tek başına tüm kurum, kuruluşlarıyla beraber demokrasinin işlerliği olduğunu da tabii ki göstermiyor. Seçimin nasıl olduğu da çok önemli yani seçim nasıl oluyor? Yani öyle uçuk kaçık seçim barajı olmamalı mesela seçimde. Hani yüzde 10'dan yüzde 7'ye düşürmek, hâlâ dünyanın en yüksek seçim barajına sahip olup da işte "Burada seçim yapıyoruz, demokrasi vadediyoruz." demek çok mantıklı değil. Mesela, oyların çalınmayacağına güven duyması lazım insanların. İşte "Trafoya kedi girdi." "Yok mühür vurmayı unuttuk biz." İşte, sizin de ifade ettiğiniz gibi yani "Hiçbir şey olmadıysa bir şey oldu gibi." abuk...

ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) - Ben de ezberlemiş oldum.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Evet, evet, abukluklarla olmamalı seçim gerçekten. Mesela ifade özgürlüğü olmalı, mesela eşit, adil şartlarda bir propaganda fırsatı sunulmalı. İşte, tabii ki sadece seçimin olması da demokrasi için yeterli değil; anayasal kurumlar da gerçekten vazgeçilmez, insan hakları da aynı şekilde, hukuk da olmazsa olmaz. Bunun yanı sıra partiler, sivil toplum örgütleri, özgür bir basın da demokrasinin kurumsal olarak yaşaması için gerçekten çok kıymetli çünkü bunlar olmazsa çoğulculuk olmaz diyoruz biz.

Türkiye ise bu idealden her geçen gün, maalesef, sayenizde, uygulamalarınızla, çıkardığınız kanunlarla her zaman geriye gitmeye, biraz daha uzaklaşmaya devam ediyor. Bağımsız uluslararası sivil toplum kuruluşlarına göre, özgür olmayan ülkeler arasındayız. 195 ülke içerisinde demokrasi özgürlük liginde 146'ncı sıradayız, son on yılda özgürlüklerin en çok gerilediği 2 ülkeden biriyiz maalesef. Muhalif siyasetçiler, sivil toplum örgütleri, bağımsız gazeteciler ya da iktidarın iç, dış politikalarını eleştiren tüm vatandaşlar soruşturmalara, troll saldırılarına gerçekten kurban ediliyor. 120 bin KHK'linin içinde, çok büyük bir kısmında kesinleşmiş mahkeme kararı yok, Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinin kararlarına uymuyoruz ülkemizde. Üniversiteler akademik özgürlüklerinden, özgünlüklerinden uzaklaşmış durumda, rektörler âdeta il başkanları, AK PARTİ'nin il başkanları gibi çalışıyor.

