| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 117 Milletvekilinin; Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 29 .03.2022 |
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, değerli milletvekillerimiz, sevgili bürokrat arkadaşlarımız ve değerli basın mensubu arkadaşlarım; herkesi öncelikle saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Evet bir torba yasayla daha yine karşı karşıyayız. Benim milletvekili olarak üç buçuk yılım tamamlandı. Üç buçuk yıldan bu yana torba yasa dışında bir yasa yapma tekniğiyle maalesef henüz karşılaşmadım, henüz tecrübe edemedim.
Bu kanun, torba yasa ne zaman geldi ve hangi şartlarda geldi, bir bunu da konuşmak lazım. Torba yasa kadına karşı şiddetin önlenmesi, Ceza ve İnfaz Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda değişiklik ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesini içeren bazı maddeler üzerine geldi ve tam da ne zaman geldi? İstanbul Sözleşmesi'nden çıktığımızın birinci yılının bitiminde geldi. Peki, başka ne zaman geldi? İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede hukuksuzca tek kişilik bir imzayla çekilmeye ilişkin kararın iptali için açılan davalarda Danıştayda verilen mütalaada bendeki "Evet davacı taraflar haklıdır, İstanbul Sözleşmesi'nden, bir uluslararası sözleşmeden böyle bir gecede bir kişinin iradesiyle, bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla çıkılamaz." mütalaası verildiğinde geldi. Başka ne zaman geldi? Ceza Genel Kurulunda 19,5-20 santimetreye yakın bir bıçağı yanına alarak bir kadına gidip evlenme teklif edip "Kadın evlenme teklifini kabul etmedi." diye tasarlayarak adam öldürmeden cezalandırılması gerekirken "Evlenme teklifini reddetti diye kapıldığı duygusal bunalım nedeniyle öldürmüştür." Bu nedenle de "Bıçağı da kurban bayramı yaklaşıyor, kurbanlık almaya gittiği için yanına almıştır." gerekçeleriyle cezasızlık yaptırımıyla baş başa bırakıldığı zamana denk gelmiştir. Bu nedenle bu kanunun kadına karşı şiddetin önlenmesi, kadına karşı şiddetle mücadeleye ilişkin bir niyet taşımadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymak gerekir. Bu kanun hazırlanırken yıllarca kadın mücadelesi, kadın hakları mücadelesi veren hiçbir sivil toplum örgütünün görüşü alınmamış, baroların görüşü alınmamış. Sivil toplum bu kanunun neresinde, hangi görüşü ifade etmişler, hangi maddeye ilişkin görüş alınmış? Maalesef hiçbirine karşı. Bunu da buradan ifade etmek gerekir.
Yine, kanunda İstanbul Sözleşmesi'nden, hani bir gecede çok uydurma gerekçelerle yürürlükten kaldırmaya kalktığınız... Ama bize göre 6251 sayılı Uygun Bulma Kanunu hâlâ yürürlükteyse İstanbul Sözleşmesi de yürürlüktedir. İstanbul Sözleşmesi'nin içeriğindeki birçok düzenlemeyi buraya almaya çalışmışsınız ama almamışsınız. Bunun da birazdan sebeplerini anlatacağım.
Değerli arkadaşlar, İstanbul Sözleşmesi'ni imzaladığımızda o iktidarın bayram havasını hepimiz biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeye ilişkin karar henüz daha yayımlanmadan, henüz daha bu düzenlemeler için kamuoyu tepkisinden dolayı alt kırılımlarda yoklamalar çekilirken bir şey yaptınız. Kasım ayında "İstanbul Sözleşmesi'ni etkin uygulayacağız." diyerek Avrupa Birliği ve Avrupa Komisyonundan 2019 Kasımında 800 bin euro hibe aldınız ve "Bu hibe projesiyle biz İstanbul Sözleşmesi'ni etkin uygulayacağız, bu etkin uygulamaya ilişkin düzenlemeleri, eğitimleri vereceğiz, bunun için hibe istiyoruz. Bu eğitimleri ve bu etkin uygulamaya ilişkin düzenlemeleri 2020'nin Mayıs ayı sonuna kadar yapacağız." dediniz. Kasım 2019'da 800 bin euroyu aldınız, 2021'nin Mart ayında, 20 Mart günü de İstanbul Sözleşmesi'nden geri çekildiniz ama aldığınız para hâlâ sizde. Aldığınız parayla "Mayıs 2022'ye kadar uygulayacağız." dediğiniz projelerin de hiçbirisini yapmadınız. Şimdi, o 800 bin euroyu niye aldınız, İstanbul Sözleşmesi'nden niye çekildiniz? Bunun da bir hesabının burada sorgulanması gerekir diye düşünüyorum.
