KOMİSYON KONUŞMASI

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; şimdi, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 36'ncı maddesi, siyasi partilerin seçimlere katılma hakkını nasıl kazanacağını düzenlemiş. Maddede özetle, bir, "örgütlenme şartı" iki, "Mecliste grubu bulunma şartı" diye 2 ayrı şart var. Örgütlenme şartını gerçekleştirmek, parti seçimden altı ay önce il, ilçe kongrelerini ve büyük kongresini yapmışsa seçime katılabiliyor veya bunları yapmasa bile Türkiye Büyük Millet Meclisinde grup kurmuş ise, grubu varsa o partinin seçime katılma hakkı var.

Şimdi, bu çerçevede yeni bir düzenleme yapma ihtiyacı duyulmuş. Getirilen teklifte grup kurma şartı kaldırılıyor ama örgüt kurmayla ilgili meselede 3 kere ihlal edebilme yani "2'den fazla ihlal etmiş olmamak kaydıyla." diye 2 kere ihlal etme hakkı verip "ihmal etme" diyor kongre yapmayı. "2 kere kongreni süresinde yapmazsan 3'üncü sefer ancak bir kere daha hakkın olur, yapmazsan seçime sokmayız." diyor. Bir kere, önce şunu söyleyeyim: Birinci mesele: Mecliste grubu bulunan partilerin seçime girmesini engellemek, bizim siyasi parti pratiğimiz ve seçim pratiğimiz açısından kabul edilebilir bir şey değil. Ülkelerin seçim pratikleri, aynı zamanda tarihleriyle vardır ve geneli üzerinde konuşurken anlattığım gibi -tekrar dönmeyeceğim oraya- bu süreler içerisinde tarihimizde birçok siyasi parti, bu hükümden yararlanarak grubu olduğu için seçime girmiş ve sonrasında iktidar olup Türkiye'yi yönetmiştir. Yirmi yıldan bu yana Türkiye'yi yöneten AK PARTİ de ilk kurulduğunda bu hükümden yararlanarak seçime girmiştir ve tek başına iktidar olmuştur. Şimdi teklif sahipleri diyorlar ki: "E, tamam, o zaman öyle oldu, bu zaman böyle yapıyoruz." Diyebilirsiniz tabii ama bunu dediğiniz zaman bu ihtiyacın nereden hasıl olduğunu bilmek lazım.

Polemikle ilgili kısmı anlatmıyorum, onun tarihini, hikâyesini geneliyle ilgili konuşmayı yaparken anlattım o hikâye nereden çıktı diye, bir daha oraya dönmüyorum, tutanaklara bakan arkadaşlar ileride oraya dönerlerse o ayrıntıyı oradan görürler.

Yalnız, burada başka bir şey var; bir kere, bu hükmün korunması lazım çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir partinin grubunun bulunması demek, o ülkede yasama faaliyeti gibi önemli bir faaliyette grup olarak çalışabiliyor olması demektir. Bu kadar yetkisi olan bir siyasi partiyi tarihimizde bu kadar geçmişi ve birikimi olan bir haktan mahrum etmenin makul, kabul edilebilir hiçbir sebebi yoktur; birinci mesele bu, bu nedenle bunun kalması gerekir. Getirdiğimiz önergeyle, grubu olan partilerin yine burada seçime girebilme hakkının muhafaza edilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve onu koruyoruz.

Ha, bu arada, başka bir şey var; son dönemde bu tartışmalar sırasında Yüksek Seçim Kurulu bu 36'ncı maddenin (1)'inci fıkrasını yorumlarken kuruluşa ilişkin olan bu örgütlenme şartını daha sonra "Her dönem için geçerli." diye yorumlamaya başladı ve geneli üzerinde yaptığım konuşmada anlattığım gibi, İYİ Partiden önce Demokratik Sol Partiyle başlayan süreçte "Onların seçime girme hakkı yoktur." diye kararlar vermeye başladı, içtihatlarını değiştirdi. Eskiden Yargıtay Başsavcılığından gelen teşkilatlanma şartına ilişkin yazıyı kabul ediyordu, ondan sonra, kongrelerini yapmış mı diye bakmaya başladı.

Şimdi, değişiklik teklifinin 3'üncü maddenin gerekçesine baktığımızda "Kuruluşa ilişkin (1)'inci fıkrayla ilgili konuyu düzenliyoruz, düzeltiyoruz." diye bir yaklaşım var. Gerçekten de o yorumlardan sonra (1)'inci fıkrayla ilgili bir rötuşa ve düzenlemeye ihtiyaç var. Ancak bunu yaparken yine uygulamada sorunlar çıkaracak, müphem, anlaşılması güç ifadeler konulmuş. Ne diyor? "2 kereden fazla ihmal etmemiş olmak." Şimdi, bir kere, ifadenin probleminin ötesinde "ihmal etmek" hukuki tabirdir, değildir; hep bu tartışmaları yaptık, değildir de haydi, yasa koyucu olarak dedik ki: "Yahu, biz koyduk, bu kavramı biz geliştirdik, kullanıyoruz." İyi de bunu kim belirleyecek? Bir sistem kuruyorsak, bir şey yapıyorsak bunun belirlenmesini netleştirmemiz lazım.

Bakın, böyle geçtiği zaman karşımıza şöyle bir problem çıkıyor: Siyasi Partiler Kanunu'nda en geç iki yılda kongrelerinizi yapmak zorundasınız, bir yıl da uzatma hakkınız var, üç yıl yani azami üç yıl, normali iki yıl, bir yıl uzatmayla üç yıl. Şimdi "ikiden fazla ihmal" dediğiniz zaman, üç yıl geçti, bir; üç takvim yılı bitti, uzattınız, birinci ihlal oldu. Kim tespit edecek, burada görmüyoruz. İki, ikinci üç yıllık devre başladı, ikinci üç yıl da geçti, altı yıl oldu. Kim tespit edecek, nerede kesilecek; bu da belli değil. Üç, iki kere ihmal hakkı var ya, üçüncü ihmale gelecek, bir üç yıl daha mı çalışacak? Nerede başlayacak, nerede bitecek? Dokuz yıl mı süre veriyoruz. Bakın, bu, uygulamada ciddi sıkıntılar yaratacak bir şey.

Ha, pratik bir şey öneriyoruz, diyoruz ki: Bakın, yine sistemin kendi içerisinde çözelim, Siyasi Partiler Kanunu'nun 104'üncü maddesi var, 104'üncü maddede Anayasa Mahkemesi, kurallara uymayan partilere cumhuriyet başsavcısının talebi üzerine ihtar kararı veriyor. Bu kongrelerin yapılmaması meselesinde Anayasa Mahkemesine gidiliyor, usul bu. Yani partiler kongrelerini yapmazsa Yargıtay Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesine müracaat ediyor, Anayasa Mahkemesi de ihtar kararı veriyor. Şimdi, bu maddeyi ihtar kararına bağlarsak, paralellik kurarsak "ikiden fazla ihtar yemiş olan, 3 kere ihtar yemiş olan, 2 kereden fazla ihtar yemiş olan parti" dediğinizde siyasi partileri yasa gereği denetlemekle yükümlü olan yüksek mahkemenin kararına bağlıyoruz, uygulama netleşiyor. Kimse kalkıp da kim ne oldu, kim ne yaptı diye bakmaz ve uygulama bu şekliyle netleşir. Önergemizi bu nedenle verdik. Bu önerge geçerse ileride uygulama konusunda bir tartışmaya yol açmaz diyoruz.

Teşekkür ederim.