| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4336) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 29 .03.2022 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; her şeyden önce iyi niyetle bir kanun teklifi hazırlayan, buraya getiren arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum ancak cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenir. Sayın Aydemir de iyi niyetle bir şeyler söyledi ama bu memleketin dertleri, sorunları o kadar ağır ki şu dünyadaki küresel rekabette Türkiye'ye mesafe aldırabilmek o kadar ağır bir mesuliyet ki iyi niyet sözleriyle hâlledilecek işler değil bunla;.bBunlar sistematik çalışarak uğraşarak didinerek ve ufku açık bir şekilde sürdürülerek hâlledilecek işlerdir. O bakımdan yani neresini düzelteyim diye önce düşündüm ama düzeltmeye çalışmaktan da vazgeçtim. Şunu söyleyeyim sadece: Bu teklif bazında konuşmak istiyorum, kanunlar genel, soyut ve istisnalar dışında da sürekli olur. Buradaki maddelerin hepsi ülkenin hukuk düzenini bozacak niteliktedir. Tamam, iyi niyetle "Şurayı düzeltelim." diye bir şey yapılmış, o iyi niyet gözlüğüyle baktığımızda burada güzel maddeler var ama genel hukuk düzeninin nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir perspektiften baktığımızda, bu maddelerin hemen hepsi Türkiye'deki hukuk düzenini berbat eden, içinden çıkılmaz hâle getiren, sürekli bozan, insanımızı yoran, anlaşılmaz hâle getiren niteliklere sahiptir. Yani hukuk, vatandaşlık bağıyla birbirine bağlı olan insanların ve bu insanların oluşturduğu kurumların düzenli bir şekilde işleyebilmesi için vardır. Çok önemli bir şey, insanların birbiriyle ilişkilerinin sınırları, kuralları, ülkeyi yöneten veya ülkede var olan kamu veya diğer kurumların nasıl olması gerektiği, kuralları ihlal edenlerin nasıl cezalandırılması gerektiği, öngörülebilir bir şekilde, sürekli, genel ve soyut bir şekilde insanların önüne konulmadığı takdirde hukuk yazboz tahtasına çevrildiği sürece bu ülkede huzur olmaz, dirlik olmaz, çözüm olmaz. Sürekli problem üreten bir iktidar yapısı var, ürettiği problemleri çözmek için yine palyatif buraya maddeler getiriyor, sonra da "Bak, bunlar ne güzel." diyor. Ya, böyle güzellik olmaz. İyi niyetle bakarsan bak, "Şurada bir sorunu çözmeye çalıştık." dersin ama o sorunu sen üretiyorsun. Nasıl üretiyorsun? Daha önce yaptığın böyle rastgele düzenlemelerle yapıyorsun. Şu maddelere bakın, çoğu daha önce defalarca değiştirilmiş, düzenlenmiş maddeler. Bir süre sonra getiriyorlar "O maddenin şurası öyle olmasın, böyle olsun." Bir süre sonra bakıyorsun ki "O madde öyle olmasın, böyle olsun." Ya, böyle bir hukuk mantığı olur mu? Olmaz, olmaması lazım ama maalesef bunu görüyoruz. Onun için umutvar değilim bu ortamda.