Şimdi, cezaların, gerçekten cezaevindeki hükümlülerin ve tutukluların artık rekor düzeye ulaştığı ülkemizde gençler gidiyor sayın vekillerim, doktorlar gidiyor, gerçekten bilim insanlarımız gidiyor. İşte, biz, bu koşullar altında getirilen kanunda, uygulanan hukukta şu soruyu soruyoruz haklı olarak: Bu kimin hukuku olacak? Bu kimin hukuku olacak? Halk için hukuk mu? Hayır, bence tek adam için oluşturulmuş bir hukuk bu, "Ben yaptım oldu." hukuku bu, egemenlerin hukuku bu, "Amaca giden her yolda her şey mübahtır." hukuku bu. Bu kanun, işte, bu noktada söyleyelim, ben onu bir özetledim böyle "Oylarım eriyor, seçimde aldığım oyları da alamayacağım. Seçimi nasıl kazanabilirim?" kanunu bu. "Temsildeki adaletsizliği nasıl kendi lehime çeviririm de daha az oy alıp, daha çok milletvekili nasıl çıkarıp halkın oyunu sandıktan nasıl çalabilirim?" kanunu bu. Seçim yargısını kendine bağlayıp "Seçim güvenliğini nasıl ortadan kaldırırım?" kanunu bu. "Muhalefeti nasıl parçalarım, ittifakı nasıl bozarım, milletin iradesine nasıl ipotek koyarım?" kanunu bu. Devletin tüm olanaklarını, uçağını, arabasını, otobüsünü, belediyesini, kaymakamını, valisini seçimde propaganda için kullanıp milletin vergisini pervasızca harcama kanunu; ben, şahsım, devletim kanunu. Bakın, seçim sistemini kendi siyasi çıkarlarına göre dizayn etme kanunu bu. Mühürsüz oy pusulalarını hatırlarsınız tabii, hatırlarsanız hani o pusulalar geçerli sayılmıştı. Kaybettiğiniz İstanbul seçimlerini tekrarlatan AKP, bu düzenlemeyle de İstanbul seçimlerindeki o ibretlik manzarayı tüm Türkiye için tekrarlama hazırlığında. Tüm Türkiye'yi aynı manzaraya oturtmak istiyorsunuz ama milletin kendinize vermediği iktidara sandıklara müdahale ederek ulaşmaya çalışıyorsunuz. İşte, seçim barajı bunlardan biri. Seçim barajı gerçekten halkın sandıktan çalınan oyu, başka bir şey değil. Hani paramızı koyuyoruz bankaya ya da bir köşeye, sabah uyanıyoruz, bir bakıyoruz yarısı gitmiş ya, hani hemen azalmış; aynı şey bu da. Atıyoruz sandığa oyumuzu, bir açılıyor sandık, bizim oyumuz nerede? Tam da istemediğimiz partiye gitmiş. Şimdi, bunun adı "seçim" değil, bunun adı "demokrasi" değil.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Nerede yazıyor bu?

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Dolayısıyla, millî iradenin yasal düzenlemeyle gasbından başka bir şey de değil. Fakat hani bunu yasaya yazdık diye bunu meşru da göremiyoruz, bunu adaletli bulamıyoruz, hakkaniyetli bulamıyoruz. Sandıktan bugüne kadarki söylemler artık dilinize olmuyor, "Ya, istikrar." diyemiyorsunuz, "Koalisyonlar bitecek." diyemiyorsunuz çünkü gerçekten öyle bir şeyi sağlayamadık; yok. Hani koalisyonlar sistemde imkânsızlaşmıştı; hani istikrar seçimle bozulmayacaktı ama bakıyoruz ki bugün istikrarın "i"si kalmamış durumda; ekonomiden eğitime kadar, dış politikadan her alana kadar şu an istikrarın Türkiye'de "i"sinden bahsedebilen kimse yok diye düşünüyorum.

Bakın, baraja takılan en yüksek oy oranını, biliyorsunuz, 2002'de yaşadık. AK PARTİ yüzde 34'lük bir oyla milletvekillerinin yüzde 64'ünü aldı; 10 milyon oy aldı, 14 milyon seçmenin iradesi maalesef Meclise yansımadı. Şimdi de yine aynı şekilde yapılmaya çalışılıyor sanırım, düzen ona doğru götürülmeye çalışılıyor ama olmuyor. Yani bunlar hep bugüne kadar ters tepti biliyorsunuz, bugün de ters tepecek. Eğer gerçekten biz temsilde adaleti, seçimde adaleti ve seçim güvenliğini sağlamak istiyorsak seçmenlerin verdikleri oyların boşa gitmemesi için çaba göstermek zorundayız, onun için kanunumuzu yapmak zorundayız ama görüyoruz ki burada yapılmaya çalışılan gerçekten, kaybedilen seçimi, sandıkta kaybedilen seçimi bir şekilde kanunla elde etmeye çalışmak ama bu olmayacak. Bu yeni seçim yasası da gerçekten sizi kurtaramayacak. İstanbul seçimlerinde olduğu gibi, burada da farklı bir sonuç maalesef elde edemeyeceksiniz. Öyle olacak, böyle olacak ama böyle olacak.

Çok teşekkür ediyorum.