Peki, kadına karşı şiddetin önlenememesi, kadına karşı şiddetin sona ermemesinin sebebi cezaların caydırıcılığı ise dört ay cezayı altı aya çıkartarak, altı aylık cezayı dokuz aya çıkararak, iki yıllık alt sınırı iki yıl dört ay yaparak caydırıcılığı sağlayabilecek misiniz? Bu böyle bir olanak sağlayacak mı? Ya da zaten kadına karşı şiddet ve kadın cinayetlerinde, toplumda özellikle şiddette "Nasıl olsa bir şey olmuyor, bir gün bile cezaevinde kalmadan çıkıp gidiyorum." diye cesaretlenmiş failler var, bu getirdiğiniz düzenleme o failleri caydıracak mı? Zaten cezasızlık algısı bu kadar toplumda yayılmış iken dört aylık cezayı iki ay arttırarak altı aya çıkartmak ve bunu da sanki "çok büyük devrim, reform" diyerek kamuoyuna tanıtıp arkasından yine aynı cezasızlık sonucuna erişmesi kadına karşı şiddet faillerini daha da cesaretlendirmeyecek mi? Bu cezaların sürelerinin arttırılması hükmün açıklanmasının geri bırakılması sınırının altında olduğu sürece inanın hiçbir caydırıcılığı olmaz. Zaten aslında kadına karşı şiddet suçlarında sorun sadece ceza miktarı değildir. Madem bir torba yaptınız keşke bugün burada Ceza İnfaz Kanunu'na ilişkin de bu torbaya bir düzenleme koysaydınız, kamu davasının açılmasının ertelenmesi, hapis cezasının ertelenmesi, hapis cezalarının seçenek yaptırımlara dönüştürülmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve basit yargılama kurumlarının kadına karşı şiddet suçlarında uygulanmayacağına ilişkin de bir düzenleme getirseydiniz işte o zaman belki bu düzenleme, bu kanun teklifi bir işe yarardı ama bu hâliyle hiçbir işe yaramayacağını, bilakis toplumdaki kadına karşı şiddet suçlarındaki cezasızlık algısını daha da güçlendireceğini buradan ifade etmeyi bir sorumluluk olarak görmekteyim.
Değerli arkadaşlar, indirim... Kamuoyunda, basında "kravat indirimi" denen düzenlemenin kanun metninde yeri var, getirmişsiniz. Eksik mi? Evet, eksik ama buna rağmen getirilmesi olumlu mu? Tabii ki olumlu... Ama bir şey sormak istiyorum ya da bir şeyi ifade etmek isterim burada: "Kırmızı pantolon giydi. diye, beyaz pantolon giydi diye, kırmızı ruj sürdü diye öldürdüm." diyenlere uygulanan haksız tahrik ne olacak? Haksız tahrike ilişkin düzenleme bu teklifte neden yok? İyi hal indirimini kaldırıyorsunuz ama kamuoyunda "erkeklik indirimi" diye adlandırılan haksız tahrik konusunda neden burada hiçbir düzenleme yok. Yine, kadınlar beyaz pantolon giydi diye, kırmızı ruj sürdü diye öldürülmeye ya da şiddete maruz bırakılmaya devam mı edecek? Bu kanun, maalesef, bunu da engellemiyor, önlemiyor. Bir milletvekili arkadaşım dedi ki: İşte, Avrupa ülkelerinden, Finlandiya'dan örnekler verdi ve kadına karşı şiddetin ne kadar çok olduğunu yüzdelik dilimlerle ifade etti. Peki, Türkiye'de kadına karşı şiddetin oralar kadar olmadığını, bu verileri nereden çıkarıyorsunuz? 2019'dan beri veri toplamıyorsunuz ki ya da toplasanız bile bu verileri kamuoyuyla aleni, şeffaf bir şekilde de paylaşmıyorsunuz. Aslında, "sağlık çalışanlarına şiddet" ve "kadına şiddet" kelimelerini, cümlelerini aynı torbanın içerisinde düzenleyerek kadına şiddete bakış açınızı bir kez daha ortaya koymuş oluyorsunuz.