Şimdi, ekonomiyle ilgili problemler var elbette ama bu problemlerin sebebi de yanlış hükûmet etmekten kaynaklanıyor. Yani iyi niyetli olabilirsin... Her zaman Sayın Aydemir'in -yakınlığımız nedeniyle Aydemir diyorum- İbrahim Bey'in iyi niyetli olduğunu da biliyorum. İstiyor ki bu memlekette her şey güzel olsun, ben de istiyorum bunu. Bu ülkede her şey güzel olsun, insanların yüzü gülsün, birbirleriyle iyi geçinsinler, kucaklaşsınlar, 85 milyon insan "Ne güzel ülkem var, ne güzel devletim, ne güzel basınım, sivil toplum kuruluşum var." desin ama temenni etmekle olmuyor bu işler, bunu nasıl kurgulayacağınla ilgili. Ama Hükûmetin, Hükûmetten de öte iktidarın kurguları yanlış, yanlış kurgularda bulunuyor. Bugün memleket cayır cayır yanıyor. Yahu, 3 rakamlı enflasyonu ne zaman gördü bu ülke ya? 2000'li yıllarda, 2001 krizinde bile görmediği bir enflasyon. ÜFE, bakıyorsunuz yüzde 105 olmuş. Markete gittiğim zaman alışveriş yaparken ben korkuyorum. Evime gelecek bilmem doğal gaz faturasından, elektrik faturasından ben ürküyorum. Böyle bir hâl var memlekette ama bu hâlin sorumlusu iç güçler, dış güçler vesaire değil bir kere bu Hükûmet hadi, her şey güzel de anladık da... Ya hükûmet etmek demek, sorumluluğu kabul etmek demektir. Benim nazarımda hiçbir kamusal unvan hiç kimsenin makamını, yetkisini göstermez, her kamusal unvan o makamda oturanın sorumluluklarını gösterir. Şimdi, hep yetkilerini konuşturan, ne kadar yetkili olduğunu göstermeye çalışan insanlarla dolmuş ülke. Ya, her biri... Üstelik, unvanlar yükseldikçe sorumluluk artar. Şu Hükûmetin hadi, her şey güzel de yaptığı bir şeye, yanlış bir şeye "Bunun sorumlusu benim." dediğini duydunuz mu ya! Bu, bir sorun değil mi?
Bakın, bir ülkede çok sorun olabilir ama kök sorun siyasetin kendisidir. Bütün sorunlar o kök sorunun bir uzantısıdır ve bugün memlekette sorumluluk duygusu olmayan, ortaya çıkan olumsuzluklarda sorumlu olduğunu telaffuz etmeyen, sorumlu olduğunu söyleyenleri de bastırmaya, susturmaya çalışan bir iktidar yapısı var. Bundan daha büyük sorun olur mu? Olmaz. Çok basit ya... Bilmem "Politika faizini indireceğiz." dediler, faiz indirme değildi o; "politika faizi" dediğiniz Merkez Bankasının bankalara verdiği paraya uyguladığı faiz demektir. "Politika faizini indireceğiz 100 baz puan." İktisatçıların hepsi, muhalefet de dâhil "Aman yapmayın bunu, Merkez Bankası rezervleri eksiye düşmüş, enflasyon tırmanma eğiliminde, bu konjonktürde politika faizi indirilmez; enflasyonu artırırsınız, kuru patlatırsınız." dedi, dinlemediler 100 puan indirildi; arkasından enflasyon arttı, kur arttı; bir 100 baz puan yine indirildi, yine kur arttı, enflasyon arttı; arkasından 200 baz puan düşürdüler politika faizini -iktidarın encamını anlatıyorum- yine kur fırladı, enflasyon arttı; 4'üncü kez 100 baz puan tekrar indirmeye kalktığında bütün iktisatçılar "Ya, yapmayın, etmeyin, tutmayın; kuru fırlatacaksın, enflasyonu patlatacaksınız." dedi. Buna rağmen indirdiler 4'üncü kez; kur fırladı 18'e, kıyametler koptu. Bu sefer Hükûmet "Bu politika faizini düşürmeyin, kuru, enflasyonu patlatacaksınız." diyen ne kadar iktisatçı varsa profesör, öğretim üyesi, ülkenin bilinen, birikimi olan insanların hepsi hakkında dava açtı; "Kuru bunlar yükseltti." diye. Ya Allah'tan korkun; kuru yükselten sensin, enflasyonu patlatan sensin. Hadi, 3 puan düşürdün, 18'den 15'e indirdin kuru, enflasyon durdu mu? Sen tetikledin, hâlâ devam ediyor. Şimdi, böyle bir ortamda biz Hükûmet masumdur, iktidar iyi niyetlidir, iyi şeyler düşünüyor nasıl diyeceğiz ya!
Cumhuriyet tarihi boyunca bakın, ben size söyleyeyim şu dört, beş yıldır bu ülkenin yaşadığı buhranı, krizi bu ülke hiçbir dönemde yaşamadı. En azından bunu kabul edelim ya! 29 Buhranı bütün dünyayı kasıp kavurmuştur, yeni bir politika getirmiştir o dönemin yöneticileri ve sanayileşme hamlesi başlatmışlardır, o dönemi dünya yanarken avantajla kapatmışlardır. Daha sonraki bütün krizlere bakın, bir sene sürmüştür ya; 2001 krizi bile bir sene sürmüştür, 94 krizi bile bir sene sürmüştür, 2002'de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelirken ekonomi düzelmişti, göstergeler düzelmişti. Şimdi, 2018'in Ağustosunda patladı; enflasyon patladı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, Sayın Şener, buyurun lütfen, tamamlayın.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...o günden bugüne kadar dört yılı bulmuştur, ondan önceki bir yıl da zaten kriz koşulları vardı, beş yıldır memleket cayır cayır yanıyor. Beş yıldır memleketin yandığı bir dönem olmadı bu ülkede. Sonra, eski krizlerde bazı sektörler etkilenirdi, bazı sektörlerde rahatlama olurdu. Şimdi, bütün sektörleri mahvetmişsiniz ya, ihracata çalışan bazı imalat sektörleri hariç. Etmeyin, tutmayın İbrahim Bey, Hükûmet olarak, iktidar olarak "Bizim de yanlışımız var, şu politikaları yanlış uyguladık." deyin bari. Bir kere söyleyin ya, bir kere, hasret kaldım "Benim sorumluluğum vardır." diyecek bir iktidara.
Şimdi, buradaki maddelere bakıyorum; ya Allah'tan korkmak lazım, bu, ne kadar düzensizlik ne kadar öngörüsüzlük ne kadar garabet. Yine kurumlar vergisinin oranını belli sektörlerle bağlantılı olarak yüzde 20'den 25'e çıkarıyor. Ya, bu, bir sene içerisinde bu Komisyona gelen kaçıncı kurumlar vergisi oranıyla oynamaktır ya. "Kurumlar vergisi" dediğiniz temel bir kanundur, temel bir vergidir; hele, buradaki vergi oranı, o da temel bir maddedir. İkide bir işine gelen sektöre göre, işine gelen konjonktüre göre bununla oynanır mı ya! Daha önce işte, Nisan 2021'de yapılan değişiklikle kurumlar vergisi oranı 2021 yılı için yüzde 25, 2022 yılı için yüzde 23 olarak değiştirilmişti yani 21'de yüzde 25 oranında artırılmış, 22 yılı için de yüzde 15 oranında artırılmıştı ama ondan önceki üç sene içerisinde de yani 2018, 2019, 2020 yılları içinde kurumlar vergisi oranı yüzde 10 artırılmıştı. Her sene kurumlar vergisi oranı değişiyor. Şimdi, burada da bilmem ne sayılı kanun kapsamındaki şirketler, şunlar, bunlar; "Bunlar yüzde 25 ödesin." deniliyor. Ya, hangi şirket olursa olsun kazanıyorsa kardeşim, kazanıyorsa kazancına göre muamele görür. O kurum olduğu hâlde, öbürü kurum olduğu halde "Şu ödesin, bu ödemesin." olur mu? Eskiden piyasadaki rekabeti eşitlemek için, rekabet eşitliğini sağlamak için bütün kamu iktisadi kuruluşları özel şirketlerin ödediği kadar kurumlar vergisi öderdi. Şimdi, Varlık Fonundaki bütün şirketler vergiden muaf. Ya, bunların bir mantığı var, mantığı, ekonomik bir rasyonalitesi var, mantığı var; "Ondan vergi alalım, bundan almayalım, ondan aynı vergiyi biraz fazla alalım, öbüründen biraz az alalım."
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, Sayın Şener, teşekkür ediyorum.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Böyle bir düzenleme yapılmaz ki ya!
Diğer maddeler de var, bilmem, 2021'e kadar yapılacak işe şimdi, 23'e kadar olsun; bilmem, bir yıl idi, bilmem efendim üç yıl olsun. Ya bir yılı çıkaran da sensin, üç yılı getiren de sensin. Arkadaşlar, böyle bir hukuk mantığı olmaz, böyle bir kanunlaştırma mantığı olmaz. Artık yani ben bu Komisyonda bulunmaktan da rahatsız olmaya başladım. Bir hukuk mantığına uygun kanun tekliflerinin geldiği, ilgili alanı öngören, o öngörüye göre genel, soyut ve sürekli nitelik kazanacak maddeler getirin ya.
Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.