Az önce Anayasa'ya aykırılığa ilişkin önergeler oylandı ve reddedildi. Değerli arkadaşlar, hep şunu söyledik: Geçtiğimiz gün KEFEK Komisyonunda konuşmamı yaparken Değerli Komisyon Başkanımız da "Evet, biz tam da bu yüzden bu kanunu getirdik, bu düzenlemeyi getirdik." dedi. Kadına karşı şiddet suçlarının, kadına karşı sırf kadın olduğu için uygulanan suçlar olarak düzenlenmesi gerekir. "Kadına karşı" diye düzenlediğiniz zaman Anayasa'nın 10'uncu maddesine aykırı olacaktır. Eğer amacınız "Biz bunu bu şekilde düzenleyelim, Cumhuriyet Halk Partisi ya da muhalefet Anayasa Mahkemesine gitsin. Ey kadınlar! Ne yapalım? Biz düzenlemeyi getirdik ama Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine dava açtı ve şiddetin önlenmesi için verdiğimiz mücadeleden, sizin için verdiğimiz mücadeleden bu şekilde dönülmesini sağladı." demekse üzgünüm yani bu zevki, bu amacı size tattırmayacağız; bunu da açıkça ifade etmek isterim.
Evet, bu kanunda düzenlenen cezaların, işte, dört ayı altı ay yapmanın, altı ayı dokuz ay yapmanın, eziyeti iki yıldan iki yıl dört aya çıkarmanın failler için, kadına karşı şiddet failleri için hiçbir caydırıcılığının olmadığının bir kez daha altını çizerek ifade etmek isterim.
Bir de İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede hukuksuzca çekildiniz. Peki, İstanbul Sözleşmesi "ısrarlı takip" diyordu, madem İstanbul Sözleşmesi bu kadar kötüydü, ısrarlı takibi getirdiniz, doğru mu? Evet, doğru. Sonuna kadar da ısrarlı takibin özel bir suç olarak bu düzenlemede kadına karşı şiddet suçlarının önlenmesi için var olması ve kanunda yer almasının önemini uzun yıllardır söylüyoruz ve bu konuda ben ve birçok milletvekili arkadaşımızın da kanun teklifleri Parlamentoda bekletiliyor. Peki, ısrarlı takip sizce nedir? Israrlı takip, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak mıdır? Israrlı takip, sadece kişinin huzurunu ve sükûnunu bozmak mıdır? Çünkü Türk Ceza Kanunu'nda bu bölümde düzenliyorsunuz. Oysa ki ısrarlı takip sadece huzur ve sükûnu bozmaz; ısrarlı takip, öyle beter bir durumdur ki birçok ısrarlı takibin sonucu cinayete kadar, can almaya kadar gitmiştir. O nedenle ısrarlı takibi sadece "kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması" ya da "huzur ve sükûnun bozulması" bölümünde düzenler ve böyle basite indirirseniz, indirgerseniz bu kanunda ısrarlı takibin varlığı ve düzenlenmesinin hiçbir sonucu olmayacaktır. Bir de ısrarlı takipte, işte, altı aydan bir yıla kadar mı deniyor? Alt sınır altı ay. Israrlı takipte fail olan kişiyi, cesaret etti, ısrarlı takibe maruz kalan kadın gitti şikâyet etti, gidecek emniyette ifadesini verecek, bir gün bile cezaevine girmeyecek. Peki, altı aylık alt sınır, girip, şikâyetten sonra herhangi bir yaptırıma, caydırıcı yaptırıma dönüşmeyeceğinden dolayı peki ne olacak? O ısrarlı takibi yapan, ısrarlı takiple eziyetin en ağır şeklini kadına karşı uygulayan sanık, fail ne yapacak? Belki de, ifadeyi verdikten sonra gidecek "Sen beni şikâyet ettin." deyip can alacak. Peki, bunun sorumluluğunu kim üstlenecek? Eğer ısrarlı takibin gerçekten önlenmesi için caydırıcı olmasını talep ediyorsak alınacak olan... Bir, öncelikle ısrarlı takip suçunu "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, huzur ve sükûnu bozma" bölümünden çıkartılıp Türk Ceza Kanunu'nda eziyet ve işkencenin düzenlendiği bölüme almamız gerekir çünkü ısrarlı takip eziyetin en ağırı, eziyetin en beteridir aslında.
Yine, ısrarlı takipte altı aylık alt sınırı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin sınırın üstünde almak zorundasınız ki bir caydırıcılığı olsun, bu hâliyle hiçbir caydırıcılığının olmadığını bir kez daha ifade edeyim. Deniyor ki: "Ciddi bir huzursuzluk yaratması." Ve gerekçeye baktım, gerekçede "ciddi bir huzursuzluğun" tanımı yapılmamış. Nedir ciddi bir huzursuzluk? Belki ben 3 kez telefonla rahatsız edilmekten, kapıma 2 kez bilmediğim bir kişi tarafından çiçek bırakılmasından huzursuz olacağım, bir başkası bunun 1 kez yapılmasından dolayı ciddi huzursuzluk yaşayacak, bunun tanımı yok. Gerekçede neyin ciddi huzursuzluk yaratacağına ilişkin herhangi bir ölçüt, kıstas belirlenmemiş. Bunu tekrar gözden geçirmek gerekir
Yine, ısrarlı takipte "ayrılık kararı verilen veya boşanılan eşe karşı" denmiş. Peki, sevgili tarafından ısrarlı takibe maruz bırakılması ne olacak? Nişanlısı tarafından ısrarlı takibe maruz bırakılanların bu kanundan, bu düzenlemeden faydalanma hakkı olmayacak mı? Onlar bu nitelikli hâlde neden düzenlenmedi? Ya da imam nikâhlı eşe karşı oldu, ne olacak? Ne olacak? Israrlı takip suç olmayacak mı o zaman? Bu kanunun nitelikli hâllerine bu şekilde düzenlenmesi mutlaka gerekli. Israrlı takibi şikâyete bağlı hâle getirmişiz. Israrlı takip kişiye musallat olmak, canından bezdirecek noktaya... Evini, işini, her şeyini terk edip bambaşka yerlerde gizlice yaşamayı zorunlu kılacak beter bir iştir. Şimdi siz diyorsunuz ki: "Eğer ısrarlı takibe maruz kaldıysan gel şikâyetçi ol." Üstelik suçun nitelikli hâllerini bile şikâyete tabi yapmışsınız. Neden kamu davası olarak düzenlemiyorsunuz? Neden burada bunun bir kamu davası olduğunun altını çizerek buna göre bir düzenleme getirmiyorsunuz? Bu şekilde bu suçtan herhangi caydırıcı bir netice alınması mümkün değildir.
İstanbul Sözleşmesi 4 temel yükümlülük yükler. Aynı zamanda 6284 sayılı Kanun da benzer bir düzenlemedir çünkü 6284 sayılı Kanun İstanbul Sözleşmesi'ni uygulama kanunudur. Der ki: "Önce kadına şiddeti önle. Önleyemiyorsan koru. Koruyamıyorsan etkin yargıla ve buna uyumlu politikalar geliştir." Kadına şiddetin önlenmesi için bu düzenlemede ne var? Kadının korunması için ne var? Ya da etkin yargılanması için ne var? Ya da politika oluşturulması için ne var? Hiçbir şey yok. O nedenle bu kanun kadına karşı şiddetin önlenmesinde inanın bir arpa boyu ilerleme sağlamayacaktır.
Israrlı takibin altını bir kez daha çizmek isterim. Geçtiğimiz gün KEFEK Komisyonunda Sayın Öznur Çalık dedi ki: "Israrlı takip, aynı zamanda, burada düzenledikten sonra 6284'te de düzenleme getirir." Eğer siz bu kanunu, 6284'e uzanmak, 6284'ün hükümleriyle oynamak, bunu da bu kanun teklifini de bahane olarak kullanmak istiyorsanız, inanın hiç bu yola gitmeyin. Bu yola başvurmak, bu yola tevessül etmek... Gerçekten kadın mücadelesinin göstereceği tepkiyi ve Türkiye'deki kadın mücadelesinin ve 84 milyonluk nüfusun yarısını oluşturan -42 milyon- kadının nasıl bir cevap vereceğini inanın şaşkınlıkla gözlemlersiniz. O nedenle, eğer kadına karşı şiddetin önlenmesi ve kadına karşı şiddetin faillerinin etkin yargılanması ve cezasızlıkla sonuçlanmaması için gerçek bir niyetiniz varsa gelin, İstanbul Sözleşmesi'ni uygulayalım, İstanbul Sözleşmesi'nin özellikle toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin ve kadına karşı şiddet, çocuğa karşı şiddet ve istismar suçlarına ilişkin etkin uygulama ve düzenlemelerini hayata geçirelim. Böylelikle aldığınız 800 bin avronun da hakkını vermiş olursunuz diyorum.
Teşekkür ediyorum.